27.07.2010

İlmihal Dersleri 1 : İtikad


* İman, lügat manası bakımından, bir şeye inanmak ve bir şeyi doğrulamak demektir. "Bu iş böyledir, şöyledir" diye hüküm vermektir. Din teriminde ise, Yüce Allah'ın dinini kalb ile kabul edip Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in bildirdiği şeyleri kesin olarak kalb ile doğrulamaktır. İmanın aslı bu olmakla beraber bir engel hal bulunmadığı takdirde kalb ile kabul edilip inanılan bu hükümleri dil ile söylemek ve şahadette bulunmak lazımdır. Çünkü inanılması gereken şeyleri kalb ile benimseyip kabul eden kimse, bunları dili ile söylemezse, onun iman durumu insanlar tarafından bilinmez, onun müslüman olduğuna hükmedilmez. Kalb ile doğrulamak, dil ile söyleyip ikrar etmekle meydana gelen imanla beraber namaz kılmak ve oruç tutmak gibi ameller de gereklidir. Çünkü biz, bu görevleri yapmakla sorumluyuz. Bu görevleri yapmak imana kuvvet verir, imanın kalbdeki nurunu çoğaltır. İnsanı azabdan kurtarır. Yüce Allah'ın ihsan ve ikramlarına kavuşturur.


*"İslam" sözüne gelince; Lügat manası bakımından İslam, teslim olmak, boyun eğmek ve itaat etmektir. Din teriminde ise, Yüce Allah'a ve O'nun peygamberine itaat etmek, Peygamber Efendimiz'in din adına bildirmiş olduğu şeyleri kalb ile kabul edip dil ile söylemek ve onları güzel görmektir. İslam aynı zamanda din manasına gelir. Gerçek din ile İslam arasında esasta bir fark yoktur. Her gerçek din İslamdır. Her İslam da gerçek bir dindir; Buna müslümanlık da denir. Allah Teala'nın dinine sadece "din" denildiği gibi, millet şeriat, İslam ve İslam dini de denir. Bununla beraber "İslam" sözü, bazen güzel ameller manasında, bazen da İman manasında kullanılır. Şeriat sözü de, ibadetler ve insanlar arasındaki ilişkilerle ilgili olan hükümlerin tümünde kullanılır.


*İslam dininde Yüce Allah'a, meleklere, Allah'ın kitablarına, peygamberlere, ahiret gününe, kaza ve kadere iman etmek esastır. Bunları bilip kabullenmek imanın temel şartıdır. Onun için imanın şartları altıdır, denilir. Bu şartlar müslümanlıkta kesinlikle mevcut esaslardır. Bunlara, inanılması zorunlu din ilkeleri denir. Bunlara inanmak mecburiyeti vardır. Bunları doğrulamadıkça iman gerçekleşemez. Bunlardan herhangi birini inkar etmek -Allah korusun- insanı hemen dinden çıkarır. Biz bu imanımızı; "Amentü billahi..." sözlerini okumakla daima açıklıyor ve isbat ediyoruz. Bu sözleri okuyan şöyle demiş oluyor: "Ben Yüce Allah'a, O'nun meleklerine, O'nun kitablarına, O'nun peygamberlerine, ahiret gününe, kaderin (iyi ve kötü her şeyin yaratılışı) Allah'dan olduğuna inandım. Öldükten sonra dirilip mahşerde (hesab yerinde) toplanmak hakdır ve gerçektir. Şahidlik ederim ki, Allah'dan başka ilah yoktur ve yine şahidlik ederim ki, Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun kulu ve peygamberidir."


*İslamın şartları ise, beştir. Peygamber Efendimiz'in bir hadislerinin manası şudur: "İslam dini beş şey üzerine kurulmuştur: Şahadet sözünü getirmek (Eşhedü en lâ İlahe İllallah ve Eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah, demek), namaz kılmak, zekat vermek, ramazan ayı oruç tutmak ve hac etmek." İşte bu beş şey İslam'ın şartıdır. Bu şartları gözetip onları yerine getiren insan, İslam şerefine ermiş, Müslüman rütbesini kazanmış olur.


"Eşhedü en lâ İlâhe İllallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühu ve Resûlühu = Allah'dan başka ilah olmadığına şahidlik ederim. Yine Muhammed'in (a.s.) Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şahidlik ederim." sözlerine "Kelime-i Şehadet" denir. "La İlâhe İllallah, Muhammed'ün Resûlüllah" sözüne de "Kelime-i Tevhid" denir. Biz bu mübarek kelimeleri daima okuruz.
"Büyük İslam İlmihali"
Ömer Nasuhî Bilmen

20.07.2010

Bazı Hususi Haller


Kadınlardan hayız, nifas ve istihaza (olmak üzere üç türlü) kan gelir.



Hayız:



Âdet görmekten kesilme yaşına (sinn-i iyasa)[1] henüz gel miş ergin bir kadının rahminden hastalık ve gebeliğe [2]bağlı şmaksızın, kanın sökün edip gelmesi.


Hayız (âdet görme) hâlinin en azı üç, ortalaması beş ve en çoğu on gündür.[3]



Nifas:



(Kadınlardan) doğum sonrası gelen kandır. En çok kırk gün gelir, en azı için (şu kadar gün gelir diye) bir sınırlama yapılamaz.



İstihaza:



Üç günden az bir süre devam eden yahut hayızlıda on gününî sonunda, lohusa olan kadında ise kırk günden sonra görülen kanaj istihaza denir.



iki Hayız Arasında Temiz Kalınan günler



İki hayız arasında en az on beş gün temiz kalınır. Daha fazlası için bir sınırlama yapılamaz. Kendisinden istihaza kanı[4] gel­mekte iken erginlik çağma gelenler bu hükmün dışındadır.



Hayız ve Nifas Sebebiyle Haram Olan Şeyler



Hayız ve nifasla sekiz şey haram olur (ki bunlar):


(1) Namaz (kılmak),


(2) oruç (tutmak),


(3) Kur'an'dan bir âyeti; okumak ve


(4) ona kılıfsız olarak dokunmak,


(5) camiye girmek,


(6) Kabe'yi tavaf etmek,


(7) cinsel ilişkide bulunmak,


(8) göbek al­tıyla diz kapağının altı arasında kalan bölgeden yararlanmaktır.


Hayız ve lohusalık hâllerinde gelen kanın azamî kesilme müddetinden sonra gusletmeksizin cinsel ilişkide bulunmak helâl­dir. Âdet günleri dolmadan kan kesildiğinde, cinsî münasebette bulunmamalıdır. Ancak yıkanmak veya (bir özürden dolayı) te­yemmüm edip namaz kılmak yahut kan kesildikten sonra gusledip (namaz için) iftitah tekbiri alarak (o vaktin) namazına borçlana­cak kadar veya daha fazla zaman bulmak şartıyla cinsel ilişki helâl olur. (İçinde bulunulan namaz) vakti çıkıncaya kadar, yıkan­maksızın ve (özürden dolayı) teyemmüm etmeksizin cinsel ilişkide bulunulmaz.


Hayızlı ve lohusa olanlar (âdetleri sona erince) oruçlarını kaza ederler, namazlarını ise kaza etmezler.[5]



Cünüplük Sebebiyle Haram Olan Şeyler



Cünüplük sebebiyle haram olan şeyler beştir:


(1) Namaz kılmak,


(2) Kur'an'dan bir âyet (dahi olsun) oku­mak,


(3) Kur'ân âyetlerine kılıfsız dokunmak,


(4) camiye girmek ve


(5) tavaf etmek.



Abdestsizlere Haram Olan Şeyler



Abdestsiz olanlara üç şey haramdır (ki bunlar):


(1) Namaz kılmak,


(2) tavaf etmek,


(3) Mushaf ı kılıfsız tutmaktır.



İstihaza Kanıyla İlgili Hükümler



İstihaza kanı, sürekli akan burun kanı gibidir; namaz kılma­ya, oruç tutmaya ve cinsel ilişkide bulunmaya engel değildir.


Kendisinden istihaza kanı gelenler, tıpkı idrarım ve büyük abdestini tutamayan özürlüler gibi her namaz vaktinde abdest alırlar ve bununla diledikleri kadar farz ve nafile namaz kılabilir­ler.

Nuru'l İzah Tercümesi


--------------------------------------------------------:



[1] Bize göre âdetten kesilme yaşı elli beştir. Fetva bu yönde verilmiştir.
[2] İlâhî âdetin tecellisiyledir ki, kadınlar gebe kaldıklarında rahimlerinin (döİî; yataklarının) ağzı doğum zamanına kadar kapanır.
[3] En az, en çok ve ortalama müddet için başvurulacak yer, Rasûlullah (Aley-ğ hissalâtü vessdâm)m (konuyla ilgili) açık ifadesidir.
îmam Şafiî, en azının bir gün bir gece, en çoğunun ise on beş gün. olduğu, hayzın çoğunlukla aîh yahut yedi gün devam ettiği görüşündedir.
Bunu da birkaç kadın üzerinde yaptığı araştırmaya dayandırmaktadır^ Ne var ki (açık hüküm ve ) nassın yanında içtihadın yeri yoktur. Yapılan ek sik araştırma bir mânâ ifâde etmez; bütün kadınlar üzerinde tam ve eninö boyuna araştırma yapmak ise imkânsızdır. *

[4] îstihâza kanı gelmekte iken erginlik çağına gelenler hayız müddetlerini,', kanı gördükleri ilk günden itibaren on gün olarak belirlerler. Kan ister ayını evvelinde, ister ortasında, isterse sonunda görülsün fark etmez. Kanın' görüldüğü ilk günden itibaren namaz ve oruç terkedilir. Kendisinden; hastalık kanı gelmekte olanlar da doğum yaptıklarında lohusalık sürelerini, kırk gün olarak tayin ederler. Böyle yapmanın şu faydası vardır:
Biz böylelerinin on gün müddetle oruç tutmamaları gerektiğini j arkasından on beş gün müddetle oruç tutmalarının farz olduğunu; söyleyebiliriz. Sonra bunlar temiz kabul ettikleri günleri belirleyerek bui günlerde tutamadıkları oruçlarını kaza etmelidirler. Öte yandan bu tesbitf: işinin, bu gibilerin iddetlerinin sona ermesinin tayini vs. gibi hususlarda, sayılamayacak kadar faydası vardır.
Kendilerinde hastalık kanı görülmeyen bulûğ çağına ermiş kadınlar/ hayız görmeye başladıktan ve âdet günleri belli olduktan sonra gördükleri^ düzenli ve belli âdet günlerinin ardından kan kesilmez ve kan en fazla! hayızhhk ve lohusalık müddetleri bittiği halde gelmeye devam ederse hastalık kanının görülmediği zamanlardaki hayızhhk ve lohusahfe müddetlerine itibar olunur. Bu müddet bittiği halde gelen kan istihaza kanıdır.
[5] Bunun üç delili vardır ki, birincisi Âişe (Radıyallahu anka)'nin rivayet ettiği, "Bu hallerden sonra biz orucumuzu kaza etmekle emrolunur, namazlarımızı kaza etmekle emrolunmazdık" tarzındaki hadistir. İkincisi, îcmâ' bu yönde cereyan etmiştir. Üçüncüsü ise, kalan namazlar fazlaca olup kazası zordur ve Allah Teâlâ, nezd-i ilâhîsinden bir ihsan olarak bize din hu­susunda hiçbir zorluk yüklememiştir.

İnsanlar Uykudadır


. Resulullah Efendimiz şöyle
buyururlar:
- İnsanlar uykudadır. Ölünce uyanırlar.
Ancak ölümden sonra uyanabilen kişinin hali, ne
kötüdür!
Mürşid
Kimin ki, Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’e
bağlılığı gerçekten sabit olursa, Allah Resulü ona
bir zırh giydirir, başına bir miğfer çeker, kendi
kılıcını kuşatır. Kendi edep ve terbiyesinden, kendi
şemailinden, kendi ahlâkından ona bir şeyler tahsis
eder. Kendi elbiselerinden bazılarını ona bizzat
giydirir. Daha sonra da, ümmeti içinde onu
kendisine vekil, rehber ve ümmetini Allah yoluna
davetçi yapar. Böylece o da, Allah Resulüne
vekaleten, Muhammed ümmetinin içinde, Allah’a
götüren kılavuz ve davetçi olur.
Kalbini bir mescit yap. Orada, Allah’tan başka
hiçbir şeye yer verme. Nitekim Allah, şöyle
buyurur:
- Hakikatte mescitler, Allah’ındır. Onun için, Allah
ile birlikte hiçbir şeye tapmayın, (Cin, 72:18).
Kalbini bir mescit yaptığı ve orada Allah’tan başka
hiçbir şeye yer vermediği zaman, bir kulun derecesi
yükselir. İslam’dan imana, imandan sarsılmaz bilgi
ve inanca, oradan marifete, marifetten ilme,
ilimden muhabbete, muhabbetten mahbubiyete
yükselir. Daha sonra ise, talep eden ve arayan
durumundan, talep olunan ve aranan durumuna
yükselir. Kalp aynası saflaşmış, temizlenmiştir.
Peygamberinin daimi uyanıklık haline vâris
olmuştur. Zira Allah Resulünün gözleri uyurdu,
fakat kalbi asla uyumazdı. Önünü gördüğü gibi,
arkasını da görürdü.
Her insanın uyanıklığı kendi halincedir. Hiçbir
kimse, Resulullah Efendimizin uyanıklığı
seviyesine erişemez. Gene hiçbir kimse, Allah
Resulünün hususiyetlerine denk hususiyet sahibi
olmaya muktedir olamaz. Şu var ki, onun
ümmetinin abdalları ile velileri, ondan kalan
yiyeceklerle içeceklerin üzerine gelirler.
Mürid’e behemehal bir kılavuz, bir rehber lâzımdır.
Zira o öyle bir çöldedir ki, orada akrepler, yılanlar,
âfetler vardır. Susuzluk vardır. Yırtıcı, vahşi
hayvanlar vardır. İşte kılavuz, onu bu âfetlerden
korur. Su bulunan yerleri gösterir. Meyvalı
ağaçların bulunduğu bölgelere götürür. Halbuki tek
başına, kılavuzsuz olduğu takdirde, yırtıcı
hayvanların, akreplerin, yılanların, âfetlerin
bulunduğu bölgelere düşer. Perişan olur, mahvolur.
Allah yolunda bir rehber bulduğun an, ona hemen
yapış. Hiç şüphe yok ki, mânâ onun dışında
değildir, içindedir. Onun çevrendeki bütün diğer
insanlardan daha faziletli ve üstün bil. Her yönüyle
mürşidine bağlı ol.
Fethü´r Rabbani
Gavs´ül Azam
Abdülkadir Geylani

15.07.2010

Ayetlerle Alakalı Bir Kısım Soru ve Cevaplar


51 - Soru: Karısı ölen bir kimsenin baldızıyla evlenebileceğini biliyoruz. Sure-i Nisa'nın 23. ayetinde geçen "İlla ma kad selef" istisnası neyi ifade etmektedir? Ben Arapça bilmediğim için bu illâ kelimesinde bir şart ve şurut olmasına zahip oluyorum. Burasını bizlere açıklamanızı rica ediyorum.
Cevap: Sure-i Nisa'nın 23. ayetinde "iki kız kardeşi birlikte almanız da haram kılındı" buyurduktan sonra, "İllâ mâ kad selef" istisnası "ancak" (cahiliyyet devrinde) geçen geçmiştir" mânâsını taşımaktadır.
İslâmiyet gelmezden önce, cahiliyyet devrinin insanları, iki kız kardeşi birlikte nikâhı altında toplamakta bir mahzur görmezlerdi. Bu Ayet-i Kerime bunu yasaklamış ve cahiliyyet devrinde geçenden sorumlu tutmamıştır. Ancak mezkûr Ayet-i Celile indiği zaman nikâhı altında iki kız kardeş bulunduranlar, bunlardan birisini boşamakla mükellef tutulmuşlardır.
Bu kimseler sonradan İslâmiyet'i kabul etmeye geldiğinde, nikâhı altında iki kız kardeş bulunduğunu söylemesi üzerine Peygamber Efendimiz (sav), "iki zevcen"den dilediğini (birini) boşa" buyurmuştur. (İbni Mace, c.l, s.627)
52 - Soru: Dünyanın döndüğüne delâlet eden ayet veya hadis var mıdır?
Cevap: Sure-i Neml'in 88. ayet-i kerimesinde şöyle buyurulmaktadır: "Sen dağları görür, onları yerinde durur sanırsın. Halbuki onlar bulut geçer gibi geçer gider. (Bu) her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın san'atıdır. Şüphesiz ki O, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır."
Bu Ayet-i Kerimede dünyanın döndüğüne dair bir sarahat yoksa da bu cihete bir işaret vardır. Müfessir Elmalılı M.Hamdi Yazır (merhum), Hak Dini Kur'an Dili isimli tefsirinin 5. cilt, 3709. sayfasında şöyle ifade etmektedir: "Müteahhirinden birtakımları (ve hiye temürru) fi'linin de hâle ait olması lâzım geleceğine hükmederek bununla arzın hareketini isbata çalışmışlardır."
53 - Soru: Kur'an-ı Kerim'in harekesinin bid'at olduğunu söylüyorlar. Bu hususta delilleri ile birlikte bilgi vermenizi arzederiz.
Cevap: Kur'an-ı Kerim'in harekesi, evet, sonradan konulmuş olup daha kolay okunmasını temenni etmek içindir. Hicretin birinci asrı ortalarında Nahiv ilminin vâzıı Ebü'l-Esved ed-Düeli tarafından yapılmıştır. (Tefsir Tarihi, c. 1, s. 32)
54 - Soru: Kur'an-ı Kerim'de mukaddes Mekke şehri hangi isimlerle anılmıştır?
Cevap: Sure-i Al-i İmran'ın 96. ayetinde "Bekke", Sure-i Şûra'nın 7. ayetinde "Ümmü'l-kurâ" ve Tin Suresi'nin 3. ayetinde "Beledü'l-Emin" olarak geçmektedir.
55 - Soru: Kur'an-ı Kerim'deki "Ülaike" kelimelerinin altına konulan "kasr" kelimesi ne mânâsına gelmektedir?
Cevap: "Kasr" kısa mânâsına olup vavdan önceki harfin uzatılmamasına tenbih ve işaret için konulmuş bulunmaktadır.
56 - Soru: Kur'an-ı Kerim'de Tevbe suresi ne için Besmele ile başlamamıştır?
Cevap: Bu surenin "Enfal" suresinin devamı olduğunu ve bu sebeple de "Besmele" yazılmadığını söyleyenler vardır. Bir de bu surenin indirildiği sırada Peygamber Efendimiz "Besmele" yazılmasını emretmiş değildir.
57 - Soru: "İnaan için ancak sâ'yinden başkası yoktur" mealindeki sure-i Necm'in 39. ayeti Mevkuufat'm "Hac ani'1-ğayr" bahsinde "mensuhtur" deniliyor. Açıklar mısınız?
Cevap: Bu görüşte olan ilim erbabı varsa da bunun aksini söyleyen, yani bu ayetin mensuh olmadığını ifade eden de vardır. Elmalılı tefsirinin c. 6, s. 4610'da şöyle denilmektedir: "Bunun mensuh olduğuna dair söylenen söz, sahih değildir. Cumhur indinde bu muhkemdir."
58 - Soru: Yahudilerin devlet kuramayacağına dair ayet ve hadis var mıdır?
Cevap: Gerek Ayet-i Kerimede gerekse Hadis-i Şerifte, Yahudilerin hükümet kuramayacağına dair bir sarahat yoktur. Sure-i Bakara'nın 61. ayetinde onlar hakkında şöyle buyrulmaktadır: "Onların üzerine bir horluk ve yoksulluk vuruldu. Allah'tan(cc) bir gazaba da uğradılar." Bu zillet ve meskenetin, bu cezaya müstehak olan o günkü Yahudilerin olabileceği hatıra gelen ihtimallerdendir. İkinci cihet de, her ne kadar onlar bir devlet kurmuş şeklinde görülüyorsa da, bu, zengin Amerikan Yahudilerinin, mütefennin Alman Yahudilerinin ve ihtilalci Rus Yahudilerinin, tertipleri sonucu kurulmuş bir devlet olmaktadır. Hor ve zelil, şeref ve itibardan uzak olmak, onların üzerinden kalkmış sayılmaz.
59 - Soru: Kur'an-ı Kerim kaç harftir?
Cevap: Bu hususta iki ayrı rivayet vardır: Birincisi 325 bin, 345'tir. Diğer rivayette ise, 325 bin 743'tür. Kur'an-ı Kerim'in kelimelerinin sayısının ise 77 bin 439 olduğunda ittifak vardır.
60 - Soru: Allahü Zülcelâl'in "Allah'a giden yolu bulmak için bir vesile bir vasıta arayın" buyruğu Kur'an-ı kerim'in neresinde ve hangi ayettedir?
Cevap: Sure-i Maide'nin 35. ayet-i kerimesi olup şu mealdedir: "Ey iman edenler, Allah'tan korkun, O'na (yaklaşmaya) vesile arayın ve O'nun yolunda savaşın, ta ki muradınıza eresiniz."
61 - Soru: Ayet-i Kerimede Cenab-ı Hak, "İnsanların ömrü (eceli olacak) tekaddüm ve teahhür etmez" buyuruyor. Hadis-i Şerifte ise, "Sadaka belâyı def eder ve ömrü ziyade eder" buyurulmaktadır. Bu hususta ne dersiniz?
Cevap: Ayet-i Kerimede "Ecel geldiğinde te'hir edilmez ve öne de alınmaz" buyrulmuştur. Ömrün uzayacağına ait delil ile bu Ayet-i Kerime arasında bir uyuşmazlık ve çelişki yoktur. "Ecel geldiği zaman" tabiri dikkate alındığı zaman, sözün mefhum-ı muhalifinden ecel gelmeden önce, ilâhi sır çerçevesi içerisinde ömrün uzaması vakidir.
62 - Soru: Kur'an-ı Kerim'de Ay'a çıkmanın mevcut olduğunu söylüyorlar. Bu görüş doğru mudur?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'de sarahaten böyle bir beyan yoktur. İddia sahibinin sure ve ayet belirterek delil göstermesi gerekir. İşaret yolu ile olan bazı dakik mânâları anlamak ise ehlinin işidir. Keyfi tefsir tehlikeli bir yoldur.
63 - Soru: Kur'an-ı Kerim'deki nâsih ve mensuh Ayet-i kerimeler kaç tanedir? Ayet numaraları ile açıklar mısınız?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'de 66 tane nâsih ve mensuh ayet bulunmaktadır. Bunların hangi ayetler olduğunun izahına bu sütunlar müsait değildir. Bu hususta yazılmış müstakil eserler bulunmaktadır, onları tetkik ediniz.
64 - Soru: Mekaasidü't-Talibin adlı kitapta "Sure-i Hamd" diye bir sure ismi geçmekte. Bu isme Kur'an-ı Kerim'de rastlamadım. Sure-i Hamd'den murat nedir?
Cevap: "el-Hamd", Fatiha suresinin isimlerindendir.Başında "el-Hamd" bulunduğu veya baştan sona hamd mânâsını tazammun etmesi itibariyle bu ismi almıştır.
65 - Soru: Kur'an-ı Kerim'in 6666 ayet olduğunu biliyoruz. Ancak bunların hangi hususlara dair olduğunu açıkça bilememekteyiz. Bu hususu açıklar mısınız?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'in ayetleri, Zemahşeri'ye göre 6666 ayettir. İbni Kemalpaşa bunları manzum olarak şöyle taksim etmektedir:
Bilmek istersen eğer sen aded-i âyâtı,
Cümlesi altı bin altı yüz altmışaltı.
Binidir va'd beyanında anın, bini vaid;
Binidir emr-ü ibadet, bini nehy-ü tehdid.
Bini emsâl-ü iberdir, bini abâr-u kasas,
Beşyüz âyâtı helâl ile harama muhtas.
Buldu yüz ayeti tesbih-u duada çü rüsûh,
Altmış altısı dahi ayet-i nâsih, mensûh.
66 - Soru: Mushaf neye denir?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'in bütün ayet ve surelerinin tamamını içine alan mukaddes kitabımıza "Mushaf" adı verilmektedir.
67 - Soru: Sure nedir?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'in en az üç ayetini içine alan, müstakil bir isimle anılmış ve diğerlerinden ayrılmış bulunan müstakil bir parçadan ibarettir.
68 - Soru: Ayet nedir?
Cevap: Kur'an-ı Kerim'e ait cümlenin, üst ve alt taraftan ayrılmış bulunan parçasına "Ayet" adı verilmektedir.
69 - Soru: Cünüp bulunan bir kimse veya âdet gören bir kadın Kur'an-ı Kerim'i dinleyebilir mi?
Cevap: Evet, dinleyebilir. Bunlara yasak olan, Kur'an-ı Kerim'den bir bütün ayet okumaktır.

Mehmet Emre Hoca Efendi Fetvaları

18.06.2010

Kabir Azabından Kurtaran Haller


Taberani el-Kebır'de Hakim-i Tirnıizi Nevadir el-Usul'de Isbehani Tergib'de Abdurrahman bin Semurete (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:
Bir gün Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem,) yanımıza gel­di. Buyurdu ki:
Dün akşam acaip bir şey gördüm. Ümmetimden, ruhunu almak için kendisine melek*ül-mevt gelen bir adam gördüm. Onun, ana babasına yaptığı iyilikler, o meleği çevirdiler.
Ve ümmetimden, kabir azabına kapılmış bir adam gördüm. Onun aldığı abdestler gelip o azaptan onu kurtardılar.
Ve ümmetimden bir adam gördüm, şeytanlar etrafını sarmıştı­lar. Onun Allah'a yaptığı zikir geldi, onu onların arasından kurtardı.
Ve ümmetimden, azap meleklerinin etrafını sardığı bir adam gördüm. Namazı gelip onu, onların elinden kurtardı.
Ve ümmetimden bir adam gördüm, susuzluktan ağzını açmıştı. Vardığı her havuzdan kovuluyordu. Sonra orucu gelip ona su verdi, onu doyurdu.
Ve ümmetimden bir adam gördüm; yanında peygamberler hal­ka halka oturmuştular. O adamın, yaklaştığı her halka onu kovu­yordu. Sonra cenabetten yıkanması geldi, elinden tutup onu yanı­ma oturttu.
Ve ümmetimden bir adam gördüm, önü karanlık, arkası karan­lık, sağı karanlık, solu karanlik, altı karanlık, üstü karanlık O karanlıklar içinde şaşırmıştı, sonra Hacc ve Umresi gelip onu o karan­lıklardan kurtardılar. Etrafını nurlarla doldurdular
Ve ümmetimden bir adam gördüm, müminlerle konuşur. Onlar onunla konuşmazdı. Sıla-i rahim geldi, «Ey müminler cemâati! onun­la konuşun» deyince onunla konuşmaya başladılar.
Ve ümmetimden birisini gördüm, eliyle ateşin alev ve kıvılcım­larını yüzünden kovuyordu. Sonra, verdiği sadakalar geldi, yüzüne bir örtü, başında gölgelik oldular.
Ve ümmetimden, birisini gördüm, her taraftan gelen zebaniler onu yakalamıştılar. Adamm yaptığı emr-i bi'1-mâruf nehy-i ani'l-münker gelip onu onların ellerinden kurtardılar, rahmet melekle­rinin ellerine teslim ettiler,
Ve ümmetimden, bir adam gördüm, dizleri üzerine çömelmiş. Allah ile onun arasında bir perde vardı. Güzel ahlâkı geldi, elinden tuttu. Onu Allah'ın huzuruna bıraktı.
Ve ümmetimden sahifesi, sol eline verilmiş bir adam gördüm. Onun Allah'dan korkusu geldi, sahifesini sağ eline verdi.
Ve ümmetimden terazisi hafif kalmış bir adam gördüm. Yaptığı iyilikteki aşırılıklar gelip terazisini ağırlaştırdı.
Ve ümmetimden, cehennem kenarında olan bir adam gördüm. Allah korkusu gelip onu kurtardı. Adam ordan geçti.
Ve ümmetimden bir adamı ateş içinde gördüm. Dünyada Al­lah korkusundan akan göz yaşları gelip onu ateşten çekti.
Ve ümmetimden bir adam gördüm. Sırat köprüsü üstünde dur­muş, hurma yaprağının titrediği gibi titriyordu. Allah'a olan hüsn-ü zannı geldi. Titremesi durdu. Adam köprüden geçti.
Ve ümmetimden, sırat köprüsü üstünde bir adam gördüm. Ba­zen yavaş yürür. Bazen sürünürdü. Bana olan salavatlan geldi, elin­den tutup onu ayağa kaldırdılar ve adam geçti.
Ve ümmetimden bir adam gördüm. Cennet kapılarına varmış, fakat kapılar ona kapalı... Lâilaheillallah şehadeti geldi, ona kapı­ları açtı ve onu cennete koydu.
Ve dudakları makaslanan bir halk yığını gördüm. «Yâ Cibril kimdir bunlar?» dedim. O, dedi ki:
«Bunlar halk arasında koğuculukla gezen insanlardır.»
Ve dillerinden asılmış, erkekler gördüm. «Kimdir bunlar» de­dim. Cibril dedi ki:
«Bunlar, mümin, kadın ve erlere haksız olarak iftira atanlardır.»
Kurtubi dedi ki, bu büyük bir hadistir. Resûlullah (Sallaliâhû Aleyhi ve Sellem), özel ve korkunç hallerden kurtaran özel amelleri onda zikretmiştir.

---------------------------------------------------------------:

İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları

16.06.2010

Giyimle Alakalı Bir Kısım Fetvalar


2109 - Soru: Kadının başını örttüğü eşarp ve giydiği elbise zinete dahil midir?Cevap: Sure-i Nur'un 31. ayetinde geçen "zinet" kelimesini, bazı ilim adamlarımız, zinetin kendisini anlamışlar ve "Zineti göstermek haram olunca, zinetin mahallini göstermek daha çok haramdır" demişlerdir. Birtakım İslam uleması da "zinet" kelimesinden muradın zinetin takıldığı yer olduğu görüşünü müdafaa etmişlerdir. Bu alimlerin görüşüne göre, başörtüsü zinete dahil olmaz. (Hak Dini Kur'an Dili c. 4, s. 3504)Kadınlar takındıkları zinet eşyalarının sarraf vitrinlerinde teşhir edilenlerine bakmanın yasak olmayışı, "zinet" kelimesinden, bunların takıldığı kulak, kol ve gerdan gibi mahallerin olduğu görüşünde bulunan İslam ulemasının tezini kuvvetlendirmektedir.

2110 - Soru: Kadının ipek elbise giymesi caiz midir?Cevap: Evet, caizdir. İpek elbise giymenin haramlığı sadece erkeklere mahsustur.


2111 - Behce Fetvalarından: "Sarığın bir ucunu iki omuz arasına ve belin ortasına kadar sarkıtmak müstehabtır." (H. Ec. 2/163)


2112 - Soru Kadınların saçlarını kesip, zülüf bırakmalan hakkında bilgi verir misiniz?Cevap: Kadınların saçlarını uzatmaları ve her bakımdan erkeğe benzemekten sakınmaları gerekir.

2113 - Soru: Dizden aşağıya inen bir mantonun altına kısa etekli elbise giymek caiz midir?

Cevap: Manto altına da olsa böyle bir elbiseyi giymek mahzurludur.


2114 - Soru: Ailelerimiz topuğa kadar uzun elbise giyse mantoya lüzum kalmadan gezebilir mi? Elbise üzerine manto giymek şart mı?Cevap: Topuğa kadar elbise giymiş olsa bile, başını, boynunu, göğüslerini ve arkasını örtecek bir çarşaf ve benzeri şeyle kapatması gerekir. Zira vücut hatlarını ve göğüslerini belli eden bir elbiseye bürünmüş bir kadın, "giyinmiş çıplak" sayılmıştır.


2115 - Soru: Bir kadın, zinet olarak, ne gibi şeyleri takınabilir?

Cevap: Kadınlar, altın ve gümüş gibi madeni eşyadan, inci ve mücevherat gibi kıymetli taşlardan yapılmış zinet eşyasını takınabilirler. Ancak bunları yabancı erkeklerin dikkatini çekmeyecek şekilde takınmayı; eri için ve evi içinde takmayı prensip edinmelidir.


2116 - Behce Fetvalarından: "Erkeklere ipek elbise giymek haramdır." (H. Ec. 2/163)Açıklama: Erkeklerin giymesi haram olan ipek, kurdun imal ettiği ipektir. Suni ipek, pamuk ve keten hükmünde olup giyilmesinde hiçbir mahzur yoktur.


2117 - Soru: Kadınların moda icabı fırfırlı, süslü, uzun etek giymeleri İslam'a uygun mudur? Bunların bel kısmı dar, yerde sürünen kısmı ise geniş bulunmakatır, ne dersiniz?

Cevap: Kadın, giyinip kuşanmasında, modayı değil İslam dininin tesettür esaslarını dikkate almalıdır. Giyinişi sade, elbise altını göstermeyecek kadar kalın ve vücut hatlarını belli etmeyecek kadar bol olmalıdır.

2118 - Soru: Bugünkü kızların okumaları veya kadın öğretmenlerin ders verdikleri sınıfta başlarını açmaları caiz görülmüş müdür?

Cevap: Kadın cinsinin ilim tahsil etmesi yasaklanmış değildir. Ancak tesettüre riayet edimelidir. Tahsil sırasında tek başına yolculuk yapmaktan sakınmalı. Yalnız kadınların bulunduğu bir yerde ilim tahsil etme imkanını araştırmalıdır. Bunlara riayet edemediği zaman dini müsaade de verilemez.


2119 - Soru: Kadın gömlek giyebilir mi? Gömleğin cebi sağ tarafta olursa kadın gömleğidir. Erkek giyemez diyorlar; doğru mu?Cevap: Kadın, tesettüre riayet etmek şartıyla gömlek de giyebilir. Cebin sağda veya solda olması, kadının veya erkeğin giymesine dini açıdan mani teşkil etmez.


2120 - Soru: Kimsenin bulunmadığı yerde avret mahallini örtmek gerekir mi?Cevap: Avret mahallini örtmek, hem Hakk'ın hem de halkın hakkı bulunan bir husustur. Bu itibarla, kendisinden başka kimsenin bulunmadığı bir yerde dahi avret mahallinin örtülmesi, sahih olan kavle göre vaciptir. Peygamber Efendimiz (sav) bir Hadis-i Şeriflerinde: "Avret mahallimi içimdeki elbisemden gizlemek mümkün olsa elbette ondan bile gizlerdim." buyurmuşlardır. Hz. Ali (ra): "İnsan avret mahallini açınca yanındaki melekler utancından yüzlerini çevirirler" buyurmaktadır.


2121 - Kravat takmak bid'at midir, değil midir?Cevap: Sünnet olan bir giyecek nevine dahil değildir. Adet ve giyiniş olan şeylerde vüs'at vardır. Dalalet sebebi olan bid'at, daha ziyade inanç ve ibadetlerde münhasırdır. Kravat, küfrün sembolü sayılan eşyadan değildir. İsteyen takmaktadır. Bu husustaki müsaade, ancak bir ruhsat-ı şer'iyyedir. Vazifesi, içtimai mevkii itibariyle takmak zaruretini hisseden kimseler, bu ruhsattan faydalanarak takabilirler. İstemeyen veya böyle bir mecburiyeti bulunmayan kimse ise azimetle amel etmeyi tercih etmelidir.


2122 - Soru: Kot pantolon giymekte bir beis var mı?

Cevap: Bahsi geçen pantolon erkekler için dar olmamak şartıyla İslami tesettürü yerine getirir ise de, dinine bağlı bir erkek sünnete uygun veya yakın biçimde giyinmelidir.


2123 - Soru: Yaz mevsiminde gerek ticaret, gerekse serinlemek için plaja gidilebilir mi?

Cevap: Et satıcılarının müşteri aradığı adeta bir pazar gibi bir yerde mütedeyyin bir insanın bulunması tabii ki doğru değildir. Kadınların bulunmayacağı bir yerde, diz kapaklanna kadar olan kısmın örtülmüş olması halinde ve orada kendisinden başka erkek varsa, onlar da böylesine tesettüre riayet ederlerse denize girilebilir. İslam dini, denize girmeyi değil, tesettürü ihlal etmeyi yasak kılmıştır.


2124 - Soru: Erkeklere haram olan ipek elbiseyi erkek çocuklarına giydirmekte bir mahzur var mı?

Cevap: Erkekler için olan mahzur, erkek çocuklar için de geçerlidir. Bunun mahzuru ve sorumluluğu anne ve babayadır. Zira onları alan ve giydiren anne ve babalardır.


2125 - Soru: Ben, 15 yaşımdan 20 yaşıma kadar Almanya'da ata sporumuz olan güreşe çalıştım. Bu sahada üstün başarılar elde ettim. Daha sonra vatani görevimi yapmak için memleketime gittim. Şimdi ise terhis olup tekrar Almanya'da çalışmaktayım. Fakat bu hizmetlerin içerisine girdiğim için güreşmemde bir mahzur var mı?

Cevap: Güreş yapmanızda bir mahzur yoksa da, göbekten diz kapağı altına kadar olan kısmı kapalı bulundurmanız şarttır. Güreş ata sporudur. Tesettür (örtünme) de Allah'ın (cc) emridir. Atalarımızın kisbet giyerek güreştiği de unutulmamalıdır. İster yağlı güreş ister serbest veya grekoromen tarzında güreşler olsun, hepsinde göbekten diz kapağına kadar olan kısmı örtmek şartı ile güreşmenizde bir mahzur yoktur. Aksi halde, güreşeceğim diye, bu kısımları açmak doğru değildir.2126 - Soru: İpek elbise giymenin erkeklere haram olduğunu biliyor ve inanıyoruz. Acaba yüzü ipekten olan bir yorgan hakkında dinimizin hükmü nedir?

Cevap: Yorgan da bir nevi elbise hükmündedir. İpek yorganı kullanmak caiz görmemektedir. (Fetava-i Hindiye c. 5, s. 331)2127 -


Soru: Bir kitapta; "Bir erkek haram olan ipeği dünyada giyerse, ahirette ipek giymekten mahrum olur. İpek ise, cennet elbisesidir. O halde cennete giremez" deniliyor. Bu hususta hüküm nedir?

Cevap: Bu iddia, haram olan ipeği, helal olduğuna inanarak giymesi halinde doğrudur. Haram olduğuna inanarak giymesi halinde cennete girmemeyi gerektirecek bir suç mahiyetinde kabul edilemez. İsyanı inkar seviyesinde değerlendirme, doğru bir kıyas yolu değildir.


2128 - Soru: Bazı eserlerde sakalı kesmenin haram olduğu yazılıyor. Siz ne dersiniz?Cevap: Sakal bırakmak sünnettir. Hiç sakal bırakmamış bir kimsenin tıraş olması bu sünneti ihmal olmaktadır. Bunun hükmü de kerahatle ifade edilir. Şayet sakalı bırakır da sonra keser ise, bu kerahet, katmerleşerek haram olur. Çünkü sünneti hor görme anlamı taşımaktadır. Yoksa mutlak manada sakalı tıraş haram olsa, bırakmasının da farz veya vacib olması gerekir. Hükme medhar olacak noktayı iyi tesbit etmek gerekir.


.2130 - Soru: Bugünkü adetlerin gereği olan kumaş elbiselerin giyimi ve dikimi, değişik modeller üzerine yapılması, yabancılara uymak gibi bir mana ifade etmesi sebebiyle bir mahzur teşkil etmekte midir?

Cevap: Örf ve adetlere mahsus işlerde bir genişlik vardır. Bu itibarla, elbiseden beklenen gaye, tesettürü temin etmesidir. Bu tesettürü sünnete uygun biçimde ifa etmeye çalışmak, evla olan tarafı ifade eden bir husus olmaktadır. Gayrimüslimlere benzemek tehlikesi, küfrün sembolü olarak kabul edilen haç, zünnar vesairededir. Böyle bir benzeyişten ve bir de moda kabuğunun içine sokularak Müslümanların arasında yayılmak istenen çıplaklık temayülünden son derece sakınmalıdır



Mehmet Emre Hoca Efendi Fetvaları

11.06.2010

En Büyük Hastalığımız: Gıybet


"İnsan öldürmek dinde haram olduğu gibi, bir adamın arkasından gıybetini yapmak da haram­dır.”

Bir kimsenin arkasından, söylenenleri işittiği takdirde gü­­ceneceği bir ayıp ve kusurunu başkalarına lisanen anmak veya göz veya el ile işaret ederek veya herhangi bir surette anlatmak veya ayıplamak gıybettir.


Gıybet ve çekiştirme bir afet-i lisaniyedir ki, insanlar ara­sın­da lâzım olan sevgi, saygı, bağlılık ve yardımlaşma gibi bir takım yüksek meziyetlerin aradan kalkıp, bunların ye­ri­ne buğz, adavet, nifak, zulüm, hıyanet ve düşmana karşı ittifak­sızlık ve bunlara terettüp eden fena neticeleri ortaya çıka­rır ki, bu da esaret ve zillete düşmeyi mucip olur.


* * *


Ebu Said-i Hudrî’ye (r.a.) Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Ves­selâm buyurmuşlar ki:

“Semaya isra olunduğum gece, yani Miraç gecesi bir kav­me uğradım. Yanlarında et kesilir, sonra eti yutarlar. Sonra onlara denilir: ‘Yeyiniz kardeşinizin etinden, yediği­nizi yiyiniz.’
“Dedim: ‘Ya Cebrail bunlar kimlerdir?’ Dedi: ‘Bunlar üm­metinden, lemmazlar yani gıybetçilerdir.”

* * *
Bir kimsenin şahsı veya eşyasından bir şey hakkında mev­cut bir kusuru o kimsenin gıyabında ayıp ve kusur sa­ya­rak, başkalarına sayıp dökmek gıybet olur.

Fakih Ebu’l-Leys (r.h.) Tenbihu’l-Gafilin adlı kitabında de­miş ki:

“Bir kimse birisi hakkında, ‘Fulanın elbisesi uzun­dur veyahut kısadır’ dese, libas sahibi o sözden gücenecekse o söz gıybet olur.

* * *

Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin huzur-u saadetlerine kısa boylu bir kadın gelmiş.
Meramını giderdikten sonra yanlarından ayrıldığında, Hazret-i Aişe (r.anha) kadın hakkında, “Ne acep kısa kadın­mış” demiş.
Hazret-i Peygamber (a.s.m.), “Gıybet ettin” buyurmuşlar.

Hazret-i Aişe validemiz, “Ya Resulallah, ancak onda olanı söyledim” demiş.
Resul-ü Ekrem (a.s.m.) buyurmuşlar ki: “Onda olan çir­ki­ni andın.”

* * *
İbrahim bin Ethem Hazretleri buyurur ki:

“Yalancı dünyanı dostlarına vermekten buhledersin, âhi­retini de sevmediğin düşmanına bahşiş çekmede cömert­lik edersin. Ancak ne buhlünde özür sahibisin, ne de bu cö­mert­likte makbulsün.”
Yani dostlarına dünya işlerinde yardım etmekten cimri­lik edersin, sevmediğin kimselere ise arkalarından gıybet etmekle uhrevî amellerinin sevaplarını o gıybet ettiğin kim­se­lere verirsin.

* * *
Hasan-ı Basrî Hazretlerine bir kimse, “Seni filan adam gıy­bet etti” demiş.
Bunun üzerine Hasan-ı Basrî, gıybet eden kimseye bir tabak dolusu hurma hediye göndermiş, onu böylece ikram et­miş ve demiş ki:

“Sen bana hasenatından, sevaplarından ikram etmişsin. Bu ikramına karşı ben layıkı vechiyle mukabelede buluna­ma­yacağım, mazur görünüz.”

Bir kimse başka birini gıybet ederse, gıybet olunan kim­seye gıybet eden kimsenin sevapları Cenab-ı Hak tarafından verilir.

* * *

Ashab-ı Kiramdan Ebu Ümame demiş:

“Kıyamet gü­nün­de herkesin amel defteri eline verilirken bir kısım kim­seler görür ki, defterinde işlemediği amellerin sevapları var. Der ki: ‘Ya Rab bunlar nereden gelmiş?’ Buyu­ru­lur ki: ‘Bunlar se­nin haberin yokken insanların seni gıybet etmeleri sebebiy­le verilmiştir.”

* * *

Suddi Radıyallahu Anh buyurdu ki:

Bir seferde bir kısım zâtlarla birlikte Selman-ı Farisî de var­dı. O cemaatte Hazret-i Ömer de mevcuttu. Cemaat bir yer­­de konakladı. Yemeklerini hazırladılar. Cemaatten bazı­ları:

“Yemek hazır, Selman çadırlara girmek istemiyor” dedi­ler.

Sonra Selman’a, “Hazret-i Peygamber Efendimize (a.s.m.) git, bizim için biraz yemek iste” dediler.

Selman, Hazret-i Peygambere gitti. Cemaatin bu arzu­su­nu söyleyince, Hazret-i Peygamber Efendimiz buyurdular ki:

“Onlara haber ver, onlar katıklandılar.”

Selman-ı Farisî gelerek Hazret-i Peygamber Efendimizin bu sözünü tebliğ etti. Cemaat Selman-ı Farisî’ye dedi ki:

“Biz henüz bir şey yemedik.”

Selman-ı Farisî, “Peygamber Efendimiz size yalan söyle­medi” dedi.
Cemaat bunun üzerine huzur-u saadete geldiler. Hazret-i Resul onlara ferman etti ki:
“Kardeşiniz uyurken söylediğiniz şeyler size katık oldu.”

Sonra da Sûre-i Hucurat’ın 12. âyet-i celilesini cemaata oku­­dular. Meal-i âlisi şudur ki:

“Ey mü’minler, zannın birçoğundan kaçının. Çünkü zan­nın bir kısmı büyük günahtır. Birbirinizin gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayın; birbirinizi gıybet de etmeyin. Siz­den biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksinirsiniz. Öyleyse Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah tevbeleri kabul edici ve çok merhamet edicidir.”




Yazar: Zübeyir Gündüzalp

Sünnet-i Şerif Ve Hadis İnkarcılarına Duyurulur

 "Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde baş...