512 - Soru: Kadının giyeceği elbise ile İslami tesettürün kamil bir manada yerine gelmesi için, elbisede aranacak vasıflar nelerdir?
Cevap: Elbisenin kumaşı, altını gösterecek kadar ince olmamalı; kalın kumaştan yapılsa bile, vücuda tıpa tıp uyacak kadar dar olmamalı ve erkeğe mahsus bir giysi olmamalıdır. Bu hususa açıklık getirmek için, saadet asrından ve Peygamber Efendimiz'in (sav) hanesinden örnekler sunmak istiyorum. Hazret-i Aişe (ra) validemizin kızkardeşi Esma (ra), bir gün Hazret-i Aişe (ra)'nın evine gelmişti. Üzerinde ince bir elbise vardı. Peygamber (sav) onu bu halde görünce hemen başını aksi istikamete çevirdi ve "Ya Esma, bir kadın, hayız (görecek yaş)a ulaştığı zaman şunlardan başka bir yerinin görülmesi iyi olmaz" buyurarak yüz ve ellerini işaret etti.
Hazret-i Ebu Bekir'in oğlu Abdurrahman'ın kızı Hafsa, halası Hazret-i Aişe'nin yanına gelmişti. Başındaki örtü, ince olduğu için altını göstermekte idi. Hazret-i Aişe, dini bir hiddet ile, kalktı ve yeğeninin başındaki örtüyü alıp yırttı ve onun yerine altını göstermeyen bir örtü verdi.
Akılların muallimi, vicdanların mürebbisi ve iki cihan serveri bulunan Peygamber Efendimiz(sav), ince elbise giyen kadınları, "giyinmiş çıplaklar" diye vasıflamış olup, onların akıbetlerini bildiren Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Ateş ehlinden iki sınıf vardır. Onları (dünyada) göremiyorum: Biri, yanlarında sığır kuyrukları gibi kamçılar bulunan bir kavimdir. Onlarla halkı döverler. (Diğeri): Giyinmiş çıplaklardır. Başkalarını eğri yola sokan, kendileri de (haktan) meyletmiş bulunan, başları deve hörgücü gibi birtakım kadınlardır. Bunlar cennete giremezler ve oranın kokusunu alamazlar. Hakikat cennetin kokusu şu kadar (uzak) yoldan hissedilir.
Mehmed Emre HocaEfendi Fetvaları
Fetvalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fetvalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18.01.2012
13.10.2011
Cin Taifesi ile Alakalı Bir Kısım Sorular
Cevap: Şeytanın rahmet-i ilâhiden kovulmasına ve lanetlenmesine, onun Hz. Adem'in önünde kibre kapılıp, saygı göstermemesi sebep olmuştur.
- Soru: Cincilik yapmak, yaptırmak doğru mudur? Cinleri toplayıp dağıtan ve gaybı bilen hoca var mıdır?
Cevap: Bu gibi işlerle meşgul olmak ve yaptırmak asla doğru değildir. Gaybı Allah'tan (cc) başkasının bilmesi düşünülemez.
2270 - Soru: Yıldıznâme denilen kitap doğru (güvenilecek) bir kitap mıdır?
Cevap: Değildir. O, haddizatında kitap değil, nushacıların sanat icra ettikleri fal bakmayı andıran bir şeydir. Rabbimizin inzal buyurduğu Kur'an-ı Kerim yasakladığı halde, "Yıldızname"ye bel bağlamak abes olur.
2271 - Soru: Fal açmak ve açtırmak günahtır. Fakat açılan falda sonuç olarak söylenen söz doğru mudur?
Cevap: Falın başlangıcı da sonucu da yanlış olduğu için yasaklanmıştır. Fal, yuvarlak lâf ve değişik ihtimalleri kuşatan bir oyunbazlıktır.
2272 Soru: Mecnun kime denir?
Cevap: Tıbbi yönden meseleye bakılacak olursa, akli dengesi yerinde olmayana denilmektedir. Akıl ve hikmet yönünden meselenin üzerine eğilecek olursak, Allah'ın (cc) emrini dinlemeyen kimseye "mecnun" adı verilir. Adamın biri Peygamber (sav) Efendimiz'e uğramış ve "Ey Allah'ın Resulü, şu kimse mecnundur" demişti. Akılları tenvir ve zihinleri tathir eden Peygamber (sav) Efendimiz şu cevabı verdi: "Mecnun, Allah'a isyanda devam eden kimsedir. (Bu gibi hastaya) Musab deyiniz."
2273 - Soru: Peygamber (sav) Efendimiz'e cinlerden iman eden olmuş mudur?
Cevap: Evet, olmuştur. Nasibin cinlerinden bir heyet Batn-ı Nahle'ye uğramışlardı. Orada iken Peygamber (sav) Efendimizin okuduğu Kur'an-ı Kerim ayetlerini dinlediler ve iman ettiler.
2274 - Soru: Cinlerin yiyecekleri nelerdir?
Cevap: Besmele ile kesilmiş hayvanların kemikleri cinlerin yiyeceğidir. Peygamber (sav) Efendimiz bu hususu açıklayan bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Tezekle ve kemikle taharet almayın. Çünkü bunlar, cinlerden kardeşlerinizin azığıdır" Cin taifesi, Peygamber (sav) Efendimiz'in duası ve mucizeleri sebebiyle, kemiği, üzerindeki eti ile; tezeği de arpa ve saman şeklinde görmekte ve ondan açlıklarını gidermektedirler.
2275 - Soru: Cinlerle insanlar arasında evlilik olabilir mi?
Cevap: İki tarafın rızasına ve icap ile kabul esasına dayalı bir nikâh akdi ile cin ve insan arasında evlilik cereyan edemez. Bir cinnin insana saldırması ve onu aldatması akla gelebilir. Tecavüzün vukuu, aralarında evliliğin meşru olduğunun delili olarak gösterilemez. Gerek sevgi, gerekse yiyip içmek yönünden insanlar ile cin arasında uyuşmazlık mevcuttur. Bu ayrılıklar sevginin doğmasına, evliliğin tesisine ve hele devamına mani bulunmaktadır.
2276 - Soru: Cinlerde ölüm var mıdır?
Cevap: Evet, ömürleri dolunca onlar ölürler. Peygamber (sav) bir dualarında, Cenab-ı Hakk'a şöyle niyaz etmişlerdir: "Sen öyle bir Hayy'sin ki asla ölmezsin, halbuki cin ve insanlar ölürler."
2277 - Soru: Halk arasında 'Cin başka, şeytan başka' diye bir söz vardır. Bunun doğruluk derecesi nedir?
Cevap: Cin ile şeytan, yaratıldıkları madde itibariyle birbirinden ayrı birer varlık değildirler. Aralarındaki ayrılık sadece iman edip etmemeleri itibariyle olmaktadır.
2278 - Soru: Cinler, inanç yönünden insanlarda olduğu gibi birçok sınıflara ayrılmakta mıdır?
Cevap: Evet, cinler önce iman etmiş olmak veya kâfir olarak kalmak yönünden ikiye ayrılmaktadırlar. Kâfir olanlarının müşrik olanları bulunduğu gibi, İsevi ve Musevi olanları da vardır. Peygamber (sav) Efendimize iman eden Nasibin cinleri Yahudi idi. Onların iman edenlerinin ehl-i sünnet mezhebinden olanları bulunduğu gibi, bid'at ehlinden olanları da mevcuttur. Bir mezhebi taklit edenlerin Hanefisi, Maliki olanı, Hanbeli ve Şafii mezhebinden bulunanı vardır.
2279 - Soru: Cinlerde ibadetle mükellefiyet var mıdır?
Cevap: Sure-i Zâriyat'ın 56. Ayet-i Kerimesi, onlarda mükellefiyetin bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Cenab-ı Hak, bahsi geçen Ayet-i Kerimede, "Ben cinleri de insanları da ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" buyurmaktadır.
2280 - Soru: Cinlerde Allah'a (cc) karşı sorumluluk var mıdır?
Cevap: Mükellefiyet olunca sorumluluğun olacağı tabiidir. Cenab-ı Hakk bir Ayet-i Kerimede bunu şöyle açıklığa kavuşturmaktadır: "Ey cin ve insan cemaati, içinizden size ayetlerimi nakleden, bu gününüzün gelip çatacağını inzar ile haber verir peygamberler gelmedi mi size?"
2281 - Soru: Cinler cennete girecekler mi?
Cevap: Abdü'l-Vehhab Şarani Hazretleri, Rahman Suresi'nin 56. Ayet-i Kerimesi ile delil getirerek, onların cennete gireceklerini ifade etmektedir.
2282 - Soru: Cinler hakkında geniş bilgi verir misiniz?
Cevap: Bu hususla ilgili malumatı İslâmi eserlerden naklen aşağıya alıyorum:
"Cin" lâfzı ile çok kere insan karşılığı bir varlık kastedilir. Bu kelimenin müfredi "Cinni"dir. Frenklerin "Genie", Lâtinlerin "Genius" dedikleri de budur. (Hak Dini Kur'an Dili c. 7, s. 5381)
Kur'an-ı Kerim tetkik olunduğu zaman, cinnin yalın bir ateşten hem de çok zehirli bir ateşten yaratıldığı görülmektedir. "Ateşten yaratılmış, muhtelif şekillere girebilen cism-i lâtif" diye tarif edilen cin, bir Hadis-i Şerifte şöyle açıklanmaktadır: "Melekler, nurdan; cinler, dumanı kesilmiş yalın bir ateşten yaratıldı. Adem (aleyhisselâm) ise, size vasf olunan (toprak)dan yaratıldı."
Ateş üç şeyi bünyesinde toplamıştır: Nur, duman ve alev. Nurun ışığı, dumanın karartısı, alevin de zarar verici bir hali vardır. Ateşten yaratılan cin, mahiyetindeki hususiyetlere göre, iman ve salâha; küfür ve dalâlete müsait bulunmaktadır. Bu itibarla cin taifesinden mü'min olan da vardır, kâfir olan da bulunmaktadır. Onların salihleri de, kötüleri de mevcuttur.
Cinnin yaratıldığı zamana açıklık getiren bir Ayet-i Kerimede şöyle buyurulmaktadır: "Andolsun ki biz, insanı kuru bir çamurdan suretlenmiş bir balçıktan yarattık; cânnı da daha önce çok zehirli bir ateşten halk ettik."
Cinlerin mahiyetleri cism-i lâtif olduğu için Peygamberler ve velilerden başkası cinleri yaratıldıkları surette göremezler.
Gerek cinlerde gerekse şeytanlarda yiyip içme vardır. Bu hususu sahih hadisler ortaya koymaktadır. Peygamber (sav) Efendimiz buyuruyorlar ki: "Şeytan, hiç şüphesiz, sol eli ile yer, sol eli ile içer." Şeytan, besmele çekmeden yemeğe oturanların sofrasına sokulur ve onlarla birlikte yemeğe başlar.
Peygamber (sav) Efendimiz'e iman etmek üzere gelen Nasibin cinleri, Resul-i Ekrem (sav)'den yiyecek bir şeyin tahsisini niyaz etmişlerdi. Bu hususu açıklayan bir Hadis-i Şerifte şöyle buyurulmaktadır. "Ben, cinlerin kemik ve tezeğe uğradığında onlar üzerine yiyecek bulmaları için Allah'a dua etmiştim.", "Tezek ve kemikle taharet almayın. Çünkü bunlar, cinlerden kardeşlerinizin azığıdır."
Cinlerde evlenme ve çoğalma vardır. Onların cism-i lâtif olmaları, üremelerine engel değildir.
Mehmet Emre Hoca Efendi Fetvaları
31.05.2011
Resim ve Heykel...
Soru: Bugün, dünya üzerinde san'at pek büyük önem taşımaktadır. Resim, müzik ve heykelcilik vs. de san'attan sayılmaktadır. Dünya milletleri, sanatlarının gelişmiş olması oranında zahiren ve hükmen itibarlı oluyorlar.Bizler, okullarda şu sorularla karşılaşıyoruz: "Uygarlığın gelişmesi demek olan san'ata karşı çıkmak, uygarlıkla bağdaşmaz. İslam dini, resim, heykel ve müziğe müsaade etmemiş. Bu sebeple insanlığın san'at alanında ilerlemesine set çekmiş oluyor. Nasıl olur böyle şey?"
Cevap: İslam dini, resmin tamamını ve hacmi şekillendirmek demek olan heykelciliğin hepsini yasaklamış olmayıp canlı varlıkların resmini yapmayı ve heykel yontmayı men etmiştir. İslami eserlerdeki tezhipler ve minyatürler, cansız varlıkların resmini çizmek ve nakş etmekte bir mahzur bulunmadığının açık delilidir. Minberlerin yapılmasındaki oymacılık, sütunların ve direk başlıklarının yapılmasında yontma san'atının ve mihraplardaki mukarnasların yapılmış olması, heykelciliğin ancak canlı varlıklara ait olanının yasaklanmış ve geri kalanının serbest bırakılmış olduğunu açıkça göstermektedir. Resim ve heykelcilikteki bu küçük daraltma, nesiller boyunca devam eden puta tapıcılığın önüne set çekmek gayesiyle olmuştur. İslami ölçüler önünde san'at, san'at için değil, gaye için kullanılacaktır. "Uygarlığın gelişmesine" çalışırken, san'atı başıboş bırakmayan İslam, onu disipline etmiştir. "Bugünün medeni insanları, resme tapmıyor. Bu endişe, geçmiş zamana ait olarak kalmalı, hale müdahale etmemeli değil midir?" diyenlerin bulunduğuna şahit olmaktayız. Bu iddia tam olarak doğru değildir. Zamanımızın insanları arasında fetişizmin kalıntılarına rastlanmakta ve putperestliğin özentisini taşıyanların bulunduğunu görmekteyiz. Esasen, geçmiş tarihlerde de insanoğlu, resmi yapıp karşısına geçip tapınmaya başlamış değildir. Belki, önce Ma'bud-ı hakıykî olan Allah'tan (cc) gayrisine tapmaya başlamış ve daha sonra bunların resim ve heykelini yapmaya kalkmıştır.
İslam dini, "uygarlığın gelişmesi demek olan" san'ata karşı çıkmamış; "uygarlığın" aygırlığa dönüşmesini önlemiştir. Biz Müslümanlar, ilme tapmayız. Müsbet ilmin kanunlarını vaz eden Allah'a (cc) iman ederiz. İslam, müziğin belden aşağısına ve nefse hitap eden çeşidine karşı tavır almış ve bunların bestelenip seslendirilmesine karşı çıkmıştır. "Rakı şişesi içinde balık olsam" diyen sözde şairlerin, "Donlara Destan" yazan beyinsizlerin,
bir tutacak dal mı verdi,
Bir giyecek şal mı verdi,
Kucak kucak mal mı verdi?
Ya nem alır "felek" benim? diyen dinsizlerin güftesini besteye, daha sonra sahneye ve hatta devlet radyosunda okutmaya kadar vardıran zihniyetin müzik anlayışı ile İslam'ın müsaade ettiği musiki arasında, üzümden elde edilen şıra ile şarap arasındaki kadar büyük fark vardır. İslam, san'atın aslını değil, yozlaştırılmış vasfını yasaklamış bulunmaktadır. Bu hükmü ile de insanlığın hayrına ve ilim haysiyetinin korunmasına matuf tedbir koymuş bulunmaktadır.
Mehmet Emre Hoca Efendi Fetvaları
Cevap: İslam dini, resmin tamamını ve hacmi şekillendirmek demek olan heykelciliğin hepsini yasaklamış olmayıp canlı varlıkların resmini yapmayı ve heykel yontmayı men etmiştir. İslami eserlerdeki tezhipler ve minyatürler, cansız varlıkların resmini çizmek ve nakş etmekte bir mahzur bulunmadığının açık delilidir. Minberlerin yapılmasındaki oymacılık, sütunların ve direk başlıklarının yapılmasında yontma san'atının ve mihraplardaki mukarnasların yapılmış olması, heykelciliğin ancak canlı varlıklara ait olanının yasaklanmış ve geri kalanının serbest bırakılmış olduğunu açıkça göstermektedir. Resim ve heykelcilikteki bu küçük daraltma, nesiller boyunca devam eden puta tapıcılığın önüne set çekmek gayesiyle olmuştur. İslami ölçüler önünde san'at, san'at için değil, gaye için kullanılacaktır. "Uygarlığın gelişmesine" çalışırken, san'atı başıboş bırakmayan İslam, onu disipline etmiştir. "Bugünün medeni insanları, resme tapmıyor. Bu endişe, geçmiş zamana ait olarak kalmalı, hale müdahale etmemeli değil midir?" diyenlerin bulunduğuna şahit olmaktayız. Bu iddia tam olarak doğru değildir. Zamanımızın insanları arasında fetişizmin kalıntılarına rastlanmakta ve putperestliğin özentisini taşıyanların bulunduğunu görmekteyiz. Esasen, geçmiş tarihlerde de insanoğlu, resmi yapıp karşısına geçip tapınmaya başlamış değildir. Belki, önce Ma'bud-ı hakıykî olan Allah'tan (cc) gayrisine tapmaya başlamış ve daha sonra bunların resim ve heykelini yapmaya kalkmıştır.
İslam dini, "uygarlığın gelişmesi demek olan" san'ata karşı çıkmamış; "uygarlığın" aygırlığa dönüşmesini önlemiştir. Biz Müslümanlar, ilme tapmayız. Müsbet ilmin kanunlarını vaz eden Allah'a (cc) iman ederiz. İslam, müziğin belden aşağısına ve nefse hitap eden çeşidine karşı tavır almış ve bunların bestelenip seslendirilmesine karşı çıkmıştır. "Rakı şişesi içinde balık olsam" diyen sözde şairlerin, "Donlara Destan" yazan beyinsizlerin,
bir tutacak dal mı verdi,
Bir giyecek şal mı verdi,
Kucak kucak mal mı verdi?
Ya nem alır "felek" benim? diyen dinsizlerin güftesini besteye, daha sonra sahneye ve hatta devlet radyosunda okutmaya kadar vardıran zihniyetin müzik anlayışı ile İslam'ın müsaade ettiği musiki arasında, üzümden elde edilen şıra ile şarap arasındaki kadar büyük fark vardır. İslam, san'atın aslını değil, yozlaştırılmış vasfını yasaklamış bulunmaktadır. Bu hükmü ile de insanlığın hayrına ve ilim haysiyetinin korunmasına matuf tedbir koymuş bulunmaktadır.
Mehmet Emre Hoca Efendi Fetvaları
23.08.2010
Vesveseden Kurtulma

2291 - Soru: Vesveseden nasıl kurtulabilirim?
Cevap: Size naçiz tavsiyemiz şu olacak: Kendinize daima vesvesenin aksini telkin ediniz.Bu hal sizden geçesiye kadar, abdest uzuvlarını ancak bir defa yıkayınız, güzelce ovalayınız ve "Abdestim tam oldu" deyiniz. Vesveseyi def için "Euzü" çekiniz.Her gün sabah ve akşam Ayetü'l-Kürsi'yi, Muavezeteyn surelerini yedişer defa okuyup üzerinize üfleyiniz. Vesvese dalgaları kalbinize tazyik yapmaya başladığında "La havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azim" demeyi dilinizden eksik etmeyiniz. Bir de boy abdesti aldığınız yere idrar (işeme) yapmayınız.Sizin durumunuzda kaç kişi bilirim ki zamanla iyileştiler ve normal hayata kavuştular. Siz de iyileşeceksiniz. Şafı-i Hakiki olan Cenab-ı Hakk'a iltica ediniz. Yalnız yazılanları aynen uygulayınız. Rahman olan Allah'tan (cc) afiyetler diliyorum.
M.Emre Hocaefendi Fetvaları
15.07.2010
Ayetlerle Alakalı Bir Kısım Soru ve Cevaplar

51 - Soru: Karısı ölen bir kimsenin baldızıyla evlenebileceğini biliyoruz. Sure-i Nisa'nın 23. ayetinde geçen "İlla ma kad selef" istisnası neyi ifade etmektedir? Ben Arapça bilmediğim için bu illâ kelimesinde bir şart ve şurut olmasına zahip oluyorum. Burasını bizlere açıklamanızı rica ediyorum.
Cevap: Sure-i Nisa'nın 23. ayetinde "iki kız kardeşi birlikte almanız da haram kılındı" buyurduktan sonra, "İllâ mâ kad selef" istisnası "ancak" (cahiliyyet devrinde) geçen geçmiştir" mânâsını taşımaktadır.
İslâmiyet gelmezden önce, cahiliyyet devrinin insanları, iki kız kardeşi birlikte nikâhı altında toplamakta bir mahzur görmezlerdi. Bu Ayet-i Kerime bunu yasaklamış ve cahiliyyet devrinde geçenden sorumlu tutmamıştır. Ancak mezkûr Ayet-i Celile indiği zaman nikâhı altında iki kız kardeş bulunduranlar, bunlardan birisini boşamakla mükellef tutulmuşlardır.
Bu kimseler sonradan İslâmiyet'i kabul etmeye geldiğinde, nikâhı altında iki kız kardeş bulunduğunu söylemesi üzerine Peygamber Efendimiz (sav), "iki zevcen"den dilediğini (birini) boşa" buyurmuştur. (İbni Mace, c.l, s.627)
52 - Soru: Dünyanın döndüğüne delâlet eden ayet veya hadis var mıdır?
Cevap: Sure-i Neml'in 88. ayet-i kerimesinde şöyle buyurulmaktadır: "Sen dağları görür, onları yerinde durur sanırsın. Halbuki onlar bulut geçer gibi geçer gider. (Bu) her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın san'atıdır. Şüphesiz ki O, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır."
Bu Ayet-i Kerimede dünyanın döndüğüne dair bir sarahat yoksa da bu cihete bir işaret vardır. Müfessir Elmalılı M.Hamdi Yazır (merhum), Hak Dini Kur'an Dili isimli tefsirinin 5. cilt, 3709. sayfasında şöyle ifade etmektedir: "Müteahhirinden birtakımları (ve hiye temürru) fi'linin de hâle ait olması lâzım geleceğine hükmederek bununla arzın hareketini isbata çalışmışlardır."
53 - Soru: Kur'an-ı Kerim'in harekesinin bid'at olduğunu söylüyorlar. Bu hususta delilleri ile birlikte bilgi vermenizi arzederiz.
Cevap: Kur'an-ı Kerim'in harekesi, evet, sonradan konulmuş olup daha kolay okunmasını temenni etmek içindir. Hicretin birinci asrı ortalarında Nahiv ilminin vâzıı Ebü'l-Esved ed-Düeli tarafından yapılmıştır. (Tefsir Tarihi, c. 1, s. 32)
54 - Soru: Kur'an-ı Kerim'de mukaddes Mekke şehri hangi isimlerle anılmıştır?
Cevap: Sure-i Al-i İmran'ın 96. ayetinde "Bekke", Sure-i Şûra'nın 7. ayetinde "Ümmü'l-kurâ" ve Tin Suresi'nin 3. ayetinde "Beledü'l-Emin" olarak geçmektedir.
55 - Soru: Kur'an-ı Kerim'deki "Ülaike" kelimelerinin altına konulan "kasr" kelimesi ne mânâsına gelmektedir?
Cevap: "Kasr" kısa mânâsına olup vavdan önceki harfin uzatılmamasına tenbih ve işaret için konulmuş bulunmaktadır.
56 - Soru: Kur'an-ı Kerim'de Tevbe suresi ne için Besmele ile başlamamıştır?
Cevap: Bu surenin "Enfal" suresinin devamı olduğunu ve bu sebeple de "Besmele" yazılmadığını söyleyenler vardır. Bir de bu surenin indirildiği sırada Peygamber Efendimiz "Besmele" yazılmasını emretmiş değildir.
57 - Soru: "İnaan için ancak sâ'yinden başkası yoktur" mealindeki sure-i Necm'in 39. ayeti Mevkuufat'm "Hac ani'1-ğayr" bahsinde "mensuhtur" deniliyor. Açıklar mısınız?
Cevap: Bu görüşte olan ilim erbabı varsa da bunun aksini söyleyen, yani bu ayetin mensuh olmadığını ifade eden de vardır. Elmalılı tefsirinin c. 6, s. 4610'da şöyle denilmektedir: "Bunun mensuh olduğuna dair söylenen söz, sahih değildir. Cumhur indinde bu muhkemdir."
58 - Soru: Yahudilerin devlet kuramayacağına dair ayet ve hadis var mıdır?
Cevap: Gerek Ayet-i Kerimede gerekse Hadis-i Şerifte, Yahudilerin hükümet kuramayacağına dair bir sarahat yoktur. Sure-i Bakara'nın 61. ayetinde onlar hakkında şöyle buyrulmaktadır: "Onların üzerine bir horluk ve yoksulluk vuruldu. Allah'tan(cc) bir gazaba da uğradılar." Bu zillet ve meskenetin, bu cezaya müstehak olan o günkü Yahudilerin olabileceği hatıra gelen ihtimallerdendir. İkinci cihet de, her ne kadar onlar bir devlet kurmuş şeklinde görülüyorsa da, bu, zengin Amerikan Yahudilerinin, mütefennin Alman Yahudilerinin ve ihtilalci Rus Yahudilerinin, tertipleri sonucu kurulmuş bir devlet olmaktadır. Hor ve zelil, şeref ve itibardan uzak olmak, onların üzerinden kalkmış sayılmaz.
59 - Soru: Kur'an-ı Kerim kaç harftir?
Cevap: Bu hususta iki ayrı rivayet vardır: Birincisi 325 bin, 345'tir. Diğer rivayette ise, 325 bin 743'tür. Kur'an-ı Kerim'in kelimelerinin sayısının ise 77 bin 439 olduğunda ittifak vardır.
60 - Soru: Allahü Zülcelâl'in "Allah'a giden yolu bulmak için bir vesile bir vasıta arayın" buyruğu Kur'an-ı kerim'in neresinde ve hangi ayettedir?
Cevap: Sure-i Maide'nin 35. ayet-i kerimesi olup şu mealdedir: "Ey iman edenler, Allah'tan korkun, O'na (yaklaşmaya) vesile arayın ve O'nun yolunda savaşın, ta ki muradınıza eresiniz."
61 - Soru: Ayet-i Kerimede Cenab-ı Hak, "İnsanların ömrü (eceli olacak) tekaddüm ve teahhür etmez" buyuruyor. Hadis-i Şerifte ise, "Sadaka belâyı def eder ve ömrü ziyade eder" buyurulmaktadır. Bu hususta ne dersiniz?
Cevap: Ayet-i Kerimede "Ecel geldiğinde te'hir edilmez ve öne de alınmaz" buyrulmuştur. Ömrün uzayacağına ait delil ile bu Ayet-i Kerime arasında bir uyuşmazlık ve çelişki yoktur. "Ecel geldiği zaman" tabiri dikkate alındığı zaman, sözün mefhum-ı muhalifinden ecel gelmeden önce, ilâhi sır çerçevesi içerisinde ömrün uzaması vakidir.
62 - Soru: Kur'an-ı Kerim'de Ay'a çıkmanın mevcut olduğunu söylüyorlar. Bu görüş doğru mudur?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'de sarahaten böyle bir beyan yoktur. İddia sahibinin sure ve ayet belirterek delil göstermesi gerekir. İşaret yolu ile olan bazı dakik mânâları anlamak ise ehlinin işidir. Keyfi tefsir tehlikeli bir yoldur.
63 - Soru: Kur'an-ı Kerim'deki nâsih ve mensuh Ayet-i kerimeler kaç tanedir? Ayet numaraları ile açıklar mısınız?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'de 66 tane nâsih ve mensuh ayet bulunmaktadır. Bunların hangi ayetler olduğunun izahına bu sütunlar müsait değildir. Bu hususta yazılmış müstakil eserler bulunmaktadır, onları tetkik ediniz.
64 - Soru: Mekaasidü't-Talibin adlı kitapta "Sure-i Hamd" diye bir sure ismi geçmekte. Bu isme Kur'an-ı Kerim'de rastlamadım. Sure-i Hamd'den murat nedir?
Cevap: "el-Hamd", Fatiha suresinin isimlerindendir.Başında "el-Hamd" bulunduğu veya baştan sona hamd mânâsını tazammun etmesi itibariyle bu ismi almıştır.
65 - Soru: Kur'an-ı Kerim'in 6666 ayet olduğunu biliyoruz. Ancak bunların hangi hususlara dair olduğunu açıkça bilememekteyiz. Bu hususu açıklar mısınız?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'in ayetleri, Zemahşeri'ye göre 6666 ayettir. İbni Kemalpaşa bunları manzum olarak şöyle taksim etmektedir:
Bilmek istersen eğer sen aded-i âyâtı,
Cümlesi altı bin altı yüz altmışaltı.
Binidir va'd beyanında anın, bini vaid;
Binidir emr-ü ibadet, bini nehy-ü tehdid.
Bini emsâl-ü iberdir, bini abâr-u kasas,
Beşyüz âyâtı helâl ile harama muhtas.
Buldu yüz ayeti tesbih-u duada çü rüsûh,
Altmış altısı dahi ayet-i nâsih, mensûh.
66 - Soru: Mushaf neye denir?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'in bütün ayet ve surelerinin tamamını içine alan mukaddes kitabımıza "Mushaf" adı verilmektedir.
67 - Soru: Sure nedir?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'in en az üç ayetini içine alan, müstakil bir isimle anılmış ve diğerlerinden ayrılmış bulunan müstakil bir parçadan ibarettir.
68 - Soru: Ayet nedir?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'e ait cümlenin, üst ve alt taraftan ayrılmış bulunan parçasına "Ayet" adı verilmektedir.
69 - Soru: Cünüp bulunan bir kimse veya âdet gören bir kadın Kur'an-ı Kerim'i dinleyebilir mi?
Cevap: Evet, dinleyebilir. Bunlara yasak olan, Kur'an-ı Kerim'den bir bütün ayet okumaktır.
Mehmet Emre Hoca Efendi Fetvaları
16.06.2010
Giyimle Alakalı Bir Kısım Fetvalar

2109 - Soru: Kadının başını örttüğü eşarp ve giydiği elbise zinete dahil midir?Cevap: Sure-i Nur'un 31. ayetinde geçen "zinet" kelimesini, bazı ilim adamlarımız, zinetin kendisini anlamışlar ve "Zineti göstermek haram olunca, zinetin mahallini göstermek daha çok haramdır" demişlerdir. Birtakım İslam uleması da "zinet" kelimesinden muradın zinetin takıldığı yer olduğu görüşünü müdafaa etmişlerdir. Bu alimlerin görüşüne göre, başörtüsü zinete dahil olmaz. (Hak Dini Kur'an Dili c. 4, s. 3504)Kadınlar takındıkları zinet eşyalarının sarraf vitrinlerinde teşhir edilenlerine bakmanın yasak olmayışı, "zinet" kelimesinden, bunların takıldığı kulak, kol ve gerdan gibi mahallerin olduğu görüşünde bulunan İslam ulemasının tezini kuvvetlendirmektedir.
2110 - Soru: Kadının ipek elbise giymesi caiz midir?Cevap: Evet, caizdir. İpek elbise giymenin haramlığı sadece erkeklere mahsustur.
2111 - Behce Fetvalarından: "Sarığın bir ucunu iki omuz arasına ve belin ortasına kadar sarkıtmak müstehabtır." (H. Ec. 2/163)
2112 - Soru Kadınların saçlarını kesip, zülüf bırakmalan hakkında bilgi verir misiniz?Cevap: Kadınların saçlarını uzatmaları ve her bakımdan erkeğe benzemekten sakınmaları gerekir.
2113 - Soru: Dizden aşağıya inen bir mantonun altına kısa etekli elbise giymek caiz midir?
Cevap: Manto altına da olsa böyle bir elbiseyi giymek mahzurludur.
2114 - Soru: Ailelerimiz topuğa kadar uzun elbise giyse mantoya lüzum kalmadan gezebilir mi? Elbise üzerine manto giymek şart mı?Cevap: Topuğa kadar elbise giymiş olsa bile, başını, boynunu, göğüslerini ve arkasını örtecek bir çarşaf ve benzeri şeyle kapatması gerekir. Zira vücut hatlarını ve göğüslerini belli eden bir elbiseye bürünmüş bir kadın, "giyinmiş çıplak" sayılmıştır.
2115 - Soru: Bir kadın, zinet olarak, ne gibi şeyleri takınabilir?
Cevap: Kadınlar, altın ve gümüş gibi madeni eşyadan, inci ve mücevherat gibi kıymetli taşlardan yapılmış zinet eşyasını takınabilirler. Ancak bunları yabancı erkeklerin dikkatini çekmeyecek şekilde takınmayı; eri için ve evi içinde takmayı prensip edinmelidir.
2116 - Behce Fetvalarından: "Erkeklere ipek elbise giymek haramdır." (H. Ec. 2/163)Açıklama: Erkeklerin giymesi haram olan ipek, kurdun imal ettiği ipektir. Suni ipek, pamuk ve keten hükmünde olup giyilmesinde hiçbir mahzur yoktur.
2117 - Soru: Kadınların moda icabı fırfırlı, süslü, uzun etek giymeleri İslam'a uygun mudur? Bunların bel kısmı dar, yerde sürünen kısmı ise geniş bulunmakatır, ne dersiniz?
Cevap: Kadın, giyinip kuşanmasında, modayı değil İslam dininin tesettür esaslarını dikkate almalıdır. Giyinişi sade, elbise altını göstermeyecek kadar kalın ve vücut hatlarını belli etmeyecek kadar bol olmalıdır.
2118 - Soru: Bugünkü kızların okumaları veya kadın öğretmenlerin ders verdikleri sınıfta başlarını açmaları caiz görülmüş müdür?
Cevap: Kadın cinsinin ilim tahsil etmesi yasaklanmış değildir. Ancak tesettüre riayet edimelidir. Tahsil sırasında tek başına yolculuk yapmaktan sakınmalı. Yalnız kadınların bulunduğu bir yerde ilim tahsil etme imkanını araştırmalıdır. Bunlara riayet edemediği zaman dini müsaade de verilemez.
2119 - Soru: Kadın gömlek giyebilir mi? Gömleğin cebi sağ tarafta olursa kadın gömleğidir. Erkek giyemez diyorlar; doğru mu?Cevap: Kadın, tesettüre riayet etmek şartıyla gömlek de giyebilir. Cebin sağda veya solda olması, kadının veya erkeğin giymesine dini açıdan mani teşkil etmez.
2120 - Soru: Kimsenin bulunmadığı yerde avret mahallini örtmek gerekir mi?Cevap: Avret mahallini örtmek, hem Hakk'ın hem de halkın hakkı bulunan bir husustur. Bu itibarla, kendisinden başka kimsenin bulunmadığı bir yerde dahi avret mahallinin örtülmesi, sahih olan kavle göre vaciptir. Peygamber Efendimiz (sav) bir Hadis-i Şeriflerinde: "Avret mahallimi içimdeki elbisemden gizlemek mümkün olsa elbette ondan bile gizlerdim." buyurmuşlardır. Hz. Ali (ra): "İnsan avret mahallini açınca yanındaki melekler utancından yüzlerini çevirirler" buyurmaktadır.
2121 - Kravat takmak bid'at midir, değil midir?Cevap: Sünnet olan bir giyecek nevine dahil değildir. Adet ve giyiniş olan şeylerde vüs'at vardır. Dalalet sebebi olan bid'at, daha ziyade inanç ve ibadetlerde münhasırdır. Kravat, küfrün sembolü sayılan eşyadan değildir. İsteyen takmaktadır. Bu husustaki müsaade, ancak bir ruhsat-ı şer'iyyedir. Vazifesi, içtimai mevkii itibariyle takmak zaruretini hisseden kimseler, bu ruhsattan faydalanarak takabilirler. İstemeyen veya böyle bir mecburiyeti bulunmayan kimse ise azimetle amel etmeyi tercih etmelidir.
2122 - Soru: Kot pantolon giymekte bir beis var mı?
Cevap: Bahsi geçen pantolon erkekler için dar olmamak şartıyla İslami tesettürü yerine getirir ise de, dinine bağlı bir erkek sünnete uygun veya yakın biçimde giyinmelidir.
2123 - Soru: Yaz mevsiminde gerek ticaret, gerekse serinlemek için plaja gidilebilir mi?
Cevap: Et satıcılarının müşteri aradığı adeta bir pazar gibi bir yerde mütedeyyin bir insanın bulunması tabii ki doğru değildir. Kadınların bulunmayacağı bir yerde, diz kapaklanna kadar olan kısmın örtülmüş olması halinde ve orada kendisinden başka erkek varsa, onlar da böylesine tesettüre riayet ederlerse denize girilebilir. İslam dini, denize girmeyi değil, tesettürü ihlal etmeyi yasak kılmıştır.
2124 - Soru: Erkeklere haram olan ipek elbiseyi erkek çocuklarına giydirmekte bir mahzur var mı?
Cevap: Erkekler için olan mahzur, erkek çocuklar için de geçerlidir. Bunun mahzuru ve sorumluluğu anne ve babayadır. Zira onları alan ve giydiren anne ve babalardır.
2125 - Soru: Ben, 15 yaşımdan 20 yaşıma kadar Almanya'da ata sporumuz olan güreşe çalıştım. Bu sahada üstün başarılar elde ettim. Daha sonra vatani görevimi yapmak için memleketime gittim. Şimdi ise terhis olup tekrar Almanya'da çalışmaktayım. Fakat bu hizmetlerin içerisine girdiğim için güreşmemde bir mahzur var mı?
Cevap: Güreş yapmanızda bir mahzur yoksa da, göbekten diz kapağı altına kadar olan kısmı kapalı bulundurmanız şarttır. Güreş ata sporudur. Tesettür (örtünme) de Allah'ın (cc) emridir. Atalarımızın kisbet giyerek güreştiği de unutulmamalıdır. İster yağlı güreş ister serbest veya grekoromen tarzında güreşler olsun, hepsinde göbekten diz kapağına kadar olan kısmı örtmek şartı ile güreşmenizde bir mahzur yoktur. Aksi halde, güreşeceğim diye, bu kısımları açmak doğru değildir.2126 - Soru: İpek elbise giymenin erkeklere haram olduğunu biliyor ve inanıyoruz. Acaba yüzü ipekten olan bir yorgan hakkında dinimizin hükmü nedir?
Cevap: Yorgan da bir nevi elbise hükmündedir. İpek yorganı kullanmak caiz görmemektedir. (Fetava-i Hindiye c. 5, s. 331)2127 -
Soru: Bir kitapta; "Bir erkek haram olan ipeği dünyada giyerse, ahirette ipek giymekten mahrum olur. İpek ise, cennet elbisesidir. O halde cennete giremez" deniliyor. Bu hususta hüküm nedir?
Cevap: Bu iddia, haram olan ipeği, helal olduğuna inanarak giymesi halinde doğrudur. Haram olduğuna inanarak giymesi halinde cennete girmemeyi gerektirecek bir suç mahiyetinde kabul edilemez. İsyanı inkar seviyesinde değerlendirme, doğru bir kıyas yolu değildir.
2128 - Soru: Bazı eserlerde sakalı kesmenin haram olduğu yazılıyor. Siz ne dersiniz?Cevap: Sakal bırakmak sünnettir. Hiç sakal bırakmamış bir kimsenin tıraş olması bu sünneti ihmal olmaktadır. Bunun hükmü de kerahatle ifade edilir. Şayet sakalı bırakır da sonra keser ise, bu kerahet, katmerleşerek haram olur. Çünkü sünneti hor görme anlamı taşımaktadır. Yoksa mutlak manada sakalı tıraş haram olsa, bırakmasının da farz veya vacib olması gerekir. Hükme medhar olacak noktayı iyi tesbit etmek gerekir.
.2130 - Soru: Bugünkü adetlerin gereği olan kumaş elbiselerin giyimi ve dikimi, değişik modeller üzerine yapılması, yabancılara uymak gibi bir mana ifade etmesi sebebiyle bir mahzur teşkil etmekte midir?
Cevap: Örf ve adetlere mahsus işlerde bir genişlik vardır. Bu itibarla, elbiseden beklenen gaye, tesettürü temin etmesidir. Bu tesettürü sünnete uygun biçimde ifa etmeye çalışmak, evla olan tarafı ifade eden bir husus olmaktadır. Gayrimüslimlere benzemek tehlikesi, küfrün sembolü olarak kabul edilen haç, zünnar vesairededir. Böyle bir benzeyişten ve bir de moda kabuğunun içine sokularak Müslümanların arasında yayılmak istenen çıplaklık temayülünden son derece sakınmalıdır
Mehmet Emre Hoca Efendi Fetvaları
12.10.2009
Mezheplerle Alakalı Bir Kısım Sorular

35 - Soru: Biz Hanefîlerin itikatta İmamı Ebu Mansur Muhammed Maturidi'dir. Diğer üç mezhebin imamları aynı mıdır?Cevap: Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebi mensuplarının itikadi meselelerde İmamı, Ebu'l-Hasen el-Eşari'dir.
36 - Soru: Mezhepler arasındaki farkların giderilmesi ve bunların birleşmesi kabil midir? Bir mezhepte olan kimse diğer mezhepteki bir şahsa ne zaman imamlık yapabilir? Birbirinin mezhebine girebilir mi?
Cevap: Mezheplerin arasındaki fark, esasta değil, fer'i hükümlerdedir. Namaz, her mezhepte farzdır. Fakat namazın farz ve vaciblerinin sayısında mezhepler arasında fark bulunabilir. Hanefi, Maliki, Hanbeli ve Şafii gibi mezhebin salikleri, diğer bir mezhepteki imama uyabilirler. Yeter ki imam olan şahıs kendisine uyacak diğer mezhepteki şahsın mezhebindeki abdesti bozan şeylerden sakınmış olsun. Bunların birleşmesi (telfiki) doğru ve caiz değildir. Tamamen taklit etmek şartıyla bir Şafii, Hanefi mezhebine girebilir. Bir Hanefi de Şafii mezhebini taklit edebilir. Fakat canının istediği zaman Hanefi, işine geldiği zaman Maliki veya Hanbeli mezhebini taklit etmek suretiyle daldan dala konan kuş misali hareket edemez.
37 - Soru: Mezhebler ne için ve nasıl ve ne zaman çıkmıştır?
Cevap: Ashab-ı Kiram devrinden sonra, Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerden hüküm çıkarma kudretine sahip müctehidler azalmıştı. Bunun üzerine Müslümanlar, içtihat kudretinde bulunan fakihlere tabi olma yolunu tuttular. Onların derslerinde bahsettikleri mevzular, sorulara verdikleri cevaplar ve fetvalar halkın takip ettiği bir yol ve fıkhi bir mezhep olarak doğmuş oldu.
38 - Soru: Suudi Arabistan ve diğer Arab memleketlerinde İslamiyeti ehl-i sünnet mezhebi üzere yaşayanlar var mıdır?
Cevap: Suudi Arabistan devleti, Vehhabilik mezhebinin yayılmasını hedef almış bulunmaktadır. Fakat halkın arasında ve bilhassa orada yerleşmiş Türklerde ehl-i sünnet mezhebiyle amel etmek yaygındır.
39 - Soru: Bir kimse, canı istediği zaman Hanefi mezhebine, dilediği zaman diğer mezheblerin hükümlerine göre hareket edebilir mi?
Cevap: Edemez. Taklitte bir imam tercih etmesi gerekir.
40 - Soru: Ehl-i sünnetin dört fıkhi mezhebinin dışında, yine ehl-i sünnete bağlı olduğu halde, tabileri kalmadığından yaşayamamış ve bu sebeple günümüze kadar gelememiş fıkhi mezhebler var mıdır? Varsa adları nelerdir?
Cevap: İkinci ve üçüncü asırda, en fazla şöhret yapmış müctehidler; İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed bin Hanbel'dirler. Tabiin ve tebei tabiinden müctehidlik derecesinde bulunup da mezhepleri devam etmemiş bulunan zatlar şunlardır: İbrahim Nehai, İbni Ebi Leyla, İbni Şübrüme, Süfyan-ı Sevri, Hasan ibni Salih, Abdurrahman Evzai, Amr b.Haris, Leys bin Sa'd, Abdullah ibni Ebi Cafer, İshak bin Raheveyh, Ebu Ubeyd Kaasım bin Selam, Ebu Sevr-i Bağdadi, İbni Huzeyme, İbni Nasr-ı Mervezi, İbni Münzeri Nisaburi, Davud-ı Zahiri, İbni Cerir-i Taberi.
41 - Soru: Mezheplerin hak ve batıl olduklarını nereden anlayıp da hak-batıl olduğuna hükmediyoruz? Bazı mezhepler var ki aynı yıl içinde kurulmuşlardır. Mesela Zeydi, Caferi ve Hanefi mezhepleri gibi. Ayrıca Caferi mezhebinin kurucusu diye bilinen Cafer-i Sadık (k.s.) silsile-i sadatdan değil mi?
Cevap: Mezheplerin hak oluşu, umumi hükümler bakımından, İslam dininin inanç, ibadet ve muamelat ile alakalı hükümlerine her bakımdan uygun düşmesi ile anlaşılır. Batıl mezhep de bu esaslara ters düşen yolun adıdır. Mezhep kurucularının aynı tarihte yaşamaları, aynı şehir ve hatta aynı medresede yetişmiş olmalarıyla, kurdukları mezheplerin hak veya batıl olarak vasıflandırılmasında aynı sıraya konulamaz. O zatın İslam'a mutlak bağlı olması, fasit te'villere, kusurlu tefsirlere ve mantıksız tezvirlere kaçmaması ile mezhebinin hak olduğu anlaşılır. Vasıl bin Ata, Hasan Basri Hazretleri'nin rahle-i tedrisinde yetişmiş ve fakat sonunda ondan yüz çevirmiş ve Mütezile'nin önderi olmuştur.
42 - Soru: Ehl-i sünnet dışında kalan fırka-i dalaletten hangisi küfre nisbet olunur?
Cevap: Bu hususta size, Milel ve Nihal Tercümesi'ni tetkik etmenizi tavsiye ederim.
43 - Soru: Ehl-i sünnet ve'l-cemaattan olan mezheplerin hak olduğunu biliyoruz ve inanıyoruz. Fakat, bize "Hak olduğunu ne ile isbat edersiniz, deliliniz nedir?" diye soruldu. Bu hususta bizi aydınlatır mısınız?
Cevap: Allah'ın (cc) kitabı ve Resulü'nün (sav) sünneti, amellerin hükme bağlanmasında en sağlam ölçü ve şaşmaz bir kıstastır. Bu esaslara uyan bir şey, meşru ve hakka uygun kabul edilir. Ehl-i sünnet mezhebinin hak olduğunu, Allah'ın(cc) Kitabındaki hükümlere, Resulü'nün(sav) sünnetine ve Ashab-ı Kiramın yürüdüğü yola uygun olması ile isbat ederiz.
44 - Soru: Şafii mezhebine mensup bulunan bir kişi, vefat ettiği zaman devri nasıl yapılacak?
Cevap: Aynı Hanefi mezhebinde olduğu gibi yapılacaktır.
45 - Soru: İslamiyet bir olduğuna göre mezhep ne için dört olmuştur?
Cevap: El bir tane olduğu halde, parmakların beş tane oluşu nasıl bizim iş görmemizi kolaylaştırmakta ise, mezheplerin durumu da aynen öyledir. Hepsi İslam esaslarına bağlı olup, halkın kolaylığı içindir.
46 - Soru: Vehhabilik nedir, hangi ülkede mevcuttur?
Cevap: "Selefi'lik iddiası içinde kamufle edilmiş, sarılıp sarmalanmış bir "Mücessime" sempatizanlığıdır. Suudi Arabistan'dan kaynaklanmaktadır. Orada tahsil görmüş bazı kimseler tarafından veya bu işin çığırtkanları vasıtası ile İslam aleminin birçok beldesine sıçramıştır.
47 - Soru: Bizim mezhep (Hanefi) de altın diş yasak mı?
Cevap: Dişinde çürük falan yok iken keyf ve süs için yaptırılırsa hem gusle mani, hem de altınla zinetlenmek erkeğe haramdır. Fakat dişlerindeki çürük sebebiyle yaptırılacak ise, bu zaruret halidir. Zaruret halinde ve zaruret miktarını geçmemek şartı ile diş doldurtmak veya altın kaplatmak İmam Muhammed'e göre caizdir.
48 - Soru: Ramazan ve Kurban Bayramı namazları biz Hanefîlerce vacib bulunmaktadır. Diğer üç mezhepte bu namazların hükmü nedir?
Cevap: Maliki ve Şafii mezheplerinde, bu namazlarla ilgili iki hüküm vardır. Birinci hüküm, bu namazlar sünnet, diğer bir kavle göre farzdır. Hanbeli mezhebinde ise farz-ı kifayedir.
49 - Soru: Sehiv secdesi, biz Hanefilere göre vacibtir. Şafii mezhebine göre bu secdenin hükmü nedir? Zira bulunduğumuz yerlerde Şafii bir imama uyduğumuz oluyor. Durumu bilmemizde fayda vardır?
Cevap: Sehiv secdesi, gerek Şafii gerekse Maliki mezheplerinde "sünnet" bulunmaktadır. Ancak şu var ki, imam sehiv secdesi yapacak olursa, bu mezhepteki kimsenin imama uyarak secdeyi yapması vacib olur.
50- Abdürrahim Fetvalarından: "Hanefi olan Zeyd, Şafii mezhebine geçtiğinde tazir olunur" (H.Ec. 2/164)Açıklama: Hanefi mezhebi, Şafii mezhebinden daha kolay hükümleri içine almış bulunmaktadır. Bu itibarla, tercih ettiği Şafii mezhebinin hükümlerini yerine getirmekte kusur etmesi ihtimaline binaen şer'i hakim tarafından uyarılır ve gerekirse tazir edilir. Buradaki tazir, tazip ve tecziye mânâsında anlaşılmamalı, sadece bir uyarma olarak kabul edilmelidir.
Kaynak:"Mehmed Emre Fetvaları"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Sünnet-i Şerif Ve Hadis İnkarcılarına Duyurulur
"Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde baş...