30.09.2009

İstiğfarın Ehemmiyeti


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

• Her derdin devası vardır. Muhakkak günahların devası da istiğfardır.

• "Bütün âdemoğlu için iki sahife vardır. Sahifenin birine gündüz işlediği ameller yazılır. Diğerine de gece işlediği ameller yazılır. Sonra bu iki sahife dürülür. Eğer onlarda, -bir günah için de olsa- istiğfar varsa nur saçarlar. İstiğfar yoksa, karanlık ve simsiyah bir şekilde dürülürler."

• "Her gün, iki defa, yâni sabah ve akşam istiğfar getirmeyen kimse kendine zulmetmiştir."

• "Israrla beraber küçük günah kalmaz (büyük olur), istiğfarla da büyük günah kalmaz (af olunur)."

İstiğfar, üzüntülerden kurtulmak için bir çıkış yoludur. Hz. Huzeyfe (r.a.) buyurdu ki: "Aileme karşı dilimde kötü sözler olurdu. Ben bunu Resûlullâh'a sordum. Bana, 'Ey Huzeyfe, istiğfarla aran nasıl? Ben Allah'a, günde yüz defa istiğfar ederim. Ümmetimin hayırlıları, iyilik yaptıkları zaman sevinirler, kötülük yaptıkları za­man da istiğfar ederler.' buyurdu."

İstiğfar; malı, hattâ evlâdı da çoğaltır buyurulmuştur.

Bir adam, Hasan-ı Basrî'ye (r.h.) gelip kıtlıktan şikâyet etti. 'Allah'a istiğfar et.' dedi. Başka birisi gelip fakirlikten şikâyet etti, başka biri, neslinin az olmasından, bir başka­sı da toprağının verimsizliğinden şikâyette bulundu. Bun­ların hepsine Allah'a istiğfar etmelerini emretti.

Bunun üzerine Rabî' bin Sabîh, 'Sana adamlar geldi. Hepsi fark­lı şeylerden şikâyet ettiler ve senden yardım istediler. Sen de hepsine aynı şeyi söyledin.' deyince,

Hasan-ı Basrî (r.h.) cevap olarak "Gelin dedim: Rabbinizin mağfireti­ni isteyin, çünkü O, mağfireti çok bir Gaffardır. Bol hayır ile üzerinize semâyı (yağmuru) salsın ve size mallar ve oğullarla imdat eylesin ve sizin için cennet­ler yapsın, sizin için ırmaklar yapsın." mealindeki (Nuh sûresi, 10-12.) âyet-i kerîmeleri okudu.

17.09.2009

Gizli Şirkin Farkında mıyız?


Ey oğul! Sen hiçbir şey üzerinde değilsin. Senin müslümanlığın da sıhhatli değil. İslam, üzerine bina kurulan temelin ta kendisidir. Senin şehadet getirmen de tam olmamış, eksik. Zira dilinle Lâilâhe illallah: “Allah’tan başka ilâh yoktur”diyorsun, fakat kalbinle bunu yalanlıyorsun.


Kalbinde, içinde birçok ilâhlar var. Senin, devlet büyüklerinden ve mahalli idarecilerden korkman,içinde birer ilâhtır. Kendi çalışmana, kendi kazancına, kendi gücüne kuvvetine, kendi kulağına,kendi gözüne, kendi zorbalığına güvenmen, içinde birer ilâhtır.


Zararı, faydayı, bir nimete nail olmayı,bir nimetten yoksun kalmayı insanlardan bilmen,içinde birer ilâhtır. İnsanların çoğu, kalpleriyle, iştebu saydıklarımıza güvenirler, dayanırlar. Fakat kendilerine sorarsan, Allah’a dayanıp güvendiklerini söylerler.


Lâ ilâhe: “Hiçbir ilâh yoktur,” dediğin zaman,bununla toptan bir reddi (nefyi) onaylıyorsun.


İllallah: “ancak Allah vardır,” dediğin zaman ise,yine Allah için toptan bir kabulü (ispatı) onaylamış oluyorsun. Bu durumda, her ne zaman kalbin,Hak’tan gayrı bir şeye dayanır, güvenirse; o zaman yukarıdaki külli ispatında yalancı durumuna düşmüş, yani kendi kendini yalanlamış oluyorsun. Kendisine dayanıp güvendiğin o şey de, senin ilâhın oluyor. Gerçek ve fiili durum budur. Zahire itibar yoktur.Kalbinde birçok ilâh varken, sen nasıl



Lâ ilâheillallah: “Allah’tan başka ilâh yoktur,” diyebilirsin?Allah’tan başka güvenip dayandığın her şey, senin putundur. Kalbinde şirk, yani ortak koşma bulunduğu müddetçe, dilinle Kelime-i Tevhid’i söylemen sana fayda vermez. Kalp pis oldukça,bedenin temiz olması sana yarar sağlamaz. Tevhid ehli, şeytanını ezer. Şirk ehlini ise şeytanları ezer. İhlas, sözlerin de, amel ve fiillerinde özüdür. Zira gerek sözler, gerekse fiil ve ameller ihlastan, içtenlikten yoksun bulundukları an, özü olmayan birer kabuk, birer posa haline gelirler. Kabuk ve posa ise ancak ateşte yanmaya yarar;ateşte yandıktan sonra iş görecek hale gelir.

Ey ahali! Nefsleriniz uluhiyet (ilâh olma)iddiasında. Fakat sizin bundan haberiniz yok. Zira nefsleriniz, Hakk’a karşı büyükleniyorlar,kibirleniyorlar. Onlar, Allah’ın muradının gayrını istiyorlar. Onlar Allah’ı sevmiyorlar, bilakis, O’nun düşmanı lanetlik şeytanı seviyorlar.

Allah’ın ezelde takdir ettiği kaderleri gelmeye ve vuku bulmaya başladığı zaman, olanlara boyun eğmiyorlar, teslim olmuyorlar, sabredip tahammül göstermiyorlar.Bilakis itiraz ediyorlar, kaderle çekişiyorlar. İslam’ın hakikatinden onların haberi bile yok.Senin kendisine güvenip ümit bağladığın her şey,senin ilâhındır, mabudundur. Kendisinden korktuğun veya kendisine ümit bağladığın her şey,senin ilâhındır, mabudundur.

Esas sebep olan Allah’ı tamamen unutarak, zararın da, faydanın da kendisinden geldiğini kabul ettiğin her şey, senin ilâhındır, mabudundur. Fakat kısa bir süre sonra görürsün sen. Allah, kendisini bırakıp da güvendiğin ve bağlandığın ne varsa hepsini alır.

Şu hususu iyi bil ki, bütün eşya, sadece Allah’ın hareket ettirmesiyle hareket eder, durdurmasıyla durur. O’nun iradesi ve kuvveti olmadan, ne duran bir şey harekete geçebilir, ne de hareket etmekte olan bir şey durabilir. Kişi bu hususu böylece bilip kabul eltiği zaman, artık insanları ve diğer varlıkları Allah’a ortak tanıma yükünden ve suçundan kurtulur. Allah’a şirk koşmaz. Melekler içinde resim, suret bulunan eve girmezlerse, içinde bir sürü suretlerle putlar bulunan senin kalbine Allah nasıl girer? Allah’tan gayrı her şey bir puttur. Öyleyse sen, putları kır.Evi temizle.Ey dünyaya kulluk edenler! Ey ahirete kulluk edenler! Siz, Allah’ı da, dünyayı da, ahireti de bilmiyorsunuz.

Kiminizin putu dünya. Kiminizin ki ahiret. Kiminizin ki insanlar. Kiminizinki zevkler,nefsani arzular. Kiminizin ki övülme, halktan tasvip görme, alkış toplama. Allah dışında her şey, bir puttur. Kişi Allah’tan gayrı neye bağlandı ve neye gönül verdiyse, o onun putudur. Senin bütün umudun insanlar. Her şeyi onlardan bekliyor, onlardan umuyorsun. Korkun da onlardan. Hep onlardan korkuyorsun. Bu hal, Rabbine şirk koşmaktır, ortak tanımaktır.Bu zaman, ahir zamandır. Bu zamanda çoğu insanların mabudu, paradan ibarettir. Bu zaman insanlarının çoğu, Musa Aleyhisselam’ın kavmine benzedi. Yahudilere benzedi. Onlar, altın buzağıyı kendilerine mabud edinmişlerdi. Bu zamanın insanının altın buzağısı da paradır. Parayı kendine mabud edinmişsin, Rab edinmişsin. Parayatapıyorsun... **

-------------------------------------------------------:

** Fethü´r Rabbani Gavs´ül Azam Abdülkadir Geylani

15.09.2009

Leyle-i Kadrimiz Mübarek ola

"Kutsal gecelerin en başında Kadir Gecesi'nin geldiğinde şüphe yoktur. Nitekim Hazreti Kur'an'ın ifadesiyle, "Kadir Gecesi, bin aydan hayırlı bir gecedir!
Ancak kendi zatında bin aydan hayırlı olan bu geceyi, biz kendi hakkımızda nasıl bin aydan hayırlı hale getirebiliriz? Bin ay yaşamış gibi bir sevap kazanmaya nasıl vesile kılabiliriz? İşte mesele burada, geceyi kendi hakkımızda da bin aydan hayırlı hale getirebilme meselesinde.
Şayet bu geceyi de sıradan bir gece gibi (günahları terk etme kararı almadan) geçirirsek, elbette sıradan bir gece gibi sonuç alırız, diğer gecelerden farklılık söz konusu olmaz gelecek hayatımızda.. Öyle ise sıradan bir gecelikten çıkaran bir farklılık olmalı, geçmişte yaşadığımız günahlı halleri gelecekte bir daha yaşamama kararı almalıyız Kadir Gecesi'nde..
Böyle mühim bir kararı nasıl alabiliriz bu gecede?
Önce alışageldiğimiz ibadet ve dualarımızı büyük bir heyecanla yapar, bunları tamamladıktan sonra bir köşeye çekilerek geçmişimizi, geleceğimizi düşünmeye başlar, hayatımızın bir muhasebesini yaparız.
-Bugüne gelinceye kadar yaşadığım hayatım tam hedefini bulmuş, gayesine ermiş mi? Vicdanen rahat mıyım yaşadığım hayattan? Yoksa yer yer pişman olduğum yanlışlar yapmış, sürçmelere maruz kalmış mıyım? Şayet böyle yanlışlar yapmışsam bu gece öylesine kesin bir karar almalıyım ki, bin ay yaşasam dahi bu günahlı halleri gelecekte bir daha tekrar etmemeli, tertemiz bir İslami hayat yaşama niyetine bu geceden itibaren karar vermeliyim!.
İşte geçmişteki yanlışları bir daha tekrar etmeme niyetine girmeyi biz, 'Kadir Gecesi'ni kendi hakkında bin aydan hayırlı hale getirme niyeti ve kararı olarak yorumluyoruz. Böyle bir kararla ihya etmiş olduğumuz Kadir Gecesi'nden sonra kalıcı bir İslami hassasiyet kazanmış, daha takvalı bir hayat yaşama niyetine girmiş oluyoruz.
Şayet bu gecede geleceğimize ait daha temiz İslami hayat yaşama niyetine girmez de sadece geceye mahsus ibadetlerle kalırsak, geceden sonra eski günah ve hatalar yine sürüp gider. Geleceğe ait kalıcı bir şey kazanmamış oluruz bin aydan hayırlı bir geceden sonra da. Nitekim öyle de olmaktadır yaşanan umumi hayatta..
Bu sebeple, Kadir Gecesi'nde günahları azaltma, sevapları da çoğaltma kararı alarak nefsimize demeliyiz ki:
-Hayatımın bundan sonraki kısmında şimdiye kadar getirdiğim kötü alışkanlıklarımı birer ikişer terk edecek, iyi alışkanlıklarımı da birer ikişer artırarak daha temiz bir İslami hayat yaşama azim ve aşkında olacağım!.
İşte Kadir Gecesi'nde aldığımız bu, daha günahsız bir İslami hayat yaşama kararıyla gecemizi kendimiz hakkında bin aydan hayırlı hale getirmiş oluruz. Çünkü bu kararla bin ay da yaşasak daha günahsız bir hayat yaşayacaktık. Hadis-i şerifte, müminin niyeti amelinden hayırlıdır, buyrularak, niyetini düzelten mümin, böyle bir ikrama layık görülüyor. Yeter ki, daha temiz bir İslami hayat yaşama niyetine girme kararı alalım Kadir Gecesi'nde..
-Var mısınız günahları terk edip sevapları devam ettirme kararı alarak Kadir Gecesi'ni kendi hakkımızda bin aydan hayırlı hale getirme azim ve niyetine? Unutmayın, böyle bir niyetten sonra tek ay dahi yaşasak, bin ay yaşamış gibi ikram görebiliriz Rabb'imizin yanında. Çünkü bin ayda yaşasak tertemiz bir İslami hayat yaşayacaktık Kadir Gecesi'nde aldığımız bu karar sebebiyle.
İşte bu niyet ve karara biz, 'zatında bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi'ni, kendi hakkımızda da bin aydan hayırlı hale getirme niyet ve kararı' diyor, böyle bilinçli bir niyetle ihya edeceğimiz Kadir Gecesi diliyoruz size, bize, hepimize!. "

Ahmed Şahin "Zaman"..

(...Hz Rabbim bu mübarek geceden rızasına muvafık şekilde faydalanmayı nasip
edip, ibadatı taat ve tövbeyi azam nasip eylesin.. Cümle Ümmet-i
Muhammed'in(s.a.v) Kadir gecesi bereketli olsun..amin..)

9.09.2009

Son 10 Gün ve Kadir Gecesi


9-.......Âişe(R)'den (şöyle demiştir): Rasûlullah (S): "Sizler Kadir gecesini ramazânın son on günündeki tek gecelerde arayınız!*3 bu­yurdu .

10-....... Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) ramazânda, ayın ortasındaki on günde i'tikâf eder idi.Geçen yirmin­ci gecenin akşamı olup da yirmibirinci günü karşılayacağı zaman evine dönerdi. Beraberinde i'tikâf etmiş olanlar da evlerine dönerlerdi. Ra­sûlullah i'tikâf ettiği bir ramazân ayında, kendisinde evine dönmek âdetinde olduğu gece i'tikâf yerinde ikaamet etti ve insanlara bir hutbe yaptı da, bu hutbede, insani ara Allah'ın dilediği şeyleri emretti. Son­ra şöyle buyurdu:
"Ben şu ayın ortasındaki on günde i'tikâf ederdim. Sonra bana şu gelecek son on gün içinde i'tikâf etmekliğim fikri zahir oldu. Şim­dikim benim beraberimde i'tikâf ediyorsa i'tikâf ettiği yerde sabit olsun. Bu Kadir gecesi bana gösterilmişken sonra o bana unutturul-muştur. Artık siz onu son on içinde arayınız. Ve yine siz onu bu on içindeki her tek gecede arayınız. Ben (ru'yâda) kendimi bir su ve bir çamur içinde secde eder gördüm".
İşte bu gece içinde gök boşandı, şiddetli yağmur yağdı. Mescid Peygamber'in secde yerine su akıttı. İşte bu yirmibirinci gecede gö­züm gördü. Ben Peygamber sabah namazından döndüğünde kendisi­ne baktım. Peygamber'in yüzü çamur ve su ile dolmuş hâldeydi

11-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) ramazânın son on günleri içinde i'tikâf eder ve "Kadir gecesini ramazândan son on gece içinde arayınız" buyururdu .

12-.......ibn Abbâs(R)'tan: Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Siz Kadir gecesini ramazânın son onu içinde arayınız. Kadir gecesi ya ramazândan kalan dokuzuncu gecede, yâhud kalan yedinci gece--de, yâhud kalan beşinci gecededir" .

13-.......Ebû Mıclez ve İkrime'den gelen rivayette İbnu Abbâs (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S): "O Kadir gecesi ya ramazânın son on günü içinde geçecek dokuzdadır yâhud kalan yedi içindedir" bu­yurdu .
Bu hadîsi Eyûb es-Sahtıyânî'den ve Hâlid el-Hazzâ'dan; onlar İkrime'den; o da İbn Abbâs'tan "Kadir gecesini ramazânın yirmi-dördüncü gecesinde arayınız1"lâfzıyle rivayet etmesinde Abdulvah-hâb da Vuheyb'e mutâbaat etmiştir.

----------------------------------------------------------------------:
Kaynak:Sahih-i Buhari 'Teravih Bahsi'

7.09.2009

Malın Şükrü Zekat ve İbretlik Hadise


İşte Salebe bir gün Allah Resulünün (a.s.m.) huzuruna geldi ve kendisindenmal için dua istedi.
Peygamberimiz (S.A.V.) ona :“Ya Salabe, beni misâl almak istemezmisin? Allah’ın Rasûlu gibi olmak istemezmisin? Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederek söylüyorum ki, dağların benim için altın ve gümüş olmasını dilesem, olurlardı.” diye cevap buyurdu.Salabe bu sefer dedi ki, “Seni Hak dinle peygamber gönderen Allah’a yemin ederim ki, bana mal versin diye Allah’a dua edersen, her hak sahibine hakkını vereceğim., şöyle şöyle yapacağım.”

Bunun üzerine Peygamber’imiz (S.A.V.) “Allah’ım, Salabe’ye mal nasib eyle” diye dua etti. Salabe de koyun edindi.Salabe’nin edindiği koyunlar böcek gibi üredi. Öyle ki, sürüsüne Medine dar geldiği için vâdiye taşındı. Bu yüzden öğle ve ikindiyi cemaatle kılıp, diğer vakitler cemaatten geri kalmaya başladı. Bu arada sürü üremesine devam ettiği için Salabe başka bir yere taşınmak ihtiyacını duydu ve Cuma’dan başka hiçbir namazı cemaatle kılmamaya başladı.

Derken sürü böcek gibi üremeye devam etti. Salabe de Cuma günleri kervanların yoluna çıkarak Medine’de olup bitenleri öğrenir oldu. Bir gün Peygamber’imiz (S.A.V.) “Salabe ne yapıyor?” diye sordu. O’na “Ya Rasûl, sürü edinince Medine’ye sığmaz oldu” diye başlayarak olup bitenleri anlattılar.

Peygamber’imiz (S.A.V.) “Yazık Salebe’ye, yazık Salebe’ye yazık Salebe’ye” diye buyurdu.Bu sırada “Onların mallarından belirli bir sadaka al, böylece onları temizlemiş ve nefislerini arındırmış olursun. Onlar için duâ et, senin duân onları huzura kavuşturur.”(Tevbe süresi âyet: 103) meâlindeki âyet inerek zekat vermek farz kılındı. Peygamber’imiz (S.A.V.) Cuheyne kabilesi ile Beni Suleym kabilesinden iki kişiye yazılı bir emirname verip zekât toplamakla görevlendirdi., onlara “Saleb Bin Hatib ile Beni Suleym’den falan adama varıp zekâtlarını alın” diye emir verdi. Adamlar yola çıkıp Salebe’ye vardılar, Peygamber’imizin (S.A.V.) emirnamesini okuyarak kendisinden zekâtını vermesini istediler.

Salebe tahsildarlara “Bu cizyeden başka birşey değil, Bu cizyeden başka birşey değil, Bu cizyenin kardeşidir, gidin işiniz bitince bana yine uğrayın” dedi.

Bunun üzerine tahsildarlar Suleymi’ye yöneldiler. Suleymi onların geldiğini duyunca develerin en semizini seçerek onu zekatlık olarak ayırdı ve tahsildarları onunla karşıladı. Tahsildarlar bunu görünce ” En semiz deveyi vermen gerekli değil, o yüzden bunu senden almak istemiyoruz” dediler. Suleymi “Ne münasebet alın onu, ben gönül hoşnutluğu ile veriyorum. Onu siz alasınız diye ayırdım.” dedi. Tahsildarlar görevlendirdikleri diğer zekâtları toplamayı bitirince geri dönerken Salebe’ye bir daha uğradılar, zekâtını vermesini istediler. Salebe bu sefer onlara:


“Yanınızdaki yazıyı gösterin” dedi. Yazıya göz atarken yine “Bu cizyenin kardeşidir, siz gidin ben ne yapacağımı düşüneyim” dedi. Tahsildarlar Paygamber’imize (S.A.V.) döndüler. O (S.A.V.) onları görür görmez daha kendileri ile konuşmadan “Yazıklar olsun Salebe’ye” dedi. ve Suleymi’ye duâ etti. Tahsildarlar da Peygamber’imize (S.A.V.) gerek Salebe’nin ve gerekse Suleyni’nin nasıl davrandığını anlattılar. Bunun üzerine Allah (C.C.) Salebe Hakkında:“Onlardan bir kısmı “Eğer Allah bize mal bağışlarsa mutlaka zekat verir ve mutlaka salihlerden oluruz” diye söz verdiler. Fakat Allah onlara mal bağışlayınca onu cimrilik ettiler, arka dönüp sözlerinden caydılar.Allah da kendisine verdikleri sözden cayarak yalan söyledikleri için O’nun karşısına çıkacakları güne kadar kalblerine nifak ekmek suretiyle onları cezalandırdı.” (Tevbe Suresi, Ayet: 75-77) mealindeki ayet indi. Bu sırada Peygamber’imizin (S.A.V.) yanında bulunan Salebe’nin bir akrabası, inen ayeti duyunca Salebe’ye vararak ona “Yâ Salebe, anan ölesi, ulu Allah (c.c.) senin hakkında öyle şöyle bir ayet indirdi.” dedi.Bunun üzerine yola çıkan Salebe, Peygamber’imize (S.A.V.) vararak zekatını almasını istedi. Peygamber’imiz (S.A.V.) kendisine “Allah, bana senden zekat almayı yasakladı” diye cevap verdi. Peygamber’imizin (S.A.V.) bu cevabı üzerine Salebe başına toprak serperek döğünmeye koyuldu.Peygamber’imiz (S.A.V.) ona “İşte senin amelin, verdiğim emri yerine getirmedin.” dedi.Peygamber’imiz (aleyhissalatu ve sellem) vereceği zekâtı almak istemeyince evine döndü.Peygamber’imiz (S.A.V.) Ahirete göçünce Salebe, zekât borcunu Hz. Ebû Bekr’e getirdi, fakat Ebû Bekr de onu geri çevirdi. Arkasından Hz. Ömer’e getirince o da kabul etmedi. Hz. Osman’ın halifeliğe geçişinden sonra da Salebe Öldü.

4.09.2009

Mülk Suresi ve Fazileti


Mülk suresi otuz âyettir ve Mekke'de nazil olmuştur.
Bu sure-i celile, kainatta mevcut olan mülk ve varlıkların Allaha ait oldu­ğunu beyan ederek başlıyor.
Mekki surelerin özelîiğini taşıyan bu sure-i celilede, insanların, sağlam bir inanca sahib olmaları için kainat düzenine bakmaları, gökleri temaşa etmele­ri tavsiye ediliyor ve bu bakışta insanın acz ve mağlubiyete uğrayacağı beyan ediliyor.
Rablerini inkar edenlerin cehennem azabına uğratılacakları haber verili­yor ve bu cehennem azabının da şiddetli olacağı ifade ediliyor.
Rablerine iman edenler için de büyük bir mükâfaatın bulunduğu müjdele­niyor. Allah tealanın, cereyan eden bütün hadisattan haberdar olduğu zikredili­yor.
Âhirette azabı görünce inkarcıların yüzlerinin simsiyah kesileceği ve bu dünyadayken âhireti ve hesabi yalanlayanların tabi olacakları azabın kendilerine gösterilerek "İşte hakkında ısrarla iddiada bulunduğunuz azap budur." deneceği ifade buyuruiuyor.
Sure-i celile, Allah tealanın biz kullarına vermiş olduğu nimetlerin en bü­yüklerinden biri olan, hatta maddi hayatımızın devamı için çok önemli bir mad­de olan suyun, nimet olarak büyüklüğüne işaret eden şu âyet-i kerime ile sona eriyor:
"De ki: "Söyleyin bana, suyunuz yerin dibine çekilse size kim bir akar su getirebilir?"[1]

Sure-İ Celilenin Fazileti

Peygamber efendimiz (s.av.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:
"Kur'anda otuz âyetten meydana gelen bir sure bir kişi için şefaatçi oldu ve onun günahları affedildi. Bu sure süresidir."[2]
Cabir b. Abdullah diyor ki:
"Resulullah (s.a.v.) Secde suresini ve Mülk suresini okumadan uyamazdı."[3]
Abdullah b. Abbas diyor ki:
"Resulullahın sahabilerintlen biri bir kahirin üzerine, oranın kabir oldu­ğunu bilmeyerek bir çadır kurmuştur. Sonra orada bir kimsenin Mülk suresini sonuna kadar okuduğunu işitmiştir. Sahabi Resulullaha gelip: "Ey Allahın Resu­lü, ben bir kabir üzerine bir çadır kurdum. Oranın kabir olduğunu bilmiyordum. Bir de ne göreyim, onun içinde birisi Mülk suresini okuyor. Sureyi sonuna ka­dar okudu." demiştir. Resulullah: "Bu sure, engel olan ve kurtarıcı olan bir sure-dir.Bu sure okuyanı kabir azabından kurtarır."[4] buyurdu.[5]

--------------------------------------------------------------------:

[1] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/363.
[2] Tirmizi, K. Fadail el-Kur'an, bab: 9, Hadis no: 2891
[3] Tirmizi, K. Fadail el-Kur'an, bab: 9, Hadis no: 2892
[4] Tirmizi, K. Fadail el-Kuraıı, bah: 9, Hadis no: 2890
[5] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/364-365.

29.08.2009

Hikmetli Sözler-1


*Dünyadaki en büyük kazanç, kişinin her vakit, kendisi için en üstün ve dirileceği günde kendisine en faydalı olanlarla uğraşmasıdır

*Mahlukattan korktuğun zaman ondan alabildiğine kaçarsın. Ancak Allahu Teâlâ'dan korktuğun zaman O'na yakınlaşır ve dost olursun.

*Tehlikeli şeyleri terk et. Aksi takdirde sende fikir hâlini alır. Fikir halindeyken de onu terk et. Yoksa bu, şehvet hâline dönüşür. Öyleyse bununla savaş. Eğer bunu yapmazsan o zaman da bu, yer edinir. Şayet onu terk etmezsen bu sefer de amele dönüşür. Şayet bunun zıddı olan bir şeyi tedarik edemezsen, bu sefer de bu âdet hâlini alır. Vaziyet artık bu duruma gelirse; bu âdeti bırakman oldukça zorlaşır.

*Takva üç mertebedir:
1. Kalbin ve azaların haram ve günahlardan korunması,
2. Bunların kerih görülen şeylerden (mekruhlardan) korunması,
3. Malayani işlerden ve gereksiz konulardan korunması.
- İlk maddeye gelirsek, bu, kula hayatını vermektedir.
- İkincisine gelirsek; bu da kulun sağlığını ve kuvvetini sağlamaktadır,
- Üçüncüsü ise; kula sevinç, neşe ve ferahlık kazandırmaktadır


*Musa'nın (a.s.) peygamberliği ve Firavun'un karısı Âsiye'nin imanı ile ilim (kader) öne geçti...
Musanın kundaktayken bedeni sandıkta Firavun'un sarayına yürütüldü. Annesi kendisini (sanduka ile suya bıraktı) ve tek başına, bebek olduğu hâlde çocuğu olmayan bir kadına geldi. Allahuekber!
Bu kıssada gerçekten ne kadar büyük bir ibret var! Firavun ki Musa'nın gelmemesi için nice çocukları keserken, kader ona şöyle diyordu:
"Biz Musayı senin sarayında büyüteceğiz


*Mahlukatın çoğunu helak eden şu iki düşmandan sakının:
1. Şüphelerle ve yaldızlı bâtıl sözlerle Allah'ın yolundan alıkoyan kimse,
2. Dünyaya ve makam sevdasına meftun olup, aşırı bağlılık gösteren kimse.

*Tevekkül eden Allah'tan gayrısından istemez. Allah'tan başkasına havale etmez ve Allah'tan başkasına stoklamaz.

Sünnet-i Şerif Ve Hadis İnkarcılarına Duyurulur

 "Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde baş...