«Receb» kelime olarak «tercib» mastarindan türemistir ki tazim ve hürmet mânâsina gelir. Bu ayda tevbe edenlere rahmet yagdigi ve ibadet isleyenlere nûr indigi için bu aya «Asap» adi da verilir. Bu ayda savasma egilimi duyulmadigindan dolayi onun bir diger adi da «Esam» dir.
Ileri sürüldügüne göre, Receb, suyu sütten ak, baldan tatli ve buzdan soguk bir cennet nehrinin adidir. Bu sudan sâdece Receb Ayi'nda oruç tutanlar içebilir.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Receb, Allah'in, Saban benim ve Ramazan da Ümmetimin ayidir.»
Hikmet ehli der ki: «Receb kelimesi üç harften ibarettir. «Ra» «cim» «Bâ», «Ra» Allah'in rahmetini. «Cim» kulun suç ve cürmünü. «Ba» da Allâh'in iyiliginin bereketini temsil eder. Kelimenin bu harfleri vasitasi ile sanki ulu Allah «Kulunun suç ve günahini rahmet ve iyiligim arasina alirim» diye buyurur gibidir.»
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Kim Receb ayinin yirmi yedinci gecesi oruç tutarsa, amel defterine altmis aylik orucun sevabi yazilir.»
Receb ayinin yirmi yedinci günü. Cebrail (A.S)'in Peygamberimize ilk defa vahiy getirdigi ve Peygamberimizin Mirâç'a çiktigi gündür.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Beni dinleyin. Receb, insanlarin kavga düsüncesine kapilmadiktan bir Allah Ayi'dir. Inanarak ve önem vererek Receb Ayi'ndan bir gün oruç tutanlar ulu Allah'in Rtzasi'ni hak ederler."
Ileri sürüldügüne göre, ulu Allah Zilka'de, "Zilhicce, Muharrem ve Receb Aylari'ni, senenin diger aylarinin süsü olarak yaratmistir.
Nitekim ulu Allah: «Aylarin sayisi Allah katinda, Allah'in Kitabinda on ikidir. Onlarin dördü dokunulmazlik aylaridir» buyuruyor. Dokunulmaz dört ayin ücü arka arkayadir. Yalniz bir tanesi -ki o da Receb'dir- tek basinadir.
Söylendigine göre Beyt-ül Makdis'de bir kadin Receb Ayi'in her günü on iki bin kere ihlâs Sûresi'ni okur ve bu ay boyunca kaba islemeli bir elbise giyerdi.
Bir gün hastalandi, ogluna ölünce kendisini kaba elbisesi ile topraga vermesini vasiyyet etti.
Ölünce oglu kadini pahali bir kefene sardi. Gece onu rüyasinda gördü. Kadin rüyada ogluna «Ben senden razi degilim. Çünki sen, vasiyyettmi uygulamadin.» dedi.
Oglan korkarak uyandi Yeniden anasini icine sarmak üzere kaba islemeli elbiseyi yanina alarak mezarliga vardi. Kabri acinca anasinin cesedini bulamadi, sasirdi.
Bu sirada kulagina «Bize Receb Ayi'nda ibâdet edeni bizim yapayalniz birakmayacagimizi bilmiyor musun» diye bir ses geldi.
ileri sürüldügüne göre, Receb Ayi'nm ilk Cuma Gecesi'nin üçte ikisinden sonra sabaha kadar bütün melekler tek tek Receb Ayi içinde oruç tutanlar için duâ ederler.
Peygamber'imîz (S-A.S.) buyuruyor ki:
"Kim dokunulmaz oylardan (Zilka'da, Zilhicce, Muharrem ve Receb Aylari) üçer gün oruç tutarsa amel defterine dokuzyüz senelik ibadet sevabi yazilir."
Hadisi rivayet eden Enes Ibni Mâlik : «Bu hadisi, Peygamber´imizin kendisinden isitmedimse kulaklarim sagir olsun!» demistir.
Lâtif bir degerlendirme: Haram aylari dörttür. En büyük melekler dörttür. Allâh'dan gelen baslica Kitablar dörttür. Abdest âzâlari dörttür. Tesbih cümlelerinin en faziletlileri dörttür.
Onlar da "Sübhanallah, elhamdülillah, Lâ ilâhe illallâh. Allâhu Ekber" ,dir. Sayilarin temeli dörttür. Birler, onlar, yüzler, binler. Zaman birimleri saat, gün, ay ve yil olmak üzere dörttür.
Mevsimler ilkbahar, yaz, sonbahar ve kis olmak üzere dörttür. Maddelerin hali sicaklik, sogukluk, kuruluk ve yaslik olmak üzere dörttür, insan vücudunun baslica unsurlan safra, koyu sivi, kan ve balgam olmak üzere dörttür. Rasid halifler Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Ali (R. Anhum) olmak üzere dörttür.)
Deyleminin rivayetine göre: Hz. Ayse söyle buyurmustur:
Peygamber'imizi
«Allah su dört gecede rahmet yagdirir. Kurban Bayrami Gecesi, Ramazan Bayrami Gecesi, Saban Ayi'nin onbesinci Gecesi ve Receb Ayi'nin ilk gecesi» buyururken isittim.»
Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:
«— Bes gece vardir ki, Allah o geceler içinde kendisine yapilan dualari mutlaka kabul eder: Recebin ilk gecesi. Saban´in onbesinci gecesi. Cuma Gecesi. Ramazan ve Kurban Bayramlarinin
"Tüm İslam Aleminin Bu Mübarek Gecesi Hayırlara ve dualarımıza vesile olsun Rabbim Rahmet kapısından meccanen içeri alıversin İnşaallah..."
------------------------------------------------------------------------------
Kalplerin Keşfi İmam-ı Gazali (rah. aleyh)
22.05.2012
21.03.2012
Sinsi Tuzak; Hem Sünnete Hem Kazaya Niyet Etmek
Hem bir kaza namazına, hem de vaktin sünnetine olmak üzere bir
namazın iki ayrı niyyetle kılınması ise, kaynak niteliği taşımayan
(Necâtü'l-mü'minin ve benzeri) bazı ilmihal tipi kitaplar ile bu
kitaplardan nakiller yapan kişiler dışında, Hanefî müctehid ve
fakihlerince câiz görülmemektedir.
Bilindiği üzere, sünnet ve nafile namazların sıhhati için, mutlak namaz niyyeti yeterli ise de, farz ve vacip namazların sıhhati için, (söz gelimi, "Bu günkü öğle namazının farzı..." veya "Dünkü ikindinin kazası..." gibi) niyyette kılınacak namazın hem aslını, hem isim ve vasfını tayin şarttır. (1) Bu itibarla, sünnet veya nafile bir namazda, söz gelimi hem tahiyyetü'l-mescid, hem duha (kuşluk) gibi, iki ayrı niyyet câiz görülmekte ise de, -ister edâ, ister kaza olsun-; bir farz namazda iki ayrı niyyet câiz değildir. Bu takdirde niyyet, bunlardan kuvvetli olana masruf olur.
Mesela; aynı namaz için:
a. Biri farz-ı ayn, diğeri farz-ı kifâye iki ayrı farz namaza niyyet, farz-ı ayn olan namaz için;
b. Biri vakti girmiş, diğeri henüz vakti girmemiş iki ayrı namaza niyyet, vakti girmiş olan namaz için;
c. Biri edâ, diğeri kaza iki ayrı farz namaza niyyet, -vakit müsait ise; kaza için; vakit dar ise, vaktin farzının edâsı için;
d. İki ayrı vaktin kazasına niyyet, -kişi sahib-i tertib ise; ilk kazaya kalan için; (aksi halde bu niyyetin hükmü yoktur.)
e. Hem bir nafileye, hem cenaze namazına niyyet, -nafile rükû ve secdeli kâmil namaz olması itibariyle; nafile için;
f. Hem farz (mesela bir kaza namazı), hem de sünnet veya nafile bir namaza niyet, -İmam Ebû Yusufa göre; sadece farz namaz için geçerli olur. İmam Muhammed'e göre ise, sonuncusunda her ikisi içinde geçerli olmaz. (2)
Görüldüğü üzere bir kısmı dipnotta gösterilen en muteber kaynakların beyanına göre, "hem geçmiş bir namazın kazası, hem de vaktin sünneti" niyyetiyle kılınan bir namaz, İmam Muhammed'e göre, ne farz, ne sünnet, ne de nafile olarak sahih olur. İmam Ebû Yusuf'a göre ise sadece farz olarak câiz olur; ayrıca sünnet veya nafile sevabı söz konusu olmaz. İki tane müctehidin bu konudaki ictihatları, böyle olunca, fakih bile sayılmayan "filan kişinin kitabında şöyle buyruldu" demenin, hiç bir anlamı yoktur.
Şüphesiz, sünnet yerine kaza namazına niyyet ederek, sünnet namazlan terkeden Müslümanlar, günahkar olmazlar. Kıldıklan namazlar kaza olarak sahihtir. Ancak, sünnetlerin sevabından mahrum kalacakları gibi, -müekked sünnetlerin mazeretsiz terkinden dolayı- isâet (ihmal ile zarar vermek) etmiş olurlar. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.s.)'in itâb (azarlama, darılma) ve tekdirine maruz kalırlar. (3)
Sorularla İslamiyet
Dipnotlar:
(1) İbn Hümam, a.g.e., 1/186-187; Ahmed Tahtâvî, a.g.e., sh. 179; Haskefi, ed-Dürrü’l-Muhtâr, 1/279-280; İbn Abidin, a.g.e., 1/279-280; Hacı Zihni Ef., a.g.e., sh. 84.
(2) İbn Hümam, a.g.e., 1/187; İbrahim el-Halebî, Günyetü'l-mütemelli (Halebî Kebir), sh. 249-251, İst., 1325; Halebî Sağîr, sh. 121-122, Ist., 1309; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-nezâir, sh. 39-43, Dımaşk, 1403/ 1983; el-Bahru'r-râik, 1/296-297, Beyrut, ts.; el-Fetâva'l-Hindiye, 1/65; Ahmet et-Tahtâvî, a.g.e., sh. 174; İbn Abidin, a.g.e., 295-296; Zihni Efendi, a.g.e., 84-86; Ö.N. Bilmen, a.g.e., sh. 118-119.
(3) Bâbertî a.g.e., 1/13; Ebû Gudde, Takdimetu Fethi bâbi'l-inâye bi şerhi kitabi'n-Nükaye, 1/14-15, Haleb, 1387/1967.
Bilindiği üzere, sünnet ve nafile namazların sıhhati için, mutlak namaz niyyeti yeterli ise de, farz ve vacip namazların sıhhati için, (söz gelimi, "Bu günkü öğle namazının farzı..." veya "Dünkü ikindinin kazası..." gibi) niyyette kılınacak namazın hem aslını, hem isim ve vasfını tayin şarttır. (1) Bu itibarla, sünnet veya nafile bir namazda, söz gelimi hem tahiyyetü'l-mescid, hem duha (kuşluk) gibi, iki ayrı niyyet câiz görülmekte ise de, -ister edâ, ister kaza olsun-; bir farz namazda iki ayrı niyyet câiz değildir. Bu takdirde niyyet, bunlardan kuvvetli olana masruf olur.
Mesela; aynı namaz için:
a. Biri farz-ı ayn, diğeri farz-ı kifâye iki ayrı farz namaza niyyet, farz-ı ayn olan namaz için;
b. Biri vakti girmiş, diğeri henüz vakti girmemiş iki ayrı namaza niyyet, vakti girmiş olan namaz için;
c. Biri edâ, diğeri kaza iki ayrı farz namaza niyyet, -vakit müsait ise; kaza için; vakit dar ise, vaktin farzının edâsı için;
d. İki ayrı vaktin kazasına niyyet, -kişi sahib-i tertib ise; ilk kazaya kalan için; (aksi halde bu niyyetin hükmü yoktur.)
e. Hem bir nafileye, hem cenaze namazına niyyet, -nafile rükû ve secdeli kâmil namaz olması itibariyle; nafile için;
f. Hem farz (mesela bir kaza namazı), hem de sünnet veya nafile bir namaza niyet, -İmam Ebû Yusufa göre; sadece farz namaz için geçerli olur. İmam Muhammed'e göre ise, sonuncusunda her ikisi içinde geçerli olmaz. (2)
Görüldüğü üzere bir kısmı dipnotta gösterilen en muteber kaynakların beyanına göre, "hem geçmiş bir namazın kazası, hem de vaktin sünneti" niyyetiyle kılınan bir namaz, İmam Muhammed'e göre, ne farz, ne sünnet, ne de nafile olarak sahih olur. İmam Ebû Yusuf'a göre ise sadece farz olarak câiz olur; ayrıca sünnet veya nafile sevabı söz konusu olmaz. İki tane müctehidin bu konudaki ictihatları, böyle olunca, fakih bile sayılmayan "filan kişinin kitabında şöyle buyruldu" demenin, hiç bir anlamı yoktur.
Şüphesiz, sünnet yerine kaza namazına niyyet ederek, sünnet namazlan terkeden Müslümanlar, günahkar olmazlar. Kıldıklan namazlar kaza olarak sahihtir. Ancak, sünnetlerin sevabından mahrum kalacakları gibi, -müekked sünnetlerin mazeretsiz terkinden dolayı- isâet (ihmal ile zarar vermek) etmiş olurlar. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.s.)'in itâb (azarlama, darılma) ve tekdirine maruz kalırlar. (3)
Sorularla İslamiyet
Dipnotlar:
(1) İbn Hümam, a.g.e., 1/186-187; Ahmed Tahtâvî, a.g.e., sh. 179; Haskefi, ed-Dürrü’l-Muhtâr, 1/279-280; İbn Abidin, a.g.e., 1/279-280; Hacı Zihni Ef., a.g.e., sh. 84.
(2) İbn Hümam, a.g.e., 1/187; İbrahim el-Halebî, Günyetü'l-mütemelli (Halebî Kebir), sh. 249-251, İst., 1325; Halebî Sağîr, sh. 121-122, Ist., 1309; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-nezâir, sh. 39-43, Dımaşk, 1403/ 1983; el-Bahru'r-râik, 1/296-297, Beyrut, ts.; el-Fetâva'l-Hindiye, 1/65; Ahmet et-Tahtâvî, a.g.e., sh. 174; İbn Abidin, a.g.e., 295-296; Zihni Efendi, a.g.e., 84-86; Ö.N. Bilmen, a.g.e., sh. 118-119.
(3) Bâbertî a.g.e., 1/13; Ebû Gudde, Takdimetu Fethi bâbi'l-inâye bi şerhi kitabi'n-Nükaye, 1/14-15, Haleb, 1387/1967.
18.01.2012
Bir fetva: Tesettür
512 - Soru: Kadının giyeceği elbise ile İslami tesettürün kamil bir manada yerine gelmesi için, elbisede aranacak vasıflar nelerdir?
Cevap: Elbisenin kumaşı, altını gösterecek kadar ince olmamalı; kalın kumaştan yapılsa bile, vücuda tıpa tıp uyacak kadar dar olmamalı ve erkeğe mahsus bir giysi olmamalıdır. Bu hususa açıklık getirmek için, saadet asrından ve Peygamber Efendimiz'in (sav) hanesinden örnekler sunmak istiyorum. Hazret-i Aişe (ra) validemizin kızkardeşi Esma (ra), bir gün Hazret-i Aişe (ra)'nın evine gelmişti. Üzerinde ince bir elbise vardı. Peygamber (sav) onu bu halde görünce hemen başını aksi istikamete çevirdi ve "Ya Esma, bir kadın, hayız (görecek yaş)a ulaştığı zaman şunlardan başka bir yerinin görülmesi iyi olmaz" buyurarak yüz ve ellerini işaret etti.
Hazret-i Ebu Bekir'in oğlu Abdurrahman'ın kızı Hafsa, halası Hazret-i Aişe'nin yanına gelmişti. Başındaki örtü, ince olduğu için altını göstermekte idi. Hazret-i Aişe, dini bir hiddet ile, kalktı ve yeğeninin başındaki örtüyü alıp yırttı ve onun yerine altını göstermeyen bir örtü verdi.
Akılların muallimi, vicdanların mürebbisi ve iki cihan serveri bulunan Peygamber Efendimiz(sav), ince elbise giyen kadınları, "giyinmiş çıplaklar" diye vasıflamış olup, onların akıbetlerini bildiren Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Ateş ehlinden iki sınıf vardır. Onları (dünyada) göremiyorum: Biri, yanlarında sığır kuyrukları gibi kamçılar bulunan bir kavimdir. Onlarla halkı döverler. (Diğeri): Giyinmiş çıplaklardır. Başkalarını eğri yola sokan, kendileri de (haktan) meyletmiş bulunan, başları deve hörgücü gibi birtakım kadınlardır. Bunlar cennete giremezler ve oranın kokusunu alamazlar. Hakikat cennetin kokusu şu kadar (uzak) yoldan hissedilir.
Mehmed Emre HocaEfendi Fetvaları
Cevap: Elbisenin kumaşı, altını gösterecek kadar ince olmamalı; kalın kumaştan yapılsa bile, vücuda tıpa tıp uyacak kadar dar olmamalı ve erkeğe mahsus bir giysi olmamalıdır. Bu hususa açıklık getirmek için, saadet asrından ve Peygamber Efendimiz'in (sav) hanesinden örnekler sunmak istiyorum. Hazret-i Aişe (ra) validemizin kızkardeşi Esma (ra), bir gün Hazret-i Aişe (ra)'nın evine gelmişti. Üzerinde ince bir elbise vardı. Peygamber (sav) onu bu halde görünce hemen başını aksi istikamete çevirdi ve "Ya Esma, bir kadın, hayız (görecek yaş)a ulaştığı zaman şunlardan başka bir yerinin görülmesi iyi olmaz" buyurarak yüz ve ellerini işaret etti.
Hazret-i Ebu Bekir'in oğlu Abdurrahman'ın kızı Hafsa, halası Hazret-i Aişe'nin yanına gelmişti. Başındaki örtü, ince olduğu için altını göstermekte idi. Hazret-i Aişe, dini bir hiddet ile, kalktı ve yeğeninin başındaki örtüyü alıp yırttı ve onun yerine altını göstermeyen bir örtü verdi.
Akılların muallimi, vicdanların mürebbisi ve iki cihan serveri bulunan Peygamber Efendimiz(sav), ince elbise giyen kadınları, "giyinmiş çıplaklar" diye vasıflamış olup, onların akıbetlerini bildiren Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Ateş ehlinden iki sınıf vardır. Onları (dünyada) göremiyorum: Biri, yanlarında sığır kuyrukları gibi kamçılar bulunan bir kavimdir. Onlarla halkı döverler. (Diğeri): Giyinmiş çıplaklardır. Başkalarını eğri yola sokan, kendileri de (haktan) meyletmiş bulunan, başları deve hörgücü gibi birtakım kadınlardır. Bunlar cennete giremezler ve oranın kokusunu alamazlar. Hakikat cennetin kokusu şu kadar (uzak) yoldan hissedilir.
Mehmed Emre HocaEfendi Fetvaları
Ebed-i Saadet İçin Dört Çare...
Hakikat yolcusuna gereken dört şey vardır;
bunlar:
1- Sahih itikad. Bu, içinde bidat (yanlış, bozuk inanç) bulunmayan bir itikaddır.
2- Nasuh tövbesi. Bu, peşinden bir günah zilletine düşülmeyen samimi tövbedir.
3- Hak sahiplerini razı etmek. Öyle ki, sende kimsenin bir alacağı kalmamalı; sende alacağı ve hesabı olan herkesle helâlleşmelisin.
4- Allahu Teâlâ'nın emirlerini yerine getirebilecek kadar din bilgisi. Sonra da seni kurtaracak kadar âhiret ilmi.
Anlatıldığına göre Şiblî dört yüz hocaya hizmet etti ve onlardan ders aldı. O şöyle demiştir: "Hocalarımdan dört bin hadis okudum. Sonra onlardan bir tanesini seçtim ve onunla amel ettim; diğerlerine hacetim kalmadı. Çünkü ben, kurtuluşumu bu hadiste buldum. Öncekilerin ve sonrakilerin ilminin bu hadisin içinde saklı olduğunu gördüğüm için onunla yetindim. O hadis Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) ashabından nakledilen şu hadistir:
"Dünyan için orada duracağın kadar çalış! Âhiretin için orada kalacağın kadar çalış! Allah için O'na ihtiyacın olduğu kadar çalış! Cehennem için ona sabredebileceğin kadar çalış!"
EY OĞUL!
Bu hadisi iyi bildiğin ve onunla amel ettiğin zaman çok ilme ihtiyaç kalmaz.
---------------------------------------------------------------------------------------:
Benzer rivayetler için bkz: Beyhakî, Şuabu'l-imân, nr. 3886; Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevî, Levâmiu'l-Ukûl adlı eserinde Deylemî'nin bu rivayetin benzerini ibnü'l-Âs'tan ve İbn Ömer'den rivayet ettiğini kaydeder, bkz: a.g.e., s. 488. Ayrıca bkz: Ebû Nuaym, Hılyetü'l-Evliyâ, 7/9206.
bunlar:
1- Sahih itikad. Bu, içinde bidat (yanlış, bozuk inanç) bulunmayan bir itikaddır.
2- Nasuh tövbesi. Bu, peşinden bir günah zilletine düşülmeyen samimi tövbedir.
3- Hak sahiplerini razı etmek. Öyle ki, sende kimsenin bir alacağı kalmamalı; sende alacağı ve hesabı olan herkesle helâlleşmelisin.
4- Allahu Teâlâ'nın emirlerini yerine getirebilecek kadar din bilgisi. Sonra da seni kurtaracak kadar âhiret ilmi.
Anlatıldığına göre Şiblî dört yüz hocaya hizmet etti ve onlardan ders aldı. O şöyle demiştir: "Hocalarımdan dört bin hadis okudum. Sonra onlardan bir tanesini seçtim ve onunla amel ettim; diğerlerine hacetim kalmadı. Çünkü ben, kurtuluşumu bu hadiste buldum. Öncekilerin ve sonrakilerin ilminin bu hadisin içinde saklı olduğunu gördüğüm için onunla yetindim. O hadis Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) ashabından nakledilen şu hadistir:
"Dünyan için orada duracağın kadar çalış! Âhiretin için orada kalacağın kadar çalış! Allah için O'na ihtiyacın olduğu kadar çalış! Cehennem için ona sabredebileceğin kadar çalış!"
EY OĞUL!
Bu hadisi iyi bildiğin ve onunla amel ettiğin zaman çok ilme ihtiyaç kalmaz.
---------------------------------------------------------------------------------------:
Benzer rivayetler için bkz: Beyhakî, Şuabu'l-imân, nr. 3886; Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevî, Levâmiu'l-Ukûl adlı eserinde Deylemî'nin bu rivayetin benzerini ibnü'l-Âs'tan ve İbn Ömer'den rivayet ettiğini kaydeder, bkz: a.g.e., s. 488. Ayrıca bkz: Ebû Nuaym, Hılyetü'l-Evliyâ, 7/9206.
13.10.2011
Muta Nikahı (!)
1832- Feyziye Fetvalarından: "Muvakkat nikâh sahih olmaz" (H.Ec. 1/33)
Açıklama: Nikâh, evlenen çiftlerin birbiri ile devamlı geçinme ümidi ile yaptıkları şer'i bir akittir. Ayrılma zamanı peşinen tespit edilip, sonra yapılacak muvakkat evliliğin metres hayatından öte bir mânâsı yoktur. Bu sahte nikâhla bir araya gelen kimseler, ahiret hayatında zinadan suçlu olarak azaba uğrayacaklardır
Açıklama: Nikâh, evlenen çiftlerin birbiri ile devamlı geçinme ümidi ile yaptıkları şer'i bir akittir. Ayrılma zamanı peşinen tespit edilip, sonra yapılacak muvakkat evliliğin metres hayatından öte bir mânâsı yoktur. Bu sahte nikâhla bir araya gelen kimseler, ahiret hayatında zinadan suçlu olarak azaba uğrayacaklardır
Cin Taifesi ile Alakalı Bir Kısım Sorular
Cevap: Şeytanın rahmet-i ilâhiden kovulmasına ve lanetlenmesine, onun Hz. Adem'in önünde kibre kapılıp, saygı göstermemesi sebep olmuştur.
- Soru: Cincilik yapmak, yaptırmak doğru mudur? Cinleri toplayıp dağıtan ve gaybı bilen hoca var mıdır?
Cevap: Bu gibi işlerle meşgul olmak ve yaptırmak asla doğru değildir. Gaybı Allah'tan (cc) başkasının bilmesi düşünülemez.
2270 - Soru: Yıldıznâme denilen kitap doğru (güvenilecek) bir kitap mıdır?
Cevap: Değildir. O, haddizatında kitap değil, nushacıların sanat icra ettikleri fal bakmayı andıran bir şeydir. Rabbimizin inzal buyurduğu Kur'an-ı Kerim yasakladığı halde, "Yıldızname"ye bel bağlamak abes olur.
2271 - Soru: Fal açmak ve açtırmak günahtır. Fakat açılan falda sonuç olarak söylenen söz doğru mudur?
Cevap: Falın başlangıcı da sonucu da yanlış olduğu için yasaklanmıştır. Fal, yuvarlak lâf ve değişik ihtimalleri kuşatan bir oyunbazlıktır.
2272 Soru: Mecnun kime denir?
Cevap: Tıbbi yönden meseleye bakılacak olursa, akli dengesi yerinde olmayana denilmektedir. Akıl ve hikmet yönünden meselenin üzerine eğilecek olursak, Allah'ın (cc) emrini dinlemeyen kimseye "mecnun" adı verilir. Adamın biri Peygamber (sav) Efendimiz'e uğramış ve "Ey Allah'ın Resulü, şu kimse mecnundur" demişti. Akılları tenvir ve zihinleri tathir eden Peygamber (sav) Efendimiz şu cevabı verdi: "Mecnun, Allah'a isyanda devam eden kimsedir. (Bu gibi hastaya) Musab deyiniz."
2273 - Soru: Peygamber (sav) Efendimiz'e cinlerden iman eden olmuş mudur?
Cevap: Evet, olmuştur. Nasibin cinlerinden bir heyet Batn-ı Nahle'ye uğramışlardı. Orada iken Peygamber (sav) Efendimizin okuduğu Kur'an-ı Kerim ayetlerini dinlediler ve iman ettiler.
2274 - Soru: Cinlerin yiyecekleri nelerdir?
Cevap: Besmele ile kesilmiş hayvanların kemikleri cinlerin yiyeceğidir. Peygamber (sav) Efendimiz bu hususu açıklayan bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Tezekle ve kemikle taharet almayın. Çünkü bunlar, cinlerden kardeşlerinizin azığıdır" Cin taifesi, Peygamber (sav) Efendimiz'in duası ve mucizeleri sebebiyle, kemiği, üzerindeki eti ile; tezeği de arpa ve saman şeklinde görmekte ve ondan açlıklarını gidermektedirler.
2275 - Soru: Cinlerle insanlar arasında evlilik olabilir mi?
Cevap: İki tarafın rızasına ve icap ile kabul esasına dayalı bir nikâh akdi ile cin ve insan arasında evlilik cereyan edemez. Bir cinnin insana saldırması ve onu aldatması akla gelebilir. Tecavüzün vukuu, aralarında evliliğin meşru olduğunun delili olarak gösterilemez. Gerek sevgi, gerekse yiyip içmek yönünden insanlar ile cin arasında uyuşmazlık mevcuttur. Bu ayrılıklar sevginin doğmasına, evliliğin tesisine ve hele devamına mani bulunmaktadır.
2276 - Soru: Cinlerde ölüm var mıdır?
Cevap: Evet, ömürleri dolunca onlar ölürler. Peygamber (sav) bir dualarında, Cenab-ı Hakk'a şöyle niyaz etmişlerdir: "Sen öyle bir Hayy'sin ki asla ölmezsin, halbuki cin ve insanlar ölürler."
2277 - Soru: Halk arasında 'Cin başka, şeytan başka' diye bir söz vardır. Bunun doğruluk derecesi nedir?
Cevap: Cin ile şeytan, yaratıldıkları madde itibariyle birbirinden ayrı birer varlık değildirler. Aralarındaki ayrılık sadece iman edip etmemeleri itibariyle olmaktadır.
2278 - Soru: Cinler, inanç yönünden insanlarda olduğu gibi birçok sınıflara ayrılmakta mıdır?
Cevap: Evet, cinler önce iman etmiş olmak veya kâfir olarak kalmak yönünden ikiye ayrılmaktadırlar. Kâfir olanlarının müşrik olanları bulunduğu gibi, İsevi ve Musevi olanları da vardır. Peygamber (sav) Efendimize iman eden Nasibin cinleri Yahudi idi. Onların iman edenlerinin ehl-i sünnet mezhebinden olanları bulunduğu gibi, bid'at ehlinden olanları da mevcuttur. Bir mezhebi taklit edenlerin Hanefisi, Maliki olanı, Hanbeli ve Şafii mezhebinden bulunanı vardır.
2279 - Soru: Cinlerde ibadetle mükellefiyet var mıdır?
Cevap: Sure-i Zâriyat'ın 56. Ayet-i Kerimesi, onlarda mükellefiyetin bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Cenab-ı Hak, bahsi geçen Ayet-i Kerimede, "Ben cinleri de insanları da ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" buyurmaktadır.
2280 - Soru: Cinlerde Allah'a (cc) karşı sorumluluk var mıdır?
Cevap: Mükellefiyet olunca sorumluluğun olacağı tabiidir. Cenab-ı Hakk bir Ayet-i Kerimede bunu şöyle açıklığa kavuşturmaktadır: "Ey cin ve insan cemaati, içinizden size ayetlerimi nakleden, bu gününüzün gelip çatacağını inzar ile haber verir peygamberler gelmedi mi size?"
2281 - Soru: Cinler cennete girecekler mi?
Cevap: Abdü'l-Vehhab Şarani Hazretleri, Rahman Suresi'nin 56. Ayet-i Kerimesi ile delil getirerek, onların cennete gireceklerini ifade etmektedir.
2282 - Soru: Cinler hakkında geniş bilgi verir misiniz?
Cevap: Bu hususla ilgili malumatı İslâmi eserlerden naklen aşağıya alıyorum:
"Cin" lâfzı ile çok kere insan karşılığı bir varlık kastedilir. Bu kelimenin müfredi "Cinni"dir. Frenklerin "Genie", Lâtinlerin "Genius" dedikleri de budur. (Hak Dini Kur'an Dili c. 7, s. 5381)
Kur'an-ı Kerim tetkik olunduğu zaman, cinnin yalın bir ateşten hem de çok zehirli bir ateşten yaratıldığı görülmektedir. "Ateşten yaratılmış, muhtelif şekillere girebilen cism-i lâtif" diye tarif edilen cin, bir Hadis-i Şerifte şöyle açıklanmaktadır: "Melekler, nurdan; cinler, dumanı kesilmiş yalın bir ateşten yaratıldı. Adem (aleyhisselâm) ise, size vasf olunan (toprak)dan yaratıldı."
Ateş üç şeyi bünyesinde toplamıştır: Nur, duman ve alev. Nurun ışığı, dumanın karartısı, alevin de zarar verici bir hali vardır. Ateşten yaratılan cin, mahiyetindeki hususiyetlere göre, iman ve salâha; küfür ve dalâlete müsait bulunmaktadır. Bu itibarla cin taifesinden mü'min olan da vardır, kâfir olan da bulunmaktadır. Onların salihleri de, kötüleri de mevcuttur.
Cinnin yaratıldığı zamana açıklık getiren bir Ayet-i Kerimede şöyle buyurulmaktadır: "Andolsun ki biz, insanı kuru bir çamurdan suretlenmiş bir balçıktan yarattık; cânnı da daha önce çok zehirli bir ateşten halk ettik."
Cinlerin mahiyetleri cism-i lâtif olduğu için Peygamberler ve velilerden başkası cinleri yaratıldıkları surette göremezler.
Gerek cinlerde gerekse şeytanlarda yiyip içme vardır. Bu hususu sahih hadisler ortaya koymaktadır. Peygamber (sav) Efendimiz buyuruyorlar ki: "Şeytan, hiç şüphesiz, sol eli ile yer, sol eli ile içer." Şeytan, besmele çekmeden yemeğe oturanların sofrasına sokulur ve onlarla birlikte yemeğe başlar.
Peygamber (sav) Efendimiz'e iman etmek üzere gelen Nasibin cinleri, Resul-i Ekrem (sav)'den yiyecek bir şeyin tahsisini niyaz etmişlerdi. Bu hususu açıklayan bir Hadis-i Şerifte şöyle buyurulmaktadır. "Ben, cinlerin kemik ve tezeğe uğradığında onlar üzerine yiyecek bulmaları için Allah'a dua etmiştim.", "Tezek ve kemikle taharet almayın. Çünkü bunlar, cinlerden kardeşlerinizin azığıdır."
Cinlerde evlenme ve çoğalma vardır. Onların cism-i lâtif olmaları, üremelerine engel değildir.
Mehmet Emre Hoca Efendi Fetvaları
23.06.2011
Hz Peygamberimiz (s.a.v) ve Çocuklar
Kur'an'daki çocuklara yönelik ayetlerin uygulaması konusunda tabii ki ilk örnek alacağımız insan, sahabesine ve tüm ümmetine vahyin şahitliğini gösteren Hz. Muhammed'dir. Ahlakı Kur'an olan Rasulullah'ın çocuklarla ilişkilerinde ve onları eğitirken takip ettiği yol ve yaklaşım biçimleri bu nedenle bizim örnek alacağımız uygulamalardır. Ancak bu konularda Rasulullah'ın örnekliğini metot olarak kullanabilmemiz için O'na isnat edilen rivayetlerden sahih olarak gördüğümüz bazı hadisler üzerinde durmaya çalışacağız.
a) Bir rivayette Peygamberimizin torunu Hasan, su ister. O esnada diğer torunu Hüseyin de uyanır ve su ister. Peygamberimiz suyu Hasan'a verir. Kızı Fatıma babasına, "Hüseyin'i daha mı az seviyorsun" der. Peygamberimiz "hayır suyu önce Hasan istedi ve ona verdim" der. Rasulullah bu rivayete göre taleplerde hatırı değil öncelikli talebi dikkate almaktadır ki, çocuklar arasındaki rekabette bu tavır son derece eğiticidir.
b) Hicaz cahili geleneğinde kızların ikinci sınıf konumuna itildiğini gözettiğimiz de, bazı rivayetlerden Rasulullah'ın kız çocuklarına karşı pozitif ayrımcılık yaptığını kavrarız: "Çocuklarınızın arasını eşit tutun. Eğer ben birini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım."
c) Rasulullah'ın dünyevi konularda birlikte olduğu kişilere söz hakkı verdiği, yerine göre de çocukla çocuk olduğu rivayet edilir. Ergenlik çağına gelmemiş çocukların biatlerini kabul etmiş olması da onlara verdiği değeri; yani çocukların duygu ve düşüncelerine de gereğince önem vererek onları hayata hazırlayacak bir yaklaşımı örneklendirir.
d) Rasulullah, bir hadise göre, koşu yarışı yapan çocukları görünce o da aralarına karışır, onlarla beraber yarışır. Yarışı kazananı ödül olarak devesinin üzerine alır ve Medine sokaklarında gezdirir ve onunla sohbet eder. Bu yaklaşım da mükafat ve eğitimde tek düzeliği aşmak konusunda önemli bir açılımdır.
e) Rafi Bin Amr anlatır: Ben küçükken Ensar'ın hurmalarını taşlıyordum. Beni yakalayıp Rasulullah'a götürdüler. Bana sordu. "Niçin başkasının hurmalarını taşlıyorsun?" "Açlık sebebiyle" dedim. Bunun üzerine "taşlama, kendiliğinden yere düşenleri ye" dedi. Ve sonra "Allah seni doyursun" diye bana dua etti.
f) Bir çocuk müezzinin taklidini yapıyor ve ezanla alay ediyordu. Hz. Peygamber o çocuğu yanına çağırarak sanki ezanla alay ettiğini anlamamış gibi ciddi bir tavırla "Haydi bize de bir ezan oku" dedi. Çocuk utandı ve bunun üzerine güzelce ezan okudu. Rasulullah çocuğun sırtını sıvazladı ve cebine biraz para koyup "Mübarek olsun" dedi. Çocuk şaşırmış ve sonra yıllarca Mekke'de müezzinlik yapmıştı.
g) Annelerin çok sık yaptığı hatalardan birisine tekabül eden Rasulullah'tan örnek bir uygulamayla ilgili bir rivayeti özetleyelim: Medine'de bir anne sokağa kaçan çocuğunu eve getirebilmek için "Gel bak sana ne vereceğim" der. Olaya şahit olan Rasulullah sorar: "Çocuğa ne vereceksin?" Anne hurma vermek istediğini söyleyince de peygamber uyarır. "Dikkat et sana gelir de bir şey vermezsen doğru yapmamış olursun..."
h) Tirmizi'nin aktardığı bir rivayete göre "Çocuklarınızı 7 yaşına geldiği zaman namaza alıştırın. Eğer 10 yaşına geldiğinde kılmazlarsa yaptırım uygulayın." diyen Rasulullah, çocuklar için hem teşvik hem de uygun bir müeyyide yönteminin var olacağını bize hatırlatmaktadır.
(Kütüb-ü Sitte'de geçen bu rivayetleri, Ayraç Yayınları'ndan Said Alpsoy'un "Bir İnsan Olarak Hz. Muhammed" ve İnsan Vakfı Yayınları'ndan Bekir Demir'in "Hz. Peygamber ve Çocuk Eğitimi" adlı kitaplardaki hadisler arasından seçerek özetledik.)
Bu ve benzer rivayetlerde dikkat çeken vurgulara bir kez daha değinebiliriz:
1. Peygamberimiz çocuklara hoşgörü ile yaklaşmış, ilgi göstermiş, şakalaşmıştır. "Yavrucuğum..." gibi sıcak ifadeler kullanmıştır.
2. Peygamberimiz çocuklara taklit yoluyla eğitim yolunu açmıştır. Buhari ve Tirmizi'nin aktarımlarına göre, Rasulullah İbn Abbas'ın kendisine bakarak abdest alması ve Enes'i ve arkadaşını namaza çağırıp kendisine bakarak namaz kılmalarını sağlamıştır.
3. Rasulullah'ın çocukların 7 yaşında namaza alıştırılması ve 10 yaşına vardıklarında namaz kılmazlarsa yaptırım uygulamaya daveti, kontrollü bir disiplin gerekliliğine işarettir.
4. Tirmizi'deki hadise göre "Rasulullah, bir çocuğa eve girdiğinde ev halkına selam vermesini tavsiye etmiş ve bu selamla hem kendisinin hem de ailesinin hayır bulacağını eklemiştir." Peygamberimizin çocuklarla ilgili bu tür yaklaşımları, hayatın içindeki uygulamalarla irtibatlı ikna temelli eğitim örnekliğidir.
5. Rasulullah, çocuk eğitiminde mükafatlandırmayı sosyal ilişki ağırlıklı da gerçekleştirmiştir.
6. İbn Mace'nin aktarımına göre Rasulullah, içlerinde çocukların da bulunduğu bir toplulukla bir vadiden veya bir yokuştan geçerken, bu hangi vadi ya da bu hangi yokuş gibi sorularla soru cevap şeklinde grup ve çevre eğitimine örneklik oluşturmuştur.
7. Rasulullah'ın çocuk eğitiminde tedricilik ve sabır faktörüne özen gösterdiğini söyleyebiliriz. Çünkü o hikmetle davranan bir Rasul'dü ve tedricilik de insan fıtratına en uygun eğitim metodudur. Kur'an-ı Kerim 23 senede tamamlanmıştır. Namaz örneği bunun en iyi uygulamasıdır.
Hadis rivayetlerini öncelikle çocuğa yaklaşımla ilgili Kur'an ayetleri ve Kur'an bütünlüğü ışığında değerlendirmeliyiz. Ancak Kur'an bütünlüğünden bakıldığında bize önemli katkılar ve örneklikler sağlayan rivayetler yanında, Kur'an nasslarıyla bağdaşmayan rivayetler de söz konusudur.
İbn Hacer'in aktardığı bir rivayete/hadise göre "Tahnik" [çiğneme]ten bahsedilmektedir. Bu rivayete göre Peygamber yeni doğan çocuğa, ağzında bir hurmayı çiğnedikten sonra yedirir. Rasulullah hurmayı güzelliği, yumuşaklığı, tatlılığı itibariyle Müslümana benzetirmiş. Tahnikte bulunan kişi faziletli biriyse o çocuk da faziletli biri olurmuş. Oysa bu rivayet, sanki Hıristiyan kültürünün vaftizini hatırlatmakta ve Rasulullah'ın misyonunu küçük düşürmektedir.
Yine Peygamberin sünneti adı altında fıtri olarak solak olan bir çocuğa zorla sağ eliyle yemek yedirilmesi vb. davranışlarda bulunulması da Peygamberin sünnetinin gereği gibi algılanmamasından kaynaklanmakta, "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın" hükmü unutulmaktadır.
Bazı rivayetlerde de çocuklarla oynayan Hz Peygamber, onlara hiç kızmamış, uyarıda bulunmamış ve disiplin uygulamamış gibi gösterilmektedir.
Oysa Buhari ve Müslim'in ortak rivayet ettikleri bir hadise göre Rasulullah, torunu Hasan ve Hüseyin yanında oynarken bunlardan birisi, orada zekat ve sadaka olarak toplanmış olan hurmadan yemek için ağzına atar. Bunu gören Rasulullah ona şöyle dikkatlice, uyaran bakışlarla bakınca çocuk hemen hurmayı ağzından çıkarır.
Alıntı.... tamamı için
a) Bir rivayette Peygamberimizin torunu Hasan, su ister. O esnada diğer torunu Hüseyin de uyanır ve su ister. Peygamberimiz suyu Hasan'a verir. Kızı Fatıma babasına, "Hüseyin'i daha mı az seviyorsun" der. Peygamberimiz "hayır suyu önce Hasan istedi ve ona verdim" der. Rasulullah bu rivayete göre taleplerde hatırı değil öncelikli talebi dikkate almaktadır ki, çocuklar arasındaki rekabette bu tavır son derece eğiticidir.
b) Hicaz cahili geleneğinde kızların ikinci sınıf konumuna itildiğini gözettiğimiz de, bazı rivayetlerden Rasulullah'ın kız çocuklarına karşı pozitif ayrımcılık yaptığını kavrarız: "Çocuklarınızın arasını eşit tutun. Eğer ben birini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım."
c) Rasulullah'ın dünyevi konularda birlikte olduğu kişilere söz hakkı verdiği, yerine göre de çocukla çocuk olduğu rivayet edilir. Ergenlik çağına gelmemiş çocukların biatlerini kabul etmiş olması da onlara verdiği değeri; yani çocukların duygu ve düşüncelerine de gereğince önem vererek onları hayata hazırlayacak bir yaklaşımı örneklendirir.
d) Rasulullah, bir hadise göre, koşu yarışı yapan çocukları görünce o da aralarına karışır, onlarla beraber yarışır. Yarışı kazananı ödül olarak devesinin üzerine alır ve Medine sokaklarında gezdirir ve onunla sohbet eder. Bu yaklaşım da mükafat ve eğitimde tek düzeliği aşmak konusunda önemli bir açılımdır.
e) Rafi Bin Amr anlatır: Ben küçükken Ensar'ın hurmalarını taşlıyordum. Beni yakalayıp Rasulullah'a götürdüler. Bana sordu. "Niçin başkasının hurmalarını taşlıyorsun?" "Açlık sebebiyle" dedim. Bunun üzerine "taşlama, kendiliğinden yere düşenleri ye" dedi. Ve sonra "Allah seni doyursun" diye bana dua etti.
f) Bir çocuk müezzinin taklidini yapıyor ve ezanla alay ediyordu. Hz. Peygamber o çocuğu yanına çağırarak sanki ezanla alay ettiğini anlamamış gibi ciddi bir tavırla "Haydi bize de bir ezan oku" dedi. Çocuk utandı ve bunun üzerine güzelce ezan okudu. Rasulullah çocuğun sırtını sıvazladı ve cebine biraz para koyup "Mübarek olsun" dedi. Çocuk şaşırmış ve sonra yıllarca Mekke'de müezzinlik yapmıştı.
g) Annelerin çok sık yaptığı hatalardan birisine tekabül eden Rasulullah'tan örnek bir uygulamayla ilgili bir rivayeti özetleyelim: Medine'de bir anne sokağa kaçan çocuğunu eve getirebilmek için "Gel bak sana ne vereceğim" der. Olaya şahit olan Rasulullah sorar: "Çocuğa ne vereceksin?" Anne hurma vermek istediğini söyleyince de peygamber uyarır. "Dikkat et sana gelir de bir şey vermezsen doğru yapmamış olursun..."
h) Tirmizi'nin aktardığı bir rivayete göre "Çocuklarınızı 7 yaşına geldiği zaman namaza alıştırın. Eğer 10 yaşına geldiğinde kılmazlarsa yaptırım uygulayın." diyen Rasulullah, çocuklar için hem teşvik hem de uygun bir müeyyide yönteminin var olacağını bize hatırlatmaktadır.
(Kütüb-ü Sitte'de geçen bu rivayetleri, Ayraç Yayınları'ndan Said Alpsoy'un "Bir İnsan Olarak Hz. Muhammed" ve İnsan Vakfı Yayınları'ndan Bekir Demir'in "Hz. Peygamber ve Çocuk Eğitimi" adlı kitaplardaki hadisler arasından seçerek özetledik.)
Bu ve benzer rivayetlerde dikkat çeken vurgulara bir kez daha değinebiliriz:
1. Peygamberimiz çocuklara hoşgörü ile yaklaşmış, ilgi göstermiş, şakalaşmıştır. "Yavrucuğum..." gibi sıcak ifadeler kullanmıştır.
2. Peygamberimiz çocuklara taklit yoluyla eğitim yolunu açmıştır. Buhari ve Tirmizi'nin aktarımlarına göre, Rasulullah İbn Abbas'ın kendisine bakarak abdest alması ve Enes'i ve arkadaşını namaza çağırıp kendisine bakarak namaz kılmalarını sağlamıştır.
3. Rasulullah'ın çocukların 7 yaşında namaza alıştırılması ve 10 yaşına vardıklarında namaz kılmazlarsa yaptırım uygulamaya daveti, kontrollü bir disiplin gerekliliğine işarettir.
4. Tirmizi'deki hadise göre "Rasulullah, bir çocuğa eve girdiğinde ev halkına selam vermesini tavsiye etmiş ve bu selamla hem kendisinin hem de ailesinin hayır bulacağını eklemiştir." Peygamberimizin çocuklarla ilgili bu tür yaklaşımları, hayatın içindeki uygulamalarla irtibatlı ikna temelli eğitim örnekliğidir.
5. Rasulullah, çocuk eğitiminde mükafatlandırmayı sosyal ilişki ağırlıklı da gerçekleştirmiştir.
6. İbn Mace'nin aktarımına göre Rasulullah, içlerinde çocukların da bulunduğu bir toplulukla bir vadiden veya bir yokuştan geçerken, bu hangi vadi ya da bu hangi yokuş gibi sorularla soru cevap şeklinde grup ve çevre eğitimine örneklik oluşturmuştur.
7. Rasulullah'ın çocuk eğitiminde tedricilik ve sabır faktörüne özen gösterdiğini söyleyebiliriz. Çünkü o hikmetle davranan bir Rasul'dü ve tedricilik de insan fıtratına en uygun eğitim metodudur. Kur'an-ı Kerim 23 senede tamamlanmıştır. Namaz örneği bunun en iyi uygulamasıdır.
Hadis rivayetlerini öncelikle çocuğa yaklaşımla ilgili Kur'an ayetleri ve Kur'an bütünlüğü ışığında değerlendirmeliyiz. Ancak Kur'an bütünlüğünden bakıldığında bize önemli katkılar ve örneklikler sağlayan rivayetler yanında, Kur'an nasslarıyla bağdaşmayan rivayetler de söz konusudur.
İbn Hacer'in aktardığı bir rivayete/hadise göre "Tahnik" [çiğneme]ten bahsedilmektedir. Bu rivayete göre Peygamber yeni doğan çocuğa, ağzında bir hurmayı çiğnedikten sonra yedirir. Rasulullah hurmayı güzelliği, yumuşaklığı, tatlılığı itibariyle Müslümana benzetirmiş. Tahnikte bulunan kişi faziletli biriyse o çocuk da faziletli biri olurmuş. Oysa bu rivayet, sanki Hıristiyan kültürünün vaftizini hatırlatmakta ve Rasulullah'ın misyonunu küçük düşürmektedir.
Yine Peygamberin sünneti adı altında fıtri olarak solak olan bir çocuğa zorla sağ eliyle yemek yedirilmesi vb. davranışlarda bulunulması da Peygamberin sünnetinin gereği gibi algılanmamasından kaynaklanmakta, "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın" hükmü unutulmaktadır.
Bazı rivayetlerde de çocuklarla oynayan Hz Peygamber, onlara hiç kızmamış, uyarıda bulunmamış ve disiplin uygulamamış gibi gösterilmektedir.
Oysa Buhari ve Müslim'in ortak rivayet ettikleri bir hadise göre Rasulullah, torunu Hasan ve Hüseyin yanında oynarken bunlardan birisi, orada zekat ve sadaka olarak toplanmış olan hurmadan yemek için ağzına atar. Bunu gören Rasulullah ona şöyle dikkatlice, uyaran bakışlarla bakınca çocuk hemen hurmayı ağzından çıkarır.
Alıntı.... tamamı için
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Sünnet-i Şerif Ve Hadis İnkarcılarına Duyurulur
"Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde baş...
-
"Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde baş...
-
İBÂDETLER: Îmânı, i’tikâdı düzeltdikden sonra, fıkh ahkâmını, [ya’nî dînimizin emr etdiği ve yasak etdiği işleri] öğrenmek, elbette lâzımdır...
-
Hatırlanacağı üzere büyük veli İbrahim Ethem'e gelen bir genç, halinden şikâyette bulunarak: -Efendim, der nefsimden şikâyetçiyim, ist...