17.02.2009

Ahlak-ı Resul (s.a.v)


Rasulullah Efendimiz(s.a.v): " Allah bana mütevazı olmanızı, birbirinize karşı gururlanıp, baskı yapmamanızı emretti ' buyurmuştur... (Mişkat)
Vefatından sonra eşi ve müminlerin annesi Hz. Aişe'ye sorarlar: " Allah'ın Elçisinin evdeki hali nasıldı? Hz. Ayşe cevaplar: -0 kendi işini kendi görmekten hoşlanırdı. Arkadaşlarının işini yapmaya hazır olmalarına rağmen bunu istemezdi. Evdeyken, elbiselerini yamar, evi süpürür, keçileri sağar, develeri bağlar ve yemlerini verirdi. Ayrıca, ayakkabılarını ve su kırbalarını tamir eder, hizmetçilere de yardım ederek onlarla birlikte hamur yoğururdu. Çarşıdan yiyeceğini kendisi taşır, birisi " Ey Allah'ın Elçisi! İzin ver ben taşıyayım " dediğinde, " Mümin taşıyabiliyorsa kendi yükünü kendi taşısın " derdi.(Kadı iyaz,Ş.Şerif 132)

Hz. Muhammed'in (s.a.v) vefatından sonraki yıllardır. Bir akrabası Hz. Aişe'yi ziyaret eder. Hz. Aişe onun için bir sofra kurdurtur ve sonra dayanamayıp ağlamaya başlar. Akrabası sebebini sorar. Hz. Ayşe: -Ben doyuncaya kadar her yemek yiyişim de ağlarım," der.Akraba daha da meraklanıp, sorar:
-Niçin?
-Çünkü Allah'ın Elçisi bütün Ömrü boyunca doyuncaya kadar hiç yemedi. Sıkıntı içerisindeydi. Bir günde iki öğün yemedi. Ekmek yediği zaman hurma yemedi, hurma yediği zaman ekmek yemedi. Sürekli başkalarını kendine ettiği için hep böyle yaşadı. Şimdi ise insanlar yediklerini eritmek için ilaç kullanıyor... Hz. Resulullah (s.a.v) bütün ömrü boyunca kızartılmış bir koyunu hiç görmemiştir...

12.02.2009

"İslamda Kadının Değeri"


İslâm Dîni, kadın hakları üzerinde titizlikle durmuş ve kadını, hiçbir nizâm ve sistemin veremediği müstesnâ bir makâma sâhip kılmıştır.

Nitekim Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’inde:"Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır." buyurmuştur.

Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz de erkekleri, kadınların hak ve hukûkunu gözetmeye dâvet etmekte ve bu konuda: "Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh’tan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh’ın bir emâneti olarak aldınız."

buyurmaktadır

.Başka bir hadîs-i şerîflerinde de: "Sizin en hayırlınız, ehline (eşine ve çocuklarına) en hayırlı olanınızdır. Ve ben de ehline karşı en hayırlı olanınızım." buyurur.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, erkeklere, kadınlara dâimâ iyi davranmalarını tavsiye ederek:"Mü’minlerin îmân bakımından en olgunu ve en hayırlısı, hanımına karşı en hayırlı olanıdır." buyurmaktadır.

Vedâ Haccı’ndaki meşhûr hutbesinde Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "

Ey insanlar! Kadınlar hakkında Allâh’dan korkunuz! Sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır.


Bazı hadisler :

*(Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!) [Müslim]

*(Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Hz. Eyyüb gibi mükafatlara kavuşur. Kocasının kötü huyuna sabreden kadın da, Hz. Asiye gibi sevaba kavuşur.) [İ.Gazali]


*(Hanımı ile iyi geçinip şakalaşanı Allahü teâlâ sever, rızklarını artırır.) [İ.Lâl](En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir.) [Tirmizi]

*(En iyi Müslüman, hanımına en iyi davranandır. İçinizde, hanımına en iyi davranan benim.) [Nesai]

*(Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine, bir köle azat etmiş sevabı yazılır.) [R.Nasıhin]


*(Hanımının haklarını ifa etmeyenin; namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa]


*(Hanımını döven, Allah’a ve Resûlüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.) [R.Nasıhin]


*(Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.) [İ.Asakir]

*(Kızlarınızı altın ve gümüş ile süsleyin! Elbiseleri güzel olsun! İtibar kazanmaları için en güzel hediyelerle ihsanda bulunun!) [Hakim]

*(Kız çocuğunu güzelce terbiye edip, Allahü teâlânın verdiği nimetlerle bolluk içinde yedirir giydirirse, o kız çocuğu onun için bir bereket olur, Cehennemden kurtulup kolayca Cennete girmesine vesile olur.) [Taberani]


İslamda Kadın ve Aile/Bedir

10.02.2009

Gözün Nuru: Namaz*1


Namazın Önemi Hakkında bir kısım Hadis'i Şerifler(s.av)..


(Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Taberani]

(Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.) [Taberani]

(Namazı doğru kılanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür.) [İ.Ahmed]

(Allah buyuruyor ki, "söz veriyorum ki, namazlarını vaktinde, doğru olarak kılana azap etmem, onu sorgu-suale çekmeden Cennete koyarım") [Hakim]

(Her peygamberin ümmetine son nefeste vasiyeti namazdır.) [Gunye]


(Namaz dinin direğidir, terk eden dinini yıkmış olur.) [Beyheki]

(Namaz kılan, Kıyamette kurtulacak, kılmayan perişan olur.) [Taberani]

(Namaz kılmayan, Kıyamette, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulur.) [Bezzar]

(Namazı kasten bırakanın ibadetleri kabul olmaz ve namaza başlayana kadar Allahü teâlânın himayesinden uzak kalır.) [Ebu Nuaym]...

6.02.2009

Tesettür Adabı


Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz şöyle buyurdu: “Cehennem halkından iki sınıf insan var ki, ben onları görmedim: Birinci grup, ellerinde sığır kuyrukları gibi kamçılar olan, onlarla insanları dövenlerdir.

İkinci grup ise: Giyinmiş fakat çıplak olan, erkeklerin kalplerini kendilerine meylettiren, vücutlarını sağa-sola eğip çalımlı yürüyen kadınlardır. Onların başları Horasan develerinin hörgüçleri gibidir. Bunlar cennete giremezler, onun kokusunu bile alamazlar. Oysa o koku çok ama çok uzun mesafelerden duyulmaktadır.” (Müslim)

* * *

Hadis-i şerif son derece açık ama birlikte düşünelim: Kadınlığın ticarî bir unsur haline dönüştüğü çağdaş kültürde, giyinme konusunda ne yazık ki müslüman hanımlar da büyük etki altında. Çeşitli yerlerdeki tesettür yasağını kasdetmiyoruz , müslüman hanımların kalpleri ve zihinleri baskı altında; psikolojik baskı. Tüketim odaklı çağdaş güzellik ve estetik anlayışı, moda, medya ve daha pek çok unsurun bir arada oluşturduğu baskı ağından söz ediyoruz. Artık pek çok dindar hanım örtünmesine örtünüyor ama ne yazık ki dininin istediği ölçülere yeterince dikkat etmiyor. Sanki dikkat çekmek için giyiniyor. İslâm'ın meşru saydığı, emrettiği örtünme, tenin gözükmesini engelleyecek ve vücut hatlarını belli etmeyecek elbiseler giymekle mümkün. Teni gösteren veya vücut hatlarını ortaya çıkaracak kadar dar olan elbiseler islâmî örtünme sayılmıyor. Ne tuhaf, artık “tesettür” kıyafetleri kesimiyle, dikişiyle tam da buna göre tasarlanıyor.
Alimlerimiz hadiste geçen “giyinik fakat çıplak kadınlar” tanımını şöyle açıklıyorlar: Elbise giydikleri halde gözükmemesi gereken yerlerinin bir kısmını açanlar, Vücut hatlarını belli edecek şekilde dar giyinenler, İçini gösterecek şekilde ince giyinenler. ( Nevevî, Şerhu'n - Nevevî alâ Sahih-i Müslim, c.17, s.190)

insan sormadan edemiyor, aşırı dikkat çeken renkleri, hatları belli eden hatta belirginleştiren kesimiyle “modern tesettür” modelleri, tesettür kavramını içerden çökertmeyi mi hedefler?

Çünkü bir taraftan Yüce Mevlâ'nın örtünme emrini uygulamak isteyen müslümanların arzusunu yerine getiriyor gibi gözükürken, diğer taraftan bütün sınırları berhava ediyor. Bu noktada şunu özellikle belirtmek gerekir: Bütün bunlardan müslümanların bir giyim tarzının olmadığını, giyimlerinde güzelliğe, uyuma, zerafete önem vermedikleri sonucu çıkarılmamalıdır. Aksine, müslümanların her konuda insana yaraşanı yapmaları Yüce Mevlâmız'ın emridir. Efendimiz s.a.v ., insanlığa bunu öğretmiştir. Burada hassas nokta, yakışanla meşru olmayanı birbirinden ayırmaktır. Tarz arayışlarında ölçüler dikkate alındığında elbette buna göre çözümler bulmak mümkündür.
Yine hatırlamak lazım, Cenab -ı Mevlâ'nın koyduğu sınırları aşmada ne güzellik vardır, ne de bir hayır. Haramı güzel gösteren nefs ve şeytandır. ..

Kaynak:Mehmet Işık/Semerkand Dergisi..
İslam'da Örtünme../Fetvalar Kitabı

İmam-ı Gazali'den


İmam Gazalî rh.a.Hazretleri’ne göre şükür:" Allah’ın verdiği nimeti O’nun hoşnut olacağı şekilde, nankörlük ise razı olmadığı yollarda harcamaktır." Gazalî (rh.a.)" bir nimeti yaratılış gayesi dışında ve ilâhi iradeye aykırı olarak kullanan kimsenin Allah’ın nimetine karşı nankörlük etmiş sayılacağını belirtir. Buna göre bir ağacın dalını gereksiz yere kesen kimse bile, bir canlıya kıydığı ve insanların faydalanması içinyaratılan nesneye zarar verdiği için nimete nankörlük etmiş sayılır...

26.01.2009

Karşılıklı Anlayış


"Eşinizin geç kalacağını haber vermeden akşam vakti sizi bekletmesine üzüldünüz, hatta merak ettiniz. Geldiğinde öfkeyle karşıladınız ve gerçek sebebi öğrenmeden önce kendinize göre tahminleri sıralamaya başladınız. O da size ters ifadelerle karşılık verdi. İyi bir tartışma sebebi değil mi? Veya hasta olduğunuz bir gün eşinizden size bakmasını, bir şeyi yapmayı unutmanızı anlayışla karşılamasını bekliyordunuz ama olmadı. Hatanızı yüzünüze vurup utandırdı. Siz de ona öfkeyle karşılık verip tartıştınız. Hasta halinizle iyi bir küsme sebebi sayılır. Evliliklerde yaşanan en büyük problem eşler arasındaki iletişimsizliktir. Kimi çiftler, anlaşmazlıklarını hiç konuşmadan olduğu gibi saklayıp gelecekte bir gün hesabını sormak üzere biriktirir. Birçok çift de sorunlar karşısında gerçek duygu ve düşüncelerini ifade etmek yerine öfke duygusuyla hareket eder. En küçük bir yanlış anlaşılma büyük tartışmalara dönüşür ve “sen beni sevmiyorsun zaten” veya “sen beni bir kere bile anlamadın” seviyesine gelir.
Gerçek duyguları öfke ile saklamak daha kolay ve rahat bir ifade biçimidir. Çünkü, üzüntü, hayal kırıklığı, utanma, kırılma, merak etme, endişelenme gibi duyguları doğrudan doğruya söylemek daha zordur. Öfke, hiç utanmadan, sıkılmadan, benliğe çok zarar vermeden ifade edilebiliyor. Benliğimize zarar veren ya da benliğimizin bir başkası tarafından zedelendiğini hissettiğimiz duygularımızı söylemiyoruz. Öfkelenerek, benliğimizin uğradığı zararları kapatmak için karşı tarafın benliğine zarar vermek istiyoruz. Bu yüzden de asıl duygularımız hep geri planda kalıyor. Duygularımızı ifade etmediğimiz için karşı taraf da savunmaya geçiyor ve en baştan iletişim yollarını kapatmış oluyoruz." alıntı:"zaman ailem"

21.01.2009

Hizmette Sır


Bir gün Efendimiz (sas):
- Ya Ali, seni bir kabileye gönderiyorum, onlara İslam'ı anlatacaksın, buyurdu.
- Ya Resulallah koskoca kabilede beni kaç kişi dinler ki? diye sorunca buyurdular ki:
- Seni tek kişi dinlesin yeter. Bir ferdi irşad etmekle bin ferdin hidayetine vesile olabilirsin! Sen o bir ferdi bul sana yeter!.
Bunun üzerine, tek kişi de dinlese yeter, diyerek kabileye giden Hz. Ali, İslam'ı anlatmaya başladı. Birer ikişer başına toplanan kabile halkı dediler ki:
- Biz imanımızı burada değil bizzat Resulullah'ın huzurunda ilan etmek istiyoruz, sen bizi O'na götür.
Hep birlikte Medine'ye geldiler. Efendimiz (sas) tebessümle karşıladıktan sonra buyurdu ki:
- Ya Ali! 'Bir'e razı oldun Allah (cc) sana bini verdi. Bir'e razı olmasaydın bu bini getiremezdin buraya!
Şu anda ülkeleri aşıp taşan bu hizmetler de baştan bir'e razı olarak başlamış, sonra birler binler olmuş, yurtlar, okullar derken şükredeceğimiz boyutlara ulaşmış. Demek ki, hatırdan hiç çıkarılmayacak bir sözdür bu:
- Sen hizmetinde önce 'Bir'e razı ol, Allah sana sonra binleri verir..
Kaynak:Ahmed Şahin

Sünnet-i Şerif Ve Hadis İnkarcılarına Duyurulur

 "Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde baş...