23.05.2009

Bitme(yecek)yen Bahanelerimiz! 2


- Benim ahiret kavramım değişik.
- Aklıma bin türlü şey geliyor,yok olmuyacak böyle.
- E inşallah,ileride Allah nasip ederse.
- Bir gün bir başlıcam,tam başlıcam zaten. biliyorum
- benim bilmediğim tek şey 5 vakit namaz,o da işime gelmiyor. ‘ha ha ha’..
- Aha senin gibi gelip böyle konuşuyorlar,inadına kılmıyorum bende
- namaz kılmıyorum ama kimse beni öldürmedi şimdiye kadar !
- kılmıyorum ama kılana da bir şey diyemem (Ömür geçer…)
- Kur’anda ‘namaza yaklaşmayın’ yazıyo. (İçkili iken namaza yaklaşmama konusunda ayeti çarptıranlara uyanlar)
……..vs
birde şeytan vesveseleri var günümüzde,…


- Zina değil bu, kendi aramızda sözlendik biz.
- Tevbe ederim sonra
- Bir kereden bir şey olmaz be
- Herşeyide dine yormasan olmaz
- E bi kere başladık artık,içiyoruz
- E günahsa niye yarattı o zaman ALLAH
- Ya ne alakası var,keyfimizi kaçırma şimdi (Öğüt ve nasihattan sonra)
- Herşeyin bir zamanı var
- O yasak bu haram, ne helal o zaman? (İsyan şekli)
- İş yok,ekmek yok, çalmadan çırpmadan olmuyor işte.
- Eğilip kalktığımda kendimi tuhaf hissediyorum
- Hep aynı rakamları oynuyorum,sistem kesin. Vuracak para
- Millet orada gülüp eyleşirken,benim ne eksiğim var?
- Kur’an da yazıyo mu böyle değil diye, ee? (Maalesef bu yaklaşım içinde olan çok var )
- Zayıfım ben,tutamıyorum ki kendimi.
- Vay vay, gelip bana bir şey diyecek,ben öyle duracağım ha! Keserim adamı
- Yasaklar tatlıdır, ehi ehi..
….vs.. gider bu.
Cenab-ı Allah sonumuzu hayır eylesin,. Allah (c.c) cümle Hz.Muhammed (s.a.v)ümmetini korusun..Şeytanın şerrinden koru bizi ya rabbel alemin, gafletten,düşüklükten korubizi Hak yolunda ilet Allah’ım, koru bizi..

Bitme(meyecek)yen Bahanelerimiz! 1


Gençken yaşayamazsam başka ne zaman yaşayacağım
- Ben onlardan daha müslümanım
- LA İLAHE İLLALLAH diyen herkes cennete girecek nasıl olsa
- Yaşlanınca kılarım
- Çalışmakta ibadet (mutlaka,ama bunu farklı yorumlayanları az çok görürsünüz)
- Allah kısmet ettiği zaman kılarım
- Namaz kılmıyorum ama Müslümanım
- ALLAH (c.c) kalbe bakar..
- Zaman müsait olmuyor bir türlü,
- Üşendim ya,o yüzden
- Her koyun kendi bacağından asılır
- O benimle ALLAH arasında
- Bir şey olmaz ALLAH affeder
- Ya o ayrı o ayrı, onunda yeri zamanı var
- Cehennemde bir süre kaldıktan sonra cennete girmeyecekmiyiz
- Bizim evde de kimse kılmıyorki
- Cuma’ları hiç kaçırmıyorum ama o değilde.Bayram namazı filan kılıyorum yani.
(İki Cuma arası günahların affı ile yol alıp,bu iki Cuma arası kılmadığı namazların günahının affolacağını düşünen bazı çevreler var)
- Kendimi iyice disipline ediyim öyle (Sonu gelmez güne doğru kulaç atanlar)
- La bu kadar günahla,Allah’ın karşısına nasıl çıkarım ben
- Millet der, ‘hacı hocamı oldun’, gülerler adama
- Dua da ibadet nasıl olsa,dua ediyorum gece yatarken ben
- Dinden soğuttular beni, o yüzden
- Ramazan gelsin kılarız,sorun değil
- Bu işi kim sonuna kadar götürebilirki, sen kıldın da ne kazandın
- Ramazanda kılarız, çünkü o zaman bir namaz yetmiş namaza bedel
- Abdest alıcan,camiye gidicen filan, bunlar bizi aşar.
- Kıldıkta ne oldu bugüne kadar,aynı hani?
- Müslümanlığı tam olarak bilmiyorum ki daha.
- İçimden geldiği zaman ve kendimi hazır hissettiğim zaman kılıyorum.
- Kılmıyorum ama hiç günah işlemiyorum....

20.05.2009

'VAV ile ELİF'

Aşk da tıpkı elif gibidir,isminde gizlidir,ama okunmaz.o olmadan da besmele sese gelmez.o her şeyin içindedir,ama hiç bir şeyde görünmez. "hz.mevlana"

İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır.İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir.O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır.. Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları.

Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır.İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun.
Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?
Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengeside o kadar düzgündür.Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur.Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat.
İyi bakıldığında, görmek için bakıldığında; Bazen bir insanın secdedeki hali, bazen bir ceninin anne karnında ki haline benzer..Vav Harfi, 'ın Vahid ismini ve birliğini simgeler. Ebced hesabında 6 rakamına denktir ki ; Bu yönüyle aynı zamanda imanın 6 şartını temsil ettiği söylenir.Harfi med olduğu gibi, kasem harfidir. Aynı zamanda, iki cümleyi veya özneyi bağlayan bağlaçtır

Ey aşkın binbir başlı vav hali
Ey sonsuz kavram
Gaflet vaktinde Gel gönlümün üstüne
Usta bir hattatım ben
Aşkı çizerim mekânlara
Aşk sığmaz ki bu ummana
Vav olur gözlerimiz
Bürünürüz canlara
Bir seyyah gibi
Gelip göçen, göçüp giden
Bu mekândan mekân'a
Demem o ki
Tarifini yapamam ben imkâna
Bir hattatım
Zamana vav çizmekteyim
Hilalin dolunaya
Dolunayın hilale dönüştüğü zamana






Ve mahlukat
Nefes nefes aşk çekerken Mevla'ya
Üstümde aşk kokusu var
Yaşadıkça beni yontar
Ve benzetir insana
Elimde vav
Gönlümde vav
Gözümde vav
Dem dem vav kesilirim
Beni insan yapana
Ey kalbimden geçeni bilen Allah'ım
'Kulum' de kâfi bana
İster nârına garket İster nuruna

9.05.2009

Vücud'un Özü


vKendini tanimak, bilmek istersen, iki seyden yaratilmis oldugunu bilmelisin. Biri zahirî kalıp. Buna beden derler. Göz ile görülebilir. Digeri bâtin [içyüz, görünmeyen taraf] mânâsindadir. Ona nefs derler, ruh derler ve kalb derler. Bu ancak hakikat gözü ile bilinir. Bas gözü ile görülemez. Senin hakikatin, aslin, bu bâtin mânâsindadir. Ondan gayrisi ona tâbidir. Onun askeri ve hizmetçisidir. Biz bu mânâya kalb ismini verecegiz. Kalb dedigimiz zaman biliniz ki, bazen ruh dedikleri, bazen nefs dedikleri, insanin hakikatini demek istiyoruz. Kalb demekle, gögsün sol tarafina yerlestirilmis olan et parçasi [yâni yüregi] kasdetmiyoruz. Onun bir kiymeti yoktur. Hayvanlarda da ölülerde de vardir. Bas gözü ile görülebilir. Bas gözü ile görülen her sey, bu âlemden olup bunlara âlem-i sehâdet denir.

Kalbin hakikati bu âlemden degildir. Bu âleme garib olarak gelmistir. Yolcu gibi gelmistir. Görünen et parçasi [yürek] onun tasiyicisi ve âletidir. Bedenin tüm uzuvlari [organlari], onun askeridir. Bütün bedenin padisahi odur. "Hak Teâlâ'yi tanimak, O'nun cemâlini müsahede etmek, onun sifatidir. Teklif ona olmaktadir. Hitab onadir. 'Itab ve ikab [azarlama ve cezalandirma] onadir. Asil saadet ve sekavet [bedbahtlik, kötü hallilik] onun içindir. Beden, bütün bunlarda ona uymaktadir."

Onun hakikatini bilmek, sifatlarini tanimak, Allahü Teâlâ'yi tanimanin, bilmenin anahtaridir. Onu bilmeye çok ugras ki, o çok yüksek bir cevherdir. Melekler cevherindendir. Onun asil madeni, Allahü Teâlâ hazretleridir. Oradan gelmistir, tekrar oraya dönecektir. Buraya gurbete gelmistir. Ticaret ve ziraat tohumu ekmek için gelmistir. O hâlde bu mânâdaki ticaret ve ziraati bilmelisin.
İmam-ı Gazali(rh.)

Müslüman;


Sevdiğini ALLAH için sever,elinden ve dilinden başkaları zarar görmez.

Kibirden uzak durur.Emanete hıyanet etmez,sözüne sadıktır.

Anne ,babasına ve cevresindeki insanlara davranışı şefkatli ve saygılıdır.

Yaptığı sözleşmeye uyar,hile yapmaz,insanları aldatmaz,yalan söylemez.

Kıskançlık hissi ona yabancıdır,herkezin iyiliğini ister.

Ağzından kötü söz çıkmaz,konuşunca dinleyenin kalbi huzurla dolar.

Elinde olanı başkasına vermekte terettüt etmez,evine geleni hoş bir şekilde ağırlayıp,hoşnut bir şekilde uğurlar,güler yüzlüdür,temiz giyinir,uyumlu hareket eder.

İffet ve onuruna dikkat eder,bir kere düştüğü hataya tekrar düşmez,adaletlidir,kolaylaştırıcıdır,müjdeleyicidir. Sabredendir...

22.04.2009

Yer Yüzünün Şahitliği


Hz. Ali(k.v); İnsan öldüğü vakit namaz kıldığı yer ile,amelinin refolduğu yer, kendisi için ağlarlar." buyurdu. Ve sonra da:(küfür ve şirkleri sebebiyle) onlara gökler ve yer ağlamadı..."(duhan s.,29.a.) mealindeki ayet-i celileyi okudu.


İbn-i Abbas(r.a)," ölen müslümanın namaz(kıldığı) yeri kırk sabah onun için ağlar." buyurdu

Enes Bin Malik: "Her nerede namaz kılınır veya zikrullah yapılırsa,(o yer) bütün etrafındaki yerlere karşı iftihar eder ve yedi kat yerden itibaren onu müjdelerler. Kim ki bir yerde namaz kılarsa orası ona karşı süslenir".

Yine denildi ki "Neresi olursa olsun bir kavim bir yere indi mi o yer (şer işlerler de)lanet eder veya (hayır işlerler de) hayır dua eder..

18.04.2009

Döğme ve Peruk Hakkında



Esmâ radıyallahu anhâ'dan rivayet edildiğine göre bir hanım Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e:
- Ey Allah'ın Resûlü! Yakalandığı bir hastalık sebebiyle kızımın saçları döküldü. Ben onu evlendirmiştim de. Ona iğreti saç taktırayım mı? diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
- "İğreti saç takana da taktırana da Allah lânet etmiştir" buyurdu.
Âişe radıyallahu anhâ'dan da benzeri bir rivayet nakledilmiştir.
Buhârî, Libâs 85; Müslim, Libâs 115. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 52.

Humeyd İbni Abdurrahman'dan nakledilmiştir ki, Muâviye radıyallahu anh hac yaptığı sene Medine'de bir zâbıta memurunun elinde bulunan bir tutam alın saçını alıp Medine Mescidi Minberinden halka şöyle hitabetmiştir:
- Ey Medineliler! Âlimleriniz nerede? (Niçin bunları önlemezler?) Ben Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in bu tür saçlardan halkı menederek şöyle buyurduğunu duymuşumdur:
- "İsrailoğulları, kadınları bu tür şeyleri kullanmaya başladıkları zaman helâk olmuşlardır!"
Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Libâs 122-124. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tereccül 5; Tirmizî, Edeb 32; Nesâî, Zînet 66
"Humeyd İbni Abdurrahman"
Humeyd, daha yaşarken cennetle müjdelenmiş on sahâbîden biri olan Abdurrahman İbni Avf'ın oğludur. el-Müzenî nisbesiyle tanınan Humeyd, tâbiîler neslinin büyüklerindendir. Güvenilir bir hadis râvisidir. Kütüb-i Sitte müellifleri kendisinden hadis rivayetinde bulunmuşlardır.
Hicrî 105 yılında vefat etmiştir.
Allah ona rahmet eylesin.

İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem saçlarına saç ekleten ve ekleyen, döğme yapan ve yaptıran kadınlara lânet etmiştir.
Buhârî, Tefsiru sûre (59) 4, Libâs 83, 85, 87; Müslim, Libâs 115, 117, 119. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tereccül 5; Tirmizî, Libâs 25, Edeb 33; Nesâî, Zînet 22-24; İbni Mâce, Nikâh 52
Açıklamalar
Bu üç hadîs-i şerîf, "Allah'ın yarattığı şekli bozma" anlamı taşıyan bazı fiilleri dikkatlerimize sunmakta ve bu mevzuda Peygamber Efendimiz'in koyduğu yasağı anlatmaktadır.
Birinci hadiste, çiçek ya da kızamık gibi bir hastalık sebebiyle saçları dökülen yeni evli kızının, dökülen saçları yerine iğreti saç (peruk) taktırmak için izin isteyen bir anneyi buluyoruz. Bu anne başka bazı rivayetlerden öğrendiğimize göre, damadının hanımını güzel görmek istediğini de dile getirerek, yani bir anlamda kurulmuş olan ailenin devamı için böyle bir yola gitmek durumunda olduğunu belirtip izin istemektedir. Müslümanlara çok düşkün ve şefkatli olan Peygamber Efendimiz, meselenin hükmünü ve konuya ait yasağın ciddiyetini, "İğreti saç takana da taktırana da Allah lânet etmiştir" buyurmak suretiyle ortaya koymuştur. Çünkü, Allah'ın lânet ettiği, rahmetinden uzak tuttuğu bir fiil, büyük günahlardan sayılır.


İkinci hadis, son olarak hicrî elli bir yılında haccettiği bilinen Hz. Muâviye'nin, Medine'de, Peygamber Mescidi'nin minberinden, elindeki bir tutam saçı göstererek bir uyarıda bulunduğunu bildirmektedir. Muâviye bu saçı, Medine'de görevli bir zabıta memurundan almıştır. Yani devlet adına yapılan denetimler sonucu elde edilmiş, kime ait olduğu açıklanmayan bir perçem o günün insanlarının iğreti saç kullanmaya başladıklarının göstergesi olarak Halife'yi kızdırmış bulunmaktadır.
Hz. Muâviye'nin "Âlimleriniz nerede?" diye seslenişi, "Bilginleriniz niçin bu tür çirkin işleri menetmiyorlar, niçin böyle yasaklanmış şeylerin kullanılmasına izin veriyorlar?" anlamında bir yakınma, ikaz ve tehdittir. O, İsrailoğullarının güzellik olsun diye, Allah'ın yarattığı şekli değiştirme anlamına gelen perçem ve peruk kullanmaya başladıkları ve bundan menedilmedikleri zaman helâk olduklarını Hz. Peygamber'den duyduğunu bildirmek suretiyle işin ciddiyetini ortaya koymuş ve uyarısını delillendirmiştir. Hiç kuşkusuz bu, İsrailoğullarının yegâne helâk sebebi değil, sebeplerden biridir. Ama sonuçta milletleri helâke götürücü niteliği bulunan bir hatadır.
Bu tavır gerektiğinde devlet başkanlarının gereksiz uygulamaları teşhir edip, halkı uyarabileceğini ve ilim adamlarını göreve çağırabileceğini göstermektedir.
Üçüncü hadis, güzellik olsun diye vücutlarının muhtelif yerlerine değişik boyalarla döğme yapan ve yaptıran kadınlara da Hz. Peygamber'in lânet ettiğini bildirmektedir. Burada özellikle kadınların zikredilmiş olması, güzellik kaygısıyla daha çok onların bu tür yanlışlıklara düştüklerinden dolayıdır. Bu lânet pek tabiîdir ki aynı işi yapan veya yaptıran erkekler için de öncelikle geçerlidir.
El üzerine, koluna, vücudunun görülen veya görülmeyen bir yerine yaptırılan çeşitli şekil ve resimlerden oluşan döğmelerin tümü yasak ve lânetlidir. Zamanımızda kendini bilmez birtakım kadın ve erkeklerde görülen bu çirkin işlem, büyük günah olarak kabul edilmiştir. İlaçla çıkarılması mümkünse derhal çıkarılması, insanın sağlığı ya da döğme yapılmış organın zarar görmeyeceği anlaşılırsa, o döğmenin oradan kesilmek suretiyle de olsa yokedilmesi lâzım geldiği üzerinde ısrarla durulmaktadır. Şayet hiç bir şekilde giderilmesi mümkün değilse, tövbe etmek suretiyle onun vebâlinden kurtulmaya çalışmak gerekecektir.
Konuya bu kadar duyarlık ve şiddet gösterilmesinin temelinde yatan sebep, Allah'ın yarattığı fıtrî güzelliği değiştirme niteliği taşımasıdır. Dinimiz fıtrî bir din olduğu için mensuplarının bütün davranışlarında tabiî olmalarını, her türlü sahtecilik ve yapmacıktan uzak olarak yaşamalarını istemektedir. Allah, insanları en güzel surette, "ahsen-i takvîm" üzere yarattığını bildirdiğine göre, mevcut durumdan daha güzel bir hal söz konusu olsaydı, Allah insanı o halde yaratırdı. Tabiî olmayan güzellikler, sadece şeytan aldatmacasıdır.
Farz-ı muhal bir kimse kendisini bazı kötülüklerden koruyacağı inancıyla vücuduna herhangi bir canlının veya nesnenin resmini döğme olarak yaptıracak olsa, bu onun imandan çıkmasına sebep olur. Birilerine özenerek böyle bir cinayet işleyenler de ruh sefaletlerini sergilemiş olurlar. Neresinden bakılırsa bakılsın, tabiî şekli değiştirmeye kalkmak, şeytanın elinde maskara olmak demektir. Bu işin çağın veya modanın gereğiymiş gibi gösterilmeye çalışılması, söz konusu maskaralığı kapatmaya yetmez.
Bu tür konularda şeytanın çağdaşlık ve moda postuna bürünerek, insanları aldattığı anlaşılmaktadır. Siz buna şeytanın çağdaşlık tuzağı da diyebilirsiniz. Zira en olmadık yanlışlar, hatta sapkınlıklar bile "artık bu çağda" diye başlayan cümlelerle savunulmaktadır.
Tekrar edelim ki, insanın yaratılıştan sahip olduğu maddî-mânevî değerleri yozlaştıran, tebdil ve tahrif eden her uygulama dinimizce yasaklanmış, insanın temiz fıtratı üzere kalması ve yaşaması esas kabul edilmiştir.

Sünnet-i Şerif Ve Hadis İnkarcılarına Duyurulur

 "Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde baş...