13.03.2009

Peygamber İzleri: Çanakkale


..Sabah ders için okula geldi. Okulda hiç olmadığı kadar derin bir sessizlik hakimdi. Ders vermek için girdiği 1.sınıf öğrencileri dışında kimse yoktu sanki okulda.. İçeriye girdi, selam verdi.. sınıftan çıt çıkmıyordu selamına mukabale eden olmamıştı. Şaşırdı Ahmet Refik Hoca, 30 yaşında kaç senedir bu okulda Fransızca öğretmenliği yapıyordu ama böyle bir hale şahit olmamıştı. Sınıftaki bu durgunluk ne haldi? herkesin başı öne eğilmiş, hüzün sınıfın resmi olmuştu. Sordu, arka sıradan cevapladı mahzunca öğrenci Ömer:

"Çanakkale'de savaşmak için okula bir grup askeri kumandan geldi üst sınıflarda gönüllü gitmek isteyenleri savaşa davet ettiler ve bütün lise 2ve 3 ler bu davete şevkle icabet ettiler. Bizde heveslenmiştik. Fakat yaşımız henüz yetmiyor diye kabul görmedik. Bu hüznümüz ondandır, çok istedik olmadı.. Derken ön sıradan Hasan:

Hocam hadi biz küçüğüz almadılar ya siz,ya siz Hocam neden burdasınız hala??!..

Bu şok cevab A.Refik'i kendine gtirdi. Derhal sınıftan çıktı, Müdür'ün odasına girdi ve istifasını verdi...
... Anacığım ben Çanakkale'ye gidiyorum, döner miyim dönmez miyim bilemem. Ben gidince şu karşıdaki bakkaldan bütün ihtiyacını görürsün, ben o borçları bir şekilde öderim, üzülme dua et, ver elini öpeyim canım anam.. Ayşe kadın göz yaşları içinde yiğidini uğurladı Çanakkale'ye. İlk aylarda mektuplar geliyordu A.Refik'ten biricik anasına. 3. ay 4.ay devam etti. Sonra bir daha mektup ulaşmadı A.Refik'in köyüne.. Yedinci ayın sonunda kapıda bir asker elinde sarılmış bir çıkın. Başını eğdi o elleri öpülesi kadına uzattı. Ayşe kadın çıkın açtı; bir şehitlik madalyası, bgümüş bir köstekli saat ve gönderilememiş bir kaç mektup.. Oğlunu şehit haberini vakar bir şekilde karşılayan Ayşe Ana, doğru 7 aydır bir şeyler aldığı bakkala gitti.. Ey Salih efendi, kaç zamandır senden sorgusuz sualsiz bir şeyler aldım geçimimi sağladım Yüzüm daha yok sana bir şeyler demeye, bu çıkın al içinden işine yarıyanları al eğer yeterse. Elimizde olan budur evladım.. Bakkal Salih Ayşe Ana'nın yanındaki Gülsüm'e seslenip "şu raftaki defteri indir oradan ismin yazılı olduğu yeri bul bakalım dedi. Gülsüm defteri alıp A.Refik yazılı sayfayı açınca şoka uğradı. Ve ağlamaya başladı.. Bakkal duruma şaşırmış defteri eline almıştı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Sayfanın üzerine iki çarpı atılmış ve arapça kanlı harflerle şu yazılmıştı:

"Ahmet Refik'in borcu Çanakkale'de şehitlik kanıyla ödenmiştir"...
* * *
Çanakkale haftasına giriyoruz. Kendi kavgalarımızı yaparken bu memlekette ne halde kurtarıldı unuttuk gittik. Ne halden bu hallere geldik hiç umrumuzda değil. Çanakkele biz yeni nesil için üç beş fotoğraftan ibaret gördüğümüz uzak bir hal olmamalı. Bir kez daha düşünmeli ve kendi halimize bakmalıyız. Neyi beğeniyor neyi beğenmiyoruz düşünmeliyiz. Ve Dua etmeliyiz Mevalm bu millete bir daha savaş göstermesin..."


'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
. . .
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

11.03.2009

Nimete Şükür # 1


“Bir kimse, fakirliğini basiret sahiplerinden birine şikayet etti ve bundan çok üzüldüğünü belirtti. O basiret sahibi ona dedi ki:- Senin iki gözünün kör olup, on bin dirheminin olması seni sevindirir mi?- Hayır, dedi.- Dilsiz olup da on bin dirhemin olsa!- Hayır.- Ellerin, ayakların kesik olduğu halde, yirmi bin dirhemin olsun- Hayır.- Deli olup da, on bin dirheme sahip olsan?- Hayır.- O halde utanmaz mısın, Mevlâ’nın senin yanında elli bin dirhem değerinde nimetleri var, hâlâ şikayet ediyorsun.”

* * *
".. İmam-ı Gazzali (rh.)şükrü, halktan birisine padişahın at hediye etmesi örneğiyle şöyle anlatır; “Böyle şanslı bir kişinin üç sebeple sevinmesi muhtemeldir:1. Ata sahip olduğu için2. Padişah kendisini hatırladığı için3. Bu at ile sultana hizmet etmek içinŞükür Allah’ın verdiği nimeti, yine Allah’ın gösterdiği yolda ve O’na yakınlaşmaya vesile olarak kullanmak olduğundan, en doğrusu üçüncü şıktır.
Hz. Aişe’nin nakline göre Rasulullah (s.a.v.)geceleri çokca ibadet ediyordu.. Hz. Aişe “ Ya Rasûlullah, Allah senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışladığı halde, böyle mi yapıyorsun ? ( bu zahmete katlanıyorsun) deyince, Hz. Peygamber “ Ya Aişe Şükreden bir kul olmayayım mı ?[3] buyurmuştur. Bütün bunlardan da öğrenmekteyiz ki, bizler de hem dilimizle hem ibadetlerimize göstereceğimiz itina ile hem de tüm yaşamımızda onu bize bahşeden Rabbimizi anarak şükrümüzü ifa etmeliyiz.: “Ey Allah’ım! Sınırsız kudret ve izzetinle ne yücesin, seni her türlü noksanlıktan tenzih ederiz. Eksiksiz bütün övgüler, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. [4]”

kaynak:Doç.Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatle
[3] Buhari , Teheccüt , 6 ; Müslim , Münâfikûn , 81,
[4] Yunus : 10 / 10.

7.03.2009

Mevlid Kandili (a.s)...



Yarın gece ; “(Resûlum!) Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya Sûresi: 107) ayet-i kerimesinde de belirtildiği üzere alemlere rahmet olarak gönderilen Resûl-i Ekrem Efendimiz’in doğduğu gecenin yıldönümüdür...




Resululuah Efendimiz'in (s.a.v) doğduğu gece meydana gelen hadiseler şunlardır...


1) Teşrif Ettikleri Gece Bir Yıldız Doğdu


2)Medâyin'deki Kisrâ Sarayından On Dört Burç Çatırdayarak Yıkıldı.


3) Kâbe'nin İçini Karanlık Ve Kirlere Boğan Putların Pekçoğu Başaşağı Yıkıldı:


4) İstahrabat'ta Bin Seneden Beri Yanmakta Olan Mecûsîlerin Kocaman Ateş Yığınları Bir Anda Sönüverdi.


5) Takdis Edilen Meşhur Sâve (Taberiyye) Gölü Bir Anda Kuruyuverdi.


6 )Dünyaya Teşrifleri Ânında, Şark Ve Garbı Küçük Bir Oda Gibi Aydınlatan Bir Nur Görüldü.


7) Semâve Vadisi Taşan Seller Altında Kalıp, Suya Gark Oldu.8) Gök Kubbeden Salkım Salkım Yıldızlar Döküldü...


* * * * * *

..Açıklama: Mübârek Gün ve Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen DUÂ ve İBÂDETLER“ isimli eserlerde, tarif edilen bazı namaz, oruç ve duâlar hakkında „mutlaka kılınmalı, tutulmalı, okunmalı“ gibi ifadeler yer almış bulunmaktadır. Halbuki buralarda tarif ve tavsiye edilen ibâdetler, nâfile ibâdetler cümlesinden olup, yerine getirilmesi mecbûri değildir. Fakat, bu „mutlaka“ kelimeleri ile, sadece tarif edilen nâfile ibâdetlerin ehemmiyetine ve karşılığında verilecek mükâfatın büyüklüğüne işâret edilmek istenmiştir.
Nitekim hadîs-i kudsîde:
buyurularak „Farzlarla, kulum benim gadabımdan (azabımdan) kurtulur. Nâfilelerle bana (benim rızama) yaklaşır“, buyurulmaktadır.


Böylece; nâfile ibâdetleri yerine getirmek mecbûrî olmamakla beraber, bu ibâdetler kulu Allah'a yaklaştırmaktadır.
O halde; mânevî mertebelere nâil olmak isteyen herkes, bu tarif edilen ibâdetleri imkân nisbetinde yerine getirmelidir. Yapılmadığı takdirde ise, mânevî bir mes'ûliyeti yoktur...




1. Kur'ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur'ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.


2. Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.


3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar,111 onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli


.4. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.


5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.


6. Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.


7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.


8. Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.


10. Kişi kendine ve diğer Mü’min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli...


Mevlam Şimdiden Kabul Eylesin.. Hayırlı Kandiller..


Resululah Efendimiz'e (s.a.v) Hasret



Yokluğunda seni özledik.Sana değen rüzgarı, seni örten bulutu özledik. Özlemeyi özlenilmeyi, sevmeyi sevilmeyi, sevindirmeyi sevindirilmeyi özledik efendim.


Askı, gözyaşını, müsamahayı, ahlaki, adabı, ihsanı, irfanı, iz'anı, feraseti, basireti, secaati, celadeti, adaleti, meveddeti, muhabbeti özledik. Senden sonra tefrika meşrebimiz, taklit mezhebimiz, cehalet mektebimiz, Atalet fıtratımız, hamakat şöhretimiz, ihanet sıfatımız, küffar velinimetimiz oldu..
Efendim..


Sen kendini Abduhu ve resuluhu (O'nun kulu ve resulü) olarak takdim etmiştin. Sana iman eden bazıları, sana hürmet adı altında seni kulluktan "kurtarıp" melekleştirerek, hayattan dışladılar. Bu ifrat'a karşı bazıları da tefrit'e sapıp, seni bir güzel örnek olmaktan çıkarıp, Bir "postacı" bir "ara kablo" seviyesinde görerek seni hayattan dışladılar.


Bunların hepsi sana iman ediyordu. Ama seni hayatımızdan çıkarmanın ızdırabını çektirdiler bize.Bu işi göğe çekerek yada yere sokarak yapmaları hiç bir şeyi değiştirmedi sonuçta. Allah seni güzel örnek olarak gösterdi. Sen, Kur'anın konuşanı, yürüyeni, hareket edeniydin.Tıpkı bir ağaçta suyun meyve ye, bir çiçek tozunun bala, bir tavukta darının yumurtaya, bir koyunda samanın süte dönüşmesi gibi, Ayetlerde sende hayata dönüşüyordu.
Allah ısrarla seni örnek gösterirken, birileri ısrarla "kitabı" kitabları örnek göstermekte direndiler. Öylesi işlerine geliyordu. Çünkü cansız bir nesne ile canlı bir insani örnek edinmek hiç bir olurmuydu.


Efendim...


Biz kitabsızlıktan değil, Peygambersizlikten kırıldık. Yokluğumuz Peygamber yokluğu.Seni andıran seni hatırlatan insanların yokluğunu çekiyoruz. Çocuklarımız Peygamberi sorunca, "evladım onun ahlakı tıpkı falancanın ahlaki gibiydi" diyeceğimiz insanlar yok denecek kadar az. İnsanlık destanıyla birlikte bir çok kitap gönderilmeyen Peygamber gelmişti de, bir tek bile olsun "Peygambersiz kitap gelmemişti. Sayemizde yaşlı dünya ona da şahit oldu.


Efendim...


Bu dünya Peygambersiz kitaba, Muhammed (s.a.v) siz İslam’a da şahit oldu. Şimdi Kur'an mahzun Efendim. Kur'an öksüz. Seninle Kur'anın arasını ayırdık. Etle tırnağın, toprakla tohumun, anayla evladın arasını ayırır gibi.
Gel de bir bak Efendim, bu mazlum milletin haline. Bıraktığın din tanınmaz hale geldi, bıraktığın sitenin harabelerinde simdi baykuşlar tünedi. Gün geçmez ki ümmetin coğrafyasından feryat yükselmesin, oluk oluk kan akmasın. Bir olarak bıraktığın ümmetin kaç parçaya ayrıldığının sayısını onu parçalayanlar dahi unuttu. Bıraktığın kutlu mirası hovarda mirasyediler gibi parçalayarak paylaştık efendim.


Efendim...


Nebevi, mirasın irfanı ve ahlaki boyutuna bir hizip, ilmi ve fikri boyutuna bir başka hizip, siyasi ve hareki boyutuna ise daha başka bir hizip sahip çıktı. Yüzyıllardır tüm bu hizipler, ellerindeki parçanın bütününün kendisi olduğunu iddia etmekle ömür tükettiler. Her hizip ellerindeki parçayla övünüp durdu. Hepimiz hakikatin merkezine kendimizi oturtup hak benim dedik. Oysa ki efendim, bazen parçalanan hakikat, hakikat olmaktan çıkar. Ait olduğu bütün içerisinde anlamlı bir parça o bütünden ayrılınca anlamsızlaşabilir. Bunu fark edemedik efendim.


Efendim...


İsrailoğulları peygamberlerini katlediyorlardı.Bizde senin güzel hatıranı, emanetini, adını ve sünnetini katlettik. Seni katlettik efendim.
Kimilerimiz için sen hiç ölmedin, O ender bahtiyarlar seni hep içlerinde, işlerinde, hayatlarında, düşüncelerinde, duygularında, eylemlerinde, evlerinde yaşattılar.Kimilerimiz içinde sen hiç doğmadın. Onlar hep senden mahrum yaşadılar. Derya içteydiler, deryayı bilmediler. Varlığının kaç bahara bedel olduğunu bilmeyenler, yokluğunun ızdırabını nasıl duysunlar efendim? Seni çok seviyoruz, seni çok özlüyoruz...
Bize kırgın mısın sevgili Efendim?
Bize kırgın mısın Sevgili Efendim?..




alıntı:Mustafa İslamoğlu

5.03.2009

Mal ve Dünya Hırsı...


Medineli müslümanlardan Sa’lebe b. Hâtıb’ın hazin, o ölçüde de dehşet verici hikayesi;“Benim için faydalı olan budur” deyip küstahlığa varan bir inatla dünyalık talep etmenin insanı nasıl bir felakete sürükleyebileceğinin ibretlik örneği...

Hz. Peygamber s.a.v.’e gelip gidip ısrarla:
- Ya Rasulullah, bana mal vermesi için Allah’a dua et, zengin olayım, diyor Sa’lebe. Efendimiz s.a.v. onu bu sevdadan vazgeçirmeye çalışıyor önce:
- Ey Sa’lebe, şükrünü yerine getirdiğin az, şükrünü ifa edemeyeceğin çoktan hayırlıdır, diye nasihatta bulunuyor.
Sa’lebe düşünüp akledenlerden değil; mal mülk sahibi olmayı kafasına koymuş bir kere, gözünün başka bir şey gördüğü yok.
- Bana dua et zengin olayım, diyor da başka bir şey demiyor. Alemlerin Efendisi:
- Ben sana güzel bir örnek değil miyim? buyuruyor.

Dileseydi dünyanın bütün servetine sahip olabilecek bir peygamberin zühd ve fakrındaki hayrı görsün istiyor ama nafile. Yeminler ediyor Sa’lebe, mal sahibi olursa Allah için cömertçe dağıtacağı vaatlerinde bulunuyor. Bakıyor ki ikna olacak gibi değil, Rasulullah s.a.v. mübarek ellerini açıyor:
- Ey Allahım Sa’lebe’ye mal ver, diyor.
Sa’lebe önce bir koyun sahibi oluyor. Bir koyun iki, üç, beş.. derken bir sürü oluyor. Sürüler çoğalıyor, Medine’ye sığmaz hale geliyor artık. Sa’lebe, sayısını bilemediği mallarıyla Medine dışında geniş bir vadiye konuyor.

Efendimiz s.a.v.’in dünyaya sarılan, dünya malına düşkün olanların yakasını kurtaramayacağını daha önceden haber verdiği sıkıntı ve belalar bir bir tahakkuk ediyor Sa’lebe’de. İhtiyaçları ve tasası artıyor, meşguliyeti çoğalıyor. Önce cemaati, sonra vakit namazlarını terk ediyor. Bir müddet sonra Cuma namazlarına da gelmez oluyor. Nihayet zekât ayeti inince, zekât tahsildarları Sa’lebe’nin de yanına varıyorlar. Sa’lebe’nin kalbi hırs ve tamahla dolmuştur. Kızıyor, söyleniyor, itiraz ediyor önce.
- Bu da ne böyle, müslümandan cizye istemek gibi, diyor; hele şimdi gidin sonra gelin, ben bir düşüneyim, gibi sözlerle oyalıyor zekât memurlarını.
Tahsildarlar eli boş Hz. Peygamber s.a.v.’in huzuruna geldiklerinde, daha onlar hiçbir şey söylemeden, Efendimiz s.a.v.’in dudaklarından hepimizi titretmesi gereken şu sözler dökülüyor:
- Vah Sa’lebe’ye!
...

Tevbe Suresi’nin ([Tevbe suresi 75, 76.cı ayetlerinde mealen] "Onlardan kimi de Allaha şöyle kesin söz vermişti. Eğer bize lütf ve kereminden ihsan ederse, muhakkak zekatını vereceğiz, gerçekden salihlerden olacağız. Ne zaman ki Allah, kereminden isteklerini verdi, cimrilik edip yüz çevirdiler. Zaten yan çizip duruyorlardı)" ayetlerinin nüzulü üzerine,Sa'lebenin kabilesi bunu işitince, Sa'lebeye haber verip, helak oldun. Allahü teâlâ senin hakkında ayet-i kerime gönderdi, dediler. Sa'lebe, Resulullahın efendimizin huzuruna gelip, işte malımın zekatı kabul eyle, dedi. Resulullah, "Allahü teâlâ senin zekatını kabul etmekten beni men' etti" buyurdu. Resulullah "Sen kendi kendine ettin! Sana söyledim, sözümü dinlemedin!" buyurdu ve onun zekatını almadı. Resulullah efendimiz vefat ettikten sonra Sa'lebe zekatını hazret-i Ebu Bekire getirdi. Ya Emir-el mü'minin! Zekatımı kabul eyle, dedi.Hazret-i Ebu Bekir, ben Resulullahın kabul etmediğini nasıl kabul edebilirim, buyurdu. Daha sonra hazret-i Ömere de getirdi. Fakat o da kabul etmedi. Sa'lebe, hazret-i Osmanın halifeliği sırasında vefat etti....


Kaynaklar: Siyer-i Nebi-Semerkand D.95.Sayı-

2.03.2009

Hz. Ömer (r.anh.) Efendimizden:


...Allah Tealâ'ya hamd ü sena ve Rasulü'ne salât ve selamdan sonra .. Ey insanlar! Gizli hallerinizi ıslah edin ki, Allah Tealâ da aleni hallerinizi ıslah etsin.

Ahiretiniz için amel edin ki, dünya işleriniz de düzene girsin.

Ey insanlar! Kur'an okuyun ve onu tanıyın (içindekileri öğrenin) ve onunla amel edin ki, ehl-i Kur'an olasınız. Hiç bir hak sahibinin, Allah Tealâ'ya ma'siyet anlamına gelen konularda kendisine itaat edilmesini isteme hakkı yoktur. Dikkat edin! Hak söz söyleme ve hakkı hatırlatma, eceli yakınlaştırmayacağı gibi, rızkı da uzaklaştırmaz. (Öldürülme veya bir rızıktan mahrum kalma ihtimali sizi hak sözü söylemekten alıkoymasın.)

Bilin ki kul ile rızkı arasında bazı perdeler vardır. Kişi eğer sabrederse rızkı kendisine gelir. Şayet acelecilik gösterirse perdeyi yırtmış olur ve daha fazla rızka nail olabilecek iken, daha azı ile karşılaşır.

Dikkat edin! Allah Tealâ'nın bana takdir ettiği bu işte (hilafette, devlet başkanlığında) ancak şu üç husus bulunursa salah ve esenlik olacaktır:

- Emaneti eda etmek, - Haklının hakkını haksızdan alırken gerektiğinde kuvvet kullanmak, - Allah Tealâ'nın indirdikleriyle hükmetmek...

Dikkat edin! Nail olduğumuz şu dünyalık konusunda salah ve esenliği de şu üç noktada görüyorum:

- Alındığı zaman haklı bir sebeple alınması,

- Verileceği yere hakka uygun olarak verilmesi, - Meşru olmayan bir sebeple o mal üzerinde tasarrufta bulunulmaması.

- Kur'an okuyanların çoğalacağı, güvenilir insanların azalacağı, uzun emel sahiplerinin çoğalacağı ve fukahanın azalacağı bir zamanın gelmesi yakındır. O zamanda insanlar ahiret için amel ediyor görünecek, ancak o amellerle dünyalık peşinde olacaklar. O dünyalık da sahibinin dinini, tıpkı ateşin odunu yeyip bitirdiği gibi yiyip yok edecek. Dikkat edin! Sizden kim o zamana kadar yaşarsa Allah'tan ittika etsin ve sabretsin

Bir Ayet: "Zan ve Gıybet"


Ey İman edenler ! Zandan çok sakının. Muhakkak ki bazı zanlar günahtır. Ve tecessüs etmeyin (merak edip insanların hatalarını araştırmayın). Sizin bir kısmınız diğerlerinin dedikodusunu yapmasın. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette ondan tiksinirsiniz. Ve Allah'a karşı takva sahibi olunuz. Muhakkak ki Allah, tövbeleri kabul eden ve Rahîm olandır.(Hucurat Suresi/12.ayet)

Sünnet-i Şerif Ve Hadis İnkarcılarına Duyurulur

 "Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde baş...