11.06.2010

En Büyük Hastalığımız: Gıybet


"İnsan öldürmek dinde haram olduğu gibi, bir adamın arkasından gıybetini yapmak da haram­dır.”

Bir kimsenin arkasından, söylenenleri işittiği takdirde gü­­ceneceği bir ayıp ve kusurunu başkalarına lisanen anmak veya göz veya el ile işaret ederek veya herhangi bir surette anlatmak veya ayıplamak gıybettir.


Gıybet ve çekiştirme bir afet-i lisaniyedir ki, insanlar ara­sın­da lâzım olan sevgi, saygı, bağlılık ve yardımlaşma gibi bir takım yüksek meziyetlerin aradan kalkıp, bunların ye­ri­ne buğz, adavet, nifak, zulüm, hıyanet ve düşmana karşı ittifak­sızlık ve bunlara terettüp eden fena neticeleri ortaya çıka­rır ki, bu da esaret ve zillete düşmeyi mucip olur.


* * *


Ebu Said-i Hudrî’ye (r.a.) Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Ves­selâm buyurmuşlar ki:

“Semaya isra olunduğum gece, yani Miraç gecesi bir kav­me uğradım. Yanlarında et kesilir, sonra eti yutarlar. Sonra onlara denilir: ‘Yeyiniz kardeşinizin etinden, yediği­nizi yiyiniz.’
“Dedim: ‘Ya Cebrail bunlar kimlerdir?’ Dedi: ‘Bunlar üm­metinden, lemmazlar yani gıybetçilerdir.”

* * *
Bir kimsenin şahsı veya eşyasından bir şey hakkında mev­cut bir kusuru o kimsenin gıyabında ayıp ve kusur sa­ya­rak, başkalarına sayıp dökmek gıybet olur.

Fakih Ebu’l-Leys (r.h.) Tenbihu’l-Gafilin adlı kitabında de­miş ki:

“Bir kimse birisi hakkında, ‘Fulanın elbisesi uzun­dur veyahut kısadır’ dese, libas sahibi o sözden gücenecekse o söz gıybet olur.

* * *

Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin huzur-u saadetlerine kısa boylu bir kadın gelmiş.
Meramını giderdikten sonra yanlarından ayrıldığında, Hazret-i Aişe (r.anha) kadın hakkında, “Ne acep kısa kadın­mış” demiş.
Hazret-i Peygamber (a.s.m.), “Gıybet ettin” buyurmuşlar.

Hazret-i Aişe validemiz, “Ya Resulallah, ancak onda olanı söyledim” demiş.
Resul-ü Ekrem (a.s.m.) buyurmuşlar ki: “Onda olan çir­ki­ni andın.”

* * *
İbrahim bin Ethem Hazretleri buyurur ki:

“Yalancı dünyanı dostlarına vermekten buhledersin, âhi­retini de sevmediğin düşmanına bahşiş çekmede cömert­lik edersin. Ancak ne buhlünde özür sahibisin, ne de bu cö­mert­likte makbulsün.”
Yani dostlarına dünya işlerinde yardım etmekten cimri­lik edersin, sevmediğin kimselere ise arkalarından gıybet etmekle uhrevî amellerinin sevaplarını o gıybet ettiğin kim­se­lere verirsin.

* * *
Hasan-ı Basrî Hazretlerine bir kimse, “Seni filan adam gıy­bet etti” demiş.
Bunun üzerine Hasan-ı Basrî, gıybet eden kimseye bir tabak dolusu hurma hediye göndermiş, onu böylece ikram et­miş ve demiş ki:

“Sen bana hasenatından, sevaplarından ikram etmişsin. Bu ikramına karşı ben layıkı vechiyle mukabelede buluna­ma­yacağım, mazur görünüz.”

Bir kimse başka birini gıybet ederse, gıybet olunan kim­seye gıybet eden kimsenin sevapları Cenab-ı Hak tarafından verilir.

* * *

Ashab-ı Kiramdan Ebu Ümame demiş:

“Kıyamet gü­nün­de herkesin amel defteri eline verilirken bir kısım kim­seler görür ki, defterinde işlemediği amellerin sevapları var. Der ki: ‘Ya Rab bunlar nereden gelmiş?’ Buyu­ru­lur ki: ‘Bunlar se­nin haberin yokken insanların seni gıybet etmeleri sebebiy­le verilmiştir.”

* * *

Suddi Radıyallahu Anh buyurdu ki:

Bir seferde bir kısım zâtlarla birlikte Selman-ı Farisî de var­dı. O cemaatte Hazret-i Ömer de mevcuttu. Cemaat bir yer­­de konakladı. Yemeklerini hazırladılar. Cemaatten bazı­ları:

“Yemek hazır, Selman çadırlara girmek istemiyor” dedi­ler.

Sonra Selman’a, “Hazret-i Peygamber Efendimize (a.s.m.) git, bizim için biraz yemek iste” dediler.

Selman, Hazret-i Peygambere gitti. Cemaatin bu arzu­su­nu söyleyince, Hazret-i Peygamber Efendimiz buyurdular ki:

“Onlara haber ver, onlar katıklandılar.”

Selman-ı Farisî gelerek Hazret-i Peygamber Efendimizin bu sözünü tebliğ etti. Cemaat Selman-ı Farisî’ye dedi ki:

“Biz henüz bir şey yemedik.”

Selman-ı Farisî, “Peygamber Efendimiz size yalan söyle­medi” dedi.
Cemaat bunun üzerine huzur-u saadete geldiler. Hazret-i Resul onlara ferman etti ki:
“Kardeşiniz uyurken söylediğiniz şeyler size katık oldu.”

Sonra da Sûre-i Hucurat’ın 12. âyet-i celilesini cemaata oku­­dular. Meal-i âlisi şudur ki:

“Ey mü’minler, zannın birçoğundan kaçının. Çünkü zan­nın bir kısmı büyük günahtır. Birbirinizin gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayın; birbirinizi gıybet de etmeyin. Siz­den biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksinirsiniz. Öyleyse Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah tevbeleri kabul edici ve çok merhamet edicidir.”




Yazar: Zübeyir Gündüzalp

1 yorum:

Râna dedi ki...

Zannımıza göre kişiyi etiketliyoruz, maalesef ki çoğu zaman da su-i zan ve başkalarının zihinlerinde de o kişiyi aynen o şekilde çerçeveliyoruz. Kişinin onurunu başkalarının gözünde de alşağı ediyoruz... Ne büyük günah... Sahibi hiç razı olur mu? ne bizim için yapılana, ne bizim yaptığımıza...