<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396</id><updated>2012-02-16T17:05:36.386+02:00</updated><category term='Mektubat'/><category term='Sırr-ı Ala'/><category term='Müctehidin'/><category term='Riyazü&apos;s-salihin'/><category term='Asr-ı Saadet'/><category term='Dersaadet'/><category term='Kıssa'/><category term='İlmihal'/><category term='Hadis-i Şerif'/><category term='Mübarek Günler'/><category term='İslam&apos;da Aile'/><category term='(S.A.V)'/><category term='Faydalı Bilgiler'/><category term='cennet ve cehennem'/><category term='Fetvalar'/><category term='Ayet-i Celile'/><title type='text'>Mânâ İklimi</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>95</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-3932037676030948246</id><published>2012-01-18T15:26:00.000+02:00</published><updated>2012-01-18T15:26:16.344+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fetvalar'/><title type='text'>Bir fetva: Tesettür</title><content type='html'>512 - Soru: Kadının giyeceği elbise ile İslami tesettürün kamil bir manada yerine gelmesi için, elbisede aranacak vasıflar nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Elbisenin kumaşı, altını gösterecek kadar ince olmamalı; kalın kumaştan yapılsa bile, vücuda tıpa tıp uyacak kadar dar olmamalı ve erkeğe mahsus bir giysi olmamalıdır. Bu hususa açıklık getirmek için, saadet asrından ve Peygamber Efendimiz'in (sav) hanesinden örnekler sunmak istiyorum. Hazret-i Aişe (ra) validemizin kızkardeşi Esma (ra), bir gün Hazret-i Aişe (ra)'nın evine gelmişti. Üzerinde ince bir elbise vardı. Peygamber (sav) onu bu halde görünce hemen başını aksi istikamete çevirdi ve "Ya Esma, bir kadın, hayız (görecek yaş)a ulaştığı zaman şunlardan başka bir yerinin görülmesi iyi olmaz" buyurarak yüz ve ellerini işaret etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Ebu Bekir'in oğlu Abdurrahman'ın kızı Hafsa, halası Hazret-i Aişe'nin yanına gelmişti. Başındaki örtü, ince olduğu için altını göstermekte idi. Hazret-i Aişe, dini bir hiddet ile, kalktı ve yeğeninin başındaki örtüyü alıp yırttı ve onun yerine altını göstermeyen bir örtü verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akılların muallimi, vicdanların mürebbisi ve iki cihan serveri bulunan Peygamber Efendimiz(sav), ince elbise giyen kadınları, "giyinmiş çıplaklar" diye vasıflamış olup, onların akıbetlerini bildiren Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Ateş ehlinden iki sınıf vardır. Onları (dünyada) göremiyorum: Biri, yanlarında sığır kuyrukları gibi kamçılar bulunan bir kavimdir. Onlarla halkı döverler. (Diğeri): Giyinmiş çıplaklardır. Başkalarını eğri yola sokan, kendileri de (haktan) meyletmiş bulunan, başları deve hörgücü gibi birtakım kadınlardır. Bunlar cennete giremezler ve oranın kokusunu alamazlar. Hakikat cennetin kokusu şu kadar (uzak) yoldan hissedilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;u&gt;Mehmed Emre HocaEfendi Fetvaları&lt;/u&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-3932037676030948246?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/3932037676030948246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=3932037676030948246&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/3932037676030948246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/3932037676030948246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2012/01/bir-fetva-tesettur.html' title='Bir fetva: Tesettür'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-8529623976767248138</id><published>2012-01-18T14:25:00.001+02:00</published><updated>2012-01-18T14:27:03.619+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadis-i Şerif'/><title type='text'>Ebed-i Saadet İçin Dört Çare...</title><content type='html'>Hakikat yolcusuna gereken dört şey vardır;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Sahih itikad. Bu, içinde bidat (yanlış, bozuk inanç) bulunmayan bir itikaddır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Nasuh tövbesi. Bu, peşinden bir günah zilletine düşülmeyen samimi tövbedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Hak sahiplerini razı etmek. Öyle ki, sende kimsenin bir alacağı kalmamalı; sende alacağı ve hesabı olan herkesle helâlleşmelisin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Allahu Teâlâ'nın emirlerini yerine getirebilecek kadar din bilgisi. Sonra da seni kurtaracak kadar âhiret ilmi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatıldığına göre Şiblî dört yüz hocaya hizmet etti ve onlardan ders aldı. O şöyle demiştir: "Hocalarımdan dört bin hadis okudum. Sonra onlardan bir tanesini seçtim ve onunla amel ettim; diğerlerine hacetim kalmadı. Çünkü ben, kurtuluşumu bu hadiste buldum. Öncekilerin ve sonrakilerin ilminin bu hadisin içinde saklı olduğunu gördüğüm için onunla yetindim. O hadis Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) ashabından nakledilen şu hadistir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Dünyan için orada duracağın kadar çalış!&amp;nbsp;&amp;nbsp; Âhiretin için orada kalacağın kadar çalış!&amp;nbsp;&amp;nbsp; Allah için O'na ihtiyacın olduğu kadar çalış!&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Cehennem için ona sabredebileceğin kadar çalış!"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EY OĞUL!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hadisi iyi bildiğin ve onunla amel ettiğin zaman çok ilme ihtiyaç kalmaz.&lt;br /&gt;---------------------------------------------------------------------------------------:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;em&gt;&lt;u&gt;Benzer rivayetler için bkz: Beyhakî, Şuabu'l-imân, nr. 3886; Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevî, Levâmiu'l-Ukûl adlı eserinde Deylemî'nin bu rivayetin benzerini ibnü'l-Âs'tan ve İbn Ömer'den rivayet ettiğini kaydeder, bkz: a.g.e., s. 488. Ayrıca bkz: Ebû Nuaym, Hılyetü'l-Evliyâ, 7/9206.&lt;/u&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-8529623976767248138?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/8529623976767248138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=8529623976767248138&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/8529623976767248138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/8529623976767248138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2012/01/ebed-i-saadet-icin-dort-care.html' title='Ebed-i Saadet İçin Dört Çare...'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-8921171403613001749</id><published>2011-10-13T15:21:00.000+03:00</published><updated>2011-10-13T15:21:47.603+03:00</updated><title type='text'>Muta Nikahı (!)</title><content type='html'>1832- Feyziye Fetvalarından: "Muvakkat nikâh sahih olmaz" (H.Ec. 1/33)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıklama: Nikâh, evlenen çiftlerin birbiri ile devamlı geçinme ümidi ile yaptıkları şer'i bir akittir. Ayrılma zamanı peşinen tespit edilip, sonra yapılacak muvakkat evliliğin metres hayatından öte bir mânâsı yoktur. Bu sahte nikâhla bir araya gelen kimseler, ahiret hayatında zinadan suçlu olarak azaba uğrayacaklardır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-8921171403613001749?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/8921171403613001749/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=8921171403613001749&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/8921171403613001749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/8921171403613001749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2011/10/muta-nikah.html' title='Muta Nikahı (!)'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-6896311381488808117</id><published>2011-10-13T11:30:00.001+03:00</published><updated>2011-10-13T15:22:56.081+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fetvalar'/><title type='text'>Cin Taifesi ile Alakalı Bir Kısım Sorular</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="content"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;- Soru: Şeytan (aleyhilla'ne) bütün ibadetleri yaptığı halde Allah'a (cc) hamd ve şükrünün bulunmaması; tardına sebep gösterilmektedir. Bunun ne derece doğru olduğunu açıklayınız?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Şeytanın rahmet-i ilâhiden kovulmasına ve lanetlenmesine, onun Hz. Adem'in önünde kibre kapılıp, saygı göstermemesi sebep olmuştur.&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="content"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;- Soru: Cincilik yapmak, yaptırmak doğru mudur? Cinleri toplayıp dağıtan ve gaybı bilen hoca var mıdır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Bu gibi işlerle meşgul olmak ve yaptırmak asla doğru değildir. Gaybı Allah'tan (cc) başkasının bilmesi düşünülemez.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2270 - Soru: Yıldıznâme denilen kitap doğru (güvenilecek) bir kitap mıdır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Değildir. O, haddizatında kitap değil, nushacıların sanat icra ettikleri fal bakmayı andıran bir şeydir. Rabbimizin inzal buyurduğu Kur'an-ı Kerim yasakladığı halde, "Yıldızname"ye bel bağlamak abes olur.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2271 - Soru: Fal açmak ve açtırmak günahtır. Fakat açılan falda sonuç olarak söylenen söz doğru mudur?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Falın başlangıcı da sonucu da yanlış olduğu için yasaklanmıştır. Fal, yuvarlak lâf ve değişik ihtimalleri kuşatan bir oyunbazlıktır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2272 Soru: Mecnun kime denir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Tıbbi yönden meseleye bakılacak olursa, akli dengesi yerinde olmayana denilmektedir. Akıl ve hikmet yönünden meselenin üzerine eğilecek olursak, Allah'ın (cc) emrini dinlemeyen kimseye "mecnun" adı verilir. Adamın biri Peygamber (sav) Efendimiz'e uğramış ve "Ey Allah'ın Resulü, şu kimse mecnundur" demişti. Akılları tenvir ve zihinleri tathir eden Peygamber (sav) Efendimiz şu cevabı verdi: "Mecnun, Allah'a isyanda devam eden kimsedir. (Bu gibi hastaya) Musab deyiniz."&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2273 - Soru: Peygamber (sav) Efendimiz'e cinlerden iman eden olmuş mudur?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Evet, olmuştur. Nasibin cinlerinden bir heyet Batn-ı Nahle'ye uğramışlardı. Orada iken Peygamber (sav) Efendimizin okuduğu Kur'an-ı Kerim ayetlerini dinlediler ve iman ettiler.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2274 - Soru: Cinlerin yiyecekleri nelerdir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Besmele ile kesilmiş hayvanların kemikleri cinlerin yiyeceğidir. Peygamber (sav) Efendimiz bu hususu açıklayan bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Tezekle ve kemikle taharet almayın. Çünkü bunlar, cinlerden kardeşlerinizin azığıdır" Cin taifesi, Peygamber (sav) Efendimiz'in duası ve mucizeleri sebebiyle, kemiği, üzerindeki eti ile; tezeği de arpa ve saman şeklinde görmekte ve ondan açlıklarını gidermektedirler.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2275 - Soru: Cinlerle insanlar arasında evlilik olabilir mi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: İki tarafın rızasına ve icap ile kabul esasına dayalı bir nikâh akdi ile cin ve insan arasında evlilik cereyan edemez. Bir cinnin insana saldırması ve onu aldatması akla gelebilir. Tecavüzün vukuu, aralarında evliliğin meşru olduğunun delili olarak gösterilemez. Gerek sevgi, gerekse yiyip içmek yönünden insanlar ile cin arasında uyuşmazlık mevcuttur. Bu ayrılıklar sevginin doğmasına, evliliğin tesisine ve hele devamına mani bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2276 - Soru: Cinlerde ölüm var mıdır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Evet, ömürleri dolunca onlar ölürler. Peygamber (sav) bir dualarında, Cenab-ı Hakk'a şöyle niyaz etmişlerdir: "Sen öyle bir Hayy'sin ki asla ölmezsin, halbuki cin ve insanlar ölürler."&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2277 - Soru: Halk arasında 'Cin başka, şeytan başka' diye bir söz vardır. Bunun doğruluk derecesi nedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Cin ile şeytan, yaratıldıkları madde itibariyle birbirinden ayrı birer varlık değildirler. Aralarındaki ayrılık sadece iman edip etmemeleri itibariyle olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2278 - Soru: Cinler, inanç yönünden insanlarda olduğu gibi birçok sınıflara ayrılmakta mıdır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Evet, cinler önce iman etmiş olmak veya kâfir olarak kalmak yönünden ikiye ayrılmaktadırlar. Kâfir olanlarının müşrik olanları bulunduğu gibi, İsevi ve Musevi olanları da vardır. Peygamber (sav) Efendimize iman eden Nasibin cinleri Yahudi idi. Onların iman edenlerinin ehl-i sünnet mezhebinden olanları bulunduğu gibi, bid'at ehlinden olanları da mevcuttur. Bir mezhebi taklit edenlerin Hanefisi, Maliki olanı, Hanbeli ve Şafii mezhebinden bulunanı vardır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2279 - Soru: Cinlerde ibadetle mükellefiyet var mıdır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Sure-i Zâriyat'ın 56. Ayet-i Kerimesi, onlarda mükellefiyetin bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Cenab-ı Hak, bahsi geçen Ayet-i Kerimede, "Ben cinleri de insanları da ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" buyurmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2280 - Soru: Cinlerde Allah'a (cc) karşı sorumluluk var mıdır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Mükellefiyet olunca sorumluluğun olacağı tabiidir. Cenab-ı Hakk bir Ayet-i Kerimede bunu şöyle açıklığa kavuşturmaktadır: "Ey cin ve insan cemaati, içinizden size ayetlerimi nakleden, bu gününüzün gelip çatacağını inzar ile haber verir peygamberler gelmedi mi size?"&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2281 - Soru: Cinler cennete girecekler mi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Abdü'l-Vehhab Şarani Hazretleri, Rahman Suresi'nin 56. Ayet-i Kerimesi ile delil getirerek, onların cennete gireceklerini ifade etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2282 - Soru: Cinler hakkında geniş bilgi verir misiniz?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Bu hususla ilgili malumatı İslâmi eserlerden naklen aşağıya alıyorum:&lt;br /&gt;&amp;nbsp; "Cin" lâfzı ile çok kere insan karşılığı bir varlık kastedilir. Bu kelimenin müfredi "Cinni"dir. Frenklerin "Genie", Lâtinlerin "Genius" dedikleri de budur. (Hak Dini Kur'an Dili c. 7, s. 5381)&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Kur'an-ı Kerim tetkik olunduğu zaman, cinnin yalın bir ateşten hem de çok zehirli bir ateşten yaratıldığı görülmektedir. "Ateşten yaratılmış, muhtelif şekillere girebilen cism-i lâtif" diye tarif edilen cin, bir Hadis-i Şerifte şöyle açıklanmaktadır: "Melekler, nurdan; cinler, dumanı kesilmiş yalın bir ateşten yaratıldı. Adem (aleyhisselâm) ise, size vasf olunan (toprak)dan yaratıldı."&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Ateş üç şeyi bünyesinde toplamıştır: Nur, duman ve alev. Nurun ışığı, dumanın karartısı, alevin de zarar verici bir hali vardır. Ateşten yaratılan cin, mahiyetindeki hususiyetlere göre, iman ve salâha; küfür ve dalâlete müsait bulunmaktadır. Bu itibarla cin taifesinden mü'min olan da vardır, kâfir olan da bulunmaktadır. Onların salihleri de, kötüleri de mevcuttur.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Cinnin yaratıldığı zamana açıklık getiren bir Ayet-i Kerimede şöyle buyurulmaktadır: "Andolsun ki biz, insanı kuru bir çamurdan suretlenmiş bir balçıktan yarattık; cânnı da daha önce çok zehirli bir ateşten halk ettik."&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Cinlerin mahiyetleri cism-i lâtif olduğu için Peygamberler ve velilerden başkası cinleri yaratıldıkları surette göremezler.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Gerek cinlerde gerekse şeytanlarda yiyip içme vardır. Bu hususu sahih hadisler ortaya koymaktadır. Peygamber (sav) Efendimiz buyuruyorlar ki: "Şeytan, hiç şüphesiz, sol eli ile yer, sol eli ile içer." Şeytan, besmele çekmeden yemeğe oturanların sofrasına sokulur ve onlarla birlikte yemeğe başlar.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Peygamber (sav) Efendimiz'e iman etmek üzere gelen Nasibin cinleri, Resul-i Ekrem (sav)'den yiyecek bir şeyin tahsisini niyaz etmişlerdi. Bu hususu açıklayan bir Hadis-i Şerifte şöyle buyurulmaktadır. "Ben, cinlerin kemik ve tezeğe uğradığında onlar üzerine yiyecek bulmaları için Allah'a dua etmiştim.", "Tezek ve kemikle taharet almayın. Çünkü bunlar, cinlerden kardeşlerinizin azığıdır."&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Cinlerde evlenme ve çoğalma vardır. Onların cism-i lâtif olmaları, üremelerine engel değildir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="content"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="content"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Mehmet Emre Hoca Efendi Fetvaları &lt;/u&gt;&lt;span class="content"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-6896311381488808117?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/6896311381488808117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=6896311381488808117&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/6896311381488808117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/6896311381488808117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2011/10/cin-taifesi-ile-alakal-bir-ksm-sorular.html' title='Cin Taifesi ile Alakalı Bir Kısım Sorular'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-9173850667728343694</id><published>2011-06-23T18:13:00.004+03:00</published><updated>2011-06-23T18:22:36.780+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam&apos;da Aile'/><title type='text'>Hz Peygamberimiz (s.a.v) ve Çocuklar</title><content type='html'>&lt;em&gt;Kur'an'daki çocuklara yönelik ayetlerin uygulaması konusunda tabii ki ilk örnek alacağımız insan, sahabesine ve tüm ümmetine vahyin şahitliğini gösteren Hz. Muhammed'dir. Ahlakı Kur'an olan Rasulullah'ın çocuklarla ilişkilerinde ve onları eğitirken takip ettiği yol ve yaklaşım biçimleri bu nedenle bizim örnek alacağımız uygulamalardır. Ancak bu konularda Rasulullah'ın örnekliğini metot olarak kullanabilmemiz için O'na isnat edilen rivayetlerden sahih olarak gördüğümüz bazı hadisler üzerinde durmaya çalışacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Bir rivayette Peygamberimizin torunu Hasan, su ister. O esnada diğer torunu Hüseyin de uyanır ve su ister. Peygamberimiz suyu Hasan'a verir. Kızı Fatıma babasına, "Hüseyin'i daha mı az seviyorsun" der. Peygamberimiz "hayır suyu önce Hasan istedi ve ona verdim" der. Rasulullah bu rivayete göre taleplerde hatırı değil öncelikli talebi dikkate almaktadır ki, çocuklar arasındaki rekabette bu tavır son derece eğiticidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Hicaz cahili geleneğinde kızların ikinci sınıf konumuna itildiğini gözettiğimiz de, bazı rivayetlerden Rasulullah'ın kız çocuklarına karşı pozitif ayrımcılık yaptığını kavrarız: "Çocuklarınızın arasını eşit tutun. Eğer ben birini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Rasulullah'ın dünyevi konularda birlikte olduğu kişilere söz hakkı verdiği, yerine göre de çocukla çocuk olduğu rivayet edilir. Ergenlik çağına gelmemiş çocukların biatlerini kabul etmiş olması da onlara verdiği değeri; yani çocukların duygu ve düşüncelerine de gereğince önem vererek onları hayata hazırlayacak bir yaklaşımı örneklendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Rasulullah, bir hadise göre, koşu yarışı yapan çocukları görünce o da aralarına karışır, onlarla beraber yarışır. Yarışı kazananı ödül olarak devesinin üzerine alır ve Medine sokaklarında gezdirir ve onunla sohbet eder. Bu yaklaşım da mükafat ve eğitimde tek düzeliği aşmak konusunda önemli bir açılımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e) Rafi Bin Amr anlatır: Ben küçükken Ensar'ın hurmalarını taşlıyordum. Beni yakalayıp Rasulullah'a götürdüler. Bana sordu. "Niçin başkasının hurmalarını taşlıyorsun?" "Açlık sebebiyle" dedim. Bunun üzerine "taşlama, kendiliğinden yere düşenleri ye" dedi. Ve sonra "Allah seni doyursun" diye bana dua etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;f) Bir çocuk müezzinin taklidini yapıyor ve ezanla alay ediyordu. Hz. Peygamber o çocuğu yanına çağırarak sanki ezanla alay ettiğini anlamamış gibi ciddi bir tavırla "Haydi bize de bir ezan oku" dedi. Çocuk utandı ve bunun üzerine güzelce ezan okudu. Rasulullah çocuğun sırtını sıvazladı ve cebine biraz para koyup "Mübarek olsun" dedi. Çocuk şaşırmış ve sonra yıllarca Mekke'de müezzinlik yapmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;g) Annelerin çok sık yaptığı hatalardan birisine tekabül eden Rasulullah'tan örnek bir uygulamayla ilgili bir rivayeti özetleyelim: Medine'de bir anne sokağa kaçan çocuğunu eve getirebilmek için "Gel bak sana ne vereceğim" der. Olaya şahit olan Rasulullah sorar: "Çocuğa ne vereceksin?" Anne hurma vermek istediğini söyleyince de peygamber uyarır. "Dikkat et sana gelir de bir şey vermezsen doğru yapmamış olursun..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;h) Tirmizi'nin aktardığı bir rivayete göre "Çocuklarınızı 7 yaşına geldiği zaman namaza alıştırın. Eğer 10 yaşına geldiğinde kılmazlarsa yaptırım uygulayın." diyen Rasulullah, çocuklar için hem teşvik hem de uygun bir müeyyide yönteminin var olacağını bize hatırlatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Kütüb-ü Sitte'de geçen bu rivayetleri, Ayraç Yayınları'ndan Said Alpsoy'un "Bir İnsan Olarak Hz. Muhammed" ve İnsan Vakfı Yayınları'ndan Bekir Demir'in "Hz. Peygamber ve Çocuk Eğitimi" adlı kitaplardaki hadisler arasından seçerek özetledik.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ve benzer rivayetlerde dikkat çeken vurgulara bir kez daha değinebiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Peygamberimiz çocuklara hoşgörü ile yaklaşmış, ilgi göstermiş, şakalaşmıştır. "Yavrucuğum..." gibi sıcak ifadeler kullanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Peygamberimiz çocuklara taklit yoluyla eğitim yolunu açmıştır. Buhari ve Tirmizi'nin aktarımlarına göre, Rasulullah İbn Abbas'ın kendisine bakarak abdest alması ve Enes'i ve arkadaşını namaza çağırıp kendisine bakarak namaz kılmalarını sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Rasulullah'ın çocukların 7 yaşında namaza alıştırılması ve 10 yaşına vardıklarında namaz kılmazlarsa yaptırım uygulamaya daveti, kontrollü bir disiplin gerekliliğine işarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Tirmizi'deki hadise göre "Rasulullah, bir çocuğa eve girdiğinde ev halkına selam vermesini tavsiye etmiş ve bu selamla hem kendisinin hem de ailesinin hayır bulacağını eklemiştir." Peygamberimizin çocuklarla ilgili bu tür yaklaşımları, hayatın içindeki uygulamalarla irtibatlı ikna temelli eğitim örnekliğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Rasulullah, çocuk eğitiminde mükafatlandırmayı sosyal ilişki ağırlıklı da gerçekleştirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. İbn Mace'nin aktarımına göre Rasulullah, içlerinde çocukların da bulunduğu bir toplulukla bir vadiden veya bir yokuştan geçerken, bu hangi vadi ya da bu hangi yokuş gibi sorularla soru cevap şeklinde grup ve çevre eğitimine örneklik oluşturmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Rasulullah'ın çocuk eğitiminde tedricilik ve sabır faktörüne özen gösterdiğini söyleyebiliriz. Çünkü o hikmetle davranan bir Rasul'dü ve tedricilik de insan fıtratına en uygun eğitim metodudur. Kur'an-ı Kerim 23 senede tamamlanmıştır. Namaz örneği bunun en iyi uygulamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadis rivayetlerini öncelikle çocuğa yaklaşımla ilgili Kur'an ayetleri ve Kur'an bütünlüğü ışığında değerlendirmeliyiz. Ancak Kur'an bütünlüğünden bakıldığında bize önemli katkılar ve örneklikler sağlayan rivayetler yanında, Kur'an nasslarıyla bağdaşmayan rivayetler de söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Hacer'in aktardığı bir rivayete/hadise göre "Tahnik" [çiğneme]ten bahsedilmektedir. Bu rivayete göre Peygamber yeni doğan çocuğa, ağzında bir hurmayı çiğnedikten sonra yedirir. Rasulullah hurmayı güzelliği, yumuşaklığı, tatlılığı itibariyle Müslümana benzetirmiş. Tahnikte bulunan kişi faziletli biriyse o çocuk da faziletli biri olurmuş. Oysa bu rivayet, sanki Hıristiyan kültürünün vaftizini hatırlatmakta ve Rasulullah'ın misyonunu küçük düşürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Peygamberin sünneti adı altında fıtri olarak solak olan bir çocuğa zorla sağ eliyle yemek yedirilmesi vb. davranışlarda bulunulması da Peygamberin sünnetinin gereği gibi algılanmamasından kaynaklanmakta, "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın" hükmü unutulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı rivayetlerde de çocuklarla oynayan Hz Peygamber, onlara hiç kızmamış, uyarıda bulunmamış ve disiplin uygulamamış gibi gösterilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa Buhari ve Müslim'in ortak rivayet ettikleri bir hadise göre Rasulullah, torunu Hasan ve Hüseyin yanında oynarken bunlardan birisi, orada zekat ve sadaka olarak toplanmış olan hurmadan yemek için ağzına atar. Bunu gören Rasulullah ona şöyle dikkatlice, uyaran bakışlarla bakınca çocuk hemen hurmayı ağzından çıkarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;a href="http://haksozhaber.net/okul_v2/article_detail.php?id=4703"&gt;&lt;strong&gt;Alıntı.... tamamı için&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-9173850667728343694?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/9173850667728343694/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=9173850667728343694&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/9173850667728343694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/9173850667728343694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2011/06/hz-peygamberimiz-sav-ve-cocuklar.html' title='Hz Peygamberimiz (s.a.v) ve Çocuklar'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-2803949483504254324</id><published>2011-06-02T19:07:00.002+03:00</published><updated>2011-06-02T19:22:21.447+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Günler'/><title type='text'>Receb-i Şerif Ayı</title><content type='html'>«Receb» kelime olarak «tercib» mastarindan türemistir ki tazim ve hürmet mânâsina gelir. Bu ayda tevbe edenlere rahmet yagdigi ve ibadet isleyenlere nûr indigi için bu aya «Asap» adi da verilir. Bu ayda savasma egilimi duyulmadigindan dolayi onun bir diger adi da «Esam» dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ileri sürüldügüne göre, Receb, suyu sütten ak, baldan tatli ve buzdan soguk bir cennet nehrinin adidir. Bu sudan sâdece Receb Ayi'nda oruç tutanlar içebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;«— Receb, Allah'in, Saban benim ve Ramazan da Ümmetimin ayidir.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikmet ehli der ki: «Receb kelimesi üç harften ibarettir. «Ra» «cim» «Bâ», «Ra» Allah'in rahmetini. «Cim» kulun suç ve cürmünü. «Ba» da Allâh'in iyiliginin bereketini temsil eder. Kelimenin bu harfleri vasitasi ile sanki ulu Allah «Kulunun suç ve günahini rahmet ve iyiligim arasina alirim» diye buyurur gibidir.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;«— Kim Receb ayinin yirmi yedinci gecesi oruç tutarsa, amel defterine altmis aylik orucun sevabi yazilir.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Receb ayinin yirmi yedinci günü. Cebrail (A.S)'in Peygamberimize ilk defa vahiy getirdigi ve Peygamberimizin Mirâç'a çiktigi gündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Beni dinleyin. Receb, insanlarin kavga düsüncesine kapilmadiktan bir Allah Ayi'dir. Inanarak ve önem vererek Receb Ayi'ndan bir gün oruç tutanlar ulu Allah'in Rtzasi'ni hak ederler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ileri sürüldügüne göre, ulu Allah Zilka'de, "Zilhicce, Muharrem ve Receb Aylari'ni, senenin diger aylarinin süsü olarak yaratmistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim ulu Allah: «Aylarin sayisi Allah katinda, Allah'in Kitabinda on ikidir. Onlarin dördü dokunulmazlik aylaridir» buyuruyor. Dokunulmaz dört ayin ücü arka arkayadir. Yalniz bir tanesi -ki o da Receb'dir- tek basinadir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylendigine göre Beyt-ül Makdis'de bir kadin Receb Ayi'in her günü on iki bin kere ihlâs Sûresi'ni okur ve bu ay boyunca kaba islemeli bir elbise giyerdi.&lt;br /&gt;Bir gün hastalandi, ogluna ölünce kendisini kaba elbisesi ile topraga vermesini vasiyyet etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölünce oglu kadini pahali bir kefene sardi. Gece onu rüyasinda gördü. Kadin rüyada ogluna «Ben senden razi degilim. Çünki sen, vasiyyettmi uygulamadin.» dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oglan korkarak uyandi Yeniden anasini icine sarmak üzere kaba islemeli elbiseyi yanina alarak mezarliga vardi. Kabri acinca anasinin cesedini bulamadi, sasirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sirada kulagina «Bize Receb Ayi'nda ibâdet edeni bizim yapayalniz birakmayacagimizi bilmiyor musun» diye bir ses geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ileri sürüldügüne göre, Receb Ayi'nm ilk Cuma Gecesi'nin üçte ikisinden sonra sabaha kadar bütün melekler tek tek Receb Ayi içinde oruç tutanlar için duâ ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber'imîz (S-A.S.) buyuruyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kim dokunulmaz oylardan (Zilka'da, Zilhicce, Muharrem ve Receb Aylari) üçer gün oruç tutarsa amel defterine dokuzyüz senelik ibadet sevabi yazilir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadisi rivayet eden Enes Ibni Mâlik : «Bu hadisi, Peygamber´imizin kendisinden isitmedimse kulaklarim sagir olsun!» demistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lâtif bir degerlendirme: Haram aylari dörttür. En büyük melekler dörttür. Allâh'dan gelen baslica Kitablar dörttür. Abdest âzâlari dörttür. Tesbih cümlelerinin en faziletlileri dörttür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar da "Sübhanallah, elham&amp;shy;dülillah, Lâ ilâhe illallâh. Allâhu Ekber" ,dir. Sayilarin temeli dörttür. Birler, onlar, yüzler, binler. Zaman birimleri saat, gün, ay ve yil olmak üzere dörttür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevsimler ilkbahar, yaz, sonbahar ve kis olmak üzere dörttür. Maddelerin hali sicaklik, sogukluk, kuruluk ve yaslik olmak üzere dörttür, insan vücudunun baslica unsurlan safra, koyu sivi, kan ve balgam olmak üzere dörttür. Rasid halifler Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Ali (R. Anhum) olmak üzere dörttür.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deyleminin rivayetine göre: Hz. Ayse söyle buyurmustur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber'imizi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;«Allah su dört gecede rahmet yagdirir. Kurban Bayrami Gecesi, Ramazan Bayrami Gecesi, Saban Ayi'nin onbesinci Gecesi ve Receb Ayi'nin ilk gecesi» buyururken isittim.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;«— Bes gece vardir ki, Allah o geceler içinde kendisine yapilan dualari mutlaka kabul eder: Recebin ilk gecesi. Saban´in onbesinci gecesi. Cuma Gecesi. Ramazan ve Kurban Bayramlarinin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#990000;"&gt;"Tüm İslam Aleminin Bu Mübarek Gecesi Hayırlara ve dualarımıza vesile olsun Rabbim Rahmet kapısından meccanen içeri alıversin İnşaallah..."&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Kalplerin Keşfi İmam-ı Gazali (rah. aleyh)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-2803949483504254324?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/2803949483504254324/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=2803949483504254324&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/2803949483504254324'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/2803949483504254324'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2011/06/receb-i-serif-ay.html' title='Receb-i Şerif Ayı'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-5988201575508019973</id><published>2011-05-31T12:17:00.002+03:00</published><updated>2011-05-31T12:38:26.413+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fetvalar'/><title type='text'>Resim ve Heykel...</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Soru: Bugün, dünya üzerinde san'at pek büyük önem taşımaktadır. Resim, müzik ve heykelcilik vs. de san'attan sayılmaktadır. Dünya milletleri, sanatlarının gelişmiş olması oranında zahiren ve hükmen itibarlı oluyorlar.Bizler, okullarda şu sorularla karşılaşıyoruz: "Uygarlığın gelişmesi demek olan san'ata karşı çıkmak, uygarlıkla bağdaşmaz. İslam dini, resim, heykel ve müziğe müsaade etmemiş. Bu sebeple insanlığın san'at alanında ilerlemesine set çekmiş oluyor. Nasıl olur böyle şey?" &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevap: İslam dini, resmin tamamını ve hacmi şekillendirmek demek olan heykelciliğin hepsini yasaklamış olmayıp canlı varlıkların resmini yapmayı ve heykel yontmayı men etmiştir. İslami eserlerdeki tezhipler ve minyatürler, cansız varlıkların resmini çizmek ve nakş etmekte bir mahzur bulunmadığının açık delilidir. Minberlerin yapılmasındaki oymacılık, sütunların ve direk başlıklarının yapılmasında yontma san'atının ve mihraplardaki mukarnasların yapılmış olması, heykelciliğin ancak canlı varlıklara ait olanının yasaklanmış ve geri kalanının serbest bırakılmış olduğunu açıkça göstermektedir. Resim ve heykelcilikteki bu küçük daraltma, nesiller boyunca devam eden puta tapıcılığın önüne set çekmek gayesiyle olmuştur. İslami ölçüler önünde san'at, san'at için değil, gaye için kullanılacaktır. "Uygarlığın gelişmesine" çalışırken, san'atı başıboş bırakmayan İslam, onu disipline etmiştir. "Bugünün medeni insanları, resme tapmıyor. Bu endişe, geçmiş zamana ait olarak kalmalı, hale müdahale etmemeli değil midir?" diyenlerin bulunduğuna şahit olmaktayız. Bu iddia tam olarak doğru değildir. Zamanımızın insanları arasında fetişizmin kalıntılarına rastlanmakta ve putperestliğin özentisini taşıyanların bulunduğunu görmekteyiz. Esasen, geçmiş tarihlerde de insanoğlu, resmi yapıp karşısına geçip tapınmaya başlamış değildir. Belki, önce Ma'bud-ı hakıykî olan Allah'tan (cc) gayrisine tapmaya başlamış ve daha sonra bunların resim ve heykelini yapmaya kalkmıştır.&lt;br /&gt;İslam dini, "uygarlığın gelişmesi demek olan" san'ata karşı çıkmamış; "uygarlığın" aygırlığa dönüşmesini önlemiştir. Biz Müslümanlar, ilme tapmayız. Müsbet ilmin kanunlarını vaz eden Allah'a (cc) iman ederiz. İslam, müziğin belden aşağısına ve nefse hitap eden çeşidine karşı tavır almış ve bunların bestelenip seslendirilmesine karşı çıkmıştır. "Rakı şişesi içinde balık olsam" diyen sözde şairlerin, "Donlara Destan" yazan beyinsizlerin,&lt;br /&gt;bir tutacak dal mı verdi,&lt;br /&gt;Bir giyecek şal mı verdi,&lt;br /&gt;Kucak kucak mal mı verdi?&lt;br /&gt;Ya nem alır "felek" benim? diyen dinsizlerin güftesini besteye, daha sonra sahneye ve hatta devlet radyosunda okutmaya kadar vardıran zihniyetin müzik anlayışı ile İslam'ın müsaade ettiği musiki arasında, üzümden elde edilen şıra ile şarap arasındaki kadar büyük fark vardır. İslam, san'atın aslını değil, yozlaştırılmış vasfını yasaklamış bulunmaktadır. Bu hükmü ile de insanlığın hayrına ve ilim haysiyetinin korunmasına matuf tedbir koymuş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Emre Hoca Efendi Fetvaları&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-5988201575508019973?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/5988201575508019973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=5988201575508019973&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/5988201575508019973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/5988201575508019973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2011/05/resim-ve-heykel.html' title='Resim ve Heykel...'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-6742766228173889932</id><published>2011-05-28T14:57:00.003+03:00</published><updated>2011-05-28T15:09:27.803+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asr-ı Saadet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='(S.A.V)'/><title type='text'>HZ.Ali(k.v)Efendimizin Diliyle...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-OSu1ZzAVdTA/TeDlhZB37ZI/AAAAAAAADWk/jBFMokfxt64/s1600/g%25C3%25BCl.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 265px; DISPLAY: block; HEIGHT: 190px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611737497520827794" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-OSu1ZzAVdTA/TeDlhZB37ZI/AAAAAAAADWk/jBFMokfxt64/s320/g%25C3%25BCl.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hz. Ali'ye Göre Peygamberimiz Aleyhisselam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Hüseyin der ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Peygamber Aleyhisselamın ev içindeki meşgalesini babam (Ali b. Ebu Talib)'dan sordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Peygamber Aleyhisselam, evine girişinden itibaren vaktini:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'a ibadete,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ev halkının işlerine,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve kendi işlerine ait olmak üzere üçe ayırmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahsına ayırdığı vakti de, kendisiyle insanlar arasında buluşturmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O vakitte yanına, gelen insanlardan ancak seçkin sahabileri girerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halka dinî meseleleri onlar aracılığıyla tebliğ eder, halkı ilgilendiren hiçbir şeyi yanında tutmaz, birik&amp;shy;ti rm ezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümmetine ait vakti fazilet sahiplerine dindeki üstünlük derecelerine göre bölüştürüp kendilerini ona göre huzuruna çağırmak, Peygamber Aleyhisselamın âdeti idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlardan kimisi bir hâcetli, kimisi iki hâcetli, kimisi de daha çok hâcetli idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Aleyhisselam, onların dinî hâcetleriyle meşgul olur, sorularına gereken cevapları verir, sonra da:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Bunları burada bulunan, burada bulunmayanlara tebliğ etsin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana kendisi gelemeyip hacetini arzedemeyen kimsenin hacetini siz bana arzediniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhakkak ki, sultana hacetini arzedemeyenin hacetini arzeden kimsenin ayaklarını Kıyamet gününde Allah Sırat üzerinde sabit kılar!' buyururdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında bundan başka birşey anılmaz, dile getirilmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten kendisi de hiç kimseden bundan başkasını kabul etmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Aleyhisselamın huzuruna girenler, talip olarak girerler, en büyük ilim zevkini tatmış ve onlara delâlet edici oldukları halde çıkarlardı' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamdan, Peygamber Aleyhisselamın evinden çıkışında ne yaptığını sordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Resûlullah Aleyhisselam dışarıda konuşmazdı. Ancak konuşması, Müslümanlara yararlı olacak, onları birbirlerine ısındıracak, aralarındaki tefrikayı, soğukluğu kaldıracak ise konuşurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her kavmin yüksek hasletli kişisine ikram eder ve onu kavminin üzerine vali yapardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kimseden güleryüzünü ve güzel huyunu esirgemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashabını göremese arar, halka aralarında olan bitenleri sorardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyiliği över ve berkiştirir, kötülüğü de yerer ve zayıflatırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisinin her işi itidal üzere idi, ihtilafsızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaflete düşerler endişesiyle, Müslümanlan uyarmaktan geri durmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her hali mûtad idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbadet ve taat için kendisinde tam bir istidad vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne hakkı tecavüz, ne de onu yerine getirmekte kusur ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisine yakın olanlar, insanların en hayırlıları idiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun katında ashabın en üstünü, öğüdü en şümullü olanı ve mertebece en büyüğü de muhtaçlara yardımı ve iyiliği en güzel olanı olurdu' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babama, Peygamber Aleyhisselamın meclisindeki âdetinden sordum, o da:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Resûlullah Aleyhisselam Allah'ı zikretmedikçe ne oturur, ne de kalkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mecliste yerlerden biryeri kendisine belirlemez, böyle yapmayı men ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerede olursa olsun, oturan bir cemaatin yanına vardığı zaman üst başa geçmez, meclisin sonuna oturur ve böyle yapmalarını Müslümanlara da emrederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisiyle birlikte oturan herkese nasibini verir, öyle ikram ederdi ki, herkes Resûlullah katında ken&amp;shy;disinden daha mükerrem bir kimse yok sanırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisiyle oturan veya gelip hacetini arzeden kimsenin herşeyine, dönüp gidinceye kadar kat&amp;shy;lanırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kimse, kendisinden bir hacette, istekte bulununca, onu reddetmez, verir, yahut tatlı ve yumuşak bir dille geri çevirirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun döşeği ve güzel ahlâkı, bütün insanları içine alacak kadar genişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlara şefkatli bir baba olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hak hususunda herkes onun katında eşitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Aleyhisselamın meclisi bir ilim, haya, sabır ve emanet meclisi idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meclisinde ne sesler yükselir, ne bir kimse suçlanır, ne de işlenmiş bir kusur ve hata açığa vurulur&amp;shy;du.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resûlullah Aleyhisselamın meclisinde bulunanlar birbirinin dengi olup; birbirlerine karşı üstünlükleri, ancak takva yönündendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi de tevazulu, alçakgönüllü idiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüklere tazim ederler, küçüklere şefkat ve merhamet gösterirler, ihtiyaç sahiplerini başkalarına tercih edip ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlar, garib, yabancı olanları korur ve kollarlardı' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Peygamber Aleyhisselamın meclisindekilere karşı tutum ve davranışı nasıldı?' diye sondum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Resûlullah Aleyhisselam, meclisindekilere karşı daima güleçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumuşak huylu idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esirgemesi, bağışlaması boldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katı kalbli değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kimse ile çekişmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç bağırıp çağırmaz, kötü söz söylemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kimseyi ayıplamazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pinti ve cimri değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşlanmadığı şeye göz yumardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umanı umutsuzluğa düşürmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birşey hakkındaki hoşnutsuzluğunu açığa vurmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisini üç şeyden:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İnsanlarla çekişmekten,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Çok konuşmaktan,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Yararsız, boş şeylerle uğraşmaktan alıkoymuştu.&lt;br /&gt;İnsanları da üç şeyde kendi hallerine bırakırdı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Hiçbir kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınamaz, ayıplamazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Hiç kimsenin ayıp ve kusurunu araştırmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Hiç kimseye hakkında sevaplı ve hayırlı olmayan sözü söylemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Aleyhisselam konuşurken, meclisinde bulunanlar başlarına kuş konmuş gibi sessiz ve hareketsiz dururlar; sözünü bitirip susunca, söyleyeceklerini söylerler; fakat kendisinin yanında asla tartışmaz, çekişmezlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Aleyhisselamın yanında birisi konuşurken, konuşmasını bitirinceye kadar, diğerleri susarlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Aleyhisselamın yanında en sonrakinin sözü ile en öncekinin sözü farksızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meclisinde bulunanlar birşeye gülerlerse o da-onlara uyarak-güler, birşeye hayret ederi erse o da-onlara uyarak-hayret ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meclisine gelen garibi erin, yabancıların sözlerindeki ve sorularındaki kabalık ve kıncılığa-ashabı da kendisi gibi davransınlar diye-katlanırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Bir ihtiyaç sahibinin ihtiyacını talep ettiğini gördüğünüz zaman, ihtiyacını ele geçirmesi için ona yardım ediniz!'buyururdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçeğe uygun olmayan övmeyi kabul etmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakka tecavüz etmedikçe hiç kimsenin sözünü kesmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haka tecavüz ettiği zaman da, ya onu men ederek sözünü keser, yahut meclisten kalkıp giderdi' dedi.[1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Peygamber Aleyhisselamın susması nasıldı?' diye sordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Peygamber Aleyhisselamın susması, dört şey üzerine; yani (1) hilim, (2) hazer, (3) takdir, (4) tefekkür üzerine idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takdir insanlara eşit bakış ve dinleyişte,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tefekkür dünya ve ahiret işlerini düşünmesinde göze çarpardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilim ve sabrı kendisinde toplamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şey kendisini kızdırmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazere gelince, bu haslette kendisinde dört haslet toplanmıştı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. En iyiyi-tâbi olmak için-alırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Çirkin olan şeyleri-geri durmak için-bırakırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Görüşünü ümmetinin yararına olan şeylere harcardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Himmetini, ümmetinin dünya ve ahiret mutluluklarını sağlayacak şeyler üzerinde toplardı' dedi. [2]&lt;br /&gt;'Resûlullah Aleyhisselamın herhangi birşey için 'Hayır!' dediği olmazdı. Yapmak istediği birşey ken&amp;shy;&lt;br /&gt;disinden istenildiği zaman 'Olur!' buyurur; yapmak istemediği birşey kendisinden istenilince susar, onu&lt;br /&gt;yapmak istemediği susmasından anlaşılırdı.'"[3]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;[1] İtin Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 424-425, Tirmizî, Şemail, s. 59-60, Kadı lyaz, Şifa.c.1, s. 119-121.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[2] İbn Sa'd, c. 1, s. 425, Kadı lyaz, c. 1, s. 121-122.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[3] İbn Sa'd, c. 1, s. 368, Heysemî, Meonau'i-ievâid, c. 9, s. 13.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/405-409.&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-6742766228173889932?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/6742766228173889932/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=6742766228173889932&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/6742766228173889932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/6742766228173889932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2011/05/hzalikvefendimizin-diliyle.html' title='HZ.Ali(k.v)Efendimizin Diliyle...'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-OSu1ZzAVdTA/TeDlhZB37ZI/AAAAAAAADWk/jBFMokfxt64/s72-c/g%25C3%25BCl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-4412363909687139839</id><published>2011-05-16T12:34:00.002+03:00</published><updated>2011-05-31T11:08:39.670+03:00</updated><title type='text'>İbrahim bin  Ethem hz. Nasihatler</title><content type='html'>Hatırlanacağı üzere büyük veli İbrahim Ethem'e gelen bir genç, halinden şikâyette bulunarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Efendim, der nefsimden şikâyetçiyim, istemediğim halde beni günaha zorluyor, nasihatte bulunsanız da birazcık olsun günaha yönelme duygusundan uzaklaştırsanız beni!.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genci düşündürmek isteyen İbrahim Ethem der ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Günaha girme şartlarını öğrenmen yeterli olur senin için.. Genç adam şaşırır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ne demek günaha girme şartlarını öğrenmem? Günaha girmenin şartları da mı var? Şartları yerine getirilince günaha girilir mi? İbrahim Ethem :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Elbette der, yeter ki sen günaha girme şartlarını öğren.. Genç iyice heyecanlanır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Neymiş günaha girmenin şartları? Öğrenelim da o şartları yerine getirince girelim günaha öyleyse, der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim Ethem de sayar günaha girmenin ilk üç şartını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Önce der,içinde günaha yönelme duygusu başlayınca iyice bir düşün; kendisine karşı günah işleyeceğin Zat'ın sana verdiği rızkı da yememeye karar ver! Ondan sonra O'na karşı günaha niyetlen!. Genç düşünmeye başlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-'Bu mümkün mü?' der. Ben Allah'ın ihsan ettiği rızkı yemeden nasıl yaşayacağım? Açlıktan ölürüm!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Öyleyse, der İbrahim Ethem, hem verdiği rızkı yiyeceksin hem de rızkını yediğin Zat'a karşı günah işlemekten utanmayacaksın, buna akıl ve vicdan razı olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç başını sallayarak söylenir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben aç yaşayamam, bu şartı yerine getirmem mümkün değil. Sen ikinci şartı söyle. İbrahim Ethem de söyler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İşleyeceğin günahı O'nun mülkünden dışarıya çık da orada işle!.. Genç adam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu da mümkün değil, der. Her yer O'nun mülküdür. Dışarısı yoktur ki, oraya gideyim de günah işledikten sonra dönüp geleyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim Ethem de:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Öyle ise der, hem verdiği rızkı yiyeceksin, hem mülkünde oturacaksın, hem de O'na karşı isyan etmekten çekinmeyeceksin, utanma duygusunu yitirmeyen bir gence yakışır mı bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç sabırsızlanır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sen der, üçüncü şartı söyle de, bir de ona bakalım. O da söyler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İçinde günah arzusu kıpırdayınca hemen O'nun görmediği bir yere gitmeyi düşün, günahı görmediği bir yerde işlemeye karar ver. Genç adam omuzlarını silker:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu der, öteki şartlardan daha imkânsız .O'nun görmediği bir yer var mı ki gidip günahı orada işleyeyim de sonra dönüp geleyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük veli sözlerini şöyle bağlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Öyle ise der benim mert kardeşim,hem verdiği rızkı yemeden yaşayamayacaksın, hem mülkünden dışarıya çıkamayacaksın, hem de görmediği bir yer bulamayacaksın, bütün bunlara rağmen yine de O'na karşı günah işleyip isyan etmekten geri durmayacaksın,akıllı ve insaflı bir gence yakışır mı böylesine saygısızlık ve sadakatsizlik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç adam daha fazla dayanamaz, iki elini birden yukarı kaldırarak bağırmaya başlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-'Teslim oldum Efendim teslim!' der. Ben bu günah işleme şartlarının hiçbirini yerine getiremem. Öyle ise en doğrusu, günaha hiç yönelmemeli, böyle bir nankörlüğe hiç girmemeli, aklıma günah düşüncesi gelince içimden feryat etmeli ve demeliyim ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ey nankör nefis, utanmıyor musun, verdiği rızkı yediğin, mülkünde oturduğun, görmediği yeri bulamadığın bir Zat'a karşı isyan bayrağı çekip de günaha yönelmeye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç sözünü şöyle bağlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Vazgeçiyorum nefsimin pompaladığı günah niyetinden, isyan ve itaatsizlik duygusundan, tövbe ediyorum tüm günahlarıma, tövbe estağfirullah, hem de binlerce defa estağfirullah!.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ne dersiniz? Bu şartlar bizim için de geçerli mi? Biz de O'nun verdiği rızkı yiyor, mülkünde oturuyor, görmediği yer bulamıyor muyuz? Öyle ise biz de bu genç gibi içimizden gelen bir istekle aynı şeyi söyleyelim mi? Evet,diyorsanız buyurun öyle ise: Tövbe estağfirullah, bilerek bilmeyerek yaptığımız tüm yanlışlarımıza tövbe estağfirullah!Rabbimiz bizi bağışla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Sayın&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ahmetsahin.org/makaledetay.asp?id=1271"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Ahmed Şahin'den alıntıdır&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-4412363909687139839?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/4412363909687139839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=4412363909687139839&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4412363909687139839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4412363909687139839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2011/05/ibrahim-ethem.html' title='İbrahim bin  Ethem hz. Nasihatler'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-5659663100752684296</id><published>2011-05-11T16:53:00.002+03:00</published><updated>2011-05-11T16:59:53.612+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cennet ve cehennem'/><title type='text'>Cennete Kavuşturacak Ameller</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-mWNHy-FwJJQ/TcqWQ9kmr4I/AAAAAAAADWE/pBHrR_0bv-Y/s1600/5578033256_ef08344f8e.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 162px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5605457904366169986" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-mWNHy-FwJJQ/TcqWQ9kmr4I/AAAAAAAADWE/pBHrR_0bv-Y/s320/5578033256_ef08344f8e.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Muaz b. Cebel’den (r.a) nakledildiğine göre o şöyle de&amp;shy;miştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dedim ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ey Allah’ın Rasülü (s.a.v) beni cen&amp;shy;nete sokacak ve cehennemden uzaklaştıracak ameli söy&amp;shy;ler misin?” Efendimiz (s.a.v) cevaben buyurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şüp&amp;shy;hesiz çok büyük bir şey istedin. (Senin istediğin) Allah’&amp;shy;ın (c.c) kendisine kolaylaştırdıkları kimselere kolaydır. Al&amp;shy;lah’a ibadet edersin. Hiç bir surette ona şirk koşmazsın. Namazı dosdoğru kılarsın, zekâtı verirsin. Ramazan oru&amp;shy;cunu tutar, Kabe’yi haccedersin.” Sonra şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sa&amp;shy;na hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç kalkandır. Ze&amp;shy;kât (sadaka) suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları söndürür (yok eder). Sonra şu âyetleri okudu, nihayet “Ya’melun” kelimesine kadar vardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Onlar, yanları yatak&amp;shy;larından kalkarak korkuyla, umutla Rablerine yalvarır&amp;shy;lar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda har&amp;shy;carlar. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için nice sevin&amp;shy;dirici ve göz aydınlatıcı nimetler saklandığını hiç kimse bilemez.”[170] Sonra şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sana işin başını, di&amp;shy;reğini ve en yüce noktasını bildireyim mi?" Dedim ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet ey Allah’ın Rasülü.” O da:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İşin başı İslâm’dır. Direği namazdır. En yüce noktası ise cihaddır.” Sonra devam ederek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sana bütün bunların hepsine nasıl sa&amp;shy;hip olunacağını söyleyeyim mi?" buyurdu. Dedim ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet ey Allah’ın Rasülü.” Dilini eliyle tuttu ve:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dili&amp;shy;ni tut ” buyurdu. Ben:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ey Allah’ın Rasülü, biz konuş&amp;shy;tuklarımızdan dolayı da hesaba çekilecek miyiz?” dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz bunun üzerine şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ey Muaz, an&amp;shy;nen senin ölünü görsün, insanlar cehenneme yüzleri üstü veya (bir rivayete) göğüsleri üstü dillerinin işlediği kusur&amp;shy;lardan başka bir şeyden mi düşüyorlar sanıyorsun.”[171] Tirmizi, bu hadisin hasen-sahih olduğunu söylemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz’in (s.a.v), “En yüce noktası” ifadesi; en yük&amp;shy;seği demektir. Bir şeyin elde edilmesi onun istenmesi demek&amp;shy;tir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz’in (s.a.v), “Annen senin ölünü görsün” ifa&amp;shy;desi, annen seni kaybetsin demektir. Allah Rasülü (s.a.v) duanın hakiki manasını düşünmemiştir. Araplar arasında hitap esnasında böyle söyleme âdeti yaygındır. Dillerinin hasatları demek, ırzlarını tehlikeye düşürerek insanlara kötülük yap&amp;shy;mak, laf getirip götürmek gibi kötülükleri işlemektir. Dilin kötülükleri, gıybet, koğuculuk, yalan, bühtan, küfür sözleri söylemek, başkasıyla alay etmek, sözünde durmamak gibi şey&amp;shy;lerdir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yapmayacağınızı söyle&amp;shy;meniz, Allah katında şiddetli bir buğza sebep olur.”[172]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;"&gt;"KIRK HADİS TERCÜME VE ŞERHİ "&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;-----------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;[170] Tirmizi, İman 8 (nr. 2616).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[171] Secde: 32/16, 17.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[172] Saff: 61/3. İmam Nevevi, Kırk Hadis, Kahraman Yayınları: 127-129&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-5659663100752684296?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/5659663100752684296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=5659663100752684296&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/5659663100752684296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/5659663100752684296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2011/05/cennete-kavusturacak-ameller.html' title='Cennete Kavuşturacak Ameller'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-mWNHy-FwJJQ/TcqWQ9kmr4I/AAAAAAAADWE/pBHrR_0bv-Y/s72-c/5578033256_ef08344f8e.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-8827565487071917733</id><published>2011-03-23T14:48:00.005+02:00</published><updated>2011-03-23T15:54:58.774+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cennet ve cehennem'/><title type='text'>Cehennemin Halleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-pmsaaJ6zpmI/TYn0wOPIRXI/AAAAAAAADVs/3Fvu_rffauI/s1600/cehennem12.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 214px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5587265922022262130" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-pmsaaJ6zpmI/TYn0wOPIRXI/AAAAAAAADVs/3Fvu_rffauI/s320/cehennem12.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Cehennem Ateşinin Harareti Sönmez Alevine De Yaslanılmaz:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafız el-Beyhakî... Selman'dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"(Cehennemdeki) ateşin harareti sönmez ve alevine de yaslanılmaz." Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okudu: "Yakıcı azabı tadın, diyeceğiz." (Âl-i imrân, 3/181)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Merdeveyh... Enes'ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okumuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden ko&amp;shy;ruyun. Onun yakıtı, insanlar ve taşlardır. Görevlileri, Allah'ın kendisine ver&amp;shy;diği emirlere baş kaldırmayan, kendilerine buyrulanları yerine getiren pek ha&amp;shy;şin meleklerdir." (Tahrim, 66/6)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu âyet-i kerimeyi okuduktan sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cehennem ateşi bin sene yakıldı; nihayet beyazlaştı. Bin sene daha yakıldı; nihayet kızardı. Bin sene daha yakıldı; nihayet karardı. Cehennem ateşi sim&amp;shy;siyahtır; alevi ışık Saçmaz." [44]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Merdeveyh... Adey b. Adiy'den rivayet etti ki; Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle demiştir: Cebrail, gelmeyi âdet edinmediği bir zamanda Peygamber (s.a.v.)'in yanma geldi. Peygamber (s.a.v.) ona dedi ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Ey Cebrail! Bana ne olmuş ki, seni, rengin değişmiş olarak görüyo&amp;shy;rum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Ben sana gelecek değildim. Allah, ateşin açılmasını emredince sana geldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Ey Cebrail! Bana ateşin evsafını ve cehennemin niteliklerini anlat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Doğrusu Cenab-ı Allah emretti de cehennem bin sene yakıldı; nihayet ateşi kızardı. Sonra bin sene daha yakıldı; nihayet ateşi beyazlaştı. Sonra bin sene daha yakıldı; nihayet ateşi karardı. Artık cehennem ateşi simsiyah ve kapkaranlıktır. Kıvılcımı ışık saçmaz, alevi de sönmez. Seni hak dinle gönde&amp;shy;ren zât'a yemin ederim ki; Allah'ın kendi kitabında anlattığı cehennem zincir&amp;shy;lerinden bir halka, dünya dağlarının üzerine konulacak olsa, o dağları eritir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Ey Cebrail! Bu anlattıkların bana yeter. Kalbim paralanmasın!.." Böyle dedikten sonra Peygamber (s.a.v.) Cebrâile baktı; ağlamakta ol&amp;shy;duğunu gördü. Ve ona şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Ey Cebrail! Allah katında böyle büyük bir yere sahib olduğun halde yine mi ağlıyorsun?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Niye ağlamıyayım ki? Allah'ın ilm-i ezelisinde bundan başka bir ha&amp;shy;le düşeceğim takdir edilmiş mi, edilmemiş mi, bilmiyorum ki. Örneğin daha önce İblis, meleklerle beraberdi. Harut ile Marut, meleklerdendi! (Bak sonra ne hale düştüler.)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber (s.a.v.) ile Cebrail (a.s.) ağlamayı sürdürdüler. Nihayet onla&amp;shy;ra seslenildi ki: "Cenab-i Allah, gazaba uğramayacağınıza dair size âmân ver&amp;shy;miştir." Bu sesi duyan Cebrail kalkıp gitti. Hz. Peygamber de dışarı çıktı. Ko&amp;shy;nuşup gülüşmekte olan bir gurup ashabının yanına gitti ve onlara şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İleri tarafınızda cehennem olduğu halde gülüyor musunuz? Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz az güler çok ağlar, yüksek yerlere çıkıp Allah'a yük&amp;shy;sek sesle yakanrdınız!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Cenab-ı Allah ona şöyle vahyetti: "Ey Muhammed! Se&amp;shy;ni müjdeleyici olarak gönderdim." Bu vahyi alan Rasûlullah (s.a.v.), sahabi-îere şöyle buyurdu: "Size müjdeler olsun! Kendinizi ve amellerinizi düzeltin. Elden geldiğince (salah ve olgunluğa) yakın [45] olun." [46]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ebû Talib, Kıyamet Gününde En Hafif Azâb Görecek Olan Cehennemliklerden Biri Olacaktır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Buharı... Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet etti ki; yanında amcası Ebû Ta-lip'den söz edildiğinde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Umarım ki kıyamet gününde şefaatim ona fayda verir de cehennemin sığ bir yerine bırakılır. (Ama yine de orada) ateş onun topuk kemiklerine ula&amp;shy;şır ve bu nedenle beyni kaynar!" [47]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslim... Ebû Saîd'aen rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur&amp;shy;muştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Cehennemliklerin en nafif azaplısı, ateşten bir ayakkabı giyecek ve ayakkabılarının harareti nedeniyle beyni kaynayacaktır!" [48]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Ahmed b. Hanbel... Ebû Saîd'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Cehennemliklerin en hafif derecede azâb görecek olanı, ayaklarına (ateşten) bir çift ayakkabı giyip bu yüzden beyni kaynayacak olan bir adam&amp;shy;dır." [49]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buharı... Numan'dan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuş&amp;shy;tur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Cehennemliklerin kıyamet gününde en hafif derecede azâb görecek olanı, ayaklarının tabanının altına bir ateş közü konulup da bu yüzden beyni, tencere ve gümgüm gibi kaynayan adamdır!" [50]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Ahmed b. Hanbel... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Cehennemliklerin en hafif derecede azâb görecek olanı, ateşten bir çift ayakkabı giyen ve bu yüzden beyni kaynayacak olan bir adamdır." [51]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu senedle rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş&amp;shy;tur: "Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Ahmed b. Hanbel... Enes'ten rivayet etti ki; Rasûlulah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Muhammed'in caşı kudret elinde bulunan zât'a yemin ederim ki; be&amp;shy;nim gördüklerimi görseydiniz çok ağlar az gülerdiniz." Ashab: "Sen ne gör&amp;shy;dün Ya Rasûlullah?" diye sorduklarında, "Cenneti ve Cehennemi gördüm" diye cevap verdi. [52]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Ahmed b. Hanbel... Enes b. Mâlik'ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), Cebrail (a.s.)'a sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Bana ne olmuş ki Mikâil'i hiç gülerken görmedim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Cehennem yaratılalı beri o hiç gülmemiştir."[53]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateş'in, Kendi Kendini Yemekten Ötürü Allah'a Şikâyetçi Olması:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Ahmed b. Hanbel... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ateş, Rabbine şikâyetçi olup, "Ya Rab! Bir kısmım bir kısmımı yedi. Bana biraz soluk ver" dedi. Bunun üzerine ona yılda iki kez soluk alma izni verildi. Kışın hissettiğiniz en şiddetli soğuk, cehennemin zemherır soğuklu-ğundandır. (Yazın) hissettiğiniz en şiddetli sıcaklık ise, cehennem sıcaklığm-dandir." [54]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiddetli Sıcaklar, Cehennemin Kaynamasından Dolayıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Ahmed b. Hanbel... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ateş, Rabbine şikâyetçi olup, "Bir kısmım bir kısmımı yedi" dedi. Bu&amp;shy;nun üzerine biri yazın, biri de kışın olmak üzere (yılda) iki kez soluk olma&amp;shy;sına izin verildi. Şiddetli derecedeki sıcaklar, cehennemin kaynamasından dolayıdır." [55]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bu senedle rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu&amp;shy;yurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sıcaklar şiddetlendiğinde namazı serin vakte erteleyin. Çünkü sıcaklı&amp;shy;ğın şiddetlenmesi, cehennemin kaynamasından dolayıdır." [56]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah bu hususta şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yalanlayıp durduğunuz şeye gidin. Gölge yapmayan ve ateşten de ko&amp;shy;rumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin. O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir. Konak gibi de büyüktür. Yalanlamış olanların o gün vay haline!" (Mürselât, 77/29-35)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taberanî... İbn Mes'ud'un, "O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım konak gibi büyüktür" (Mürselât, 77/32) mealindeki ayeti tefsir ederken şöyle dediğini rivayet etmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"O kıvılcımlar, ağaç ve dağ büyüklüğünce değil, aksine şehir ve kaleler büyüklüğüncedir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taberanî... Enes'ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuş&amp;shy;tur:[57]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"O kıvılcımlardan biri dünyanın doğusuna düşse, sıcaklığı dünyanın ba&amp;shy;tısında hissedilir!" [58]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Dünyadayken Nimetler İçinde Yüzen Bir Kimse, Cehenneme Girince O Nimetlerin Tadım Unutur. Dünyada Sefalet İçinde Kıvranan Bir Kimse, Cennete Girince Çektiği O Sefaleti Unutur:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Ahmed b. Hanbel... Enes b. Mâlik'ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dünyadayken en çok nimete mazhar olmuş cehennemliklerden biri, kı&amp;shy;yamet gününde getirilip ateşe bir kez daldırılır, sonra kendisine sorulur: "Ey Ademoğlu! Hiç hayır gördün mü? Hiç nimete mazhar oldun mu?" O da şöy&amp;shy;le cevap verir: "Hayır, vallahi Ya Rab."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cennetliklerden dünyadayken en çok sefalete maruz kalmış biri getirilip Cennete konulur ve kendisine şöyle sorulur: "Ey Âdemoğlu! Hiç sefalete maruz kaldın mı? Hiç sıkıntı çektin mi?" O da şöyle cevap verir: "Hayır val&amp;shy;lahi ya Rab. Hiç sefalete maruz kalmadım ve hiç sıkıntı [59] çekmedim." [60]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------------------------------------------------------:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;[44] Heysemî, Mecma'uz-Zevâid, 10/387, İbn Merdeveyh'den&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[45] Heysemî, Mecma'uz-Zevâid. 10/387&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[46] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 335-336.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[47] Buharî. Menakıb 4/247 (40&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[48] Müslim, îman, 1/361&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[49] Ahmed b. Hanbel, 2/432&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[50] Buharî, Rikak, 7/51&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[51] Ahmed b. Hanbel, 4/271&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[52] Ahmed b. Hanbel, 2/432&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[53] Bk. Heysemî, Mecma'uz-Ze-yâid, 10/385, Enes b. Mâlik'den İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 236-237.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[54] Buharı, Mevakit, 1/9 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 337.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[55] Buharî, Mevakit, 1/9; Bk. Heysemî, Mecma'uz-Zevâid, 10/388&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[56] Buharî, Mevakit, 1/9&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[57] Bk. Heysemî, Mecma'uz-Zevâid, 10/387, Taberanî'den&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[58] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 337-338.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[59] Müslim. Münafikun. 3/55&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[60] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 338. &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-8827565487071917733?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/8827565487071917733/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=8827565487071917733&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/8827565487071917733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/8827565487071917733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2011/03/cehennemin-halleri.html' title='Cehennemin Halleri'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-pmsaaJ6zpmI/TYn0wOPIRXI/AAAAAAAADVs/3Fvu_rffauI/s72-c/cehennem12.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-7709609525644126248</id><published>2011-01-28T15:07:00.003+02:00</published><updated>2011-01-28T15:15:38.406+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kıssa'/><title type='text'>Keramet'in Şumulü</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TULBNhtY7CI/AAAAAAAADVQ/5UjpALxNGuE/s1600/ruzgar_logo.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 309px; height: 309px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TULBNhtY7CI/AAAAAAAADVQ/5UjpALxNGuE/s320/ruzgar_logo.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5567224527514561570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;small&gt;&lt;span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_YazarLb"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/small&gt;&lt;span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_icerikLb"&gt;&lt;b&gt;Bir salih müminin istikameti,  yani Kur’an ve Sünnet’e bağlılığı, takvası, kulluktaki titizliği, itidali sabit  ve aşikâr ise, bununla yetinmeyip birtakım olağanüstülükler beklemek, maddi  kerameti istikametten üstün tutmak demektir ki, tehlikeli bir  tercihtir.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhammed Bahaeddin Nakşibend k.s. hazretleri bir gün  Buhara’nın bir köyünde konaklamışlardı. Köyün sakinleri onun sohbet ve  ziyaretine koştular. Köylülerden biri gelirken bir sepet dolusu armut da  getirmiş, ev sahibi bu meyveleri ikram olarak Bahaeddin Nakşibend’in önüne  koymuştu. Şah-ı Nakşibend, armutları, onları getiren de dahil olmak üzere  mecliste bulunanlara birer birer dağıttı fakat yememelerini tembihledi. Sonra o  köylüye dönüp “Söyle bakalım, bu ikramda bulunmaktaki asıl maksadın neydi?” diye  sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köylü başı önünde, gözlerini elindeki armuda dikmiş, mahcup bir  halde şu itirafta bulundu: “Efendim, sizin keşf ü keramet sahibi bir mürşid-i  kâmil olduğunuzu duymuştum. Acaba hakikaten öyle midir, değil midir diye denemek  istedim. Sepetteki armutlardan birine işaret koymuş, eğer bu zat dedikleri gibi  biriyse, bu armudu bulur bana verir, diye düşünmüştüm. Bağışlayın, boş bulunup  cahillik ettim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şah-ı Nakşibend “Peki elindeki armut, işaretlediğin  meyve miydi?” diye tekrar sordu. Adam, utana sıkıla, “Evet” diyebildi yavaşça.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahaeddin Nakşibend hazretleri cemaate döndü ve buyurdu ki “Allah’ın  veli kullarını denemeye kalkışmak uygun değildir. İstikamet üzereyse, Rasulullah  s.a.v.’in sünnetini yaşıyorsa eğer, bir mürşidi imtihana hacet yoktur.  İstikametten daha doğru bir ölçü olamaz çünkü. Biz şu adama işaretlediği meyveyi  keramet göstermek için değil, bizden uzak kalıp zarar görmemesi için bulup  verdik!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Keramet haktır ama..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evliyanın kerametine dair  böyle menkıbeleri nakledip dinlemekten öteden beri hoşlanırız. Lakin anlatılan  menkıbelerin bize bakan tarafını, bizimle alakalı mesajını görmek yerine, bu  kerametleri kendisinden sâdır olan zatın velayetine delil kılarak rahatlamak  gibi bir alışkanlığımız var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasavvufun “keramete değil, istikamete  itibar edilir” prensibine rağmen, kerametleri bazen “velayet kontrolü” yapmak  için anlatıp dinleyenlere rastlıyoruz. Zaman zaman haddi aşarak Allah dostlarını  imtihana yeltenenleri, armutları işaretlemeyi sürdürenleri  görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Tealâ’nın veli kullarından zuhur eden olağanüstü haller  manasında “keramet” vardır ve haktır. Bununla beraber bir kısım kerametlere  talep ve itibar hususunda ihtiyatlı olmamız istenmiştir. Çünkü keramet, adından  da anlaşılacağı üzere Cenab-ı Hakk’ın sevdiği kullarına bir ikramıdır ve bu  ikram maddi yahut zahirî olabileceği gibi manevî veya batınî de olabilir. Avam  tabakası keramet denilince sadece maddi olan olağanüstülükleri anlar; havada  uçan, suda yürüyen mürşitler arar. Halbuki tasavvuf büyükleri, “manevi keramet,  yani sırat-ı müstakim üzere emrolundukları gibi dosdoğru yürüyen salihlere ikram  edilen istikamet hali, maddi kerametlerden daha önemli ve kıymetlidir”  demişlerdir. Hakikaten de insan için tam bir imandan daha üstün, daha kıymetli  bir ilâhi ikram, ihsan yahut lütuf yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şah-ı Nakşibend  hazretlerinin, karşılaştığı densizliğe rağmen muhatabının “zarar görmesine”  gönlünü razı kılmayan ve kâmil bir imanın eseri olan şefkat, merhamet yahut  âlicenaplığına değil de işaretlenmiş bir meyveyi fark etmesine ehemmiyet vermek,  avama mahsus bir cehalettir. Kaldı ki Allah Tealâ veli kullarını böyle basit  düzenlerden, ahmakça denemelerden haberdar etmeyebilir. Nitekim Şah-ı Nakşibend  hazretlerine de getirilen meyveler hususunda bir ilham verilmeyebilirdi.  Şüphesiz ki bu hal onun velayetindeki eksikliğe değil, karşısındaki düzenbazın  nasipsizliğine delalet edecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Keramet  beklentisi&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velileri imtihan etmek niyetiyle olmasa dahi maddi keramet  beklentisine girmemek lazım. Bir salih müminin istikameti, yani Kur’an ve  Sünnet’e bağlılığı, takvası, kulluktaki titizliği, itidali sabit ve aşikâr ise,  bununla yetinmeyip birtakım olağanüstülükler beklemek, maddi kerameti  istikametten üstün tutmak demektir ki, tehlikeli bir tercihtir. Zira fevkalâde  haller fasıklardan, müşriklerden, kâfirlerden de zuhur edebilir. “İstidraç”  dediğimiz bu tür haller ile keramet arasındaki fark, bu olağanüstülüklere mazhar  olan kişilerin sırat-ı müstakim üzere yürüyüp yürümediklerine bakılarak  anlaşılabilir. Dolayısıyla istikamet yerine olağanüstülükleri gözetmek, kötü  niyetli şarlatanların, fasıkların peşinde dalalete düşmeye, tasavvufun yol ve  usulüne zül getirmeye sebeptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maddi kerameti istikamete tercih ettiren  anlayış büyük ölçüde keramet hususundaki cehaletin eseridir. Kerameti Allah  Tealâ’nın ikramı olarak değil de müminin fiili gibi görenler, o mümini beşerüstü  bir varlık mevkiine koyup, ondan sâdır olan beşere mahsus son derece tabii  davranışları bir eksiklik zannedebilmektedirler. Sünnetullahın esas, kerametin  istisna olduğunu bilmeyen insanların, bilhassa sağlık ve rızık konusunda  sünnetullaha riayeti terkten dolayı sıkıntıya düştükleri, sonra da bu  sıkıntıların faturasını beşerüstülük atfettikleri müminlerin yetersizliğine  çıkardıkları malumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kime itimat edilir? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan  maddi keramet beklentisi, kabul etmek gerekir ki bir teslimiyet probleminin,  kalp tatminsizliğinin, şüphenin ve itimatsızlığın da eseridir. Oysa bizim  irfanımızda cerbezeye, sıra dışılıklara, fevkalâde hal sahiplerine değil, “emin”  olana itimat edilir; Allah ve Rasulü’ne teslim olana teslim olunur. Nihayet  maddi kerametlerin çok fazla konu edilip gündemde tutulması, tasavvufu yaşanılan  hayatın dışına çıkarmakta, beşer takatini aşan ulaşılamaz bir sahaya sürmekte,  insanların bu yoldan istifadesini engellemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Velinin attığı adım  keramettir&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maddi kerametler evliyaullah için Allah Tealâ’ya yakınlık  derecesinin göstergesi olmadığı gibi, kendilerinde böyle kerametler görülmeyen  veliler de vardır. Yahut bazı kerametler bizim keramet anlayışımıza uymadığı  için fark edilmeyebilir. Mürşid-i kâmillerin tasarrufu, tesiri, cezbediciliği  bir ilâhi ikramdır mesela ve büyük kerametlerdendir.&lt;br /&gt;Unutmayalım; daha  fazlasını, daha farklısını, işaretlediğimiz armudu buldurmak cinsinden  kerametleri beklerken, yol bilenlerin başını çektiği kervan göçüp gider de ıssız  dağlarda yapayalnız kalabiliriz..&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Alıntı:&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-style: italic; font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a style="color: rgb(255, 0, 0); font-style: italic; font-weight: bold;" href="http://www.semerkanddergisi.com/Detay.aspx?YaziID=1512&amp;amp;Sayi=107"&gt;Semerkant Dergisi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-7709609525644126248?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/7709609525644126248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=7709609525644126248&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7709609525644126248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7709609525644126248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2011/01/kerametin-sumulu.html' title='Keramet&apos;in Şumulü'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TULBNhtY7CI/AAAAAAAADVQ/5UjpALxNGuE/s72-c/ruzgar_logo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-5725302730425528684</id><published>2010-12-31T14:34:00.007+02:00</published><updated>2010-12-31T14:46:42.416+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müctehidin'/><title type='text'>İmam-ı Azam'a( rahm aley). sorular ve cevapları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TR3P92URO2I/AAAAAAAADUw/vim0GXabiJs/s1600/WMQ7uV366795-02.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TR3P92URO2I/AAAAAAAADUw/vim0GXabiJs/s320/WMQ7uV366795-02.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5556826176704559970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;İbni  Kadi'l-Asker diye bilinen, Ebu'l-Hasen Ali b. Halil ed-Dımeşkî şöyle dedi: Bize  Ebu'l-Hasen Bürhanuddin Ali b. el-Belhî Ebu'l-Muîn Meymun b. Muhammed el-Mekhûlî  en-Nesefî'den, o babasından, o Abdulkerîm b. Musa el-Pezdevi’den, o Ebû Mansur  el-Mâtüridî'den. o Ebû Bekr Ahmed el-Cüzcânî'den, o Ebû Süleyman Musa  el-Cüzcânî'den, o da Muhammed b. Mukatil er-Râzî'den, bu son ikisi Ebû Mutî  el-Hakem b. Abdillah el-Belhî ve İsâm b. Yusuf el-Belhî'den, bu ikisi de Ebû  Mukatil Hafs b. Selm es-Semerkandi’den, o da Ebû Hanifeye sorduğu suallerin  cevaplarını naklederek şöyle dedi:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;Rahman ve Rahîm  olan Allah'ın adıyla.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Talebe Ebû Mukâtil şöyle dedi:  &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Ey âlim, faziletine  inandığım ve birlikte bulunmaktan istifade edeceğim için sana geldim. Allah'ın  beni senden faydalandırmasını niyaz ederim. Allah sana iyilik versin, eğer sana  sual sorarsam bana cevabını ver ki Allah'ın sevabına nail olasın&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Talebe: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Bana, ibâdetin açıklamasını  yapın.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Âlim Ebû Hanife(rhm.aleyh) şöyle dedi&lt;/b&gt;&lt;b&gt;  : &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;İbâdet kelimesi,  taat, rağbet ve rubûbiyetin ikrarı mânâlarına gelen şümullü bir kelimedir. Kul  îman etmek konusunda, Allah'a itaat ederse, kendisinde Allah'tan ummak ve  korkmak durumu hâsıl olur. Bu üç haslet kulda mevcut olunca, Allah'a ibâdet  etmiş olur. Allah'tan ummak ve korkmak hâli bulunmayınca, bir kimse mü'min  olamaz. Fakat nice mü'minler vardır ki, bir kısmında Allah korkusu daha çok, bir  kısmında da daha azdır. Keza, Allah'tan başka bir kimseye, sevabını umarak ve  gazabından korkarak itaat eden kimse, ona ibâdet etmiş sayılır.. Eğer her konuda  yalnız itaat ile amel etmek ibâdet olsa idi, Allah'tan başkasına itaat eden  herkes, itaat ettiklerine ibâdet etmiş olurlardı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Talebe: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Ne kadar güzel söylediniz. Fakat acaba  bir şeyden korkan yahut bir şeyden menfaat uman kimse, kâfir olur mu?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Âlim  (r. a.): &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Korku ve ummak  iki halde yahut da iki halden birinde bulunur. Bir kimseden uman yahut korkan  kimse, onun Allah'ın izni olmadan kendisine zarar veya fayda vermeğe muktedir  olduğu görüşünde ise, kâfir olur. Diğer durumda, bir kimse hayrı Allah'tan  umduğu, yahut Allah'ın kendisini başkalarının eline düşürmek, yahut bir şeyi  sebep kılmakla vereceği beladan endişe ettiği için başkasından korkar veya  umarsa bu kimse kâfir olmaz. Çünkü baba, evlâdının kendisine faydalı olmasını,  kişi hayvanının kendisini taşımasını, komşusunun kendisine iyilik etmesini,  devlet başkanının kendisini korumasını umar. Bu durumda kâfirlik bahis konusu  olmaz. Çünkü umduğunu Allah'tan ummaktadır. Kendisini evlâdından ve komşusundan  faydalandırmasını, içtiği ilaçtan şifa ihsan etmesini, Allah'tan ümit eden kimse  kâfir olmaz. İnsan bazen şerden korkar, Allah'ın kendisini kötü şeylerle müptela  kılmasından korkarak kaçar. Meselâ, Allah'ın resul seçtiği ve kelâmı ile mümtaz  kıldığı Hz. Musa Allah ile arasında bir elçi olmadan &lt;b&gt;"Beni öldürmelerinden  korkarım."&lt;sup&gt;(eş-Şuara,14;al-Kasas,33)&lt;/sup&gt; &lt;/b&gt;demişti. Peygamber Efendimiz  mağaraya saklanmıştı. Bu durumda onlar için küfür katiyyen bahis mevzuu olamaz.  Keza insan yırtıcı hayvanlardan, yılan yahut akrepten veya evinin yıkılması, sel  afeti ve zarar verecek yiyecek yahut içeceklerden korkar. Bütün bu durumlarda  insana küfür veya şüphe hali değil, ancak korkmak arız olmuş olur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Talebe: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Şüphesiz  bildiklerimizi söylediniz.  Fakat bu mahlûklardan, Allah'tan korktuğumuzdan daha çok korkan mü'minin durumu  nedir? Bunu açıklayın.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Âlim  (r.a.): &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Mü'minin,  Allah'tan daha çok korktuğu hiç bir varlık yoktur. Zîra mü'min şiddetli bir  şekilde hastalandığı, yahut Allah'tan gelen kötü bir musibete uğradığı zaman  bile, gizli veya açık olarak 'Yarabbi, ne kötü yaptın," demez. Bunu içinden de  söylemez. Buna mukabil Allah'ı daha çok zikreder. Eğer bu musibetin yüzde biri,  dünya hükümdarlarının birisinden gelmiş olsa idi; o kimse güvendiği kimselere,  hükümdarların duymadığı yerde onun zulmünü, kalbi ve lisanı ile ifadeden  çekinmezdi. Halbuki mü'min gizli, aşikâr, sıcak, soğuk her yerde Allah'ın emrini  gözetir. Dünya hükümdarlarının emirleri ise gizli, açık, isteyerek yahut  istemeyerek, her hal ve kârda gözetilmez. Meselâ, bazan bir mü'minin soğuk bir  gecede yıkanması gerekir, hoşuna gitmese de uykusundan uyanır, Allah'tan  başkasının bilmediği bir durum için ve sırf Allah'tan korktuğu için gusleder.  Keza şiddetli sıcakta, susuzluktan yanıp kavrulduğu halde orucunu tutar. Yanında  kimse bulunmadığı halde Allah'ın emrini gözetir, sabreder. Allah'tan korktuğu  için feryâd etmez. Buna mukabil bir kimse, bir hükümdarın huzurunda bulunduğu  müddetçe ondan korkar, fakat uzaklaşınca korkmaz. Bütün bunlardan anlıyoruz ki,  mü'minin Allah'tan daha çok korktuğu hiçbir varlık yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Talebe: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Yemin ederim, kendi nefsimizden de  anlayabileceğimiz bir hususu ifâde ettiniz. Fakat acaba, îman ve küfrün ne  olduğunu bilmeyen bir kimsenin durumu nedir? Bunu açıklayın.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Âlim  (r.a): &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Şüphesiz ki  insanlar; Yüce Allah'ı bilme ve tasdik etmeleri ile mü'min, inkâr etmeleri  sebebiyle de kâfir olurlar. Allah'ın kulu olduklarını ikrar, Allah'ın birliğini  ve O'nun katından gelen şeyleri tasdik ettikleri zaman, îman ve küfrün ne demek  olduğunu bilmeseler de, îmanın hayırlı, küfrün de şerli bir şey olduğunu  bildiklerinden dolayı, kâfir olmazlar. Meselâ kendisine bal ve sabır(Sarı  renkli, acı bir madde.)getirilen bir kimse ikisinden de tadar; balın tatlı,  sabırın da acı olduğunu bilir. O kimsenin acılık ve tatlılık mefhumunu bilmediği  söylenemez. Söylenecek tek şey onun acılık ve tatlılık isimlerini bilmediğidir.  İman ve küfür isimlerini bilmeyen de böyledir. Fakat o kimse îmanın iyi , küfrün  de kötü olduğunu bilir. Bu durumda olan bir kimsenin Allah'ı bilmediği  söylenemez. Sadece îman ve küfür isimlerini bilmiyor denilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Talebe: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Acaba mü'min azap görürse, îmanı ona  fayda verir mi? Kendisinde îman mevcut iken, îman ettikten sonra azaba maruz  kalır mı? Bunu açıklayın.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Âlim  (r.a.): &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Suallerin  içinde, benzerini sormadığın meseleleri sordun. Ben inşallah sana o konularda  fetva vereceğim. "Mü'min eğer azap görürse îmanı fayda verir mi? Kendinde îman  olduğu halde azaba uğrar mı?" diyorsun. Evet, îman mü'mine fayda verir, çünkü  îman onu en şiddetli azaptan korur. En şiddetli azap ise ancak kâfirin azabıdır.  Zîra küfürden daha büyük günah yoktur. Bu durumda bulunan mü'min Allah'ı inkâr  etmemiş, fakat emrettiği bazı hususlarda ona âsi olmuştur. Eğer Allah, ona azap  ederse işlediği nisbetinde azap eder. İşlemediği şey için azap etmez. Tıpkı adam  öldüren ve fakat hırsızlık yapmayan kimsenin, sadece katil suçu ile  cezalandırılıp, hırsızlık suçu ile cezalandırılmaması gibi. Nitekim Allah  Kur'ân-ı Kerîm'de &lt;b&gt;"Yaptıklarınızdan başkasıyla karşılık  görmezsiniz."&lt;sup&gt;(Yasin,54)&lt;/sup&gt; &lt;/b&gt;buyurmaktadır. Hastalığı az olan hastanın  durumu daha ehvendir. Dünyada azap çekip, en şiddetli azaptan kurtulan sadece  bir nevi azap çeken kimsenin durumu, iki çeşit azap çeken kimseden daha  kolaydır. Mü'min de böyledir, eğer işlediği bir günah için azap görürse, bu iki  günah için çekeceği azaptan daha hafif olur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Talebe: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Yemin ederim ki bu, doğru bildiğimiz  şeylerdendir. Fakat acaba ibâdetleri muhtelif ve çok olduğu halde, kâfirlerin  küfrü niçin aynıdır? Keza semadakilerin îmanı ile, yeryüzündekilerin îmanı;  -oysaki meleklerin yapmaları gereken çeşitli amelleri varken- niçin  birdir?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Âlim  (r.a.): &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Meleklerin  yapmaları farz olan ameller, bizim yapmamız farz olan amellerden başkadır.  Meleklere farz olan ve bizden önceki ümmetlere de farz kılınmış olan şeyler de,  bize farz kılınanlardan farklıdır. Sema ehlinin îmanı, evvelki ümmetlerin îmanı  ve bizim îmanımız ise, birdir. Çünkü hepimiz îman ettik ve yalnızca Allah'a  ibâdet ettik. Tıpkı bunun gibi, kâfirlerin küfrü ve inkârı bir ve fakat  ibâdetleri farklıdır. Mesela bir yahûdîye kime ibâdet ettiğini sorarsanız,  "Allah'a ibâdet ediyorum," der. Allah'ı sorduğun zaman, onu beşer şeklinde  yaratmış olan oğlu Üzeyir olduğunu söyler. Bu durumda olan kimse Allah'a îman  etmiş olmaz. Eğer bir hristiyana, kime ibâdet ettiğini sorarsan, "Allah'a ibâdet  ediyorum," der. Allah'ı sorduğun zaman da, O'nun İsa'nın cesedinde ve Meryem'in  rahminde gizlenen, bir yere sığan ve giren varlık olduğunu söyler. Bu durumda  bulunan kimse ise Allah'a îman etmiş olmaz. Mecûsiye de, kime ibâdet ettiğini  sorarsan, o da, "Allah'a ibâdet ediyorum," diye cevap verir. Fakat Allah'ı  sorduğun zaman, onun ortağı, eşi ve çocuğu bulunan bir varlık olduğunu söyler.  Bu durumda olan bir kimse de, Allah'a îman etmiş olmaz. Bütün bu kimselerin  Allah'ı bilmemeleri ve inkârları birdir. Vasıfları, sıfat ve ibâdetleri ise çok  ve değişiktir. Mesela, üç kişi var, bunlardan biri kendisinde, dünyada eşi  bulunmayan bir beyaz inci mevcut olduğunu iddia ediyor. Daha sonra bir kara üzüm  danesini çıkararak, bunun inci olduğuna yemin ediyor. Diğerleri ile bu konuda  tartışmaya giriyor. Bir başkası kendisinde dünyada benzeri bulunmayan bir inci  olduğunu iddia ederek bir ayva çıkarıyor ve bunun inci olduğuna yemin edip  insanlarla münakaşaya giriyor. Üçüncüsü, eşsiz kıymetteki incinin kendisinde  bulunduğunu iddia ederek, bir çamur parçası çıkarıyor ve bunun inci olduğu  hususunda yemin ederek, başkalarıyla bahse giriyor. Bu üç kişi inciyi  bilmedikleri konusunda birleşmişlerdir. Zîra, sıfatları çok ve değişik olmasına  rağmen, hiçbiri inciyi bilmemektedirler. İşte böylece sen, onların tavsif ve  ibâdet ettiklerine, ibâdet etmediğini bilirsin. Çünkü onlar üç yahut iki ilâh  tavsif ediyorlar, tavsif ettiklerine de ibâdet ediyorlar. Oysaki sen, bir olan  Allah'ı tavsif ediyorsun. O halde senin ibâdet ettiğin ma'budun, onların ibâdet  ettiklerinden başkadır. Onların ma'budu da, senin ibâdet ettiğinden başkasıdır.  Bunun için Kur'ân'da: &lt;b&gt;"De ki, ey kâfirler, ben sizin taptıklarınıza tapmam,  siz de benim taptığıma tapmazsınız."&lt;sup&gt;(el-Kafirun,1,3)&lt;/sup&gt;  &lt;/b&gt;buyurulmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Talebe: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Anlattığınız bu konuyu, belirttiğiniz  veçhile öğrendim. Fakat niçin onlar, Allah Rabbimizdir, dedikleri halde, Allah'ı  bilmeyen kimseler oluyorlar?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Âlim  (r. a.): &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Şüphesiz ki  onların, Allah Rabbimizdir, dediklerini biliyorum. Oysa ki onlar bununla da  Allah'ı bilmiyorlar. Çünkü Allah &lt;b&gt;"Onlara gökleri ve yeri kim yarattı"  &lt;/b&gt;diye soracak olsan, &lt;b&gt;"Allah, derler. Sen de Allah'a hamdolsun de. Onların  çoğu bilmezler."&lt;sup&gt;(Lokman,25)&lt;/sup&gt;&lt;/b&gt;buyurmaktadır. Yani onların çoğu,  anasından kör olarak doğan bir sabînin, hiçbir şey bilmeksizin geceyi, gündüzü,  sarıyı, siyahı söylemesi gibi bu sözü gayri şuuri olarak söyleyenler gibidir.  Böyle kâfirler Allah'ın ismini, mü'minlerden işitmişler, işittiklerini de  bilmeden söylemektedirler. Bunun için Kur'ân-ı Kerîm'de &lt;b&gt;"Âhirete  inanmayanların kalpleri, inkâr edicidir, kendileri de  kibirlidir."&lt;sup&gt;(en-Nahl,22)&lt;/sup&gt;&lt;/b&gt;&lt;sup&gt; &lt;/sup&gt;buyurulmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Talebe: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Bu husus belirttiğiniz gibi. Fakat acaba  peygamberi Allah vasıtasıyla mı bilirsiniz, yoksa Allah'ı peygamber vasıtasıyla  mı bilirsiniz? Peygamberi Allah vasıtasıyla bilirseniz, bu nasıl olur? Halbuki  peygamber sizi Allah'a çağırmaktadır. Bunu açıklayınız.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Âlim  (r. a.): &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Evet,  peygamberin peygamberliğini Allah tarafından biliriz. Her ne kadar peygamber  Allah'a çağırırsa da, hiç bir kimse, Allah'ın gönlüne tasdik ve peygamber olduğu  bilgisini koymadan, peygamberin hak ve doğru söylediğini bilemez. Bunun için  Allah &lt;b&gt;"Sen şüphesiz ki, sevdiğini hidayete ulaştıramazsın, fakat Allah  dilediğini doğru yola iletir."&lt;sup&gt;(el-Kasas,56)&lt;/sup&gt; &lt;/b&gt;buyurmaktadır. Eğer  Allah'ı bilmek, peygamberler vasıtasıyla olsaydı, insanlara marifetullah  nimetini ihsan etmek, Allah'tan değil, peygamberlerden olurdu. Halbuki Rabbini  bilme nimetini peygambere ihsan eden de Allah'tır. Peygamberi insanlara da  tanıtarak tasdik ettirmesi, Allah'ın insanlar için bir nimeti ve lütfudur. Kul,  bildiği hayrı ancak Allah cihetinden bilir, dememiz gerekir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Talebe: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Beni rahatlattınız. Fakat acaba, velayet  ve berâetin açıklaması nedir? Velayet ve berâet bir kimsede içtima eder  mi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Âlim  (r.a.):&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt; Velayet, iyi  amelden dolayı hoşnutluk, berâet de kötü amelden dolayı hoşnutsuzluk demektir.  Her ikisi de bazen bir insanda birleşebilir, bazen de birleşmezler. İyi ve kötü  işler işleyen bir mü'mine yaptığı iyi işlerde muvafakat eder ve onu seversin,  işlediği kötü şeylerden dolayı da ona muhalefet eder, ayrılır ve sevmezsin. Bu,  sorduğun velayet ve berâetin bir kimsede birleşmesinin misalidir. Kâfir olan,  kendisinde iyi bir durum bulunmayan kimseye de buğzeder ve bütün kötülüklerinde  kendisinden ayrılırsın. Daima sevdiğin ve hiçbir davranışından hoşnutsuzluk  duymadığın kimse ise bütün iyi şeyleri işleyen ve kötü şeylerden sakınan mü'min  kimsedir. Sen onun her hususiyetini sever, hiçbir şeyinden hoşnutsuzluk  duymazsın.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-indent: 35.4pt; margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Talebe: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Çok güzel söylediniz. Fakat acaba, nîmete  küfür ne demektir? Bunu açıklayınız.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-left: 30px; margin-right: 20px; font-family: arial;" class="MsoNormal" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;      Âlim (r. a.):  &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;Nimete küfür, kişinin  nimetlerin Allah'tan olduğunu inkâr etmesidir. Eğen nimetlerden birini inkâr ve  onun Allah'tan olmadığını iddia ederse o kimse Allah katında kâfir olur. Böylece  Allah karşısında kâfir olan, nimetlerini de inkâr eder. Yüce Allah Kur'ân-ı  Kerîm'de &lt;b&gt;"Onlar Allah'ın nimetlerini itiraf ederler, sonra da inkâr  ederler."&lt;sup&gt;(en-Nahl,83)&lt;/sup&gt; &lt;/b&gt;Yani kâfirler gecenin gece, gündüzün de,  gündüz olduğunu bilirler. Sıhhat, zenginlik ve ulaştıkları rahat ve bolluğun  nîmet olduğunu itiraf ederler. Fakat onların asıl lütuf ve ihsan edici olan  Allah'a değil, kendilerinin ibâdet ettikleri şeye nisbet ederler. Bundan dolayı  Allah, onların Allah'ın nimetlerini itiraf edip sonra da onları inkâr  ettiklerini ifade eder. Yani onlar, nimetlerin hiçbir benzeri olmayan Allah'tan  olduğunu inkâr ederler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;--------------------------------------------------------------------------:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 0, 204);"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;el-'Âlim ve'l-Müte'allim&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:Verdana;font-size:78%;"  &gt;&lt;span class="normalkucuk"&gt;Çeviren: Prof.  Dr. Mustafa Öz &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-style: italic;" align="center"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:78%;"  &gt;&lt;span class="normalkucuk"&gt;M.Ü. İLAHİYAT  FAK. VAKFI&lt;/span&gt; Yayınları&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-5725302730425528684?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/5725302730425528684/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=5725302730425528684&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/5725302730425528684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/5725302730425528684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/12/imam-azama-rahm-aley-sorular-ve.html' title='İmam-ı Azam&apos;a( rahm aley). sorular ve cevapları'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TR3P92URO2I/AAAAAAAADUw/vim0GXabiJs/s72-c/WMQ7uV366795-02.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-4155586575208689872</id><published>2010-12-11T15:43:00.005+02:00</published><updated>2010-12-11T16:14:19.253+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kıssa'/><title type='text'>İmam-ı Azam (rhm.) den Kıssalar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TQOHLB7XMoI/AAAAAAAADUk/8Uf11ljM9kM/s1600/gece.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 304px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TQOHLB7XMoI/AAAAAAAADUk/8Uf11ljM9kM/s320/gece.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5549427789416313474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Muhammed b. Mukatil'den nakledildiğine göre bir kimse İmam Azam'a şöyle bir soru sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şu kimse hakkında ne dersiniz ki; Al­lah'tan korkmaz, cehennemden korkmaz, ölü eti yer, rükû ve secdesiz namaz kılar, görmediği şeye inanır, Hakk'a buğz eder, fitneye sevgi besler..” İmam Âzam'ın meclisinde bulunan arkadaşları bu soruya cevap vermekten aciz kalarak, bu kimsenin durumu müşkildir, dediler, İmam Âzam Hazretleri ise bu soruya karşılık şöyle cevap verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu öyle bir kimsedir ki, Allah'ın rızasını ister. Cennet iste­mez. Allahtan korkup Cehennem ateşinden korkmaz. Rükû ve secdesiz olan cenaze namazı kılar. Allah Teâlâ'yı görmediği halde birli­ğine iman ve şehadet eder. Ölümün hak olduğuna inanır, fakat onu sevmez. Mal ve evlad fitnedir, fakat bunları sever. Müslüman kardeşi­ni dedikodu ettiği için ölü eti yemiş olur.” Bu cevap karşısında soru soran kişi kalkıp İmam'ın elini öptü ve şahidlik ederim ki, sen ilmin hazinesisin, dedi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;**************************************************&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;-Yine rivayet olunduğuna göre, Bağdad'a Rum diyarından bir Dehri gelip insanların inançlarını sarsmak için ilim adamları ile mü­nazaralara girişiyormuş. Bütün Bağdat âlimleri bu dehri karşısında aciz  kalıp sorularına cevap veremediler. Yalnız görüşmediği âlim İmam Hammad kalmıştı. İmam Hammad ise, ben de gidip münazarada cevap veremeyip aciz kalırsam cahiller arasında İslâm inancı sarsılır korkusuyla münazara etmekten çekiniyordu. İmam Hammad bu düşünce ile muztarib halde uykuya dalmış, gece rüyasında gör­müş ki; bir hınzır gelmiş bir ağacın dallarım ve gövdesini yemiş, sa­dece kökleri kalmış. Bu esnada o civarda bir arslan yavrusu çıkarak o domuzu parçalayıp öldürmüş. İmam Hammad bir korku içinde uy­kudan uyanmış, kederli bir durumda düşünmeye başlamış. İmam Âzam Hazretleri o zaman onüç yaşında bulunuyordu. Hocası Hammad'ı kederli halde görünce sebebini sordu. İmam Hammad ona rüyasını anlattı. Bunun üzerine İmam Âzam rüyasını şöyle tevil etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O gördüğünüz ağaç ilimdir. Dalları diğer âlimlerdir. Kökü zat-ı âlinizdir. Arslan yavrusu ise benim, inşallah o domuzu ben öldürece­ğim” dedikten sonra hocası Hammad ile beraber camiye gittiler. O sırada dehrî gelip minbere çıktı ve münazaraya başlayarak karşısı­na çıkacak birini istedi. Bunun üzerine Ebû Hanîfe karşısına dikil­di. Dehrî yaşının küçüklüğüne bakarak onu küçümsedi. İmam Azam: “Ne sormak istiyorsan sor” dedi. Bunun üzerine dehrî İmam Âzâm'a şöyle sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Başlangıcı ve sonu olmayan bir varlığın bulunması mümkün müdür? dedi. İmam Âzam tereddütsüz cevabında:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sen sayı bilir misin?” dedi. Dehri de :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, bilirim, dedi.” İmam Âzam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir sayısından önce bir sayı var mıdır?” dedi. Dehri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir sayıların evvelidir, ondan önce sayı yoktur,” cevabını verdi. Bu sözü karşısında İmam şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir sayısından evvel sayı olmaz da bir olan Allah'tan önce nasıl başka bir varlık bulunabilir?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Dehri  ikinci sorusunu sormaya devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allah Teâlâ ne tarafa yönelmiştir?” Bu soruya karşılık İmam Âzam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir mum yakınca onun ışığı ne tarafa yönelir?” dedi. Dehri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Her tarafa yayılır” cevabını verdi. Buna karşılık İmam Âzam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mecazî nur olan bir mumun ışığı her tarafı kaplar da göklerin ve yerin nuru olan Allah Teâlâ her tarafı kaplamaz mı? Bunun doğ­ruluğu güneşten daha açıktır.” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dehrî üçüncü sorusunu şöyle sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Var olan her şeyin bir me­kâna ihtiyacı vardır. Buna göre Allah nerededir?” Bunun üzerine İmam Âzam bir kâse içinde süt getirerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu sütün içinde yağ var mıdır?” diye sordu. Dehrî:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, vardır.” cevabını verince İmam Âzam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yağ bu sütün neresindedir?” diye sordu. Dehrî:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Süt içindeki yağın belli bir yeri yoktur, sütün her tarafında yağ vardır.” dedi. Dehrinin bu cevabı karşısında İmam Âzam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Fâni ve zail olan bir varlığın belli bir mekânı olmuyor da Allah Teâlâ için nasıl bir mekân tasavvur edilebilir? Allah Teâlâ vardır ve O'nun varlığı her yeri kaplamıştır.” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra dehri dördüncü sorusunu şöyle sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Rabbin şimdi ne iş ile meşguldür?” İmam Âzam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sen birkaç soru sordun, ben ise cevap verdim. Soru soranın yüksekte, cevap verenin aşağıda olması yakışmaz. Sen in de minbere ben çıkayım.” dedi. Bu söz üzerine dehri minberden aşağıya inip ye­rine İmam Âzam minbere çıktı ve:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benim rabbim, senin gibi bir kâfiri minber üzerinde lâyık gör­meyip aşağıya indirmekte ve benim gibi bir Tevhid ehlini minber üzerine çıkarmaktadır.” cevabını verince dehrî cevap veremez du­ruma geldi ve pes dedi. İşte o zaman dehriyi yakalayıp öldürdüler ve İmam Hammad'ın gördüğü o rüya gerçekleşmiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;************************************************&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Âzam'ın zekâsının üstünlüğüne delâlet eden olaylardan biri de şudur: Hasan b. Ziyad'ın naklettiğine göre, bir kimse bir yer­de bir miktar para defnedip sonradan bu malı nerede gömdüğünü unutmuş. Bunu nasıl bulacağını İmam Âzam Hazretlerinden sorun­ca,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gece sabaha kadar namaz kıl, inşallah bulursun.” demiş. Bu tavsiye üzerine o kişi gece namaz kılmaya başlamış ve gecenin dörttebiri olunca parasını nereye gömdüğü hatırına gelmiş. İmam Âzam'dan bunun hikmetini sormuşlar ve şöyle cevap vermiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şeytan aleyhillâne gece sabaha kadar namaz kılmaya rıza göstermez, onu mut­laka bu işten meneder. Bu sebeple hatırına getirir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine cimri bir kimse malını bir yerde gömmüş, fakat bir müddet sonra gidince bu parayı yerinde bulamamış, çıkarıp almışlar. Hasis bir kimse olduğu için buna fazla üzülmüş ye nerede ise ölecek duru­ma gelmiş. Bazı dostlarının tavsiyesiyle İmam Âzam Hazretlerine müracaat edip bir çare bulmasını rica etmişler. Bunun üzerine İmam Âzam Hazretleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bana yerini gösterin.” demiş ve göstermişler. İmam Âzam başka bir vakitte o yere gelip burada bazı kimselerin mantar devşirdiklerini görmüş. Yanlarına yaklaşıp bunlardan birine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Siz burada her zaman mantar devşirir misiniz?”diye sormuş. Adam da:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, her zaman devşiririz,” cevabını vermiş. İmam Âzam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hepiniz birlikte toplayıp sonra taksim mi edersiniz?” diye soru sorunca:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ha­yır, herbirimiz ayrı ayrı kendi hesabımıza devşiririz.” demiş. İmam Âzam tekrar sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hepiniz buradan beraber mi ayrılırsınız?” Adam cevap verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hepimiz beraber gideriz, fakat şu adam her zaman ge­ri kalıp bizden sonra gider.” demiş. Bunun üzerine İmam Âzam bir kenarda oturup dağılmalarını beklemiş. Herkes gidip sadece o kim­se kalmış. Bu sırada İmam, o zatın yanına yaklaşıp:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu yerde bir adam bir miktar para gömmüş, bu parayı sen çıkarıp almışsın, hem aldığını görmüşler ve şahidlik ediyorlar. Başkaları duymadan har­cadığın sana kalsın sahibi onu bağışlar, gerisini ver.” demiş. Adamı bu söz karşısında korkup aldığı parayı getirip İmam Azam’a teslim etmiş. O da sahibine vermiş. Bu olayın sırrını açıklarken İmam Âzam Hazretleri şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Görmüşler” sözümden maksadım Allah Teâlâ'dır. Çünkü Allah Teâlâ kullarının yaptığı bütün işleri görür.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;......................................................................................................................:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Fıkh-ı Ekber Şerhi-Al-i El Kari&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-4155586575208689872?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/4155586575208689872/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=4155586575208689872&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4155586575208689872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4155586575208689872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/12/imam-azam-rhm-den-kssalar.html' title='İmam-ı Azam (rhm.) den Kıssalar'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TQOHLB7XMoI/AAAAAAAADUk/8Uf11ljM9kM/s72-c/gece.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-8226458369393846145</id><published>2010-09-01T12:55:00.005+03:00</published><updated>2010-09-01T13:08:55.231+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müctehidin'/><title type='text'>İtikad Ve Amelde  İmamlarımız(Rahm. Aleyh)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TH4lq20QXHI/AAAAAAAADTs/oGs60BIyahg/s1600/eukk-141.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 234px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TH4lq20QXHI/AAAAAAAADTs/oGs60BIyahg/s320/eukk-141.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511884412147489906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;73- Ehl-i Sünnet'in İtikat (inanç ve iman) ile ilgili konularda yetkili büyük  alimleri ve imamları vardır. Bunlardan her biri, Selef-i Salihin dediğimiz Ashab  ve Tabiîn'in yolunda yürümüşlerdir. İslam aleminde yüz gösteren değişik  görüşlere, felsefî nazariyelere karşı gerçeği savunmaya çalışmışlardır. İslam  inancının ne kadar saf ve ne kadar doğru olduğunu genişlemesine incelemiş ve  çeşitli delillerle isbatlamışlardır.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;    İşte bu büyük mücahid alimlerden  biri İmam Matüridî, diğeri de İmam Eş'ari'dir.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;    74- İmam Ebû Mansur  Muhammed Matüridî, hicretin (280) yılında doğmuş ve (333) yılında Semerkand'da  vefat etmiştir. Memleketi olan Matürid Buhara ilçelerinden biridir. Kendisi  Hanefî mezhebinde idi. Çok kıymetli tefsiri ve başka eserleri vardır. Bizim  itikatta (inançta) imamımızdır. Hanefî mezhebinde bulunan müslümanlann büyük  çoğunluğu inanç ve itikatta bu Ebü Mansur Matüridî'ye bağlıdır.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;    75- İmam  Ebu'l-Hasan Aliyyü'l-Eş'arî, hicretin (260) yılında Basra'da doğmuş, (324)  yılında Bağdad'da vefat etmiştir. Büyük dedesi Ashab-ı Güzin'den Ebû Musa  El-Eş'arî'dir.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;    Ebu'l-Hasan El-Eş'arî Şafiî mezhebine bağlı idi. Ehl-i  Sünnet itikatına pek çok hizmet etmiştir. Çok değerli eserleri vardır.  Malikîlerle Şafiîlerin hemen hepsi, Hanefîlerin bir kısmı ile Hanbelî mezhebinde  olan Müslümanların bazı ileri gelenleri itikat konularında Ebu'l-Hasan  El-Eş'arî'ye uyarlar.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;76- İmam Matüridî ile İmam Eş'arî arasında esas  bakımından ayrılık yoktur. Her ikisi de Ashab ve Tabiîn'in yolunda gitmişlerdir.  İkisi de hak üzeredir. Ancak ikinci derecede bulunan bazı konularda ayrı  görüşleri vardır. Fakat bunların başlıcaları da, görünüşteki ifade  değişikliğinden başka birşey değildir.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;    Bugün müslümanların büyük  çoğunluğu itikat bakımından ya İmam Matüridî'ye veya İmam Eş'arî'ye bağlı  bulunmaktadır.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;    Yüce Allah hepsinden razı olsun, amîn...&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;b style="font-style: italic;"&gt;  "Akıbet takva sahipleri içindir."&lt;/b&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:Verdana;font-size:78%;"  &gt;(Kasas: 83)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın her tarafına yayılmış olan milyonlarca müslüman, İslam tarihinin ilk  asırlarından zamanımıza kadar ibadet ve hukuk meseleleri hususunda dört büyük  müctehidden birine bağlana gelmişlerdir. Bu dört müctehid şu zatlardır:&lt;br /&gt;   1- &lt;b&gt;İmam-ı Azam Ebu Hanife:&lt;/b&gt; Adı Numan'dır. Babasının adı da Sabit'dir.  Hicretin 80. yılında Kûfe'de doğmuş ve 150 tarihinde Bağdad'da vefat etmiştir.  Allah'ın rahmeti üzerine olsun...&lt;br /&gt;  Sabit, İmam Hazret-i Ali'nin hizmetinde  bulunmuş ve kendi nesli için onun duasını almıştır.&lt;br /&gt;  İmam-ı Azam'ın  annesi, babası Sabit öldükten sonra, İmam Caferi Sadık ile evlenmişti. İmam-ı  Azam bu muhterem zatın yanında yetişmişti. Ashab-ı Kiram'dan birkaç zatı görmüş  olmak şerefini kazanmıştır.&lt;br /&gt;  İmam-ı Azam'a uyanlardan her birine Hanefî  veya Hanefiyyü'l Mezheb denir. Biz Türkler ve diğer ırklara bağlı olan birçok  müslümanlar bu büyük müctehidin mezhebine uymuş bulunmaktayız. Onun için amel  bakımından imamımız, İmam-ı Azam'dır.&lt;br /&gt;  İmam Ebu Hanife Hazretleri bütün  Ehl-i Sünnet tarafından saygı duyulan dört büyük müctehidin birincisidir. İmam-ı  Azam denilince yalnız bu hatıra gelir. İlmi, zekası, zühd ve takvası çok  yüksekti. İçtihadındaki yükseklik, mezhebindeki kolaylık ve mükemmellik bütün  müslümanlar tarafından benimsenmiştir.&lt;br /&gt;  İmam-ı Azam'ın yetiştirdiği  alimler arasında güçlü müctehidler vardır; fakat hepsi de esas bakımından  hocalarına uymuş, hepsi de Hanefî mezhebinin fıkıh alimlerinden sayılmışlardır.  Bunların en ünlüleri İmam Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve İmam Züfer'dir.&lt;br /&gt;   İmam Ebû Yusuf'un adı Yakub İbni İbrahim El-Ensarî'dir. Dedesi Sa'd ashab-ı  Kiram'dandır. Hicretin 113 yılında Kûfe'de doğmuştur. 182 veya 192 tarihinde  Bağdad'da vefat etmiştir. Allah'ın rahmeti üzerine olsun... Harunürreşid'in  Kadılar Kadısı (Kadı'l-Kudat'ı) olarak görev yapmıştı.&lt;br /&gt;  İmam Muhammed,  Hasan Şeybanî'nin oğludur. Babası Şamlıdır. Hicretin 135. yılında Vasıt'da  doğmuş olup Kûfe'de yetişmiştir. 189 tarihinde Rey şehrinde vefat etmiştir.  Allah'ın rahmeti üzerine olsun... Din ilimleri üzerinde doksan dokuz kitab  yazdığı rivayet ediliyor. El-Mebsut, El-Ziyadat, El-Camiu's-Sağır,  El-Siyeru'l-Kebir, El-Siyeru'l-Sağir adlı kitablar bunlardan bazılarıdır. Bu  kitablardaki meselelere "Zahirü'r-Rivaye" denir. Kitablara da "Zahirü'r-Rivaye  Kitabları" denir.&lt;br /&gt;  Hanifî mezhebinde en geçerli rivayetler de bunlardır.  İmam Muhammed, İmam Malik'den ders okumuştur. İmam Ebû Yusuf ile İmam  Muhammed'e&lt;b&gt; İmameyn&lt;/b&gt; (İki imam) denir.&lt;br /&gt;  İmam Züfer İsfahan'da ve  Basra'da valilik etmiş olan Hüzeyl adında bir zatın oğludur. İmam-ı Azam'ın  Züfer'e verdiği değer büyüktü. Hicretin 110 yılında doğmuş ve 158 tarihinde  Basra'da vefat etmiştir. Allah'ın rahmeti üzerine olsun...&lt;br /&gt;  İlmihalimizin  ibadetlere dair kapsadığı meseleler bütünüyle İmam-ı Azam'ın mezhebine göre  yazılmıştır. Bununla beraber bazı önemli meselelerde diğer müctehidlerin  mezheblerine de işaret edilmiştir.&lt;br /&gt;  Hanefî mezhebinin ihtilaflı  meselelerinde önce İmam-ı Azam'ın sonra İmam Ebû Yusuf'un, sonra İmam  Muhammed'in, sonra İmam Züfer'in görüşü ile işlem yapılır. Bu bir esastır.  Bunlardan yalnız bazı meseleler ayrı tutulur ki, sırası gelince  açıklanacaktır.&lt;br /&gt;  2- &lt;b&gt;İmam Malik İbni Enes:&lt;/b&gt; Hicretin 93. yılında  Medine-i Münevvere'de doğmuş ve 179 tarihinde Medine'de vefat etmiştir. Allah'ın  rahmeti üzerine olsun. İmam Malik, müslümanların haklı olarak kendileriyle  övündükleri dört büyük müctehidin ikincisidir. Çok yüksek bir ilme, üstün bir  zekaya, büyük bir zühd ve takvaya sahib idi. Mezhebi önceleri Endülüs'e, bütün  Mağrib'e (Fas'a) yayılmıştı. Bugün de Fas, Sudan, Trablusgarb, Cezayir ve Yemen  taraflarında benimsenmiş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;  3- &lt;b&gt;İmam Muhammed İbni İdris  El-Şafiî:&lt;/b&gt; Hicretin 150. yılında Askalan'da veya Şam beldelerinden Gazze'de  doğmuş, 240 tarihinde Mısır'da vefat etmiştir. Allah'ın rahmeti üzerine  olsun...&lt;br /&gt;  İmam Şafiî soyca Kureyş kabilesindendir. Büyük dedesi Şafiî  gençliğinde Resül-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize kavuşma  şerefine ermişti. Onun babası Sabit de, Bedir Savaşı'nda İslamiyeti kabul  etmişti. Saygıdeğer bir sahabî idi.&lt;br /&gt;  İmam Şafiî, dört büyük müctehidin  üçüncüsüdür. Büyük bir alimdir. Çok büyük bir tefsir ve hadis alimidir. Tıb  ilminde şiir ve edebiyatta da ehliyeti vardı. Mezhebi doğu ve batı yönlerine  yayılmıştır.&lt;br /&gt;  4- &lt;b&gt;İmam Ahmed İbni Muhammed İbni Hanbelî: &lt;/b&gt;Şeyban  kabilesidendir. Aslen Mervez'lidir. Hicretin 164 yılında Bağdad'da doğmuş ve 241  tarihinde yine Bağdad'da vefat etmiştir. Allah'ın rahmeti üzerine olsun.&lt;br /&gt;   İmam Ahmed de pek büyük bir alimdir ve dört büyük müctehidin dördüncüsüdür.  Hadîs ilminde üstün bir yetkiye sahibdi. Ezberinde bir milyon hadisi şerif  bulunduğu rivayet edilir. "Müsned" adındaki kitabında otuz bin hadis vardır.  Büyük alim Kuhistanî'nin sözüne göre, hadislerin sayısı elli bin yedi yüzdür.  Zühd ve takvası, yüksek ahlakı her türlü övgünün üstünde idi. Mezhebi, Necd  ülkesine ve İslam aleminin diğer bazı yerlerine yayılmıştır.&lt;br /&gt;  Bu yetkili  dört büyük imamın mezhebleri, kitab, sünnet, ümmetin icmai ve fukahanın kıyası  üzerine kurulmuştur.&lt;br /&gt;  Kitab'dan maksad Kur'an-ı Kerîm'dir. Sünnet'den  maksad, Peygamberimizin mübarek sözleri, yaptığı veya yapıldığını görüp de  yasaklamadığı işlerdir. Peygamber Efendimizin evvelce yasaklamadığı bir şeyi  görüp de ona karşı susmaları, o şeyin meşru olduğunu gösterir.&lt;br /&gt;  Ümmet'in  icmaından maksad, bir asırda bulunan bütün müctehidlerin bir olayın şer'î hükmü  hakkında birleşmeleridir. Peygamber Efendimiz: &lt;b&gt;"Ümmetim (sapıklık) üzerinde  toplanmaz,"&lt;/b&gt; buyurmuştur. Bir hadis-i şerifte de: &lt;b&gt;"Müslümanların güzel  gördüğü bir şey, Allah yanında da güzeldir,"&lt;/b&gt; buyurulmuştur. Onun için  müslümanların din varlıklarını temsil eden bütün müctehidlerin bir mesele  üzerinde aynı görüş ve fikirde bulunmaları, o meselede şer'an geçerli bir delil,  bir hüccettir.&lt;br /&gt;  Kıyas-ı Fukahaya gelince: Bundan maksad da, bir olayın  kitab, sünnet veya icma-i ümmet ile sabit olan hükmünü, aynı illet ve sebebe,  aynı hikmete bağlayarak o olayın tam benzerinde de göstermekten ibarettir. Bu  ikinci olay üzerinde varılan hüküm de güzel düşünülünce, anlaşılır ki, yine  hüküm, kitab, sünnet ve icma-i ümmet ile sabit olmuştur. Müctehid yaptığı kıyas  ile bu hükmü yeniden meydana çıkarmış oluyor.&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:Verdana;font-size:78%;"  &gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;a onblur="try  {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TH4lL_yooTI/AAAAAAAADTk/cQa9GB1t9jU/s1600/6832_174829656512_149588846512_3284873_3422427_n.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 242px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TH4lL_yooTI/AAAAAAAADTk/cQa9GB1t9jU/s320/6832_174829656512_149588846512_3284873_3422427_n.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511883881980666162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;   Kıyas-ı Fukaha, bir ictihad  meselesidir. Bunun meşru ve makbul olması şeriatça sabittir.&lt;br /&gt;  &lt;b&gt;"Ey akıl  ve düşünce sahibleri! İbret alınız"&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:78%;"&gt;(Haşr:  2)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt; mealindeki Kur'an emri buna delildir.  Resûl-i Ekrem Efendimiz ümmetinin fıkıh alimleri için böyle bir içtihadı caiz  görmüş ve övmüşlerdir.&lt;br /&gt;  Bir örnek gösterebiliriz: Peygamberimiz ashab-ı  kiramdan Muaz İbni Cebel'i (radıyallahu anh) kadı tayin etmişti. Peygamberimiz  ona: "Ey Muaz, ne ile hükmedeceksin?" diye sorunca:&lt;br /&gt;  - Kitab ile  hükmedeceğim, onda bulamazsam sünnet ile hükmedeceğim, onda bulamazsam  ictihadımla hükmedeceğim cevabını vermişti.&lt;br /&gt;  Peygamber Efendimiz de bu  cevap üzerine: "Yüce Allah'a hamd olsun ki, peygamberinin görevlendirdiği  elçisini, peygamberinin razı olduğu şeye kavuşturmuştur," buyurarak  memnuniyetini açıklamıştı.&lt;br /&gt;  Bu bakımdan yetkili alimlerin kıyas yolu ile  ictihad yapmaları da şeriatça pek güzel bulunmaktadır.&lt;br /&gt;  Kitab, Sünnet,  İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha'ya Edille-i Erbaa, Usul-i Erbaa (dört delil, dört  esas) denir. Bütün müctehidler tüm olarak bu dört delili kabul etmişler ve bütün  şer'î hükümleri bu dört delilden birine veya bir kaçına dayamışlardır. Artık bu  delillerin hepsini kabul etmek de bir vecibedir. Bu deliller, insanların hak ve  vazifelerini bildiren İslam hukukunun gelişmesini sağlayan birer yüksek feyiz ve  hikmet kaynağıdır. Müslümanların dinî hayatı, bu feyizli hikmet ve ihtiyaç  kaynağından asla uzak kalamaz.&lt;br /&gt;  Yukarda adlarını yazdığımız dört büyük  İmam, müslümanlar için Allah'ın bir rahmetidir. Bunlar dört delilden dinî  hükümleri çıkarmışlar ve müslümanlara izleyecekleri yolu göstermişlerdir. Artık  bunlardan herhangi birinin mezhebine uyan kimse, hak bir mezhebe bağlanmış,  peygamberimizin yolunda bulunmuş demektir.&lt;br /&gt;  Bu saygıdeğer büyük  müctehidlerin hepsi de dinî meselelerin esasında birleşmişlerdir. Bu bakımdan  aralarında ayrılık yoktur. Ancak ikinci derecede bulunan bir kısım meseleler  üzerinde ayrılık göstermişlerdir. Fakat güzelce incelenirse görülür ki, bunların  çoğu görünüşte olan bir ayrılıktan başka birşey değildir. Çünkü bu meselelerin  bir çoğunda bu büyük zatlardan biri "Azimet-Takva" yolunu, diğeri de bir  "Ruhsat-Müsaade" yolunu seçmiştir. Böylece mü'minlerin önüne geniş bir rahmet  sahası açılmıştır. İşte: &lt;b&gt;"Ümmetim arasında bulunan görüş ayrılıkları bir  rahmettir"&lt;/b&gt;, hadis-i şerifi ile buna işaret buyurulmuştur.&lt;br /&gt;  Düşünelim:  Müslümanlıkta ibadetlere, muamelelere ve diğer konulara ait ne kadar çok mesele  vardır. Bunların hükümlerini Kur'an'dan, Sünnet'ten ve Ümmetin icmaından bulup  meydana çıkarmak öyle her müslüman için kolay bir şey değildir. Bu çok büyük bir  ilim ve dirayet işidir. İşte bu büyük müctehidler yalnız Allah rızası için,  müslümanlara gerekli olan bütün meseleleri açıkça bildirmişlerdir. Her asırda  milyonlarca müslümana ışık tutmuşlardır. Artık bu büyük zatların müslümanlık  alemine ne büyük hizmetlerde bulunduklarından, ne kadar teşekküre hak  kazandıklarından kim şübhe edebilir?!..&lt;br /&gt;  Bu kıymetli alimler, büyük bir  ihlas ve ciddiyetle ve çok güzel bir niyetle ictihad alanında çalıştıkları  içindir ki, doğruyu buldukları meselelerden dolayı ikişer kat, hata ettikleri  meselelerden dolayı da birer kat sevab kazanmışlardır.&lt;br /&gt;  Şunu da ekleyelim  ki, bu dört müctehide ait dört mezhebden her birinin bağlıları, kendi  mezheblerinin daha doğru, daha isabetli, sünnet ve maslahata daha uygun ve daha  elverişli olduğuna inanır. Aksi halde o mezhebi seçmelerinin bir manası kalmaz.  Bununla beraber diğer mezheblerin kıymetini azaltmak da akıllarından geçmez. Bu  dört mezhebin dördüne de saygı duyarlar. Bu saygı Ehl-i Sünnet'in bir  alametidir.&lt;br /&gt;  Bilindiği gibi, İslam hukukuna ait ilme "Fıkıh" denir. Fıkıh,  lügat anlamında bir şeyi olduğu şekilde tam olarak bilmek ve anlamak demektir.  İbadetlere, muamelelere ve cezalara dair dinî hükümleri bildiren ilme de "Fıkıh  İlmi" adı verilmiştir. Yazdığımız "İlmihal" bu fıkıh ilminin bir  bölümüdür.&lt;br /&gt;  Dinî hükümleri ayrıntılı delillerden, yukarda yazdığımız dört  delilden anlayıp çıkarmaya yetkisi olan İslam alimlerinden her birine "Fakih",  çoğuluna da "Fukaha" denir. Müctehidler ise, fukahanın en yüksek tabakasını  teşkil ederler.&lt;br /&gt;  Dinî hükümleri göstermek ve açıklamak yetkisi, bu  ehliyetli Fukaha'ya aittir. Ezberlerinde binlerce hadis-i şerîf, binlerce ilmî  mesele bulunan nice insaflı alimler, dinî hükümleri belirlemek hususunda sözü  Fukaha'ya bırakmış, bu çok ince ve zor görevi yerine getirmek için kendilerinde  yetki görmemişlerdir.&lt;br /&gt;  Gerçek şu: Mübarek isimleri ile sayfalarımızı  süslediğimiz dört büyük imamdan ve muhterem müctehidden her birine uyan zatlar  arasında öyle derin ve geniş muhtelif ilimlere sahib kudretli alimler vardır ki,  her biri üstün ilim ve irfana sahib iken, ictihad yapmaya cesaret göstermemiş,  bu imamdan birine uymayı şeref kabul etmiştir.&lt;br /&gt;  Artık dar bilgili  kimselerin kendilerinde böyle bir yetki görmeye nasıl hakları olabilir?&lt;br /&gt;   Kabul etmeliyiz ki, dinî meselelerle ilgili olayların hükümlerini öteden beri  herkes tarafından kabul edilen bu büyük müctehidlerden öğrenmek zorundayız.  İctihad gücünde olmayan kimselerin dinî konular üzerinde, müctehidlerin  mezhebine aykırı olarak, kendi anlayışlarına göre hüküm vermeleri, kendi  düşüncelerine göre cevab vermeleri, Allah katında çok büyük bir sorumluluğa  sebeb olur. Bu şekilde bir kimse vereceği cevabda doğru olsa bile, bilmeksizin  cevab vermiş olacağından yine sorumluluktan kurtulamaz. Bu konuda bir hadis-i  şerîfin meali şöyle: &lt;b&gt;"Sizin ateşe atılmaya en cesaretliniz, fetvaya (dinî  meselelere) cevab vermeye en çok cesaret göstereninizdir."&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;  Bir  düşünelim: Bir kimse tababet, matematik veya astronomi ilmine dair bilgisi  olmadığı halde, bunlar üzerinde söz söylemeye ve yazı yazmaya cesaret edemez.  Cesaret edecek olursa, büyük hatalara düşmüş ve kendini çok küçük düşürmüş olur.  Artık bu ilimlerden çok daha önemli ve geniş olan, üstelik sorumluluğu büyük  olan dinî ilimler üzerinde yeterince bilgisi olmayanların söz söylemeye ve cevab  vermeye cesaret göstermeleri nasıl doğru olabilir? Böyle bir cesaret, büyük  sorumlulukları gerektirmez mi? Bunun benzeri, insanların yapmış oldukları kanun  maddelerini bilmeyen kimselerin bu maddeler konusunda gelişi güzel söz  söylemeleri, bunların nelerden ibaret olduğunu ve nasıl uygulanacağını  açıklamaya kalkışmaları asla doğru görülmez. O halde Allah kanunu olan yüce  dinin yüksek hükümleri hakkında yeterli bilgi sahibi olmayanların söz söyleyip  cevab vermeye kalkışmaları nasıl doğru olabilir? İnsan bunun manevî  sorumluluğunu düşünüp titremelidir. Maddî çıkarlar, hiç bir zaman manevî  sorumlulukları karşılayamaz.&lt;br /&gt;  Eğer din konusunda herkes, müslümanlar  tarafından kabul edilen muhterem bir müctehide uymaz da kendi düşüncesine göre  söz söyleyecek olursa, hak dinin yüce aslını kaybetmiş ve büyük bir sapıklık  içine düşmüş olur. Nitekim böyle karanlık bir durum, geçmiş ümmetlerden bir  çoğunun başına gelmiştir. Bu sebebden dolayı, müslümanlar böyle bir sapıklığa  düşmemek için, öteden beri bu dört büyük müctehidden birine uymuşlar ve onu yol  gösterici kabul etmişlerdir. Bu sayede de manevî sorumluluktan kurtulmak  çaresini elde etmişlerdir.&lt;br /&gt;  Sonuç: Bu dört müctehidin büyüklüğü üzerinde  ve onların mezheblerinin hak olduğunda müslümanlar çoğunluğunun birliği vardır.  Bu dört mezhebden başkasına uyulmaması konusunda da yine bütün müslümanların  sanki bir birlik anlaşmaları olmuştur. Çünkü bu dört mezhebi kuran dört  müctehidden her biri, Hazret-i Peygamberimizin devrine çok yakın bir zamanda  yetişmiş, büyük bir ilim ve güzel amellerle vasıflanmışlardı. Üstün bir zekaya  sahib olan, eserleri zamanımıza kadar ulaşan ve bütün müslümanların takdirini  kazanan kimseler olmuşlardır. Böylece müslümanlar arasında fazla ayrılık kapısı  kapanmış, tam yetki sahibi olmayanların içtihada kalkışmalarına meydan  kalmamıştır.&lt;br /&gt;  Ara sıra meydana çıkacak bazı mesele ve olayların  hükümlerini belirlemek için bu dört müctehidden birinin uygulamış olduğu esasa  ve benimsemiş olduğu usule başvurmak yeterlidir. Bunlara uyarak din ilimlerinde  yetki ve faziletleri kabullenilmiş olan kimseler tarafından, bu gibi mesele ve  olayların hükümleri çözümlenip belirlenebilir.&lt;br /&gt;  Bu saygıdeğer dört  müctehide, Eimme-i Erbaa (Dört İmam) denir. İmam-ı Azam'dan başka üçüne de,  Eimme-i Selâse (Üç İmam) denir. Yüce Allah hepsinden razı olsun. Amîn...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-8226458369393846145?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/8226458369393846145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=8226458369393846145&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/8226458369393846145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/8226458369393846145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/09/itikad-ve-amelde-imamlarmzrahm-aleyh.html' title='İtikad Ve Amelde  İmamlarımız(Rahm. Aleyh)'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TH4lq20QXHI/AAAAAAAADTs/oGs60BIyahg/s72-c/eukk-141.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-4941046260458381315</id><published>2010-08-23T16:14:00.002+03:00</published><updated>2010-08-23T16:33:23.459+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fetvalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Faydalı Bilgiler'/><title type='text'>Vesveseden Kurtulma</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/THJ4hFqUPII/AAAAAAAADTc/92muShw9QOs/s1600/43470.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5508597804078218370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/THJ4hFqUPII/AAAAAAAADTc/92muShw9QOs/s320/43470.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2291 - Soru: Vesveseden nasıl kurtulabilirim?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Size naçiz tavsiyemiz şu olacak: Kendinize daima vesvesenin aksini telkin ediniz.Bu hal sizden geçesiye kadar, abdest uzuvlarını ancak bir defa yıkayınız, güzelce ovalayınız ve "Abdestim tam oldu" deyiniz. Vesveseyi def için "Euzü" çekiniz.Her gün sabah ve akşam Ayetü'l-Kürsi'yi, Muavezeteyn surelerini yedişer defa okuyup üzerinize üfleyiniz. Vesvese dalgaları kalbinize tazyik yapmaya başladığında "La havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azim" demeyi dilinizden eksik etmeyiniz. Bir de boy abdesti aldığınız yere idrar (işeme) yapmayınız.Sizin durumunuzda kaç kişi bilirim ki zamanla iyileştiler ve normal hayata kavuştular. Siz de iyileşeceksiniz. Şafı-i Hakiki olan Cenab-ı Hakk'a iltica ediniz. Yalnız yazılanları aynen uygulayınız. Rahman olan Allah'tan (cc) afiyetler diliyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;M.Emre Hocaefendi Fetvaları&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-4941046260458381315?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/4941046260458381315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=4941046260458381315&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4941046260458381315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4941046260458381315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/08/vesveseden-kurtulma.html' title='Vesveseden Kurtulma'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/THJ4hFqUPII/AAAAAAAADTc/92muShw9QOs/s72-c/43470.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-2807513301434581597</id><published>2010-08-10T16:58:00.002+03:00</published><updated>2010-08-10T17:05:41.600+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Günler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadis-i Şerif'/><title type='text'>ORUCUN VE RAMAZAN AYININ FAZİLETİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TGFcnTbPwtI/AAAAAAAADSs/6oG2DtRPWhE/s1600/r_ma75zoogncl1b6op1jad.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 368px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TGFcnTbPwtI/AAAAAAAADSs/6oG2DtRPWhE/s320/r_ma75zoogncl1b6op1jad.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503782049922663122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TGFcI7iAuII/AAAAAAAADSk/DVXS8GNUGro/s1600/hurma.jpeg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span&gt;3082 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah  (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ademoğlunun her ameli katlanır. (Zira  Cenab-ı Hakk'ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle  yazılır, bu yediyüz misline kadar çıkar. Allah Teâla Hazretleri (bir hadis-i  kudside) şöyle buyurmuştur: "Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim  içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfaatlandıracağım. Kulum benim için  şehvetini, yiyeceğini terketti." &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span&gt;"Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri  de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf),  Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.''&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span&gt;3083 - Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur: "Oruç perdedir. Biriniz birgün  oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine  yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!'' desin (ve ona  bulaşmasın).''&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Buhari, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyâm 164 (1151); Muvatta, Sıyâm 58, (1,  310); Ebu Dâvud, Savm 25 (2363); Tirmizi, Savm 55, (764); Nesâi, Sıyâm 41, (2,  160-161); İbnu Mâce, Sıyam 1, (1638), Edeb 58, (3823).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span&gt;3084 - Yine Ebu Hüreyıe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah  (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç  tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir  hendek kılar.''&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tirmizi, Cihâd 3, (1624).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span&gt;3085 - Ebu Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resülü dedim, bana  öyle bir amel emret ki (yaptığım takdirde) Allah beni mükâfaatlandırsın.'' &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span&gt;"Sana dedi, orucu tavsiye ederim, zira onun bir eşi yoktur.''&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Nesâi, Sıyam 43, (4, 165).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span&gt;3086 - Sehl İbnu Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu  vesselâm) buyurdular ki: "Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece  oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez."&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Buhari, Savm 4, Bed'ü'l- Halk 9; Müslim, Sıyâm 166, (1152); Nesâi, Sıyam 43,  (4, 168); Tirmizi, Savm 55, (765).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span&gt;Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyâde var: "Oraya kim girerse ebediyyen  susamaz.''&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span&gt;3087 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah  (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: "Kim bir oruçluya iftar ettirirse,  kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun  seyabından hiçbir eksilme olmaz.''&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mâce, Sıyâm 45, (1746).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span&gt;3088 - Yine Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "ResuluIIah  (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ramazan ayı girdiği zaman cennetin  kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire  vurulur."&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Buhari, Savm 5, Bed'ü'I-Halk 11, Müslim, Sıyâm 2, (1079); Nesâi, Sıyâm 5, (4,  129).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span&gt;3089 - Nesâi 'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Bir münâdi, her gece  şöyle nida edip bağırır: "Ey hayır isteyen, gel! Ey şer isteyen kendini şerden  tut!''&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Nesâi, Savm 5, (4, 130).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span&gt;3090 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu  vesselâm): "Ramazandan sonra hangi oruç efdaldir?'' diye sorulmuştu, şu cevabı  verdi: &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span&gt;"Ramazanı ta'zim için Şa'bân!" Tekrar soruldu: &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span&gt;"Hangi sadaka efdaIdir?'' &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span&gt;"Ramazanda verilen!'' cevabını verdi.''&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tirmizi, Zekat 28, (663).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-2807513301434581597?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/2807513301434581597/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=2807513301434581597&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/2807513301434581597'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/2807513301434581597'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/08/orucun-ve-ramazan-ayinin-fazileti.html' title='ORUCUN VE RAMAZAN AYININ FAZİLETİ'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TGFcnTbPwtI/AAAAAAAADSs/6oG2DtRPWhE/s72-c/r_ma75zoogncl1b6op1jad.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-7042275795140030869</id><published>2010-08-10T16:51:00.002+03:00</published><updated>2010-08-10T16:54:58.834+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Faydalı Bilgiler'/><title type='text'>MÜHİM UYARI !</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TGFaAp84ovI/AAAAAAAADSc/zi0Twd-H6DM/s1600/unlem2.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503779186931180274" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 296px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TGFaAp84ovI/AAAAAAAADSc/zi0Twd-H6DM/s320/unlem2.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Ramazan-ı Şerif'in içinde olduğumuz şu günlerde, -sair oruçlar içinde-Sahur vaktinin girmesi ile alakalı sadece Ezan-ı Şerif'i dikkate alanların ihtiyatlı olup imsaktan 5-10 dakika önce yeme ve içme hallerini bırakmaları orucun sıhhati açısından dikkate değer ve önemlidir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-7042275795140030869?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/7042275795140030869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=7042275795140030869&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7042275795140030869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7042275795140030869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/08/muhim-uyari.html' title='MÜHİM UYARI !'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TGFaAp84ovI/AAAAAAAADSc/zi0Twd-H6DM/s72-c/unlem2.gif' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-4559872209986635530</id><published>2010-07-27T15:12:00.003+03:00</published><updated>2010-07-27T15:21:53.598+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlmihal'/><title type='text'>İlmihal Dersleri 1 : İtikad</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TE7O8dUFA0I/AAAAAAAADSM/bYp0pV4vvTk/s1600/ILMIHAL-1-2-DIYANET-VAKFI__23405573_0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498559733122270018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 166px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TE7O8dUFA0I/AAAAAAAADSM/bYp0pV4vvTk/s320/ILMIHAL-1-2-DIYANET-VAKFI__23405573_0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* İman, lügat manası bakımından, bir şeye inanmak ve bir şeyi doğrulamak demektir. "Bu iş böyledir, şöyledir" diye hüküm vermektir. Din teriminde ise, Yüce Allah'ın dinini kalb ile kabul edip Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in bildirdiği şeyleri kesin olarak kalb ile doğrulamaktır. İmanın aslı bu olmakla beraber bir engel hal bulunmadığı takdirde kalb ile kabul edilip inanılan bu hükümleri dil ile söylemek ve şahadette bulunmak lazımdır. Çünkü inanılması gereken şeyleri kalb ile benimseyip kabul eden kimse, bunları dili ile söylemezse, onun iman durumu insanlar tarafından bilinmez, onun müslüman olduğuna hükmedilmez. Kalb ile doğrulamak, dil ile söyleyip ikrar etmekle meydana gelen imanla beraber namaz kılmak ve oruç tutmak gibi ameller de gereklidir. Çünkü biz, bu görevleri yapmakla sorumluyuz. Bu görevleri yapmak imana kuvvet verir, imanın kalbdeki nurunu çoğaltır. İnsanı azabdan kurtarır. Yüce Allah'ın ihsan ve ikramlarına kavuşturur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*"İslam" sözüne gelince; Lügat manası bakımından İslam, teslim olmak, boyun eğmek ve itaat etmektir. Din teriminde ise, Yüce Allah'a ve O'nun peygamberine itaat etmek, Peygamber Efendimiz'in din adına bildirmiş olduğu şeyleri kalb ile kabul edip dil ile söylemek ve onları güzel görmektir. İslam aynı zamanda din manasına gelir. Gerçek din ile İslam arasında esasta bir fark yoktur. Her gerçek din İslamdır. Her İslam da gerçek bir dindir; Buna müslümanlık da denir. Allah Teala'nın dinine sadece "din" denildiği gibi, millet şeriat, İslam ve İslam dini de denir. Bununla beraber "İslam" sözü, bazen güzel ameller manasında, bazen da İman manasında kullanılır. Şeriat sözü de, ibadetler ve insanlar arasındaki ilişkilerle ilgili olan hükümlerin tümünde kullanılır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*İslam dininde &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Yüce Allah'a, meleklere, Allah'ın kitablarına, peygamberlere, ahiret gününe, kaza ve kadere iman etmek esastır.&lt;/span&gt; Bunları bilip kabullenmek imanın temel şartıdır. Onun için imanın şartları altıdır, denilir. Bu şartlar müslümanlıkta kesinlikle mevcut esaslardır. Bunlara, inanılması zorunlu din ilkeleri denir. Bunlara inanmak mecburiyeti vardır. Bunları doğrulamadıkça iman gerçekleşemez. Bunlardan herhangi birini inkar etmek -Allah korusun- insanı hemen dinden çıkarır. Biz bu imanımızı; "Amentü billahi..." sözlerini okumakla daima açıklıyor ve isbat ediyoruz. Bu sözleri okuyan şöyle demiş oluyor: "Ben Yüce Allah'a, O'nun meleklerine, O'nun kitablarına, O'nun peygamberlerine, ahiret gününe, kaderin (iyi ve kötü her şeyin yaratılışı) Allah'dan olduğuna inandım. Öldükten sonra dirilip mahşerde (hesab yerinde) toplanmak hakdır ve gerçektir. Şahidlik ederim ki, Allah'dan başka ilah yoktur ve yine şahidlik ederim ki, Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun kulu ve peygamberidir." &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*İslamın şartları ise, beştir. Peygamber Efendimiz'in bir hadislerinin manası şudur: "İslam dini beş şey üzerine kurulmuştur: &lt;span style="color:#000099;"&gt;Şahadet sözünü getirmek (Eşhedü en lâ İlahe İllallah ve Eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah, demek), namaz kılmak, zekat vermek, ramazan ayı oruç tutmak ve hac etmek." İşte bu beş şey İslam'ın şartıdır.&lt;/span&gt; Bu şartları gözetip onları yerine getiren insan, İslam şerefine ermiş, Müslüman rütbesini kazanmış olur. &lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;"Eşhedü en lâ İlâhe İllallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühu ve Resûlühu = Allah'dan başka ilah olmadığına şahidlik ederim. Yine Muhammed'in (a.s.) Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şahidlik ederim."&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; sözlerine "Kelime-i Şehadet" denir&lt;span style="color:#33ccff;"&gt;. "La İlâhe İllallah, Muhammed'ün Resûlüllah" sözüne de "Kelime-i Tevhid" denir.&lt;/span&gt; Biz bu mübarek kelimeleri daima okuruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;  &lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;"Büyük İslam İlmihali"&lt;br /&gt; Ömer Nasuhî Bilmen&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-4559872209986635530?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/4559872209986635530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=4559872209986635530&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4559872209986635530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4559872209986635530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/07/ilmihal-dersleri-1-itikad.html' title='İlmihal Dersleri 1 : İtikad'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TE7O8dUFA0I/AAAAAAAADSM/bYp0pV4vvTk/s72-c/ILMIHAL-1-2-DIYANET-VAKFI__23405573_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-3219807756021646666</id><published>2010-07-20T16:21:00.004+03:00</published><updated>2010-07-21T13:51:35.247+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlmihal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Faydalı Bilgiler'/><title type='text'>Bazı Hususi Haller</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TEbQ8BhjvgI/AAAAAAAADR8/gqBam0IKZFA/s1600/abdest.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496310124872187394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 317px; CURSOR: hand; HEIGHT: 254px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TEbQ8BhjvgI/AAAAAAAADR8/gqBam0IKZFA/s320/abdest.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Kadınlardan hayız, &lt;span class="SpellE"&gt;nifas&lt;/span&gt; ve &lt;span class="SpellE"&gt;istihaza&lt;/span&gt; (olmak üzere üç türlü) kan gelir.&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;h3 style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&lt;a name="_Toc111332848"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc111332484"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';font-size:100%;"&gt;Hayız:&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Âdet görmekten kesilme yaşına (&lt;span class="SpellE"&gt;sinn&lt;/span&gt;-i &lt;span class="SpellE"&gt;iyasa&lt;/span&gt;)&lt;a title="" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=3985983941068766396&amp;amp;postID=3219807756021646666#_ftn1" name="_ftnref1"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; henüz gel &lt;span class="SpellE"&gt;miş&lt;/span&gt; ergin bir kadının rahminden hastalık ve gebeliğe &lt;a title="" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=3985983941068766396&amp;amp;postID=3219807756021646666#_ftn2" name="_ftnref2"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;bağlı &lt;span class="SpellE"&gt;şmaksızın&lt;/span&gt;, kanın sökün edip gelmesi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Hayız (âdet görme) hâlinin en azı üç, ortalaması beş ve en &lt;span class="SpellE"&gt;ço&lt;/span&gt;&lt;span class="SpellE"&gt;ğu&lt;/span&gt; on gündür.&lt;a title="" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=3985983941068766396&amp;amp;postID=3219807756021646666#_ftn3" name="_ftnref3"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;h3 style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;&lt;a name="_Toc111332849"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc111332485"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="SpellE"&gt;Nifas&lt;/span&gt;:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;(Kadınlardan) doğum sonrası gelen kandır. En çok kırk gün gelir, en azı için (şu kadar gün gelir diye) bir sınırlama yapılamaz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;h3 style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&lt;a name="_Toc111332850"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc111332486"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="SpellE"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;İstihaza&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;&lt;h3 style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Üç günden az bir süre devam eden yahut &lt;span class="SpellE"&gt;hayızlıda&lt;/span&gt; on &lt;span class="SpellE"&gt;gününî&lt;/span&gt; sonunda, &lt;span class="SpellE"&gt;lohusa&lt;/span&gt; olan kadında ise kırk günden sonra görülen &lt;span class="SpellE"&gt;kanaj&lt;/span&gt; &lt;span class="SpellE"&gt;istihaza&lt;/span&gt; denir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;h3 style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&lt;a name="_Toc111332851"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc111332487"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';font-size:100%;"&gt;iki Hayız Arasında Temiz Kalınan günler&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;İki hayız arasında en az on beş gün temiz kalınır. Daha fazlası için bir sınırlama yapılamaz. Kendisinden &lt;span class="SpellE"&gt;istihaza&lt;/span&gt; kanı&lt;a title="" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=3985983941068766396&amp;amp;postID=3219807756021646666#_ftn4" name="_ftnref4"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; gel&amp;shy;mekte iken erginlik çağma gelenler bu hükmün dışındadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;h3 style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&lt;a name="_Toc111332852"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc111332488"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';font-size:100%;"&gt;Hayız ve &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="SpellE"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;Nifas&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt; Sebebiyle Haram Olan Şeyler&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Hayız ve &lt;span class="SpellE"&gt;nifasla&lt;/span&gt; sekiz şey haram olur (ki bunlar):&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(1)&lt;/b&gt; Namaz (kılmak),&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(2)&lt;/b&gt; oruç (tutmak),&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(3)&lt;/b&gt; &lt;span class="SpellE"&gt;Kur'an'dan&lt;/span&gt; bir &lt;span class="SpellE"&gt;âyeti&lt;/span&gt;; okumak ve&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(4)&lt;/b&gt; ona kılıfsız olarak dokunmak, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(5)&lt;/b&gt; camiye girmek, &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(6)&lt;/b&gt; Kabe'yi tavaf etmek,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(7)&lt;/b&gt; cinsel ilişkide bulunmak,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(8&lt;/b&gt;) göbek al&amp;shy;tıyla diz kapağının altı arasında kalan bölgeden yararlanmaktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Hayız ve &lt;span class="SpellE"&gt;lohusalık&lt;/span&gt; hâllerinde gelen kanın azamî kesilme müddetinden sonra gusletmeksizin cinsel ilişkide bulunmak helâl&amp;shy;dir. Âdet günleri dolmadan kan kesildiğinde, cinsî münasebette bulunmamalıdır. Ancak yıkanmak veya (bir özürden dolayı) te&amp;shy;yemmüm edip namaz kılmak yahut kan kesildikten sonra gusledip (namaz için) &lt;span class="SpellE"&gt;iftitah&lt;/span&gt; tekbiri alarak (o vaktin) namazına borçlana&amp;shy;cak kadar veya daha fazla zaman bulmak şartıyla cinsel ilişki helâl olur. (İçinde bulunulan namaz) vakti çıkıncaya kadar, yıkan&amp;shy;maksızın ve (özürden dolayı) teyemmüm etmeksizin cinsel ilişkide bulunulmaz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span class="SpellE"&gt;Hayızlı&lt;/span&gt; ve &lt;span class="SpellE"&gt;lohusa&lt;/span&gt; olanlar (âdetleri sona erince) oruçlarını ka&lt;span class="SpellE"&gt;za&lt;/span&gt; ederler, namazlarını ise kaza etmezler.&lt;a title="" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=3985983941068766396&amp;amp;postID=3219807756021646666#_ftn5" name="_ftnref5"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;[5]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;h3 style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&lt;a name="_Toc111332853"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc111332489"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';font-size:100%;"&gt;Cünüplük Sebebiyle Haram Olan Şeyler&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Cünüplük sebebiyle haram olan şeyler beştir:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(1)&lt;/b&gt; Namaz kılmak, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(2)&lt;/b&gt; &lt;span class="SpellE"&gt;Kur'an'dan&lt;/span&gt; bir âyet (dahi olsun) oku&amp;shy;mak,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(3)&lt;/b&gt; &lt;span class="SpellE"&gt;Kur'ân&lt;/span&gt; âyetlerine kılıfsız dokunmak, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(4)&lt;/b&gt; camiye girmek ve&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(5)&lt;/b&gt; tavaf etmek.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;h3 style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&lt;a name="_Toc111332854"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc111332490"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="SpellE"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;Abdestsizlere&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt; Haram Olan Şeyler&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span class="SpellE"&gt;Abdestsiz&lt;/span&gt; olanlara üç şey haramdır (ki bunlar):&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(1)&lt;/b&gt; Namaz kılmak,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(2)&lt;/b&gt; tavaf etmek,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;(3)&lt;/b&gt; Mushaf ı kılıfsız tutmaktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;h3 style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&lt;a name="_Toc111332855"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc111332491"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="SpellE"&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;İstihaza&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt; Kanıyla İlgili Hükümler&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:'Times New Roman';"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span class="SpellE"&gt;İstihaza&lt;/span&gt; kanı, sürekli akan burun kanı gibidir; namaz kılma&amp;shy;ya, oruç tutmaya ve cinsel ilişkide bulunmaya engel değildir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Kendisinden &lt;span class="SpellE"&gt;istihaza&lt;/span&gt; kanı gelenler, tıpkı idrarım ve büyük &lt;span class="SpellE"&gt;abdestini&lt;/span&gt; tutamayan özürlüler gibi her namaz vaktinde &lt;span class="SpellE"&gt;abdest&lt;/span&gt; alırlar ve bununla diledikleri kadar farz ve nafile namaz kılabilir&amp;shy;ler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;em&gt;Nuru'l İzah Tercümesi&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;h3 style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;--------------------------------------------------------:&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://ebook/nurulizah/008.htm#_ftnref1" name="_ftn1"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:78%;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:78%;"&gt; Bize göre âdetten kesilme yaşı elli beştir. Fetva bu yönde verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://ebook/nurulizah/008.htm#_ftnref2" name="_ftn2"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:78%;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:78%;"&gt; İlâhî âdetin tecellisiyledir ki, kadınlar gebe kaldıklarında rahimlerinin (döİî; yataklarının) ağzı doğum zamanına kadar kapanır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://ebook/nurulizah/008.htm#_ftnref3" name="_ftn3"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:78%;"&gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:78%;"&gt; En az, en çok ve ortalama müddet için başvurulacak yer, Rasûlullah (Aley-ğ hissalâtü vessdâm)m (konuyla ilgili) açık ifadesidir.&lt;br /&gt;îmam Şafiî, en azının bir gün bir gece, en çoğunun ise on beş gün. olduğu, hayzın çoğunlukla aîh yahut yedi gün devam ettiği görüşündedir.&lt;br /&gt;Bunu da birkaç kadın üzerinde yaptığı araştırmaya dayandırmaktadır^ Ne var ki (açık hüküm ve ) nassın yanında içtihadın yeri yoktur. Yapılan ek sik araştırma bir mânâ ifâde etmez; bütün kadınlar üzerinde tam ve eninö boyuna araştırma yapmak ise imkânsızdır. *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn4" href="http://ebook/nurulizah/008.htm#_ftnref4" name="_ftn4"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:78%;"&gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:78%;"&gt; îstihâza kanı gelmekte iken erginlik çağına gelenler hayız müddetlerini,', kanı gördükleri ilk günden itibaren on gün olarak belirlerler. Kan ister ayını evvelinde, ister ortasında, isterse sonunda görülsün fark etmez. Kanın' görüldüğü ilk günden itibaren namaz ve oruç terkedilir. Kendisinden; hastalık kanı gelmekte olanlar da doğum yaptıklarında lohusalık sürelerini, kırk gün olarak tayin ederler. Böyle yapmanın şu faydası vardır:&lt;br /&gt;Biz böylelerinin on gün müddetle oruç tutmamaları gerektiğini j arkasından on beş gün müddetle oruç tutmalarının farz olduğunu; söyleyebiliriz. Sonra bunlar temiz kabul ettikleri günleri belirleyerek bui günlerde tutamadıkları oruçlarını kaza etmelidirler. Öte yandan bu tesbitf: işinin, bu gibilerin iddetlerinin sona ermesinin tayini vs. gibi hususlarda, sayılamayacak kadar faydası vardır.&lt;br /&gt;Kendilerinde hastalık kanı görülmeyen bulûğ çağına ermiş kadınlar/ hayız görmeye başladıktan ve âdet günleri belli olduktan sonra gördükleri^ düzenli ve belli âdet günlerinin ardından kan kesilmez ve kan en fazla! hayızhhk ve lohusalık müddetleri bittiği halde gelmeye devam ederse hastalık kanının görülmediği zamanlardaki hayızhhk ve lohusahfe müddetlerine itibar olunur. Bu müddet bittiği halde gelen kan istihaza kanıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn5" href="http://ebook/nurulizah/008.htm#_ftnref5" name="_ftn5"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:78%;"&gt;[5]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:78%;"&gt; Bunun üç delili vardır ki, birincisi Âişe (Radıyallahu anka)'nin rivayet ettiği, "Bu hallerden sonra biz orucumuzu kaza etmekle emrolunur, namazlarımızı kaza etmekle emrolunmazdık" tarzındaki hadistir. İkincisi, îcmâ' bu yönde cereyan etmiştir. Üçüncüsü ise, kalan namazlar fazlaca olup kazası zordur ve Allah Teâlâ, nezd-i ilâhîsinden bir ihsan olarak bize din hu&amp;shy;susunda hiçbir zorluk yüklememiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-3219807756021646666?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/3219807756021646666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=3219807756021646666&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/3219807756021646666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/3219807756021646666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/07/baz-hususi-haller.html' title='Bazı Hususi Haller'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TEbQ8BhjvgI/AAAAAAAADR8/gqBam0IKZFA/s72-c/abdest.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-6192473626488848395</id><published>2010-07-20T15:54:00.003+03:00</published><updated>2010-07-20T16:17:36.153+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Faydalı Bilgiler'/><title type='text'>İnsanlar Uykudadır</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://files.myopera.com/ayn%C5%9Finkaf/blog/4bf360e899048edd6662f96b2dce729a.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 462px; height: 365px;" src="http://files.myopera.com/ayn%C5%9Finkaf/blog/4bf360e899048edd6662f96b2dce729a.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;. Resulullah Efendimiz şöyle&lt;br /&gt;buyururlar:&lt;br /&gt;- İnsanlar uykudadır. Ölünce uyanırlar.&lt;br /&gt;Ancak ölümden sonra uyanabilen kişinin hali, ne&lt;br /&gt;kötüdür!&lt;br /&gt;Mürşid&lt;br /&gt;Kimin ki, Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’e&lt;br /&gt;bağlılığı gerçekten sabit olursa, Allah Resulü ona&lt;br /&gt;bir zırh giydirir, başına bir miğfer çeker, kendi&lt;br /&gt;kılıcını kuşatır. Kendi edep ve terbiyesinden, kendi&lt;br /&gt;şemailinden, kendi ahlâkından ona bir şeyler tahsis&lt;br /&gt;eder. Kendi elbiselerinden bazılarını ona bizzat&lt;br /&gt;giydirir. Daha sonra da, ümmeti içinde onu&lt;br /&gt;kendisine vekil, rehber ve ümmetini Allah yoluna&lt;br /&gt;davetçi yapar. Böylece o da, Allah Resulüne&lt;br /&gt;vekaleten, Muhammed ümmetinin içinde, Allah’a&lt;br /&gt;götüren kılavuz ve davetçi olur.&lt;br /&gt;Kalbini bir mescit yap. Orada, Allah’tan başka&lt;br /&gt;hiçbir şeye yer verme. Nitekim Allah, şöyle&lt;br /&gt;buyurur:&lt;br /&gt;- Hakikatte mescitler, Allah’ındır. Onun için, Allah&lt;br /&gt;ile birlikte hiçbir şeye tapmayın, (Cin, 72:18).&lt;br /&gt;Kalbini bir mescit yaptığı ve orada Allah’tan başka&lt;br /&gt;hiçbir şeye yer vermediği zaman, bir kulun derecesi&lt;br /&gt;yükselir. İslam’dan imana, imandan sarsılmaz bilgi&lt;br /&gt;ve inanca, oradan marifete, marifetten ilme,&lt;br /&gt;ilimden muhabbete, muhabbetten mahbubiyete&lt;br /&gt;yükselir. Daha sonra ise, talep eden ve arayan&lt;br /&gt;durumundan, talep olunan ve aranan durumuna&lt;br /&gt;yükselir. Kalp aynası saflaşmış, temizlenmiştir.&lt;br /&gt;Peygamberinin daimi uyanıklık haline vâris&lt;br /&gt;olmuştur. Zira Allah Resulünün gözleri uyurdu,&lt;br /&gt;fakat kalbi asla uyumazdı. Önünü gördüğü gibi,&lt;br /&gt;arkasını da görürdü.&lt;br /&gt;Her insanın uyanıklığı kendi halincedir. Hiçbir&lt;br /&gt;kimse, Resulullah Efendimizin uyanıklığı&lt;br /&gt;seviyesine erişemez. Gene hiçbir kimse, Allah&lt;br /&gt;Resulünün hususiyetlerine denk hususiyet sahibi&lt;br /&gt;olmaya muktedir olamaz. Şu var ki, onun&lt;br /&gt;ümmetinin abdalları ile velileri, ondan kalan&lt;br /&gt;yiyeceklerle içeceklerin üzerine gelirler.&lt;br /&gt;Mürid’e behemehal bir kılavuz, bir rehber lâzımdır.&lt;br /&gt;Zira o öyle bir çöldedir ki, orada akrepler, yılanlar,&lt;br /&gt;âfetler vardır. Susuzluk vardır. Yırtıcı, vahşi&lt;br /&gt;hayvanlar vardır. İşte kılavuz, onu bu âfetlerden&lt;br /&gt;korur. Su bulunan yerleri gösterir. Meyvalı&lt;br /&gt;ağaçların bulunduğu bölgelere götürür. Halbuki tek&lt;br /&gt;başına, kılavuzsuz olduğu takdirde, yırtıcı&lt;br /&gt;hayvanların, akreplerin, yılanların, âfetlerin&lt;br /&gt;bulunduğu bölgelere düşer. Perişan olur, mahvolur.&lt;br /&gt;Allah yolunda bir rehber bulduğun an, ona hemen&lt;br /&gt;yapış. Hiç şüphe yok ki, mânâ onun dışında&lt;br /&gt;değildir, içindedir. Onun çevrendeki bütün diğer&lt;br /&gt;insanlardan daha faziletli ve üstün bil. Her yönüyle&lt;br /&gt;mürşidine bağlı ol.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Fethü´r Rabbani&lt;br /&gt;Gavs´ül Azam&lt;br /&gt;Abdülkadir Geylani&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-6192473626488848395?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/6192473626488848395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=6192473626488848395&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/6192473626488848395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/6192473626488848395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/07/insanlar-uykudadr.html' title='İnsanlar Uykudadır'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-7917801960479045600</id><published>2010-07-15T12:32:00.002+03:00</published><updated>2010-07-15T12:38:02.514+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fetvalar'/><title type='text'>Ayetlerle Alakalı Bir Kısım Soru ve Cevaplar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TD7W4OsQueI/AAAAAAAADRc/cU1CWXOSLOI/s1600/aktarma.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 288px; height: 269px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TD7W4OsQueI/AAAAAAAADRc/cU1CWXOSLOI/s320/aktarma.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494064856943344098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="content"&gt;&lt;b&gt;51 - Soru: Karısı ölen bir kimsenin baldızıyla  evlenebileceğini biliyoruz. Sure-i Nisa'nın 23. ayetinde geçen "İlla ma kad  selef" istisnası neyi ifade etmektedir? Ben Arapça bilmediğim için bu illâ  kelimesinde bir şart ve şurut olmasına zahip oluyorum. Burasını bizlere  açıklamanızı rica ediyorum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Sure-i Nisa'nın 23. ayetinde "iki kız  kardeşi birlikte almanız da haram kılındı" buyurduktan sonra, "İllâ mâ kad  selef" istisnası "ancak" (cahiliyyet devrinde) geçen geçmiştir" mânâsını  taşımaktadır.&lt;br /&gt; İslâmiyet gelmezden önce, cahiliyyet devrinin insanları, iki  kız kardeşi birlikte nikâhı altında toplamakta bir mahzur görmezlerdi. Bu Ayet-i  Kerime bunu yasaklamış ve cahiliyyet devrinde geçenden sorumlu tutmamıştır.  Ancak mezkûr Ayet-i Celile indiği zaman nikâhı altında iki kız kardeş  bulunduranlar, bunlardan birisini boşamakla mükellef tutulmuşlardır.&lt;br /&gt; Bu  kimseler sonradan İslâmiyet'i kabul etmeye geldiğinde, nikâhı altında iki kız  kardeş bulunduğunu söylemesi üzerine Peygamber Efendimiz (sav), "iki zevcen"den  dilediğini (birini) boşa" buyurmuştur. (İbni Mace, c.l, s.627)&lt;br /&gt;&lt;b&gt;52 - Soru:  Dünyanın döndüğüne delâlet eden ayet veya hadis var mıdır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Sure-i  Neml'in 88. ayet-i kerimesinde şöyle buyurulmaktadır: "Sen dağları görür, onları  yerinde durur sanırsın. Halbuki onlar bulut geçer gibi geçer gider. (Bu) her  şeyi sapasağlam yapan Allah'ın san'atıdır. Şüphesiz ki O, ne yaparsanız hakkıyla  haberdardır."&lt;br /&gt; Bu Ayet-i Kerimede dünyanın döndüğüne dair bir sarahat yoksa  da bu cihete bir işaret vardır. Müfessir Elmalılı M.Hamdi Yazır (merhum), Hak  Dini Kur'an Dili isimli tefsirinin 5. cilt, 3709. sayfasında şöyle ifade  etmektedir: "Müteahhirinden birtakımları (ve hiye temürru) fi'linin de hâle ait  olması lâzım geleceğine hükmederek bununla arzın hareketini isbata  çalışmışlardır."&lt;br /&gt;&lt;b&gt;53 - Soru: Kur'an-ı Kerim'in harekesinin bid'at olduğunu  söylüyorlar. Bu hususta delilleri ile birlikte bilgi vermenizi  arzederiz.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Kur'an-ı Kerim'in harekesi, evet, sonradan konulmuş  olup daha kolay okunmasını temenni etmek içindir. Hicretin birinci asrı  ortalarında Nahiv ilminin vâzıı Ebü'l-Esved ed-Düeli tarafından yapılmıştır.  (Tefsir Tarihi, c. 1, s. 32)&lt;br /&gt;&lt;b&gt;54 - Soru: Kur'an-ı Kerim'de mukaddes Mekke  şehri hangi isimlerle anılmıştır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Sure-i Al-i İmran'ın 96.  ayetinde "Bekke", Sure-i Şûra'nın 7. ayetinde "Ümmü'l-kurâ" ve Tin Suresi'nin 3.  ayetinde "Beledü'l-Emin" olarak geçmektedir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;55 - Soru: Kur'an-ı  Kerim'deki "Ülaike" kelimelerinin altına konulan "kasr" kelimesi ne mânâsına  gelmektedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: "Kasr" kısa mânâsına olup vavdan önceki harfin  uzatılmamasına tenbih ve işaret için konulmuş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;56 - Soru:  Kur'an-ı Kerim'de Tevbe suresi ne için Besmele ile başlamamıştır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap:  Bu surenin "Enfal" suresinin devamı olduğunu ve bu sebeple de "Besmele"  yazılmadığını söyleyenler vardır. Bir de bu surenin indirildiği sırada Peygamber  Efendimiz "Besmele" yazılmasını emretmiş değildir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;57 - Soru: "İnaan için  ancak sâ'yinden başkası yoktur" mealindeki sure-i Necm'in 39. ayeti Mevkuufat'm  "Hac ani'1-ğayr" bahsinde "mensuhtur" deniliyor. Açıklar mısınız?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap:  Bu görüşte olan ilim erbabı varsa da bunun aksini söyleyen, yani bu ayetin  mensuh olmadığını ifade eden de vardır. Elmalılı tefsirinin c. 6, s. 4610'da  şöyle denilmektedir: "Bunun mensuh olduğuna dair söylenen söz, sahih değildir.  Cumhur indinde bu muhkemdir."&lt;br /&gt;&lt;b&gt;58 - Soru: Yahudilerin devlet kuramayacağına  dair ayet ve hadis var mıdır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Gerek Ayet-i Kerimede gerekse  Hadis-i Şerifte, Yahudilerin hükümet kuramayacağına dair bir sarahat yoktur.  Sure-i Bakara'nın 61. ayetinde onlar hakkında şöyle buyrulmaktadır: "Onların  üzerine bir horluk ve yoksulluk vuruldu. Allah'tan(cc) bir gazaba da uğradılar."  Bu zillet ve meskenetin, bu cezaya müstehak olan o günkü Yahudilerin olabileceği  hatıra gelen ihtimallerdendir. İkinci cihet de, her ne kadar onlar bir devlet  kurmuş şeklinde görülüyorsa da, bu, zengin Amerikan Yahudilerinin, mütefennin  Alman Yahudilerinin ve ihtilalci Rus Yahudilerinin, tertipleri sonucu kurulmuş  bir devlet olmaktadır. Hor ve zelil, şeref ve itibardan uzak olmak, onların  üzerinden kalkmış sayılmaz.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;59 - Soru: Kur'an-ı Kerim kaç  harftir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Bu hususta iki ayrı rivayet vardır: Birincisi 325 bin,  345'tir. Diğer rivayette ise, 325 bin 743'tür. Kur'an-ı Kerim'in kelimelerinin  sayısının ise 77 bin 439 olduğunda ittifak vardır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;60 - Soru: Allahü  Zülcelâl'in "Allah'a giden yolu bulmak için bir vesile bir vasıta arayın"  buyruğu Kur'an-ı kerim'in neresinde ve hangi ayettedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Sure-i  Maide'nin 35. ayet-i kerimesi olup şu mealdedir: "Ey iman edenler, Allah'tan  korkun, O'na (yaklaşmaya) vesile arayın ve O'nun yolunda savaşın, ta ki  muradınıza eresiniz."&lt;br /&gt;&lt;b&gt;61 - Soru: Ayet-i Kerimede Cenab-ı Hak, "İnsanların  ömrü (eceli olacak) tekaddüm ve teahhür etmez" buyuruyor. Hadis-i Şerifte ise,  "Sadaka belâyı def eder ve ömrü ziyade eder" buyurulmaktadır. Bu hususta ne  dersiniz?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Ayet-i Kerimede "Ecel geldiğinde te'hir edilmez ve öne  de alınmaz" buyrulmuştur. Ömrün uzayacağına ait delil ile bu Ayet-i Kerime  arasında bir uyuşmazlık ve çelişki yoktur. "Ecel geldiği zaman" tabiri dikkate  alındığı zaman, sözün mefhum-ı muhalifinden ecel gelmeden önce, ilâhi sır  çerçevesi içerisinde ömrün uzaması vakidir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;62 - Soru: Kur'an-ı Kerim'de  Ay'a çıkmanın mevcut olduğunu söylüyorlar. Bu görüş doğru mudur?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap:  Kur'an-ı Kerim'de sarahaten böyle bir beyan yoktur. İddia sahibinin sure ve ayet  belirterek delil göstermesi gerekir. İşaret yolu ile olan bazı dakik mânâları  anlamak ise ehlinin işidir. Keyfi tefsir tehlikeli bir yoldur.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;63 - Soru:  Kur'an-ı Kerim'deki nâsih ve mensuh Ayet-i kerimeler kaç tanedir? Ayet  numaraları ile açıklar mısınız?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Kur'an-ı Kerim'de 66 tane nâsih ve  mensuh ayet bulunmaktadır. Bunların hangi ayetler olduğunun izahına bu sütunlar  müsait değildir. Bu hususta yazılmış müstakil eserler bulunmaktadır, onları  tetkik ediniz.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;64 - Soru: Mekaasidü't-Talibin adlı kitapta "Sure-i Hamd"  diye bir sure ismi geçmekte. Bu isme Kur'an-ı Kerim'de rastlamadım. Sure-i  Hamd'den murat nedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: "el-Hamd", Fatiha suresinin  isimlerindendir.Başında "el-Hamd" bulunduğu veya baştan sona hamd mânâsını  tazammun etmesi itibariyle bu ismi almıştır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;65 - Soru: Kur'an-ı Kerim'in  6666 ayet olduğunu biliyoruz. Ancak bunların hangi hususlara dair olduğunu  açıkça bilememekteyiz. Bu hususu açıklar mısınız?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Kur'an-ı  Kerim'in ayetleri, Zemahşeri'ye göre 6666 ayettir. İbni Kemalpaşa bunları manzum  olarak şöyle taksim etmektedir:&lt;br /&gt;Bilmek istersen eğer sen aded-i  âyâtı,&lt;br /&gt;Cümlesi altı bin altı yüz altmışaltı.&lt;br /&gt;Binidir va'd beyanında anın,  bini vaid;&lt;br /&gt;Binidir emr-ü ibadet, bini nehy-ü tehdid.&lt;br /&gt;Bini emsâl-ü iberdir,  bini abâr-u kasas,&lt;br /&gt;Beşyüz âyâtı helâl ile harama muhtas.&lt;br /&gt;Buldu yüz ayeti  tesbih-u duada çü rüsûh,&lt;br /&gt;Altmış altısı dahi ayet-i nâsih, mensûh.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;66 -  Soru: Mushaf neye denir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Kur'an-ı Kerim'in bütün ayet ve  surelerinin tamamını içine alan mukaddes kitabımıza "Mushaf" adı  verilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;67 - Soru: Sure nedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Kur'an-ı Kerim'in en  az üç ayetini içine alan, müstakil bir isimle anılmış ve diğerlerinden ayrılmış  bulunan müstakil bir parçadan ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;68 - Soru: Ayet  nedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap: Kur'an-ı Kerim'e ait cümlenin, üst ve alt taraftan ayrılmış  bulunan parçasına "Ayet" adı verilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;69 - Soru: Cünüp bulunan bir  kimse veya âdet gören bir kadın Kur'an-ı Kerim'i dinleyebilir mi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cevap:  Evet, dinleyebilir. Bunlara yasak olan, Kur'an-ı Kerim'den bir bütün ayet  okumaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;em&gt;&lt;blockquote&gt;Mehmet Emre Hoca Efendi Fetvaları&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/em&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-7917801960479045600?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/7917801960479045600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=7917801960479045600&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7917801960479045600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7917801960479045600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/07/ayetlerle-alakal-bir-ksm-soru-ve.html' title='Ayetlerle Alakalı Bir Kısım Soru ve Cevaplar'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TD7W4OsQueI/AAAAAAAADRc/cU1CWXOSLOI/s72-c/aktarma.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-6249949672651456444</id><published>2010-06-18T17:31:00.002+03:00</published><updated>2010-06-18T17:39:33.312+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadis-i Şerif'/><title type='text'>Kabir Azabından Kurtaran Haller</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TBuE-OhD8kI/AAAAAAAADQ0/hDCzavIcXA0/s1600/kres4f35f3554f341d19by.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484123175837233730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TBuE-OhD8kI/AAAAAAAADQ0/hDCzavIcXA0/s320/kres4f35f3554f341d19by.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Taberani el-Kebır'de Hakim-i Tirnıizi Nevadir el-Usul'de Isbehani Tergib'de Abdurrahman bin Semurete (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Bir gün Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem,) yanımıza gel&amp;shy;di. Buyurdu ki:&lt;br /&gt;Dün akşam acaip bir şey gördüm. Ümmetimden, ruhunu almak için kendisine melek*ül-mevt gelen bir adam gördüm. Onun, ana babasına yaptığı iyilikler, o meleği çevirdiler.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden, kabir azabına kapılmış bir adam gördüm. Onun aldığı abdestler gelip o azaptan onu kurtardılar.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden bir adam gördüm, şeytanlar etrafını sarmıştı&amp;shy;lar. Onun Allah'a yaptığı zikir geldi, onu onların arasından kurtardı.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden, azap meleklerinin etrafını sardığı bir adam gördüm. Namazı gelip onu, onların elinden kurtardı.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden bir adam gördüm, susuzluktan ağzını açmıştı. Vardığı her havuzdan kovuluyordu. Sonra orucu gelip ona su verdi, onu doyurdu.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden bir adam gördüm; yanında peygamberler hal&amp;shy;ka halka oturmuştular. O adamın, yaklaştığı her halka onu kovu&amp;shy;yordu. Sonra cenabetten yıkanması geldi, elinden tutup onu yanı&amp;shy;ma oturttu.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden bir adam gördüm, önü karanlık, arkası karan&amp;shy;lık, sağı karanlık, solu karanlik, altı karanlık, üstü karanlık O karanlıklar içinde şaşırmıştı, sonra Hacc ve Umresi gelip onu o karan&amp;shy;lıklardan kurtardılar. Etrafını nurlarla doldurdular&lt;br /&gt;Ve ümmetimden bir adam gördüm, müminlerle konuşur. Onlar onunla konuşmazdı. Sıla-i rahim geldi, «Ey müminler cemâati! onun&amp;shy;la konuşun» deyince onunla konuşmaya başladılar.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden birisini gördüm, eliyle ateşin alev ve kıvılcım&amp;shy;larını yüzünden kovuyordu. Sonra, verdiği sadakalar geldi, yüzüne bir örtü, başında gölgelik oldular.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden, birisini gördüm, her taraftan gelen zebaniler onu yakalamıştılar. Adamm yaptığı emr-i bi'1-mâruf nehy-i ani'l-münker gelip onu onların ellerinden kurtardılar, rahmet melekle&amp;shy;rinin ellerine teslim ettiler,&lt;br /&gt;Ve ümmetimden, bir adam gördüm, dizleri üzerine çömelmiş. Allah ile onun arasında bir perde vardı. Güzel ahlâkı geldi, elinden tuttu. Onu Allah'ın huzuruna bıraktı.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden sahifesi, sol eline verilmiş bir adam gördüm. Onun Allah'dan korkusu geldi, sahifesini sağ eline verdi.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden terazisi hafif kalmış bir adam gördüm. Yaptığı iyilikteki aşırılıklar gelip terazisini ağırlaştırdı.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden, cehennem kenarında olan bir adam gördüm. Allah korkusu gelip onu kurtardı. Adam ordan geçti.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden bir adamı ateş içinde gördüm. Dünyada Al&amp;shy;lah korkusundan akan göz yaşları gelip onu ateşten çekti.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden bir adam gördüm. Sırat köprüsü üstünde dur&amp;shy;muş, hurma yaprağının titrediği gibi titriyordu. Allah'a olan hüsn-ü zannı geldi. Titremesi durdu. Adam köprüden geçti.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden, sırat köprüsü üstünde bir adam gördüm. Ba&amp;shy;zen yavaş yürür. Bazen sürünürdü. Bana olan salavatlan geldi, elin&amp;shy;den tutup onu ayağa kaldırdılar ve adam geçti.&lt;br /&gt;Ve ümmetimden bir adam gördüm. Cennet kapılarına varmış, fakat kapılar ona kapalı... Lâilaheillallah şehadeti geldi, ona kapı&amp;shy;ları açtı ve onu cennete koydu.&lt;br /&gt;Ve dudakları makaslanan bir halk yığını gördüm. «Yâ Cibril kimdir bunlar?» dedim. O, dedi ki:&lt;br /&gt;«Bunlar halk arasında koğuculukla gezen insanlardır.»&lt;br /&gt;Ve dillerinden asılmış, erkekler gördüm. «Kimdir bunlar» de&amp;shy;dim. Cibril dedi ki:&lt;br /&gt;«Bunlar, mümin, kadın ve erlere haksız olarak iftira atanlardır.»&lt;br /&gt;Kurtubi dedi ki, bu büyük bir hadistir. Resûlullah (Sallaliâhû Aleyhi ve Sellem), özel ve korkunç hallerden kurtaran özel amelleri onda zikretmiştir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;---------------------------------------------------------------:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:courier new;font-size:85%;"&gt;İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-6249949672651456444?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/6249949672651456444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=6249949672651456444&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/6249949672651456444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/6249949672651456444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/06/kabir-azabndan-kurtaran-haller.html' title='Kabir Azabından Kurtaran Haller'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TBuE-OhD8kI/AAAAAAAADQ0/hDCzavIcXA0/s72-c/kres4f35f3554f341d19by.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-4069957058256711321</id><published>2010-06-16T09:38:00.003+03:00</published><updated>2010-06-16T09:56:55.115+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fetvalar'/><title type='text'>Giyimle Alakalı Bir Kısım Fetvalar</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TBh1nnpJCaI/AAAAAAAADQc/7IvPE2o6tqA/s1600/picture189.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483261869840468386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 275px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TBh1nnpJCaI/AAAAAAAADQc/7IvPE2o6tqA/s320/picture189.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2109 - Soru: Kadının başını örttüğü eşarp ve giydiği elbise zinete dahil midir?&lt;/strong&gt;Cevap: Sure-i Nur'un 31. ayetinde geçen "zinet" kelimesini, bazı ilim adamlarımız, zinetin kendisini anlamışlar ve "Zineti göstermek haram olunca, zinetin mahallini göstermek daha çok haramdır" demişlerdir. Birtakım İslam uleması da "zinet" kelimesinden muradın zinetin takıldığı yer olduğu görüşünü müdafaa etmişlerdir. Bu alimlerin görüşüne göre, başörtüsü zinete dahil olmaz. (Hak Dini Kur'an Dili c. 4, s. 3504)Kadınlar takındıkları zinet eşyalarının sarraf vitrinlerinde teşhir edilenlerine bakmanın yasak olmayışı, "zinet" kelimesinden, bunların takıldığı kulak, kol ve gerdan gibi mahallerin olduğu görüşünde bulunan İslam ulemasının tezini kuvvetlendirmektedir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2110 - Soru: Kadının ipek elbise giymesi caiz midir?&lt;/strong&gt;Cevap: Evet, caizdir. İpek elbise giymenin haramlığı sadece erkeklere mahsustur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2111 - Behce Fetvalarından: "Sarığın bir ucunu iki omuz arasına ve belin ortasına kadar sarkıtmak müstehabtır."&lt;/strong&gt; (H. Ec. 2/163)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2112 - Soru Kadınların saçlarını kesip, zülüf bırakmalan hakkında bilgi verir misiniz?&lt;/strong&gt;Cevap: Kadınların saçlarını uzatmaları ve her bakımdan erkeğe benzemekten sakınmaları gerekir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2113 - Soru: Dizden aşağıya inen bir mantonun altına kısa etekli elbise giymek caiz midir?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Manto altına da olsa böyle bir elbiseyi giymek mahzurludur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2114 - Soru: Ailelerimiz topuğa kadar uzun elbise giyse mantoya lüzum kalmadan gezebilir mi? Elbise üzerine manto giymek şart mı?&lt;/strong&gt;Cevap: Topuğa kadar elbise giymiş olsa bile, başını, boynunu, göğüslerini ve arkasını örtecek bir çarşaf ve benzeri şeyle kapatması gerekir. Zira vücut hatlarını ve göğüslerini belli eden bir elbiseye bürünmüş bir kadın, "giyinmiş çıplak" sayılmıştır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2115 - Soru: Bir kadın, zinet olarak, ne gibi şeyleri takınabilir?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Kadınlar, altın ve gümüş gibi madeni eşyadan, inci ve mücevherat gibi kıymetli taşlardan yapılmış zinet eşyasını takınabilirler. Ancak bunları yabancı erkeklerin dikkatini çekmeyecek şekilde takınmayı; eri için ve evi içinde takmayı prensip edinmelidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2116 - Behce Fetvalarından: "Erkeklere ipek elbise giymek haramdır." (H. Ec. 2/163)Açıklama: Erkeklerin giymesi haram olan ipek, kurdun imal ettiği ipektir. Suni ipek, pamuk ve keten hükmünde olup giyilmesinde hiçbir mahzur yoktur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2117 - Soru: Kadınların moda icabı fırfırlı, süslü, uzun etek giymeleri İslam'a uygun mudur? Bunların bel kısmı dar, yerde sürünen kısmı ise geniş bulunmakatır, ne dersiniz?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Kadın, giyinip kuşanmasında, modayı değil İslam dininin tesettür esaslarını dikkate almalıdır. Giyinişi sade, elbise altını göstermeyecek kadar kalın ve vücut hatlarını belli etmeyecek kadar bol olmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2118 - Soru: Bugünkü kızların okumaları veya kadın öğretmenlerin ders verdikleri sınıfta başlarını açmaları caiz görülmüş müdür?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Kadın cinsinin ilim tahsil etmesi yasaklanmış değildir. Ancak tesettüre riayet edimelidir. Tahsil sırasında tek başına yolculuk yapmaktan sakınmalı. Yalnız kadınların bulunduğu bir yerde ilim tahsil etme imkanını araştırmalıdır. Bunlara riayet edemediği zaman dini müsaade de verilemez.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2119 - Soru: Kadın gömlek giyebilir mi? Gömleğin cebi sağ tarafta olursa kadın gömleğidir. Erkek giyemez diyorlar; doğru mu?&lt;/strong&gt;Cevap: Kadın, tesettüre riayet etmek şartıyla gömlek de giyebilir. Cebin sağda veya solda olması, kadının veya erkeğin giymesine dini açıdan mani teşkil etmez.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2120 - Soru: Kimsenin bulunmadığı yerde avret mahallini örtmek gerekir mi?&lt;/strong&gt;Cevap: Avret mahallini örtmek, hem Hakk'ın hem de halkın hakkı bulunan bir husustur. Bu itibarla, kendisinden başka kimsenin bulunmadığı bir yerde dahi avret mahallinin örtülmesi, sahih olan kavle göre vaciptir. Peygamber Efendimiz (sav) bir Hadis-i Şeriflerinde: "Avret mahallimi içimdeki elbisemden gizlemek mümkün olsa elbette ondan bile gizlerdim." buyurmuşlardır. Hz. Ali (ra): "İnsan avret mahallini açınca yanındaki melekler utancından yüzlerini çevirirler" buyurmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2121 - Kravat takmak bid'at midir, değil midir&lt;/strong&gt;?Cevap: Sünnet olan bir giyecek nevine dahil değildir. Adet ve giyiniş olan şeylerde vüs'at vardır. Dalalet sebebi olan bid'at, daha ziyade inanç ve ibadetlerde münhasırdır. Kravat, küfrün sembolü sayılan eşyadan değildir. İsteyen takmaktadır. Bu husustaki müsaade, ancak bir ruhsat-ı şer'iyyedir. Vazifesi, içtimai mevkii itibariyle takmak zaruretini hisseden kimseler, bu ruhsattan faydalanarak takabilirler. İstemeyen veya böyle bir mecburiyeti bulunmayan kimse ise azimetle amel etmeyi tercih etmelidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2122 - Soru: Kot pantolon giymekte bir beis var mı?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Bahsi geçen pantolon erkekler için dar olmamak şartıyla İslami tesettürü yerine getirir ise de, dinine bağlı bir erkek sünnete uygun veya yakın biçimde giyinmelidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2123 - Soru: Yaz mevsiminde gerek ticaret, gerekse serinlemek için plaja gidilebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Et satıcılarının müşteri aradığı adeta bir pazar gibi bir yerde mütedeyyin bir insanın bulunması tabii ki doğru değildir. Kadınların bulunmayacağı bir yerde, diz kapaklanna kadar olan kısmın örtülmüş olması halinde ve orada kendisinden başka erkek varsa, onlar da böylesine tesettüre riayet ederlerse denize girilebilir. İslam dini, denize girmeyi değil, tesettürü ihlal etmeyi yasak kılmıştır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2124 - Soru: Erkeklere haram olan ipek elbiseyi erkek çocuklarına giydirmekte bir mahzur var mı?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Erkekler için olan mahzur, erkek çocuklar için de geçerlidir. Bunun mahzuru ve sorumluluğu anne ve babayadır. Zira onları alan ve giydiren anne ve babalardır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2125 - Soru: Ben, 15 yaşımdan 20 yaşıma kadar Almanya'da ata sporumuz olan güreşe çalıştım. Bu sahada üstün başarılar elde ettim. Daha sonra vatani görevimi yapmak için memleketime gittim. Şimdi ise terhis olup tekrar Almanya'da çalışmaktayım. Fakat bu hizmetlerin içerisine girdiğim için güreşmemde bir mahzur var mı?&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Güreş yapmanızda bir mahzur yoksa da, göbekten diz kapağı altına kadar olan kısmı kapalı bulundurmanız şarttır. Güreş ata sporudur. Tesettür (örtünme) de Allah'ın (cc) emridir. Atalarımızın kisbet giyerek güreştiği de unutulmamalıdır. İster yağlı güreş ister serbest veya grekoromen tarzında güreşler olsun, hepsinde göbekten diz kapağına kadar olan kısmı örtmek şartı ile güreşmenizde bir mahzur yoktur. Aksi halde, güreşeceğim diye, bu kısımları açmak doğru değildir.&lt;strong&gt;2126 - Soru: İpek elbise giymenin erkeklere haram olduğunu biliyor ve inanıyoruz. Acaba yüzü ipekten olan bir yorgan hakkında dinimizin hükmü nedir?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Yorgan da bir nevi elbise hükmündedir. İpek yorganı kullanmak caiz görmemektedir. (Fetava-i Hindiye c. 5, s. 331)2127 - &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Soru: Bir kitapta; "Bir erkek haram olan ipeği dünyada giyerse, ahirette ipek giymekten mahrum olur. İpek ise, cennet elbisesidir. O halde cennete giremez" deniliyor. Bu hususta hüküm nedir?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Bu iddia, haram olan ipeği, helal olduğuna inanarak giymesi halinde doğrudur. Haram olduğuna inanarak giymesi halinde cennete girmemeyi gerektirecek bir suç mahiyetinde kabul edilemez. İsyanı inkar seviyesinde değerlendirme, doğru bir kıyas yolu değildir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2128 - Soru: Bazı eserlerde sakalı kesmenin haram olduğu yazılıyor. Siz ne dersiniz?&lt;/strong&gt;Cevap: Sakal bırakmak sünnettir. Hiç sakal bırakmamış bir kimsenin tıraş olması bu sünneti ihmal olmaktadır. Bunun hükmü de kerahatle ifade edilir. Şayet sakalı bırakır da sonra keser ise, bu kerahet, katmerleşerek haram olur. Çünkü sünneti hor görme anlamı taşımaktadır. Yoksa mutlak manada sakalı tıraş haram olsa, bırakmasının da farz veya vacib olması gerekir. Hükme medhar olacak noktayı iyi tesbit etmek gerekir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;.2130 - Soru: Bugünkü adetlerin gereği olan kumaş elbiselerin giyimi ve dikimi, değişik modeller üzerine yapılması, yabancılara uymak gibi bir mana ifade etmesi sebebiyle bir mahzur teşkil etmekte midir&lt;/strong&gt;?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Örf ve adetlere mahsus işlerde bir genişlik vardır. Bu itibarla, elbiseden beklenen gaye, tesettürü temin etmesidir. Bu tesettürü sünnete uygun biçimde ifa etmeye çalışmak, evla olan tarafı ifade eden bir husus olmaktadır. Gayrimüslimlere benzemek tehlikesi, küfrün sembolü olarak kabul edilen haç, zünnar vesairededir. Böyle bir benzeyişten ve bir de moda kabuğunun içine sokularak Müslümanların arasında yayılmak istenen çıplaklık temayülünden son derece sakınmalıdır&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;em&gt;Mehmet Emre Hoca Efendi Fetvaları&lt;/em&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-4069957058256711321?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/4069957058256711321/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=4069957058256711321&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4069957058256711321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4069957058256711321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/06/giyimle-alakal-bir-ksm-fetvalar.html' title='Giyimle Alakalı Bir Kısım Fetvalar'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TBh1nnpJCaI/AAAAAAAADQc/7IvPE2o6tqA/s72-c/picture189.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-508311362051942787</id><published>2010-06-11T16:54:00.002+03:00</published><updated>2010-06-11T17:00:09.271+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asr-ı Saadet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><title type='text'>En Büyük Hastalığımız: Gıybet</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TBJBH4KkNmI/AAAAAAAADQM/NIlBYYPFm7U/s1600/53ce6f30da4352f83571bcffecfdda23_1268416295.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5481515300054906466" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 324px; CURSOR: hand; HEIGHT: 208px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TBJBH4KkNmI/AAAAAAAADQM/NIlBYYPFm7U/s320/53ce6f30da4352f83571bcffecfdda23_1268416295.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"İnsan öldürmek dinde haram olduğu gibi, bir adamın arkasından gıybetini yapmak da haram&amp;shy;dır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kimsenin arkasından, söylenenleri işittiği takdirde gü&amp;shy;&amp;shy;ceneceği bir ayıp ve kusurunu başkalarına lisanen anmak veya göz veya el ile işaret ederek veya herhangi bir surette anlatmak veya ayıplamak gıybettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gıybet ve çekiştirme bir afet-i lisaniyedir ki, insanlar ara&amp;shy;sın&amp;shy;da lâzım olan sevgi, saygı, bağlılık ve yardımlaşma gibi bir takım yüksek meziyetlerin aradan kalkıp, bunların ye&amp;shy;ri&amp;shy;ne buğz, adavet, nifak, zulüm, hıyanet ve düşmana karşı ittifak&amp;shy;sızlık ve bunlara terettüp eden fena neticeleri ortaya çıka&amp;shy;rır ki, bu da esaret ve zillete düşmeyi mucip olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Said-i Hudrî’ye (r.a.) Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Ves&amp;shy;selâm buyurmuşlar ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Semaya isra olunduğum gece, yani Miraç gecesi bir kav&amp;shy;me uğradım. Yanlarında et kesilir, sonra eti yutarlar. Sonra onlara denilir: ‘Yeyiniz kardeşinizin etinden, yediği&amp;shy;nizi yiyiniz.’&lt;br /&gt;“Dedim: ‘Ya Cebrail bunlar kimlerdir?’ Dedi: ‘Bunlar üm&amp;shy;metinden, lemmazlar yani gıybetçilerdir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Bir kimsenin şahsı veya eşyasından bir şey hakkında mev&amp;shy;cut bir kusuru o kimsenin gıyabında ayıp ve kusur sa&amp;shy;ya&amp;shy;rak, başkalarına sayıp dökmek gıybet olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakih Ebu’l-Leys (r.h.) Tenbihu’l-Gafilin adlı kitabında de&amp;shy;miş ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir kimse birisi hakkında, ‘Fulanın elbisesi uzun&amp;shy;dur veyahut kısadır’ dese, libas sahibi o sözden gücenecekse o söz gıybet olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin huzur-u saadetlerine kısa boylu bir kadın gelmiş.&lt;br /&gt;Meramını giderdikten sonra yanlarından ayrıldığında, Hazret-i Aişe (r.anha) kadın hakkında, “Ne acep kısa kadın&amp;shy;mış” demiş.&lt;br /&gt;Hazret-i Peygamber (a.s.m.), “Gıybet ettin” buyurmuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Aişe validemiz, “Ya Resulallah, ancak onda olanı söyledim” demiş.&lt;br /&gt;Resul-ü Ekrem (a.s.m.) buyurmuşlar ki: “Onda olan çir&amp;shy;ki&amp;shy;ni andın.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5481515309178392450" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 312px; CURSOR: hand; HEIGHT: 224px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TBJBIaJxj4I/AAAAAAAADQU/JrQyBfIWCgo/s320/giybet.jpg" border="0" /&gt;İbrahim bin Ethem Hazretleri buyurur ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yalancı dünyanı dostlarına vermekten buhledersin, âhi&amp;shy;retini de sevmediğin düşmanına bahşiş çekmede cömert&amp;shy;lik edersin. Ancak ne buhlünde özür sahibisin, ne de bu cö&amp;shy;mert&amp;shy;likte makbulsün.”&lt;br /&gt;Yani dostlarına dünya işlerinde yardım etmekten cimri&amp;shy;lik edersin, sevmediğin kimselere ise arkalarından gıybet etmekle uhrevî amellerinin sevaplarını o gıybet ettiğin kim&amp;shy;se&amp;shy;lere verirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Hasan-ı Basrî Hazretlerine bir kimse, “Seni filan adam gıy&amp;shy;bet etti” demiş.&lt;br /&gt;Bunun üzerine Hasan-ı Basrî, gıybet eden kimseye bir tabak dolusu hurma hediye göndermiş, onu böylece ikram et&amp;shy;miş ve demiş ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sen bana hasenatından, sevaplarından ikram etmişsin. Bu ikramına karşı ben layıkı vechiyle mukabelede buluna&amp;shy;ma&amp;shy;yacağım, mazur görünüz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kimse başka birini gıybet ederse, gıybet olunan kim&amp;shy;seye gıybet eden kimsenin sevapları Cenab-ı Hak tarafından verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashab-ı Kiramdan Ebu Ümame demiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kıyamet gü&amp;shy;nün&amp;shy;de herkesin amel defteri eline verilirken bir kısım kim&amp;shy;seler görür ki, defterinde işlemediği amellerin sevapları var. Der ki: ‘Ya Rab bunlar nereden gelmiş?’ Buyu&amp;shy;ru&amp;shy;lur ki: ‘Bunlar se&amp;shy;nin haberin yokken insanların seni gıybet etmeleri sebebiy&amp;shy;le verilmiştir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suddi Radıyallahu Anh buyurdu ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir seferde bir kısım zâtlarla birlikte Selman-ı Farisî de var&amp;shy;dı. O cemaatte Hazret-i Ömer de mevcuttu. Cemaat bir yer&amp;shy;&amp;shy;de konakladı. Yemeklerini hazırladılar. Cemaatten bazı&amp;shy;ları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yemek hazır, Selman çadırlara girmek istemiyor” dedi&amp;shy;ler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Selman’a, “Hazret-i Peygamber Efendimize (a.s.m.) git, bizim için biraz yemek iste” dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selman, Hazret-i Peygambere gitti. Cemaatin bu arzu&amp;shy;su&amp;shy;nu söyleyince, Hazret-i Peygamber Efendimiz buyurdular ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Onlara haber ver, onlar katıklandılar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selman-ı Farisî gelerek Hazret-i Peygamber Efendimizin bu sözünü tebliğ etti. Cemaat Selman-ı Farisî’ye dedi ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Biz henüz bir şey yemedik.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selman-ı Farisî, “Peygamber Efendimiz size yalan söyle&amp;shy;medi” dedi.&lt;br /&gt;Cemaat bunun üzerine huzur-u saadete geldiler. Hazret-i Resul onlara ferman etti ki:&lt;br /&gt;“Kardeşiniz uyurken söylediğiniz şeyler size katık oldu.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra da Sûre-i Hucurat’ın 12. âyet-i celilesini cemaata oku&amp;shy;&amp;shy;dular. Meal-i âlisi şudur ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ey mü’minler, zannın birçoğundan kaçının. Çünkü zan&amp;shy;nın bir kısmı büyük günahtır. Birbirinizin gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayın; birbirinizi gıybet de etmeyin. Siz&amp;shy;den biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksinirsiniz. Öyleyse Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah tevbeleri kabul edici ve çok merhamet edicidir.”&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Yazar: Zübeyir Gündüzalp&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-508311362051942787?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/508311362051942787/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=508311362051942787&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/508311362051942787'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/508311362051942787'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/06/en-buyuk-hastalgmz-gybet.html' title='En Büyük Hastalığımız: Gıybet'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TBJBH4KkNmI/AAAAAAAADQM/NIlBYYPFm7U/s72-c/53ce6f30da4352f83571bcffecfdda23_1268416295.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-341694107086556408</id><published>2010-06-11T16:25:00.003+03:00</published><updated>2010-06-11T16:39:34.787+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asr-ı Saadet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kıssa'/><title type='text'>Bizlerin En Büyük Gafleti: Haset</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TBI8cC0mSaI/AAAAAAAADQE/CAXzihd--Tg/s1600/Unbenannt-1-Kopie.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5481510148954802594" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 353px; CURSOR: hand; HEIGHT: 161px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TBI8cC0mSaI/AAAAAAAADQE/CAXzihd--Tg/s320/Unbenannt-1-Kopie.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Peygamber Efendimize on yıl boyunca hizmet eden ve Allah Resulünün terbiyesinde yetişen Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Resul-i Ekrem Efendimiz ile oturuyorduk. Allah Resulü: "Birazdan yanınıza cennetlik bir adam gelecek, onu görmek ister misiniz" buyurdu. Çok geçmeden Medineli bir sahabi çıkageldi. Ayakkabılarını elinde tutuyor, yeni abdest aldığı için sakalından sular damlıyordu.&lt;br /&gt;Ertesi gün Efendimiz aynı sözleri tekrarladığında yine aynı sahabi mescidin kapısında beliriverdi. Bu durum üçüncü gün yine aynı şekilde yaşandığında, Ashab-ı Kiramdan ilme ve ibadete düşkünlüğü ile tanınan genç sahabi Abdullah bin Amr, Medineli sahabinin peşine düştü.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Abdullah bin Amr'ın merakı;&lt;br /&gt;Bu sahabi hangi ibadeti ya da hangi özelliği sayesinde cennetle müjdeleniyor, Allah Resulü bu müjdeyi neden üç gün boyunca tekrarlıyordu? Abdullah bin Amr bunu öğrenmeli ve Medineli sahabiyi cennete götürecek ameli kendisi de hayata geçirmeliydi. Medineli sahabinin kapısını çalarak, kalacak bir yerinin olmadığını, bir süre kendisini misafir etmesini rica etti. İsteği kabul edilince de üç gece bu sahabinin evinde kaldı ve onunla aynı odada yatıp uyudu.&lt;br /&gt;Seni hangi amel cennetlik yaptı?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Abdullah, adamın yanında kaldığı bu süre zarfında adamın davranışlarında bir farklılık göremedi. Gün boyu diğer Müslümanların yapmadığı ve sadece bu zatın yaptığı özel bir şey yoktu. Gece yarısı uyanıp ev sahibinin ne yapacağını merak etti. Acaba kaç rekât gece namazı kılacak, Rabbine yalvarırken neler söyleyecek, gözünden nasıl da yaşlar dökülecekti?&lt;br /&gt;Geceler boyu boşuna bekleyip durdu. Ev sahibi, geceleri kalkıp ibadet etmiyor, sabah namazına dek uyuyor, sadece uyanıp yatağında sağına soluna dönerken Allah'ı zikrediyor, tekbir getiriyordu. Büyük bir serveti olmadığı için sadaka dağıtamıyor, ancak konuşmasına çok dikkat ediyor, dilinden hayırlı ve güzel sözler dökülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Abdullah nihayet üçüncü günün sonunda işin aslını ev sahibine anlatarak şöyle sordu: Hz. Peygamber üç gün üst üste "Birazdan yanınıza cennet halkından birisi gelecektir" buyurdu. Efendimizin bu sözlerinden sonra her defasında sen çıkageldin. Bunun üzerine ben de birkaç gün senin yanında kalarak seni cennet halkından yapan amelini öğrenip onu işlemek istedim. Fakat bu üç gün içerisinde büyük bir amel yaptığını görmedim. Acaba seni bu mertebeye hangi amelin ulaştırmış olabilir?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-Hiçbir Müslüman'ı kıskanmam!&lt;br /&gt;Sahabi, Abdullah'a şu cevabı verdi: Senin gördüğünden başka yaptığım bir ibadetim yok.&lt;br /&gt;Ben Hiçbir Müslüman'a kin gütmem&lt;br /&gt;Abdullah gitmek üzere ayağa kalktı. Aradığı cevabı bulamamıştı. Resul-i Ekrem bu adamı neden hem de üç kez üst üste Cennetle müjdelemişti. Bu adamda olup da kendinde ve diğer kimselerde olmayan özellik hangisiydi? Bunları düşündüğü sırada Medineli sahabinin sesini duydu: Dur yeğenim, söylediğim gibi gördüğünün dışında benim hiçbir amelim yoktur, ancak şu var ki ben hiçbir Müslüman'a kin gütmem ve Allah'ın bir başkasına verdiği nimeti asla kıskanmam.&lt;br /&gt;Abdullah, bunun üzerine: 'Seni Cennetlik yapan ve bizim sahip olamadığımız şey işte budur' dedi. (Ahmed bin Hanbel, Müsned, III, 166)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;Not: Bahsi geçen sahabe, Sa'd bin Ebi Vakkas (r.anh.)Hazretleri olup Aşere-i Mübeşşere'dendir.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Aşere-i Mübeşşere:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#003333;"&gt;Ebu Bekr-i Sıddık (radiyallahu anh) &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#003333;"&gt;Ömer bin Hattab (radiyallahu anh)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#003333;"&gt;Osman bin Affan (radiyallahu anh) &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#003333;"&gt;Ali bin Ebu Talib (radiyallahu anh) &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#003333;"&gt;Talha bin Ubeydullah (radiyallahu anh) &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#003333;"&gt;Zübeyr bin Avvam (radiyallahu anh) &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#003333;"&gt;Abdurrahman bin Avf (radiyallahu anh) &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#003333;"&gt;Sa'd bin Ebi Vakkas (radiyallahu anh) &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#003333;"&gt;Said bin Zeyd (radiyallahu anh) &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ebu Ubeyde bin Cerrah (radiyallahu anh&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;. . .&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz!&lt;br /&gt;Medineli sahabi belki pek çoğumuz için sıradan bir kimse idi. Fakat o ağzından çıkan kelimelere dikkat eden ve güzel konuşan bir Müslüman'dı. Allah'a ve ahiret gününe inanan bir mümin olarak ya hayırlı bir söz söylüyor ya da susmayı tercih ediyordu. (bkz. Müslim, İman 74)&lt;br /&gt;O, Müminlere düşmanca davranmıyor, kin güderek, haset ederek güzel amellerini heba etmiyordu. Allah ve Resulü bütün Müslümanlara haset etmeyi haram kılmıştı&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;"Haset etmekten sakının. Zira ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi haset de iyilikleri yer bitirir."&lt;/span&gt; (&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Ebû Dâvûd, Edeb 44)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kin tutmak, Allah'ın nimet verdiği bir kimseyi kıskanmak, haset etmek insanları mutsuz ve huzursuz kılar. Kin tutanlar, yüreğinde nefret taşıyanlar, hırslarının ve nefislerinin kölesi olurlar. Ve cennete sadece yüreği özgür olanlar girebilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Enes bin Malik, Efendimiz'in şöyle buyurduğunu bizlere haber verir: "&lt;span style="color:#660000;"&gt;Birbirinize kin tutmayınız, hased etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz.&lt;/span&gt; (&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Buhârî, Edeb 57, 58, 62; Müslim, Birr 23, 24, 28, 30-32)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-341694107086556408?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/341694107086556408/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=341694107086556408&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/341694107086556408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/341694107086556408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/06/bizlerin-en-buyuk-gafleti-haset.html' title='Bizlerin En Büyük Gafleti: Haset'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TBI8cC0mSaI/AAAAAAAADQE/CAXzihd--Tg/s72-c/Unbenannt-1-Kopie.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-1452048467695894076</id><published>2010-06-07T09:25:00.003+03:00</published><updated>2010-06-07T10:19:06.121+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Faydalı Bilgiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadis-i Şerif'/><title type='text'>Az Yemek, İçmek</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TAydVReCjRI/AAAAAAAADPs/jhE69YSWxSA/s1600/P5292440.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5479927835395263762" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 345px; CURSOR: hand; HEIGHT: 265px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TAydVReCjRI/AAAAAAAADPs/jhE69YSWxSA/s320/P5292440.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;HZ.Ömer'den (r.a.) rivayetle:&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Allah'a en sevimli eviniz, içinde ikram gören bir yetimin bulundu&amp;shy;ğu evdir&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color:#33ccff;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;.[&lt;/span&gt;1]&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;HZ.İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sizin Allah'a en sevimli olanınız, az yiyip içen ve bedence hafif ola&amp;shy;nı nızdır&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color:#33ccff;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="ada99:003.htm#_ftn2" target="_self" name="_ftnref2"&gt;&lt;span style="color:#33ccff;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En büyük nimetlerden biri olan sağlık, ağız tadıyla hayat sürebilmenin en önemli unsurlarından biridir. Bunda dengeli ve ölçülü yiyip içmenin önemi elbetteki büyüktür.&lt;br /&gt;Sağlığı tahrip eden sebeplerin ilk sıralarında ise çok yemek, aşırı ve denge&amp;shy;siz beslenme gelmektedir. Böyle davranmak herşeyden önce sorumluluk getirir. Çünkü bunda vücud emanetini gerektiği gibi koruyamamak, tehlikeye atmak söz konusudur. Hadiste bildirildiğine göre vücudumuzun da bizim üzerimizde hakkı olduğuna göre ona karşı vazifemiz onu gerektiği gibi korumak, tehlikelere maruz bırakmamaktır. Aksi halde "Kendi kendinizi tehlikeye atmayınız&lt;span style="color:#33ccff;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="ada99:003.htm#_ftn3" target="_self" name="_ftnref3"&gt;&lt;span style="color:#33ccff;"&gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; âyetindeki îka-za girmekten kurtulamayız.&lt;br /&gt;Fazla beslenme sonucu ortaya çıkan şişmanlık her organa gerektiğinden fazla yük yüklemek, dolayısıyla onlara eziyet etmek, onları yormak demektir. 70 kiloluk bir vücuda hizmet etmesi gereken bir kalbin 80 kiloluk bir vücuda hizmet etme mecburiyetinde kalışını düşünün. Aslında bu başta kalb olmak üzere bir&amp;shy;çok organa zulmetmek demektir.&lt;br /&gt;İş bununla kalmamakta; şişmanlık, yüksek tansiyon, kalb, damar, böbrek, solunum, sindirim, kemik, eklem hastalıklarından tut, ânî ölümlere varıncaya ka&amp;shy;dar birçok rahatsızlıklara sebep olmaktadır. Sağlık kitaplarında bunlar bir bir an&amp;shy;latı.&lt;br /&gt;Kur'ân-ı Hakim, bu durumlara düşmememiz için ikazda bulunmakta, 'Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz&lt;span style="color:#33ccff;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn4" href="ada99:003.htm#_ftn4" target="_self" name="_ftnref4"&gt;&lt;span style="color:#33ccff;"&gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;buyurmaktadır. İslâm âlimleri bu âyeti sağfık açı&amp;shy;sından o kadar önemli görürler ki "Tıbbın yarısı işte budur!" derler.&lt;br /&gt;Peygamberimizin, âdemoğlunun doldurduğu kapların en kötüsünün mide ol&amp;shy;duğunu bildirişi oldukça manâlıdır. Yeme içmede takip edilmesi gereken usûlü de şöyle belirtmişlerdir: "Âdemoğluna belini doğrultacak kadar yemek yeterlidir. Eğer yemek istiyorsa midesini üçe ayırsın. Bir kısmını yemekle, bir kısmını da suyla doldursun. Üçte birini de boş bıraksın." Gelişen ilim bu hadîste tavsiye edilen usûlün insan hayatı için son derece faydalı olduğunu kabullenmekte, böyle davranmanın birçok hastalığa engel olduğunu belirtmektedir. Bu hususta diğer bir ölçü de iyice acıkmadan yemek yememe, yerken de daha iştah varken kalkmadır. Resûlullah zamanında Arabistan'a İran'dan bir doktor gelmiş, hasta&amp;shy;ları tedavi etmek istemişti. Ne var ki aradan günler geçtiği halde hiçbir hasta gel&amp;shy;memişti. Kendisine iş çıkmayacağını anlayınca Peygamberimize gelmiş, gitmek için izin istemişti. Fakat merak ettiği bir sorusu vardı. Sahabe ne yapıyordu da hasta olmuyordu? Peygamberimize sormadan edemedi. Şu cevabı verdi Pey&amp;shy;gamberimiz: "Benim Ashabım iyice acıkmadan yemek yemezler. Yedikleri za&amp;shy;man da tıka basa değil, daha iştahtan varken kalkarlar." İranlı doktor heyecan&amp;shy;landı ve şöyle dedi: "İşte sağlığın şartı budur!"&lt;br /&gt;İbni Sina da sağlıklı yaşamada, yeme içmede ölçülü olmanın önemli rolünü şöyle anlatır:&lt;br /&gt;"Tıp ilmini iki satırda topluyorum. Sözün güzelliği kısalığtndadır. Yediğin va&amp;shy;kit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifa, hazımdadır. Yani kolayca hazmedeceğin miktarı ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, ye&amp;shy;mek üstüne yemek yemektir."&lt;br /&gt;Sağlığı korumanın manevî hayata yönelik faydaları da vardır. Manevî haya&amp;shy;tın devamı, çokça ibadet edebilmek, şevk ve zevkle manevî hizmetlere yönete&amp;shy;bilmek için de sağlık çok önemlidir. Sağlık tehlikeye düştü mü, bu hizmetler de büyük ölçüde aksayacakta. Hasta insan îcabında yerinden kalkamazken, genç ve dinç bir kimse zevk ve şevkle kendini ibadete verebilecektir. "Kuvvetli mü'min zayıf mü'minden hayırlıdır" hadîsinin mânâlarından biri de "Sağlıklı mü'min, sağlığı bozuk mü'mine göre daha hayırlıdır" şeklindedir.&lt;br /&gt;Çok yiyip içme manevî hayatın zedelenmesine ele sebep olabilir. Çünkü böyle bir insan, manevî hayatı sarsabilen helali, haramı araştırma titizliğini de yitirebilir. Hele maneviyatı zayıfsa imkânları yetmediğinde kolaylıkla haramlara girebilir.&lt;br /&gt;Bu kısa izahtan sonra Allah'a en sevimli olan insanın az yiyip içen ve beden&amp;shy;ce hafif olan insan olarak belirtilmiş olmasının hikmet ve önemi herhalde daha iyi anlaşılmış olacaktır.&lt;br /&gt;---------------------------------------------------------------------:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;1-Beyhaki’nin Şi’bü’l-İman’ından.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;2Deylemi’nin Müsnedü’l-Firdevs’inden&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;3Bakara Sûresi, 195.A.C&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;4.A'raf Sûresi, 31.A.C&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-1452048467695894076?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/1452048467695894076/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=1452048467695894076&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/1452048467695894076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/1452048467695894076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/06/az-yemek-icmek.html' title='Az Yemek, İçmek'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TAydVReCjRI/AAAAAAAADPs/jhE69YSWxSA/s72-c/P5292440.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-4230629945373185818</id><published>2010-06-02T19:11:00.004+03:00</published><updated>2010-06-03T07:54:41.858+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Faydalı Bilgiler'/><title type='text'>Bir Kısım Dinî Deyimler</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TAc02Y8sEMI/AAAAAAAADPc/S-qwYxCqMmg/s1600/picture189.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5478405580734075074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 352px; CURSOR: hand; HEIGHT: 296px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TAc02Y8sEMI/AAAAAAAADPc/S-qwYxCqMmg/s320/picture189.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;3- İbadet&lt;/strong&gt;: Lûgatta kullukta bulunmak demektir. Şeriat teriminde "İyi niyete bağlı olarak yapılmasında sevab bulunan her iştir." Yüce Allah'a saygı ve itaat için yapılır. Namaz kılmak, oruç tutmak gibi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;4- Taat:&lt;/strong&gt; Emri benimseyip yerine getirmek demektir. Buna itaat de denir. Şeriatta itaat ise, yapılmasından dolayı sevab kazanılan herhangi bir iştir; gerek niyet bulunsun, gerek bulunmasın. Kur'an-ı Kerîm'i okumak gibi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;5- Kurbet:&lt;/strong&gt; Yakınlık demektir. Şeriatta ise, Yüce Allah'a manevî olarak yakınlığa sebeb olan herhangi güzel bir iştir. Sadakalar ve nafile kılınan namazlar gibi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;6- Niyet:&lt;/strong&gt; Kasıd manasındadır ki, kalbin bir şeyi yapmaya yönelmesi demektir. Şeriatta ise, yapılan bir görevle Yüce Allah'a ibadette bulunmayı ve O'na manevî bakımdan yaklaşmayı kasdetmektir. Bir işin ibadet olabilmesi için böyle bir niyete ihtiyaç vardır. Örnek: Biz namazlarımızı, yalnız Yüce Allah'ın emrine uymak için, O'nun nzasını kazanmak için kılarız. İşte bu, namaz hakkında bir niyettir. Yoksa başkalarına göstermek veya vücut sağlığı için namaz şeklinde yapılacak olan hareketler, Allah rızasını taşımadığı için, ibadet sayılmaz. Allah rızası niyetine bağlı bulunan temizlik gibi bir abdest de, bir ibadettir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;7- Teklif:&lt;/strong&gt; Bir kimseye zorluk veren bir şeyi emretmek ve ona yüklemek demektir. Şeriatta ise: İslam dininin ehliyet ve yetkiye sahib olan insanlara birtakım şeyler yapmalarını ve birtakım şeyleri yapmamalarını emredip yüklemesidir. Bunlarla din yönünden görevlenmiş olan bir insana da Mükellef (Yükümlü) denir. Çoğulu "Mükellefin"dir. İnsanlar yetki ve kudretleri nisbetinde mükellef (yükümlü) olurlar. Aklı bulunan ve bûluğ çağına ermiş olan kimsenin ehliyeti tam olacağından yükümlülüğü de öylece tam olur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;8- Akıl:&lt;/strong&gt; Ruhun bir kuvvetidir ki, insan onunla bilgi sahibi olur. İyi ile kötüyü ayırır ve eşyanın gerçek hallerini onunla anlar. Diğer bir tarife göre akıl ruhsal bir nurdur ki, insana gideceği yolu aydınlatır, insana hak ve gerçeği bildirir. Bu ruhsal kuvvete sahib olana akıllı kimse denir. Bundan yoksun olana da Mecnun (deli) denir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;9- Büluğ:&lt;/strong&gt; Belli bir çağa yetişmek ve belli birtakım vasıflara sahib olmak demektir. Belli bir yaşta bulunan ve belli vasıflara sahib olan kimseye "Baliğ ve Baliğa" denir. Şöyle ki: Uykuda gördüğü bir rüyadan dolayı üzerine gusletmek gereken (ihtilam olan) bir erkek baliğdir. Evlendiği takdirde çocuk yapabilecek genç bir erkek de baliğdir. Baliğ veya baliğa olma yaşının başlangıcı, erkek çocuklar için tam on iki, kız çocuklar için de tam dokuz yaştır. Bu yaşların sonu da her ikisinde tam on beş yaştır. Böyle on beş yaşını bitirmiş olduğu halde, kendisine ihtilam ve gebelik gibi buluğ eseri belirmeyen kimse, hükmen baliğ sayılır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;10- Hüküm:&lt;/strong&gt; Karar, bir şeyin sonucu olma, bir sonucu gerektirme, etki, emretme manalarında kullanılır. Din deyiminde ise, bir şeyin üzerine düşen eser demektir. Yükümlülerin (mükelleflerin) işleri ile ilgili olan dine ait hükümlerden her birine "Şer'î hüküm, çoğuluna da Ahkam-ı Şer'iye (Şer'î hükümler) denilir. Örnek: Zekat farzdır, hırsızlık haramdır, denilmesi birer Şer'î hükümdür. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;11- Ef'al-i Mükellefin (Yükümlülerin İşleri):&lt;/strong&gt; Mükellef insanların yaptıkları işlerdir ki, farz, vacib, sünnet, müstahab, helal, mubah, mekruh, haram, sahih, fasid, batıl gibi kısımlara ayrılır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;12- Farz:&lt;/strong&gt; Yapılması din yönünden kesin şekilde gerekli olan herhangi bir görevdir. Farz, kat'î ve zannî diye ikiye ayrıldığı gibi, farz-ı ayın ve farz-ı kifaye olarak da kısımlara ayrılır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;13- Farz-ı Kat'î (Kesin farz):&lt;/strong&gt; Kesin olarak şer'î bir delil ya Kur'an'ın açık bir ayeti yahut peygamberimizin sağlam bir hadisi ile yapılması emredilen ve istenen görevdir. Namaz ve zekat gibi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;14- Farz-ı Zannî:&lt;/strong&gt; Müctehidlerce kesin sayılan delile yakın bir derecede kuvvetli görülen ve böylece zannî bir delil ile sabit olan görevdir. Amel bakımından kesin farz kuvvetinde bulunur. Buna Farz-ı Amelî (amel bakımından farz) da denir. Aynı zamanda böyle bir farza, delilinin zannî olmasından dolayı "Vacib" adı da verilir. Buna göre farz-ı amelî, farz kısımlarının zayıfı, vacib kısımlarının da kuvvetlisi bulunmuş olur. Nitekim abdest almakta başa mutlak olarak meshetmek kesin bir farzdır. Fakat başın dörtte biri kadarını meshetmek ise, amelî bir farzdır. &lt;strong&gt;15- Farz-ı Ayn:&lt;/strong&gt; Yükümlü (mükellef) olan herkesin yapmak zorunda olduğu farzdır. Beş vakitte kılınan namazlar gibi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;16- Farz-ı Kifaye:&lt;/strong&gt; Yükümlülerden bazılarının yapmaları ile diğerlerinden düşen ibadetlerdir. Cenaze namazı gibi... Farzların yapılmasında büyük sevablar vardır. Özürsüz olarak yapılmamaları da, Allah'ın azabını gerektirir. Kifaye olan farzı, müslümanların bir kısmı yapmadığı takdirde, bundan haberi olan ve bunu yapmaya gücü yeten bütün müslümanlar Allah katında sorumlu olup günah işlemiş bulunurlar. Kesin olan farzı inkar etmek küfür olur. Amelî olan bir farzı inkar bid'attır, günahı gerektirir. Bütün bunlar farzların hükmüdür. Farzın çoğulu feraizdir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;17- Vacib:&lt;/strong&gt; Dinimizde yapılması kesinlik derecesinde bir delil ile sabit olmayan ve yine kuvvetli bir delil ile sabit görülen şeydir. Vitir ve bayram namazları gibi... Vaciblerin yapılmasında sevab vardır. Terk edilmeleri de azabı gerektirir. Vacibin inkar edilmesi bid'attır ve günahtır. Bunlar, vaciblerin hükmüdür. "Vecibe" sözü, bazen farz yerinde ve bazan da vacib yerinde kullanılır. Çoğulu "Vecaib"dir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;18- Sünnet:&lt;/strong&gt; Resulü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin farz olmayarak yaptığı işlerdir. Müekked sünnet ve gayr-i müekked sünnet kısımlarına ayrılır. Sünnet-i şerifin bir manası da kitabın başlangıç bölümünde geçmişti. Sünnetin çoğulu "Sünen"dir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;19- Sünnet-i Müekkede (Müekket, kuvvetli sünnet):&lt;/strong&gt; Peygamber Efendimizin devam edip de pek az yapmadıkları ibadetlerdir. Sabah, öğle ve akşam namazlarının sünnetleri gibi... İslam dininde önemle benimsenen ezan, ikamet ve cemaate devam gibi sünnetlere "Sünen-i Hüda" denir. Bunlar da birer müekked sünnettir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;20- Gayr-i Müekked Sünnet:&lt;/strong&gt; Peygamber Efendimizin ibadet maksadı ile bazan yapmış oldukları şeylerdir. Yatsı ve ikindi namazlannın ilk sünnetleri gibi... Peygamber Efendimizin yiyip içmeleri, giyinip kuşanmaları, oturup kalkmaları gibi, kendi öz hallerine ait işlere de, "Sünen-i Zevaid" adı verilmiştir. Bunlar da birer gayr-i müekked sünnet demektir. Müekked sünnetlerle "Sünnet-i Hüda" adı verilen sünnetlerin yapılmasında sevab vardır. Kasden terk edilmelerinde azab yoksa da, ayıplama vardır. Gayr-i müekked ile "Zevaid" sünnetlerin yapılması çok güzeldir. Sevgili peygamberimize uymanın bir nişanı olduğundan, bunları yapmak sevaba ve Peygamberimizin şefaatına kavuşmaya bir yoldur. Bunların yapılmaması azarlanmayı gerektirmez. İşte bunlar sünnetlerin hükümleridir. Ashab-ı Kiram'ın hal ve tutumlarına, onların izledikleri zühd ve takva yollarına da, biz Hanefîlerce sünnet denir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;21- Müstahab:&lt;/strong&gt; Lügat manası, sevilmiş şey demektir. Din deyiminde, Peygamber Efendimizin bazen yaptıkları ve bazen da terk ettikleri ibadettir. Kuşluk namazı gibi. Bu bir nevi müekked olmayan sünnettir. Peygamber Efendimiz, müstahab denilen bazı şeyleri sevmiş ve benimsemiştir. İlk devrin değerli müminleri de bunları seve seve yapmışlar ve bunların yapılmasını din kardeşlerine öğütlemişlerdir. Müstahab olan şeylere; "mendub, fazilet, nafile, tatavvu', edeb" adı da verilir. Şöyle ki: Müstahab olan şeye, sevabı çok olup yapılması istendiğinden ötürü mendub ve fazilet denilir. Farz ve vacib üzerine ilave olarak yapıldığı için de ona "Nafile" denilir. Kesin bir emre dayanmaksızın sadece bir sevab isteği ile yapıldığı için ona "Tatavvu" adı verilir. Güzel ve övgüye değer bir iş olduğu için de ona "Edeb" denmiştir. Bunun çoğulu "Adab"dır. Edeb üzerinde bilgi için bu eserin ahlak bölümüne müracaat edilsin. Müstahab olan şeyin yapılmasında sevab vardır. Terk edilmesinde azarlama ve ayıplama olmadığı gibi, tenzih yolu ile de kerahet yoktur. Bunlar da, müstahabların hükümleridir. Şafiî ve Hanbeli Mezheblerinin fıkıh alimlerine göre sünnetler, müstahablar ve mendublar birdir. Herhangi bir sünnete müstahab yahut mendub da denir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;22- Helal:&lt;/strong&gt; Dinde caiz görülen herhangi bir şeydir. Yapılmasından ve kullanılmasından dolayı ayıplama gerekmez. Helalin her çeşit lekeden arınmış olan saf ve tertemiz kısmına "Tîb ve Tayyib" denir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;23- Mubah:&lt;/strong&gt; Yapılması ve yapılmaması dinde caiz görülen şeydir. Ne yapılmasında, ne de yapılmamasında günah vardır. Helal olan bir yemeği yahut meyveyi yiyip yememek gibi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;24- Mekruh:&lt;/strong&gt; Lügatta sevilmeyen ve hoş görülmeyen şey demektir. Din deyiminde, yasaklığı sabit olmakla beraber, ona aykırı olarak da bir delil veya işaret görülen şeydir. Yapılması doğru olmayıp yapılmaması iyi olan bir iştir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;25- Kerahet:&lt;/strong&gt; Bir şeyi fena görmek, ona razı olmamak demektir. Kerahet iki kısma ayrılır: Kerahat-i Tahrimiyye ki, harama yakın olan mekruhtur. Kerahat-i Tenzihiyye ki, helala yakın olan kerahettir. Bu tarif İmam-ı Azam ve İmam Ebû Yusuf'a göredir. İmam Muhammed'e göre, tahrimen mekruh olan bir şey, haramdan sayılır. Haram gibi ahiret azabını gerektirir. Tenzihen mekruh olan bir şey ise, ittifakla helala yakındır. Böyle bir kerahetin yapılması azabı gerektirmez. Ancak yapılmaması sevab kazandırır. Fıkıh kitablarında bir kayda bağlanmaksızın mutlak olarak "Kerahet" sözü anılınca, bundan genellikle tahrimen kerahet kasdedilir. İleride görülecektir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;26- Haram:&lt;/strong&gt; Bir şeyin yapılması, kullanılması, yiyilip içilmesinin İslam dininde kesin bir delille yasaklanmış olmasıdır. Bu da "Haram liaynihi ve Haram ligayrihi" kısımlarına ayrılır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;27- Liaynihi Haram: &lt;/strong&gt;Aslı itibariyle herkes için haram olan şeydir. Şarab, akan kan ve lâşe gibi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;28- Ligayrihi Haram:&lt;/strong&gt; Aslında helal olup başkasının hakkından dolayı haram olan şeydir. Şeriat çerçevesinde sahibinin izni olmadıkça o şeyden başkaları faydalanamaz. Başkasına ait kıymetli bir malı veya yemeği izinsiz almak gibi... Haram olan şeylere "Muharremat" denir. Haramın yapılmamasından sevab kazanılır. Yapılması ise azabı gerektirir. Haram olduğu ittifakla kesin şekilde sabit olan bir şeyi helal saymak, insanı imandan çıkarır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;29- Sahih:&lt;/strong&gt; Rükün ve şartlarını toplayan herhangi bir ibadet veya işlemdir. Farz ve vaciblerini gözeterek kılınan bir namazın sahih olması gibi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;30- Caiz:&lt;/strong&gt; Dince yapılması yasak sayılmayan şey demektir. Bazan sahih yerinde, bazan da mubah yerinde kullanılır. Bazı işlemler dünya ahkamı bakımından sahih olduğu halde, ahiret ahkamı bakımından caiz olmaz. Cuma namazını kılmakla yükümlü olan bir kimsenin cuma ezanı okunurken yaptığı alışveriş muamelesi gibi. Böyle bir muamele sahihtir ve geçerlidir. Fakat manevî sorumluluğu gerektirdiği için caiz değildir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;31- Fasid:&lt;/strong&gt; Kendi başına sahih ve meşru iken, gayri meşru bir şeye yakınlığı sebebiyle meşru olmaktan çıkan şeydir. İbadet konusunda fasid ile batıl aynı hükümdedir. Meşru olan bir işi bozan, hükümsüz kılan şeye de "Müfsid" denir. Kasden yapılması azaba sebeb ise de, yanılarak yapılması azabı gerektirmez. Namaz içinde gülmek gibi. Gülmek, aslında sahih olan namazı bozar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;32- Batıl:&lt;/strong&gt; Rükünlerini veya şartlarını büsbütün veya kısmen kendisinde toplamayan herhangi bir ibadet ve muameledir. Bir özür bulunmaksızın abdestsiz kılınan namaz gibi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;33- Taharet:&lt;/strong&gt; Lügat manası temizlik ve nezafet demektir. Din deyiminde taharet, pislik ve necasetten arınmış olmak veya hades (abdestsizlik) denilen şer'î bir engelin kalkması halidir. Temiz olan şeye tahir, temizleyici şeye de "Tahûr veya Mutahhir" denir. Temizleme işine de, "Tathir" denir. Taharetler, Kübra (büyük) ve Suğra (küçük) diye ikiye ayrılır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;34- Taharet-i Suğra (Küçük Temizlik):&lt;/strong&gt; Abdestsizlik denilen hali gidermek için yapılan temizliktir, Abdest almak gibi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;35- Taheret-i Kübra (Büyük Temizlik):&lt;/strong&gt; Cünüblük ile hayız ve nifas denilen hallerden çıkmak için yapılan yıkanmadır ki, ağıza ve burna su vermek şartı ile bütün vücud yıkanır. Buna "gusül, iğtisal, boy abdesti" de denilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;36- Hades:&lt;/strong&gt; Bazı ibadetlerin yapılmasına şer'an engel olan ve hükmen necaset sayılan bir haldir.Hades-i asgar (küçük hades) ve hades-i ekber (büyük hades) kısımlarına ayrılır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;37- Hades-i asgar (küçük hades):&lt;/strong&gt; Yalnız abdest (taharet-i suğra) ile giderilen haldir. İdrar yapmak, vücudun herhangi bir yerinden kan çıkmak sebebiyle gelen abdestsizlik hali gibi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;38- Hades-i ekber (büyük hades):&lt;/strong&gt; Ağız ve burun dahil bütün vücudun yıkanması (büyük temizlik) ile giderilen taharetsizlik halidir Bu hal da cünüblükten, hayız ve nifas denilen hallerden meydana gelir. Bunların ayrıntılı olarak açıklamaları ileride gelecektir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;39- Hades&lt;/strong&gt;: Maddeten temiz ve pak olmayan herhangi bir şeydir. Buna "necis, gerçek necaset, pislik" de denir. Şöyle ki: Aslen veya geçici olarak temiz bulunmayan bir şeye necis ve necaset denir. Bunun çoğulu "Encas"dır. Örnek: Sidik aslen necis olduğu gibi, bulaştığı bir elbise de necis, pis ve murdardır. Aslen murdar olan şeye "Neces" de denir. Hakîkî necasetler, namazda bağışlanan mikdarlarına göre, "Necaset-i hafîfe" ve "Necaset-i galiza, mugallaze" kısımlarına ayrıldığı gibi, akıcı olup olmamaları bakımından da, "mayi" ve "camid" kısımlarına ve görülüp görülmemeleri bakımından da "necaset-i mer'iyye" ve "necaset-i gayr-i mer'iyye" kısımlarına ayrılır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;40- Necaset-i Hafife:&lt;/strong&gt; Pis olduğu konusunda şer'î delil olmakla beraber aksine bir görüş de bulunan şeydir. Bu tür necasetler bir delile göre murdar görülmekte ise de, diğer bir delile göre murdar sayılmazlar. Eti yenen hayvanların idrarları gibi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;41- Necaset-i Galize:&lt;/strong&gt; Pisliği hakkında şer'î bir delil olup aksine başka bir delil bulunmayan şeydir. İnsan ve hayvan tersleri gibi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;42- Necaset-i Mer'iyye:&lt;/strong&gt; Yoğunluğu olan veya kuruduktan sonra görülebilen herhangi pis bir maddedir. Akan kanlar gibi... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;43- Necaset-i Gayr-i Mer'iyye:&lt;/strong&gt; Donup kalmayan veya bulaştığı yerde kuruduktan sonra görülmeyen herhangi pis bir maddedir. idrar gibi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-4230629945373185818?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/4230629945373185818/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=4230629945373185818&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4230629945373185818'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4230629945373185818'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2010/06/bir-ksm-dini-deyimler.html' title='Bir Kısım Dinî Deyimler'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/TAc02Y8sEMI/AAAAAAAADPc/S-qwYxCqMmg/s72-c/picture189.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-5809441723126530543</id><published>2009-11-23T16:44:00.004+02:00</published><updated>2009-11-23T17:10:21.518+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asr-ı Saadet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam&apos;da Aile'/><title type='text'>İslam'da Kadın Hakları</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SwqkkerkYKI/AAAAAAAADO0/1eNKtGVfFaY/s1600/_________.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407315249229750434" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 362px; CURSOR: hand; HEIGHT: 241px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SwqkkerkYKI/AAAAAAAADO0/1eNKtGVfFaY/s320/_________.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;em&gt;Birisine bir kız çocuğu müjdelenirse, üzüntüsünden yüzü simsiyah kesilir..." (Kur'ân-ı Kerîm 16 (en-Nahl)/58 )&lt;/em&gt; Bu âyette Allah (c.c.) cahiliyyet insanının kadına bakışını anlatır ve takbih eder. Halbuki&lt;em&gt;, "Allah diledigine kız, dilediğine erkek, dilediğine ikisini birden verir, dilediğini de kısır yapar." (Kur'ân-ı Kerîm 42 (es-Sûrâ)/49)&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Kadın da tıpkı erkek gibi doğar, erkek gibi insan yavrusudur. Şefkatte ve hediyede aralarını ayırırlarsa, anne baba sorumlu olurlar. Peygamberimizin vasiyyetini gözetmemiş olarak şefaatten mahrumiyeti hak ederler. Cahiliyyet duygularının insanlarda zaman zaman depreşeceğini bildiği için, Efendimiz kız çocuklarının, eğitimini özellikle vurgular ve &lt;em&gt;"üç, iki, hattâ bir kız çocuğunu, haklarını koruyarak yetiştiren babanın, Cennette kendisiyle beraber olacağını" (Ibn Mâce, edep3) &lt;/em&gt;duyurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Çocuğun kız doğmasında da erkekte olduğu gibi, "Şükür" olarak "akîka" kurbanı kesilir. Ismi güzel verilir, zorunlu eğitimi yaptırılır. Gerekli cinsel bilgileri anneden alır. Kur'ân'da ve Sünnette ilme teşvik eden hiç bir nas, kadınları bundan ayırmaz. Tersine, ihmale uğrayacaklarını bildiği için, Peygamberimiz özellikle kadın eğitimini tavsiye etmiş. haklarının korunmasını emretmiştir. Onun devrinde "müctehid" olan kadınlar yetişmiştir. (Meselâ Resûlüllah'ın (s.a.) zevceleri Âişe validemiz bunlardan biridir.)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kadın hiçbir konuda erkekten ayrı tutulmadan büyütülmüş ve yetiştirilmiş, sıra evlenmesine gelmiştir. Damat adayını görmesi bir hakkı ve aynı zamanda bir sünnettir. &lt;em&gt;Beğenmezse reddeder, velîlerin ve damat adayının ısrarı hiçbir şeyi değiştirmez.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Evlenirken ağırlığını koyar, damat adayından istediği kadar "mihir" alır. Mihir onun Allah'tarafından belirlenmiş en tabii hakkı ve hayat garantisidir. Harcama sahası, &lt;em&gt;meşru çerçevede&lt;/em&gt; tamamen kendi iradesine bağlıdır. Mihrini, ya da varsa diğer mal varlığını, hayır yolunda harcayabileceği gibi ticarî işletmelerde kullanabilir, şirketler kurar, şirketlere hisse senetleriyle ortak olur, kazanır ve kazandığını da istediği yerde harcar. Çünkü kendi sosyal güvenliği, kocaya varmakla garanti altına alınmıştır. Ev için ve kendisi için gerekli bütün zarûri harcamalar erkeğin sırtınadır. Erkek, &lt;span style="color:#330000;"&gt;elbiseni ya da süs malzemeni kendi kazancınla al, diyemez. Kendi varlığı ölçüsünde kadının nafakasını sağlamak zorundadır. Sağlayamayacaksa evlenemez. Evlendikten sonra sağlamazsa kadının boşanma talebi olumlu sonuçlanır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;Kocası onu tahkir edemez, onun hayat arkadaşı olduğunu unutmamak zorundadır, darılıp evinde yalnız bırakamaz. Erkeğin en hayırlısı, kadına en iyi davranandır.&lt;/span&gt; (&lt;em&gt;Bk. Buhâri, nikâh 43; Müslim, fedâil 68)&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Evde hanımıyla şakalaşmak, eğlenmek ve onu eğlendirmek kocanın görevlerindendir.&lt;br /&gt;Kadının hak-hukuk tanımayıp isyan etmesi dışında, sudan bahanelerle erkek karısını dövemez, (Karının dövülmesi konusunda Kur'ân-ı Kerîm 4 (en-Nisâ)/34 âyeti ve tefsirlerine bakılabilir. Örnek olarak bk. Ibn Kesîr N/257; Kurtubî NI/170,172,173; Elmalı N/1351; Ebû Dâvûd, menâsik 56; Ibn Mâce, menâsik 84; Müslim hac 147; Tirmizi, Rada'11; Ebû Dâvûd, menâsik 56; Halebî Sağîr s. 395; Halebî Kebîrs. 621; Canan, Terbiyes. 391;) hastalık kıskançlığından kaynaklanan şüphesinden ötürü karısını anî baskınlarla rahatsız edemez. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407315243676045266" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 256px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SwqkkJ_dj9I/AAAAAAAADOs/Qw7_Hypul4g/s320/aile%C3%B6%C3%B6.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadîslerinde ailesinden uzun zaman ayrı kalan birisinin, haber vermeden gece ansızın eve gelmesini yasaklamıştır. Bunda ayrıca koltuk altı, etek tıraşı ve süslenip taranmayla kocasına hazırlık yapabilme imkânı bulması da, sebep olarak zikredilmiştir. (Bu konuda bir hadîs-i şerîfin meâli şöyledir: "(Uzaklardan) geceleyin geldiğinde hanımmn yanına girme ki, bıçak kullanıp tıraş olsun, dağınıksa tarasın. (gelişine hazırlansın)" Buhârî, nikâli 121,122; Müslim, radâ' 58, imâret 181,182; Dârimî, nikâh 32, cihâd 163; Müsned NI/298. Hadîs şerhleri buna sebep olarak bir de, eve geceleyin aniden girmesinin, hanımının ihanetinden şüphelendiği anlamına gelebileceği ihtimalini gösterirler.)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kocanın karısını cinsel yönden tatmin görevi de vardır. Peygamberimiz, karısını düşünmeden, işini bitirerek hemen inen insanları horoza, yani hayvana benzetmiş ve sevişip okşama olmadan cinsel ilişkiye geçilmemesini tavsiye etmiştir. (Deylemî'den, Gazâlî, Ihyâ N/52 (Terc. N/129); Ayrıca bk. Suyutî, el Camiu's-sağîr (Fethu'I-Kadîr ile) VI/323) Çünkü erkek bakmakla hemen tahrik olabilir, ama kadın cinsel ilişkiye ancak uzun bir okşama döneminden sonra hazır hale gelir. Iyi bir erkek, karısını bu işe hazırlamayı başarabilen ve kendi doyduğu gibi onu da doyurabilen erkektir. Cinsel ilişkide sadece kendisini düşünen erkekler, karşısındakine zulmettiklerini ve işkence ederek zevk aldıklarını unutmamalıdırlar.&lt;br /&gt;Evlendikten sonra bir yıl içerisinde hiç cinsel ilişki yapamayan erkekten kadının ayrılma hakkı vardır. Kadın "peşin mihrini" almadan kendisini erkeğe teslim etmeyebilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kadının nafakası gibi, tedavisi ve ilâç harcamaları da kocaya aittir. Kadın ekmek yapamayan birisi ise, erkek hazır ekmek almak zorundadır. Süslenmesini istiyorsa, süs malzemeleri ve koku masrafi erkeğe aittir. Yılda yazlık ve kışlık olmak üzere iki takım elbise erkeğe aittir. Anlaşmazlik söz konusu olursa elbisenin nitelikleri mahalli idarelerce tesbit edilir. Kadın, kocası sefere çıkarken, gelmediği günler için nafakasına, ondan kefil alabilir. Âdetli günlerinde kocasından ayrı yatmak isterse, ayrı bir yatak istemek hakkıdır.&lt;br /&gt;Durumuna göre kadın kocasından hizmetçi isteyebilir. Hizmetçinin ücreti kocasına aittir. Örfe göre kadınların yapmaması ayıplanan ev işleri dışında kadın, hiçbir iş yapmak zorunda değildir.&lt;br /&gt;Ihtiyaç duyarsa kocasıyla aylık nafaka miktarında anlaşırlar. Yetmediğini anlarsa artırmasını ister, koca kabul etmezse mahkemeye başvurabilir.&lt;br /&gt;Kadın kocanın yakınlarını istemediği takdirde, kocası onu müstakil bir evde oturtmak zorundadır. Buna sebep olarak, kocasıyla oynaşmak ve yararlanmak arzusuna, onların bulunmasının engel olacağı gösterilmiştir. Hattâ cinsel ilişkiyi bilmeyecek kadar küçük olan çocuğu dışındakiler için de aynı sebeble ayrı odalar istemek, kadının hakkıdır.&lt;br /&gt;Kadının, haftada bir kez anne-babasını ziyaret hakkıvardır, erkek buna engel olamaz.&lt;br /&gt;Erkeğin haklarına bir zarar vemeyen meşru işlerde; kadının meşru çerçevede çalışmak hakkıdır.&lt;br /&gt;Âdet ve lohusalıktan ötürü hamama gitmek istediği takdirde, hamam parasını erkek verir, ancak hamamda avret yerlerinin açılmamasına riayet edilmediği biliniyorsa, kadın hamama gönderilmez.&lt;br /&gt;"Ric'î" (dönülebilir) ya da "bâin" talakla boşanan karısının her türlü nafakasını, iddeti içerisinde erkek verir.&lt;br /&gt;Bu söylediklerimiz bütün fıkıh kitaplannda kadının erkek üzerindeki hakları sayılırken açıklanan konulardan sadece birkaç örnektir. Sonra bunlar birer tavsiye niteliğinde değil, yaptırımı olan kanûni haklardır. Karadeniz'de, Anadolu'da. şurada-buradâ kadınlar çalıştırılıyor ve ancak erkeğin yapabileceği zor işler altında eziliyorlarsa, bunun suçu İslam'ın değil, Islâmı onların hayatından uzaklaştıranların olsa gerektir.,&lt;br /&gt;Bir seçim sözkonusu olduğunda kadının seçme hakkının bulunduğunu çoğu Islâm bilginleri söylemişlerdir. Çünkü onların böyle bir hakkının olmadığına dair hiçbir delil yoktur. Kaldı ki seçme, "bey"at"tan ibarettir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Halbuki, Peygamberimiz kadınlardan da bey'at almıştır. (bk. Kur'ân-ı Kerîm 60/12 âyeti ve tefsirleri.) &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hz. Ömer'den sonra seçilecek halife için, evlenmemiş genç kızlar dahil, herkesten fikir alınmıştır.(bk. Muhammed Hamîdullah, Islâm Müesseselerine Giriş Ist.1981, s. 112 (Ibn Kesîr'den nakil))&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407315232913771922" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 280px; CURSOR: hand; HEIGHT: 262px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Swqkjh5iTZI/AAAAAAAADOk/PCqXiiEnbgI/s320/aile.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nihayet kadın öldüğünde kefeni de kocasına aittir. (Özet olarak sunduğumuz bu maddelerin daha geniş bir açıklaması için bk. Ibn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, Mısır 1380 (1960) NI/571 vd. Ayrıca bütün fıkıh kitaplarının nafaka bölümleri ve özellikle Serahsî, Mebsût V/180 vd.)&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi kadın geçim konusunda hiçbir derdi ve endişesi olmayan, yani alabildiğine sosyal güvenliği bulunan bir insandır. Ve bütün bunlar bir anlaşmazlık sözkonusu olduğunda mahkeme kararı ile belirlenecek olan kanunî haklardır. Yoksa Islâm'da karı-koca birbirinden devamlı hak koparmak için çekişip duran iki düşman kutup değildirler. Birbirlerini tamamlayan, birbirlerine yardım eden, destek olan, huzur ve moral kaynağı oluşturan, bir bütünün iki yarım parçasıdırlar. Tıpkı Peygamberimiz'in ev işlerine yardım etmesi, Hz. Ali ile eşi Fatıma arasında iş bölümü yapması gibi. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-5809441723126530543?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/5809441723126530543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=5809441723126530543&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/5809441723126530543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/5809441723126530543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/11/islamda-kadn-haklar.html' title='İslam&apos;da Kadın Hakları'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SwqkkerkYKI/AAAAAAAADO0/1eNKtGVfFaY/s72-c/_________.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-2550524414040905262</id><published>2009-11-03T10:47:00.006+02:00</published><updated>2009-11-03T12:21:59.302+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mektubat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müctehidin'/><title type='text'>266.Mektup'tan Önemli Notlar.(İmam-ı Rabbani (k.s))</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SvADvy3w-4I/AAAAAAAADNk/cMzxRgeGGZA/s1600-h/beyazitcami.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5399820072861629314" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 381px; CURSOR: hand; HEIGHT: 221px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SvADvy3w-4I/AAAAAAAADNk/cMzxRgeGGZA/s320/beyazitcami.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İBÂDETLER: Îmânı, i’tikâdı düzeltdikden sonra, fıkh ahkâmını, [ya’nî dînimizin emr etdiği ve yasak etdiği işleri] öğrenmek, elbette lâzımdır. Farzları, vâcibleri, halâl ve harâmları, sünnet ve mekrûhları ve şübhelileri lüzûmu kadar öğrenmeli ve bu bilgi ile hareket etmelidir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Fıkh kitâblarını öğrenmek, her müslimâna lâzımdır. [Bunları bilmeden müslimânlık olmaz.] Allahü teâlânın emrlerini yapmağa, Onun beğendiği gibi yaşamağa çalışmalıdır. Onun en çok beğendiği ve emr etdiği şey, &lt;strong&gt;hergün beş vakt nemâz kılmakdır&lt;/strong&gt;. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nemâz, dînin direğidir. Nemâzın, ehemmiyyetinden ve nasıl kılınacağından birkaç şey bildireceğim. Cân kulağı ile dinleyiniz! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Önce, sünnete [ya’nî fıkh kitâblarında yazılana] tâm uygun olarak, abdest almalıdır. Abdest alırken yıkanması lâzım olan yerleri üç def’a ve her def’asında, her taraflarını temâm yıkamağa çok dikkat etmelidir. Böylece, sünnete uygun abdest alınmış olur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Başa mesh ederken, başın her tarafını kaplıyarak sığamalıdır. Kulakları ve enseyi iyi mesh etmelidir. Ayak parmaklarını hilâllerken, [ya’nî parmak aralarını temizlerken] sol elin küçük parmağını, ayak parmaklarının alt tarafından, aralarına sokulması bildirilmişdir. Buna ehemmiyyet vermeli, müstehab diyip geçmemelidir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Müstehabları hafîf görmemelidir. Bunlar, Allahü teâlânın sevdiği şeylerdir ve beğendikleridir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eğer, bütün dünyâyı vermekle, beğendiği bir işin yapılabileceği bilinmiş olsa ve dünyâyı verip o iş yapılabilse, çok kâr edilmiş olur ve birkaç saksı parçası verip kıymetli bir elması ele geçirmek gibi olur. Yâhud, birkaç çakıl parçasını verip, ölmüş bir sevgilinin rûhunu geriye getirerek, hayât kazandırmak gibidir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nemâz, mü’minlerin mi’râcıdır. Ya’nî, mi’râc gecesinde Peygamberimize “sallallahü aleyhi ve sellem” ihsân olunan ni’metler, bu dünyâda, Onun ümmetine yalnız nemâzda tatdırılmakdadır. Erkekler, farz nemâzları cemâ’at ile kılmağa çok dikkat etmeli, hattâ birinci tekbîri imâm ile berâber almağı kaçırmamalıdır. [Kadınların gerek cemâ’at ile nemâz kılmak için, gerekse hâfız dinlemek veyâ mevlid dinlemek için, câmi’lerde erkekler arasına karışmaları ve hele sevâb kazanmak için Cum’a nemâzlarına gelmeleri günâhdır.]&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nemâzları vaktinde kılmak [ve vaktinde kıldığını bilmek] şartdır. [Yalnız iken, her nemâzı evvel vaktinde kılmalı, ikindiyi ve yatsıyı İmâm-ı a’zamın kavline göre kılmalıdır. Nemâz ne kadar geç kılınırsa sevâbı o kadar azalır. Müstehab olan vaktler, cemâ’at ile kılmak için, mescide gitmek içindir. Nemâzı kılmadan vakti çıkarsa, &lt;strong&gt;adam öldürmüş gibi büyük günâh olur&lt;/strong&gt;.&lt;strong&gt; Kazâ etmekle, bu günâh afv olmaz. Yalnız borc ödenir.&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Bu günâhı afv etdirmek için, tevbe-i nasûh yapmak veyâ hacc-i mebrûr yapmak lâzımdır. (İbn-i Âbidîn).]&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Nemâzda Kur’ân-ı kerîmi sünnet olan mikdârda okumalıdır. Rükû’de ve secdelerde hareketsiz durmak, herhâlde lâzımdır. Çünki, farz veyâ vâcibdir. Rükû’den kalkınca, öyle dik durmalıdır ki, kemikler yerlerine yerleşsin. Bundan sonra, bir mikdâr, bu şeklde durmak farzdır veyâ vâcib veyâ sünnet demişlerdir. İki secde arasında oturmak da böyledir. Bunlara herhâlde çok dikkat etmelidir. Rükû’de ve secdelerde tesbîh en az üç kerredir. Çoğu yedi veyâ onbirdir. İmâm için ise, cemâ’atin hâline göredir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kuvvetli bir insanın, sıkıntısı olmadığı zemânlarda, yalnız kılarken, tesbîhleri, en az mikdârda söylemesi, ne kadar utanacak bir hâldir. Hiç olmazsa, beş kerre söylemelidir. Secdeye yatarken, yere dahâ yakın azâyı, yere dahâ evvel koymalıdır. O hâlde, önce dizler, sonra eller, dahâ sonra burun, en sonra da alın konur. Dizlerden ve ellerden, evvelâ sağlar yere konur. Secdeden kalkarken, yukarıda olan a’zâ evvel kaldırılır. O hâlde, evvelâ alın kaldırılmalıdır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ayakda iken, secde yerine, rükû’de iken ayaklara, secdede burun ucuna ve otururken iki ellere veyâ kucağına bakılır. Bu söylediğimiz yerlere bakıp da, gözler etrâfa kaymaz ise, nemâz, cem’ıyyetle kılınabilir. Ya’nî kalb de, dünyâ düşüncelerinden kurtulabilir. Huşû’ hâsıl olur. Nitekim, Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” böyle buyurmuşdur. El parmaklarını rükû’de açmak ve secdede birbirlerine yapışdırmak sünnetdir. Bunlara da dikkat etmelidir. Parmakları açık yâhud bitişik bulundurmak sebebsiz, boş şeyler değildir. İslâmiyyetin sâhibi [ya’nî Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”] fâidelerini düşünerek böyle yapmışdır. Bizler için, islâmiyyetin sâhibine uymak kadar büyük bir fâide yokdur “aleyhissalevâtü vesselâm”. Bu söylediklerimiz, fıkh kitâblarında bildirilen şeyleri yapmağa teşvîkdir, heveslendirmekdir. Allahü teâlâ, bize ve size islâmiyyetin gösterdiği sâlih işleri yapmak nasîb etsin! Peygamberlerin seyyidi, efendisi, en iyisi, en üstünü hurmeti için “aleyhi ve aleyhim ve alâ âli küllin minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ”, bu düâmızı kabûl buyursun! Âmîn.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;...Tesavvuf yolu çokdur. Bunların içinde en lüzûmlusu ve en uygunu sünnete yapışan ve bid’atlerden kaçan büyüklerimizin yoludur. Bu büyükler, her sözlerinde ve her hareketlerinde, sünnete uyup da, kendilerinde hiçbir keşf, kerâmet, hâl, görüş ve bilişler hâsıl olmaz ise, hiç üzülmezler. Fekat bunların hepsi hâsıl olup da, sünnete uymakda gevşek davranırlarsa, bunları hiç beğenmezler. İşte bunun içindir ki, bunların yolunda simâ’ ve raks, [ya’nî mûsikî ve dans gibi şeyler] yasakdır. Böyle şeylerden hâsıl olacak lezzet ve hâllere kıymet vermemişlerdir. Hattâ, yüksek sesle zikr etmeğe bid’at demişler. Bundan hâsıl olan şeylere dönüp bakmamışlardır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tesavvufcuların birşeyi yapıp yapmaması, halâl veyâ harâm olmasını göstermez. Onlara bakılmaz. Yapdıklarına da birşey demeyiz. Ma’zûr görürüz. Onların hâlini, Allahü teâlâ bilir ve bildiği gibi karşılar. Birşeyin halâl veyâ harâm olduğunu anlamak için, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfenin, imâm-ı Ebû Yûsüf Ensârînin ve imâm-ı Muhammed Şeybânînin sözlerine bakılır&lt;/em&gt;.&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Ebû Bekr-i Şiblî ve Ebül-Hüseyn-i Nûrî ve Cüneyd-i Bağdâdî “rahmetullahi aleyhim” gibi, tesavvuf büyüklerinin yapıp yapmadıklarına bakılmaz. [Fekat, bunların islâmiyyetden verdikleri haberler çok doğrudur. Bildirdiklerinin hepsine inanmak ve uymak lâzımdır.]&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; İslâmiyyetden ve tarîkatden haberi olmıyan, ham sofular, pîrimiz böyle yapdı diye, behâne ederek, hayhuy etmeği, tegannî ve dans etmeği, din ve ibâdet hâline sokmuşlar. Bunlarla sevâb kazanıyoruz sanmışlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En’âm sûresinin yetmişinci ve A’râf sûresinin ellinci âyetinde meâlen, &lt;strong&gt;(Ey sevgili Peygamberim “sallallahü aleyhi ve sellem”! Dinlerini, ibâdetlerini, [şarkı ile, mûsikî ile] oyun ve eğlence hâline sokanlardan uzak ol! Onlar Cehenneme gideceklerdir) &lt;/strong&gt;buyurulmuşdur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-2550524414040905262?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/2550524414040905262/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=2550524414040905262&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/2550524414040905262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/2550524414040905262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/11/266mektuptan-onemli-notlarimam-rabbani.html' title='266.Mektup&apos;tan Önemli Notlar.(İmam-ı Rabbani (k.s))'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SvADvy3w-4I/AAAAAAAADNk/cMzxRgeGGZA/s72-c/beyazitcami.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-1779539044004470196</id><published>2009-10-23T13:41:00.006+03:00</published><updated>2009-10-23T15:24:55.812+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asr-ı Saadet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='(S.A.V)'/><title type='text'>Efendimiz'e (s.a.v) Yazılmış  Bir Güzel Mektup</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SuGf0RFqLsI/AAAAAAAADM0/vicvOrOVQ0U/s1600-h/gulilegelmo6jw5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5395769548855717570" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 340px; CURSOR: hand; HEIGHT: 303px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SuGf0RFqLsI/AAAAAAAADM0/vicvOrOVQ0U/s320/gulilegelmo6jw5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu mektup'tan haberim bugün oldu. Cumayı kıldığım yerdeki hoca okuyunca ve kimin yazdığını söyleyince, dünyam ve zihnim sarsıldı.. Allah razı olsun ey güzel yürek, Rabbim sendeki hassasiyeti bizede nasip eylesin.. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;O Mektup:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Babası Nebi Doğanay Medine de bir şirkette elektrik teknisyeni olarak çalışan Allah dostu ve peygamber aşığı bir kardeşimiz işin son günü sabah mesaisinde kendisine verilen teknik görevi tamamlayıp ayrılmak üzere iken Rasulullah’ın Ravzasında elektrik çarpması sonucu vefat etti ve Cennetul Bakiye defnedildi. Tabii ailesi mecburen Türkiye’ye döndü. O zaman 7 yaşında olan oğlu bugün ortaokul öğrencisi. Kompozisyon dersi ödevi olarak bir makale yazmış ve birincilik almış. İşte o peygamber aşkını en derinden yaşayan bir yüreğin yansımaları... Biliriz ki dil kalpten geçen her şeyi ifade edemez. Allah bize de Resulullah sevgisi nasip etsin. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;.................................................. Bir seni güneşim, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geldiğim yerde &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Bir ilkbahar gününde güller gibi kokan Medine'de dünyaya gözlerimi açmışım. Doğduğum hastane senin Ravzanın hemen yanı başında olduğu için, duyduğum ilk koku senin bahçenin gül kokuları olmuş. Babam gelip de daha kulağıma ezan okumadan, kulaklarım senin mescidinin ezan sesleriyle şereflenmiş. 40 günlük olduğumda ilk ziyaretimi de senin Hane-i Saadetine yapmışım. İlk adımlarımı senin Ravzandaki mermerlerinde atmış, ve Rabbimle ilk buluşmamı, ilk secdemi senin mescidinde yapmışım. Hemen hemen yaptığım her ilkte sen varsın. Daha konuşmasını öğrenmeden seni sevmeyi öğrendim ben. Belki seni çok tanımazdım ama sanki bana çok çok yakınmışsın gibi severdim seni. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Senin evini her ziyarete gelişimizde seni görmesek bile senin varlığını hisseder, evinden her ayrılışımızda hüzünlenirdik. Çocuklar evde sıkılınca babaları parka, eğlence yerlerine götürsün isterler. Biz Medine’de yaşadığımız sürece hiç babamızdan parka götürmesini istemedik. Bizim canımız sıkılmaz mıydı acaba hiç? Sanırım Medine’deki hiçbir çocuğun canı sıkılmazdı. Çünkü orada hiçbir yerde olmayan gül bahçesi ve bahçenin biricik efendisi vardı. Bizim vaktimizin çoğu o bahçede geçerdi. Senin bahçenin mermerlerine ayakkabı ile basamazdık. Yalınayak dolaşırdık mermerlerin üstünde. Kim bilir, korkardık belki de bahçenin güllerine basıvermekten. Yazın mermerler ayaklarımı yakardı. Olsun bu da bizim hoşumuza giderdi. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Babama sormuştum bir seferinde - babacığım neden Medine bu kadar sıcak diye. Babam da - evladım Medinede iki tane güneş varda ondan, derdi. - Nasıl olur babacığım, güneş bir tane değil mi? derdim. Babam gülerek - bak yavrum doğru, bütün dünyayı ısıtan bir güneş var ama bir de alemleri ısıtan ve aydınlatan güneş var. O güneş de Medine’de olunca sıcaklık iki kat oluyor. Babamın bu cevabı hoşuma giderdi ve ısınırdım. Gerçektende ayaklarımızı mermerler ısıtıyordu ama senin güneşinde, sıcaklığında içimizi ısıtıyordu. Medine’den ayrıldığımızdan beri belki ayaklarımız ısınıyor ama içimiz bir türlü ısınamıyor. Çünkü güneşimizin en büyüğünü orada bırakmıştık. Ben güneşimi kaybetmiştim. Onun evine, bahçesine gidemiyordum artık. Gerçi ışığı ta buralarda bizi aydınlatıyordu ama içimi ısıtması için onun Ravzasında yalınayak koşmam lazımdı. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Evet, bahçende yürürken ezanlar okunurdu. Öyle güzel okur ki Medine müezzini ezanı, sanki Bilali Habeşi okuyor sanırsınız. Namaz kılmak için Mescide koştururduk, bilir bilmez. Babamın yanında namaz kılardık. Büyük sütunların altından gelen soğuk havadan saçlarımızı savur turduk. Zemzem bardaklarından güller yapardık. Namaz kılarken yanımıza usulca bir kedi sokulurdu. Babam 'incitmeyin sakın, onlar Ebu Hüreyrenin kedileri' derdi, biz de inanırdık. Senin Mescidine kediler de girebilirdi. Sen çok iyi bir ev sahibiydin çünkü. Çarşamba günleri hep Uhud'a giderdik. Senin çok sevdiğin amcanı ziyaret etmeye, o bizim de amcamızdı. Kardeşlerimle Ayneyn tepesine çıkar oradan Uhud’da yatan 70 şehide selam verirdik. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Uhud dağına her baktığımızda sanki orada seni görür gibi olurduk. Uhud’da senin Ravzanın kokusu gibi gül kokardı. Orası da ayrı bir gül bahçesi idi sanki. İşte benim yedi senem ki en değerli en güzel yıllarım senin köyünde, senin gül bahçende, senin savaştığın yerlerde sanki yanımda sen varmışsın gibi seninle dopdolu geçti. Seni görmesem de seninle yaşamaya o kadar alışmıştım ki senin yanından ayrılırken sanki bir yanım, bir canım, bir parçam orada kalmıştı. Buraları bana gurbet oluverdi. Elimde olsa hemen yanına koşar gelirim ama hep büyüyünce gidersin diyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Ben sırf senin yanına gelebilmek için büyümek istiyorum. Senin yanına geldiğim zaman büyümüş bile olsam bahçendeki mermerlerde yalınayak dolaşacağım. Tâki güneşin içimi ısıtana kadar. Senin hasretinden içim üşüyor. Belki hasretin herkesi yakar, beni de üşütüyor işte. Çünkü benim ruhum doğduğumdan beri senin sevginle ısınmaya alışkın. Senin sıcaklığına o kadar muhtacım ki. Ne olur ben sana gelemesem bile sen beni hiç bırakma. Işığınla gecelerimize nur ol. Sıcaklığınla bütün zerrelerimizi ısıtıver. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Hani sana Medineyken komşuyduk ya, evlerimiz birbirine çok yakındı. Senin varlığın bize güven verirdi hep. Yine öyle ol, ara sıra da olsa evimizi şereflendiriver. Hem benim adım Nebi, aynen seninki gibi. Bu ismi bana seni çok seven bir dostun koymuş. Diğer adım da Muhammed, yine senin gibi. Bu ismi de canım babacığım koymuş. Buraya gelirken senin köyünde bıraktığımız babacığım. Sana benzeyen bir yanım daha var. Ben de senin gibi babasız büyüyorum. Ben çok şanslıyım, sen bize asla yetimliğimizi hissettirmedin. Medine’den ayrıldığımızdan beri sanki sen hep yanı başımızdaymışsın gibi hissediyorum. Geceleri korkmadan güvenle uyuyorum hep. Seni tanıdığım ve seni sevdiğim için Rabbime binlerce kez teşekkür ederim. Babam senin köyünde kalmıştı. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Biz babamın cenazesini gömerken ağabeyimin terlikleri babamın kabrine düştü ve orada kaldı. Ben o terlikleri çok kıskandım. Çünkü ağabeyimin terlikleri hep babamla kalacaktı. Babamı son ziyaret edişimizde bende kimse görmeden terliğimi babamın kabri üstüne gömüverdim. İşte şimdi benim terliğim de hep babamla kalacaktı. Evet demiştim ya bir güneşimi, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geride. Babam ve terliklerim hep oradaydı, gelemezlerdi. Ama güneşim hep yanımızdaydı. Yetimlerin efendisi, yetimlerini hiç ışıksız bırakır mı? Dünyanın bir ucuna gitmiş olsaydık bizi bırakmayacağını biliyordum. Gözümüz gönlümüz seninle aydınlanır efendim. Ruhumuz, içimiz sıcaklığınla ısınır. Bir gün sana gelişim geç bile olsa bana, Gül bahçesinin mermerlerinde yalın ayak koşmak nasip et. Tâki aşkınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun. Terliklerimi bıraktığım o güzel mabet son durağım olsun. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Nebi Doğanay &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-1779539044004470196?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/1779539044004470196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=1779539044004470196&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/1779539044004470196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/1779539044004470196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/10/efendimize-yazlms-bir-guzel-mektup.html' title='Efendimiz&apos;e (s.a.v) Yazılmış  Bir Güzel Mektup'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SuGf0RFqLsI/AAAAAAAADM0/vicvOrOVQ0U/s72-c/gulilegelmo6jw5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-7324443103290265921</id><published>2009-10-16T08:18:00.006+03:00</published><updated>2009-10-16T08:41:16.156+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dersaadet'/><title type='text'>İslam'da Zaman Tanzimi Üzerine</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/StgGGFvpd7I/AAAAAAAADL8/v3g2MHz3i9s/s1600-h/mirrororgt6.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393067255467177906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 313px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/StgGGFvpd7I/AAAAAAAADL8/v3g2MHz3i9s/s320/mirrororgt6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı: Muhterem hocam, öncelikle vakit ayırıp “zaman tanzimi” konulu bu mülâkatı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bu konuda bir kitabınız olduğunu biliyoruz. Eserinizde öncelikle Kur’ân’da ‘zaman’ belirten kavramlara temas ediyorsunuz. Kur’ân’da en çok geçen zaman kavramının ‘gün’ olduğunu söylüyorsunuz. Buradan hareketle, Kur’ân’a göre günün değerlendirilmesinin öncelikli olarak önem arz ettiği neticesine varmak mümkün müdür? Bir Müslüman bir gününü nasıl değerlendirmelidir?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: İslâm’da Zaman Tanzimi adlı kitap çalışmasında, İslâm’ın zamana ve zamanın verimli kullanılmasına verdiği önemi, zamanın verimli geçirilebilmesi için getirdiği temel prensipleri ortaya koymaya çalıştık. Zamanın değerlendirilmesinde mühim bir esas, elbette onun iyi tanzim edilmesine bağlı. Tanzimden ne kastediyoruz: Yapacağımız işlere göre, zamanı programa bağlayıp bunu vakti vaktine uygulamaktır. Bu açıdan normal bir insanın ömrü, âyet ve hadîslerde dört veya beş bölüme ayrılmıştır:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1- Çocukluk&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2- Gençlik&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3- Olgunluk&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;4- İhtiyarlık&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Beşincisi, Kur’ânda ‘erzelü’l-ömür’ diye geçen, dilimizde ‘pîr-i fânîlik’ ve ‘bunama’ dediğimiz ileri yaştır. Kur’ân bu safhadaki insanın bilirken bilmez olacağını belirtir. Ömrün bu safhalarının her birinde öncelik verilecek işler vardır. Sözgelimi çocukluk hazırlık dönemidir. Çocuğu bu istikamette hazırlarsak, arkası bereketli gelir. Bu yaşta verilmesi gereken eğitimde eksiklik olursa, kişi hayat boyunca sıkıntı çeker. Keza gençlik üretim çağıdır. Bu dönemde genç, aklını, fikrini, beden gücünü iyi çalıştırmalı, verimli olmalıdır. Çocukluk başıboş, haylazlıkla; gençlik aylaklık ve hovardalıkla geçerse, o insanın ne kendine ve devlete, ne de millete ve insanlığa hayrı olur. Kur’ân bize takvim verir, yıl, ay hattâ günlerden bahseder. Bunlardan en çok, gün üzerinde durur. Hz. Peygamber de (sas) bize günlük plân verir. Aleyhissalâtü ve’s-selâm’ın günlük hayatı öylesine teferruatlı bir şekilde programlanmıştır ki, hayran kalmamak mümkün değildir. Efendimiz (sas), programını uygulamakta çok dakîktir. İşleri zuhurâta bırakmak yoktur. Zuhûrât nev’inden hâsıl olan yeni hâdiseleri de derhal belli esaslara bağlayarak kendisi programa tâbi kılıyor. Kitapta buna dâir örnekler verdik. Ona yapılan ziyaretler var, kendisinin ashaba ziyaretleri var. Aile fertleriyle bile karşılaşmaları programlı. Hiç kimseyi kabul etmediği hususi saatleri bile var. Saat dışı bir ziyaret veya müddeti azıcık uzayan bir ziyaret, şaşkınlığa yol açmakla kalmıyor, vahyin müdahale edeceği gelişmeleri tetikleyebiliyor. Çocukların yetişmesinde devlet ve aile, onları hayata hazırlama gâyesiyle sıkı bir program uygulamalıdır. Çocukluğu takiben gelen bülûğ çağı ile birlikte ilk gençlik döneminde çocuklukta kazandırılan “programlı ve programda dakik olma” düsturları çerçevesinde, hayatın düzenlenmesi gerekir. Zîrâ, bu dönemde kazanılan şuuraltı müktesebatın, onun kaderinde veya geleceğinde rol oynayabileceği hesaba katılmalıdır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sızıntı: Geleceği plânlamamız nasıl olmalıdır? Biraz önce kader kelimesine vurgu yaptınız. Kadere inanmak, gelecekle ilgili plânsız, programsız olmak mânâsına gelir mi? Kaderi öne sürerek zaman tanziminden sarf-ı nazar etmek, yarını nasıl olsa bilemiyoruz diyerek proje üretmemek ne kadar doğrudur? Buradan kaderin toplumumuzda genel olarak yanlış anlaşıldığı neticesine ulaşmak mümkün müdür?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Kader inancımız plân yapmamıza mâni değildir. Biz kadere inanırız. Ama Allah (cc) ve Resulü’nün (sas) emrettiği hususları belirttikleri şekilde yapmaya çalışırız. Allah bizi kaderimizi bilip bilmemekten hesaba çekmeyecektir. Kadere inanıp inanmadığımızdan bir de emirlerini yapıp yapmamaktan hesaba çekecektir. O, ezelî olan ilmiyle ebedi bilir. Bizim amelimiz ise, Allah’ın bu ilmine bağlı olarak gerçekleşmez. Biz kaderimizi bilmiyoruz. Peki biz gelecekteki amelimizin ne olacağını bilmediğimize göre, neye göre amel edeceğiz? Allah bize, “Kaderine bak ona göre çalış.” demiyor. Burada kader ile ameli karıştırmamak lâzım. Allah benden günlük beş vakit namaz kılmamı, hayır işlememi, ilim talep etmemi, rızkımı helâl yoldan kazanmamı ve kötülükten kaçınmamı istiyor. Dolayısıyla ben günlük programımı yapmakta hürüm. Peygamberim (sas) beni şu saatte kalk, namazını kıl ve yatma diyerek sınırlamış. Uyanık kal ve günlük işlerine başla diyerek uyarmış. Efendimiz (sas) demiyor ki: “Kaderine bak, zamanını ona göre tanzim et.” Allah’ın benim ne yapacağımı sınırsız ilmiyle önceden bildiğine inanırım. Çünkü Allah her şeyi bilir. Allah’ın vasıflarından biri de Alîm’dir. O, yerin derinliklerini semanın ötelerini bilir, biz ise yarını bilemeyiz, uzağı göremeyiz. ?u hâlde kadere inanmakla, geleceği ve zamanı tanzim etmek çelişmemeli. Bu iki konu birbirine karıştırılmamalıdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393067263141172194" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 210px; CURSOR: hand; HEIGHT: 183px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/StgGGiVRU-I/AAAAAAAADME/uBEKYzpXzJA/s320/210px-MontreGousset001.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı: Kur’ân’da geleceği plânlamakla ilgili doğrudan bir emir var mıdır?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Kitapta da belirtildiği üzere Asr Sûresi’ni iyi anlamak lâzım. Bu sûrede âlimlerimiz her yeni günde, zamanı daha verimli kılma yarışının emredildiğini görmüşlerdir. Kur’ân; “Hayır dileyin, hayırda yarışın.” diyerek bizi gayrete davet ediyor. Bunun uygulaması şartlara göre değişebilir. Kur’ân’ın her emrinin âlemşumûl olduğu ve herkese hitap eden genel hükümler olduğunu unutmamalıyız. Meselâ, kutuplarda yaşayan, Ekvator’da yaşayan, medeni ve ibtidâî insanlar var. Onun için Kur’ân yeryüzü şartlarına, insan mâhiyetine ve idrâkine uygun temel düsturları veriyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sızıntı: Zamanı değerlendirmede önemli bir nokta olan günü tanzimde, beş vakit namazın önemi nedir? Buradan, “İnanan bir insan günü beş vakte ayırmalıdır.” neticesi çıkar mı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Dinimizde erken kalkmak esastır. Günün beş vakte ayrılması zamanı programlamak için bir fırsattır. Onların arasını doldurmak ise bize kalmıştır. Herkes kendi mesleğine ve şartlarına göre bu boşluğu doldurur. Zamanı değerlendirmede temel prensip dakîkliktir. İşlerimizi belirli bir zamana göre yapmak ve bunu yaparken hududu asla aşmamak gerekmektedir. Peygamberimiz’in (sas) uygulamalarına baktığımızda ziyaretlerinin belli bir sınırının olduğunu görürüz. Peygamberimiz (sas) zaman konusunda oldukça dakîktir. Peygamberimiz (sas) bizi dakîk olmaya alıştırmak için namazları ilk vakitlerinde kılmayı teşvik ediyor. Kendisine; “En hayırlı amel hangisidir?” şeklinde gelen birçok soru vardır. O (sas) “İlk vaktinde kılınan namaz” şeklinde cevap veriyor. Namazları ilk vakitlerinde kılmaya alışırsak dakîkliği kazanmışız demektir. Bu durumda ne yapalım ki, dakîk olalım? Diyorum ki, öncelikle namazı ilk vaktinde kılmaya alışalım. Hakikaten namazın zamanı değerlendirmede büyük önemi var. Ben bunu hayatımda görüyorum. Zaten erken kalkmak diğer insanlarla zamanı değerlendirmede aranızı bir hayli açıyor ve size zaman kazandırıyor. 1993 yılında gazetelerden birinde Kore Başkonsolosu ile yapılan bir mülâkatı okudum. Başkonsolos; siz Türkler çok ağır çalışıyor ve çok uyuyorsunuz, diyor. Ve kendi milletinin daha az uyuduğunu belirtiyor. Bizdeki tembellik onun da dikkatini çekmiş. Kur’ân beş vakit namazı bizlere ölçü olarak vermiştir. Peygamberimiz (sas) bu vakitleri nasıl değerlendireceğimiz konusunda yol göstermiştir. Kurban kesimi konusunda da, zamanı iyi kullanmaya bir atıf vardır. Peygamberimiz (sas) Mina’da bayram namazı kıldırıyor. Namazdan sonra kurbanlarınızı kesin buyuruyor. Cemaatten birisi namazdan önce kestiğini söylediğinde Peygamberimiz (sas): “O kasap etidir.” diyerek doğru bir iş yapmadığını, kurbanın vaktinin namazdan sonra olduğunu belirtiyor. Dinimizde ibadetlerin zamanı çok önemlidir. Zamanı geçtiğinde ibadet yapılmamış olur. Sabah namazını güneş doğduktan sonra kılarsanız, o edâ değil, kazadır. Her ikisinin değeri Allah katında başkadır. Eğer namazdan önce kurbanı keserseniz, bu kurban olmaz. Beş vakit namaz ilk vaktinde kılmaya alışılırsa zamanı dakîk ve verimli kullanma konusunda ciddi bir meleke kazanılmış olur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı: Zaten zamanı ömrün yegâne sermayesi olarak görmek lâzım. Bizleri maksadımıza ulaştıracak unsurlardan en önemlisi belki. Dolayısıyla harcamada oldukça hassas olmak gerekmiyor mu?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Hiçbir şey zamanın yerini tutamaz. Zaman yaşayan insan için, onu değerlendiren insan için vardır. Âhiretteki hesabımız sanki bir zaman hesabıdır. Çünkü amellerimiz zaman içinde işleniyor. Âhirette ilk hesap, yaşadığımız zamandan verilecektir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı:Uykunun zaman tanziminde önemi nedir?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Uyku zamanın verimli kullanılmasında önemli bir unsurdur. Kur’ân-ı Kerîm bu duruma işaret etmiş ve gecenin istirahat için yaratıldığını belirtmiştir. Hadîslerde kalb yorulur dinlenmesi lâzım, deniyor. Bu çerçevede hadîslerde dinlenmek için bazı esaslar konulmuştur. Uyku bu unsurlardan birisidir. Kur’ânî bir tâbir olan mesken, ‘sükûnet bulunulan yer’ demektir. Öyleyse meskenlerimiz en iyi dinlenme yeridir. Uykunun da bazı sınırları olmalıdır. Yaşa göre uyku müddeti değişebilir. Normalde beş saat yeter deniyor. Hadîslerde gündüz uykusu diyebileceğimiz bir de kaylûle var.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı: Günümüz şartlarında gündüz uykusunu gerçekleştirmek nasıl mümkün olabilir?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Bediüzzaman Hazretleri yarım saatlik bir kaylûlenin iki saatlik gece uykusuna bedel olduğunu belirtiyor ve bu sayede günlük ömre bir buçuk saat kazandırılabileceğini söylüyor. Günümüz şartlarında belki herkesin yapması zor; ama imkânı olanlar deneyebilir ve böylece gününü bereketlendirebilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı:Ömrün artmasından bunu anlamak gerekiyor herhalde. 24 saatlik bir zamanı 25 saate çıkaramayacağımıza göre, bazı durumları iyi kullanarak, az zamanda çok iş yapmak ve ömrü bereketlendirmek mümkün değil mi?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Evet! Zamanı bereketlendirmek yapılan işten çok, bu işin kalitesi ile alâkalıdır. Eski âlimlerimiz; ‘Zamanı nasıl daha iyi değerlendirelim, meselâ vaktimizi Kur’ân okuyarak mı, evrat okuyarak mı geçirmek daha iyidir?’ diye tartışmışlar. İmam-ı Gazâlî bu soruya, “Kişinin niyetine bağlı.” diyerek cevap veriyor. Kişi cennetin tâlibi ise, Kur’ân okumalı. Maksadı Allah rızası ise, evrad okumalı diyor. Herkes Allah’ın rızasını talep etme gibi ulvi bir düşünce içinde olmayabilir. Ancak her iki tavır arasında fark var. Allah’ın rızasını talep etme bir mertebe işidir. Gazâlî rıza talep eden Kur’ân okursa cennet tasvirleri nazarını dünyaya çeker diyor. Peygamberimiz ilme teşvik ederken faydasız ilimden Allah’a sığınmamızı istiyor. Okumak faydalı diye her önüne geleni okuyan aldanır. Magazin kültürünü takip etmek insana ne kazandırır, ölçüp tartmak lâzım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı: Gelişmiş toplumların zamanı kullanmasına baktığımızda nasıl bir netice ortaya çıkmaktadır?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Terakkî hamlesi bir zamanı kavrama meselesidir. Zamanı en iyi kullanan İngiltere olduğu için ilmin başını da İngiliz kültürüne sahip olanlar çekiyor. Güney Amerika’da dakîklik bir randevulaşma mevzu bahis olduğunda, ‘İngiliz saati’diye üzerinde anlaşıyorlar. Zamanı değerlendirme açısından milletimizin alışkanlıklarına baktığımızda ye’se düşmek mümkün. Zaman konusunda kendimizi dakîkliğe adapte etmemiz, standardımızı yükseltmemiz lâzım. Bizler geriliğimizin sebeplerini birtakım temel prensiplerde aramalıyız. Zamanı iyi kullanma bunlardan biridir. Zamana ne kadar riayet ediyoruz ve nasıl kullanıyoruz? Yoldaki insanlara en büyük problemleri sorulduğunda, kaç tanesi zamanı kullanamamak cevabını verir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı: Zaman, insan zihninin de temel prensiblerinden biri. Zaman anlayışında yapılan bir değişiklik, insanın bütün davranışlarına tesir eder mi? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Ankarada verdiğim konferansta aklıma gelmişti. Arapçada ‘mim’ harfi ile başlayan mastarlar, aynı zamanda zaman ve mekân isimlerini ifade eder. Mastar, fiil demek olduğuna göre verimlilik, üç şeye bağlıdır. Fiil, zaman ve mekân üçlü bir sac&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ayağıdır. Zamanı değerlendirmek sadece nazariyâtla olmaz. Mekâna da ihtiyaç var. Bilgi, zaman ve mekân. İşi mekân içinde fiiliyata dökeceksiniz. Ortamınız müsait olmalı. Yani bunda sosyal çevre; aile iş ve arkadaş çevresi de önemlidir. Bütün bunlar, zamanı değerlendirmede göz önüne alınması gereken hususlardır. Beslenmeyi de bu grup içine katabiliriz. Bir yemeği 15 dakikada yemek var, bunun için saatler harcama var. İmam Malik Hazretleri, üç günde bir tuvalete çıkacak şekilde yermiş ve tuvalette ne kadar çok zaman geçiriyoruz diye Allah’a karşı bir utanç hissedermiş. Bunlar İslâm medeniyetinin ustalarıdır. Bu medeniyetimizin tekrar inşasında kendimizi o ustalar gibi disipline etmemiz gerekir. Zaman kullanımı, bu konuda başlanması gereken noktalardan birisi ve en önemlisidir. Mesleğimize uygun olarak çalışmak için, evin tanzim edilmesi gerekir. Komşu ve cemiyet buna uymalı. Projeleri fiile dökmek içinde irâde lazım. Eğer irâde terbiyesi yoksa, fiile dökemezsiniz. Fiilin ortaya çıkması için irade önemlidir. Benim kullandığım irade enerjisi diye bir tâbir var. İşleri, kuvveden fiile çıkarmak mânâsına geliyor. İnanıyorsanız sabah namazından sonra yatmamalısınız; ama yapmıyorsunuz. Bunu bilmek, bir işe yaramıyor, aksine daha çok vebâl oluyor. İradenizi kullanıp sabah namazından sonrayı değerlendirebilirseniz, çok kazanırsınız. İslâm âlimleri, zamanlarını iyi kullandıkları için verimli olmuşlardır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı: Bu konuda İslâm âlimlerinin uygulamalarına örnekler verebilir miyiz?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Onların zaman konusundaki müşterek telâkkilerini; ‘Geçmiş zaman elden çıkmıştır, gelecek ise henüz gaybtadır, öyle ise mevcut olan, senin içinde bulunduğun andır.’ şeklinde özetlemek mümkün. Onlardan vakit kaybına sebep olduğu için yemek zamanlarını mümkün olduğu kadar azaltanlar, yolda giderken dahi faydalı bir ilimle meşgul olanlar vardır. Tâbiînin imâmlarından Amr İbn Abd-i Kays kendisiyle konuşmak isteyen birisine ‘Güneşi tut!’ diyerek zamanın geçip gittiğini ve mutlaka iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini anlatmak istemiştir. Onlar için emeklilik diye bir kavram söz konusu olmamış; hayatlarının her anında ilimle ve faydalı işlerle meşgul olmuşlardır. Ortaya koydukları eserlerin hacimlerinden bu konuda ne kadar becerikli olduklarını anlamak mümkündür.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı: Peygamberimiz (sas) günü bir bütün olarak sabah ve akşam nasıl değerlendirirdi. O’nun (sas) geceyi değerlendirmesi nasıldı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Peygamberimiz’in (sas) hayatında geceyi değerlendirmek farzdır. Teheccüd namazı O’na (sas) farzdı. İlk gelen sûrelerden biri olan Müzemmil Sûresi’nin ilk on âyeti gece tanzimi ile ilgilidir. Peygamberimiz’in (sas) bu âyetlerde miktar belirtilmediği için, ayakları şişinceye dek gece namazı kıldığı rivayet ediliyor. Çünkü Kur’ân’da “Gece namaza kalk!” emri var. Bunu duyan ashâb gece namazının kılınması gerektiğine inanarak gece kalkıyorlar. Tahsis ifade eden âyetler gelinceye kadar -ki sekiz ay kadar sürüyor- bu böyle devam ediyor. Peygamberimiz (sas) geceyi üçe ayırıyor. Aile, ibadet ve istirahat arasında paylaştırıyor. Sahabe efendilerimiz buna aynen uymuştur. En çok hadîs rivayet edenlerden Ebu Hureyre (ra) gecesini; istirahat, ibadet ve müzakere şeklinde tanzim ederdi. Gündüz Rasulullah’tan (sas) duy-duklarını gece müzakere ederek pekiştiriyordu. Gece tabiri içine akşam namazı da girer. Güneş batar batmaz gece başlar. Peygamberimiz (sas) akşam yemeğini aileleriyle birlikte yiyor. Kalan zamanı ise istirahat ve ibadete ayırıyor. Bir kısım sahâbî aralarında Allah’ın rızasını nasıl kazanacaklarını tartışıyorlar. Resûlullâh’ın (sas) bütün günahları bağışlandığı hâlde, kendilerinden çok ibadet ettiğini düşünerek ibadetlerini artırmaya karar veriyorlar. İçlerinden biri ben bugünden sonra daha çok namaz kılacağım, bir diğeri daha çok oruç tutacağım diyor. Bir diğeri artık hanımıyla birlikte olmayacağını belirtiyor. Bunu duyan Peygamberimiz (sas): “Ben sizin içinizde Allah’ı en iyi bileninizim ve Allah’tan en çok korkanınızım, Ben hem uyur, hem de namaz kılarım ve oruç tutar, yerim de, hanımlarımla beraber de olurum. Biliniz ki hanımınızın ve nefsinizin kendi üzerinizde hakkı vardır. Kim benim sünnetime uymazsa benden değildir ve benim sünnetim budur.” diyerek onları kararlarına uymaktan men ediyor. Geceyi değerlendirmek, gece boyunca uyanık kalmak değildir. Geceyi değerlendirme prensibi gerek Rasulullah’ın (sas) gerek sahâbinin hayatında kesinlikle var, hattâ bir kısmı için yatsı abdestiyle sabah namazını kılacak kadar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı:Peygamberimiz (sas) ailesine nasıl zaman ayırırdı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Peygamberimiz (sas), ailesiyle sohbete mutlaka zaman ayırırdı. Hanımlarımızın ilgimize ihtiyacı vardır. Bu sebepten Rasulullah’ın (sas) uygulamaları bizim için bir modeldir. Onun her gün hanımlarıyla en az iki defa beraberliği söz konusudur. İkindi namazından sonra mutlaka bir şekilde görüşürdü. Bu beraberlik kısa süreli bir görüşme hâl hatır sorma idi. Her hanımını teker teker odalarında ziyaret ederdi. Bugünün şartlarında herkes ikindi namazından sonra görüşsün diyemeyiz; ama imkânı olan yapmalı. En azından akşam eve gittiğinde hâl hatır sormalı ve gönüllerini almalıdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı: Zamanı değerlendirmede eğlenmenin yeri ve önemi nedir? Dinî hassasiyete sahip insanlara eğlenme konusunda neler tavsiye edersiniz?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Eğlenmek, mutlaka meşru çerçevede olmalı. Musiki İslâm’da yasaklanmış değildir. Telli çalgılarla eğlenmek yasaklanmıştır. Burada asıl olan kalbin durumudur. Bediüzzaman musiki dinlemeyi, çalgı âletine göre değil, insan ruhuna vereceği tesire göre değerlendiriyor. Ona göre ulvî hüzünleri, Rabbânî aşkları îrâs eden sesler helâldir; yetîmâne hüzünleri, nefsânî şehevâtı tahrik eden sesler haramdır. Bu ikisi dışında kalan seslerin haram veya helâl oluşu insanın ruh ve vicdanında hâsıl edeceği tesire bağlıdır. ?u hâlde hiç ayrım yapmadan müzik haramdır, demek dine ve tarihe aykırı olur. Müzik hayatın dâima bir parçası olagelmiştir. Ulvî hisler uyaran Klâsik Türk Sanat Musikisi ve ilâhilere ne denebilir? Bir kısım mahallî türkülerimiz kahramanlık türkülerimiz ne kadar güzel. Bunları dinleyerek kültür ve irfan dünyamızın zenginliğinin idrâkine eriyoruz. Bir diğer meşru meşguliyet tanzimi arkadaş ziyaretleridir. Böylelikle hem vakti değerlendirmiş, samimiyeti artırmış ve hem de dinlenmiş oluruz. Ayrıca yorgunluk veren ağır bir işin ardına hafif ve rahatlatıcı bir iş konulabilir. Hanımlara ev işlerinde yardımcı olmak, çocukları eğlendirmek, gezdirmek, alışverişe çıkmak gibi. Bu davranış hanımları da memnun eder, aradaki muhabbeti artırır. Peygamberimiz’in (sas) hayatında buna misâller vardır. O temizlik yapar, hamur yapar, ayakkabısını tamir eder, çocuklarla meşgul olurdu. Bunlar bugün toplumda yanlış anlaşılabiliyor. Hayat bir bütündür ve dinimiz açısından kadın işi erkek işi diye bir ayrım yoktur. Bugün erkeklerimiz İslâmî bir şuurla ev işlerinde yardımcı olsalar, karı-koca münasebetleri daha güzel olur ve aile huzuru artar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı: Vakti verimli değerlendirmede sportif faaliyetlere nasıl yaklaşmalı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Spor güzel bir alternatif. Ancak sporun dedikodusu ile meşgul olmayı doğru bulmuyorum. Bedenî faaliyetler yapmak istiyorsanız ben orada varım. Sağlığımız için yürünebilir ve sportif faaliyetlerde bulunabiliriz. Ben de havanın iyi olduğu günlerde evime yürüyorum. Bu yarım saatimi alıyor ve oldukça faydalanıyorum. Bedenen olmayan çene ile iştirak edilen ve spor denen şey, faydadan çok zarar getiriyor ve insanların ciddi işlerle ilgilenmesine engel oluyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı: Bu arada merak edilen diğer bir husus; İslâm büyükleri tarafından yaşanan, zamanın genişlemesini (bast-ı zaman) nasıl anlamak lâzım?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim CANAN: Ben bunu, insanın yaşadığı boyuttan sıyrılıp, başka bir frekansa geçmesi olarak değerlendiriyorum. Demek ki, insanlığın önünde böyle bir imkân var; fakat bu herkese açık değil. Bu noktada anlatılan vakalar var. İnkâr edilmemeli diye düşünüyorum. Ve herkes bunu kullanabilir. Peygamberimiz (sas) Mi’raç’tan döndüğünde yatağını sıcak bulmuştur. Bu bize Mi’raç hâdisesinin çok kısa sürdüğünü gösteriyor. Bir ömre sığmayacak eser veren insanların başarısı ‘bast-ı zaman sırrına ermeleri’ ile izah ediliyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sızıntı: Vermiş olduğunuz güzel bilgi ve örnekler için teşekkür ederiz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Alıntı: &lt;a href="http://www.sizinti.com.tr/konular.php?KONUID=2727"&gt;Sızıntı Dergisi&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;(&lt;em&gt; Dün Hayata gözlerini yuman Güzel ve Mübarek insan Prof. İbrahim Canan anısına, Rabbim Rahmeti ile muamele eylesin)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-7324443103290265921?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/7324443103290265921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=7324443103290265921&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7324443103290265921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7324443103290265921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/10/islamda-zaman-tanzimi-uzerine.html' title='İslam&apos;da Zaman Tanzimi Üzerine'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/StgGGFvpd7I/AAAAAAAADL8/v3g2MHz3i9s/s72-c/mirrororgt6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-545401858691740455</id><published>2009-10-12T09:56:00.005+03:00</published><updated>2009-10-12T10:08:21.179+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fetvalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><title type='text'>Mezheplerle Alakalı Bir Kısım Sorular</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/StLVbLfe5xI/AAAAAAAADLk/QhoBrQinyF8/s1600-h/picture189.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391606366833927954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 275px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/StLVbLfe5xI/AAAAAAAADLk/QhoBrQinyF8/s320/picture189.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;35 - Soru: Biz Hanefîlerin itikatta İmamı Ebu Mansur Muhammed Maturidi'dir. Diğer üç mezhebin imamları aynı mıdır&lt;/strong&gt;?Cevap: Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebi mensuplarının itikadi meselelerde İmamı, Ebu'l-Hasen el-Eşari'dir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;36 - &lt;strong&gt;Soru: Mezhepler arasındaki farkların giderilmesi ve bunların birleşmesi kabil midir? Bir mezhepte olan kimse diğer mezhepteki bir şahsa ne zaman imamlık yapabilir? Birbirinin mezhebine girebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Mezheplerin arasındaki fark, esasta değil, fer'i hükümlerdedir. Namaz, her mezhepte farzdır. Fakat namazın farz ve vaciblerinin sayısında mezhepler arasında fark bulunabilir. Hanefi, Maliki, Hanbeli ve Şafii gibi mezhebin salikleri, diğer bir mezhepteki imama uyabilirler. Yeter ki imam olan şahıs kendisine uyacak diğer mezhepteki şahsın mezhebindeki abdesti bozan şeylerden sakınmış olsun. Bunların birleşmesi (telfiki) doğru ve caiz değildir. Tamamen taklit etmek şartıyla bir Şafii, Hanefi mezhebine girebilir. Bir Hanefi de Şafii mezhebini taklit edebilir. Fakat canının istediği zaman Hanefi, işine geldiği zaman Maliki veya Hanbeli mezhebini taklit etmek suretiyle daldan dala konan kuş misali hareket edemez.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;37 - Soru: Mezhebler ne için ve nasıl ve ne zaman çıkmıştır?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Ashab-ı Kiram devrinden sonra, Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerden hüküm çıkarma kudretine sahip müctehidler azalmıştı. Bunun üzerine Müslümanlar, içtihat kudretinde bulunan fakihlere tabi olma yolunu tuttular. Onların derslerinde bahsettikleri mevzular, sorulara verdikleri cevaplar ve fetvalar halkın takip ettiği bir yol ve fıkhi bir mezhep olarak doğmuş oldu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;38 - Soru: Suudi Arabistan ve diğer Arab memleketlerinde İslamiyeti ehl-i sünnet mezhebi üzere yaşayanlar var mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Suudi Arabistan devleti, Vehhabilik mezhebinin yayılmasını hedef almış bulunmaktadır. Fakat halkın arasında ve bilhassa orada yerleşmiş Türklerde ehl-i sünnet mezhebiyle amel etmek yaygındır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;39 - Soru: Bir kimse, canı istediği zaman Hanefi mezhebine, dilediği zaman diğer mezheblerin hükümlerine göre hareket edebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Edemez. Taklitte bir imam tercih etmesi gerekir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;40 - Soru: Ehl-i sünnetin dört fıkhi mezhebinin dışında, yine ehl-i sünnete bağlı olduğu halde, tabileri kalmadığından yaşayamamış ve bu sebeple günümüze kadar gelememiş fıkhi mezhebler var mıdır? Varsa adları nelerdir?&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: İkinci ve üçüncü asırda, en fazla şöhret yapmış müctehidler; İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed bin Hanbel'dirler. Tabiin ve tebei tabiinden müctehidlik derecesinde bulunup da mezhepleri devam etmemiş bulunan zatlar şunlardır: İbrahim Nehai, İbni Ebi Leyla, İbni Şübrüme, Süfyan-ı Sevri, Hasan ibni Salih, Abdurrahman Evzai, Amr b.Haris, Leys bin Sa'd, Abdullah ibni Ebi Cafer, İshak bin Raheveyh, Ebu Ubeyd Kaasım bin Selam, Ebu Sevr-i Bağdadi, İbni Huzeyme, İbni Nasr-ı Mervezi, İbni Münzeri Nisaburi, Davud-ı Zahiri, İbni Cerir-i Taberi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;41 - Soru: Mezheplerin hak ve batıl olduklarını nereden anlayıp da hak-batıl olduğuna hükmediyoruz? Bazı mezhepler var ki aynı yıl içinde kurulmuşlardır. Mesela Zeydi, Caferi ve Hanefi mezhepleri gibi. Ayrıca Caferi mezhebinin kurucusu diye bilinen Cafer-i Sadık (k.s.) silsile-i sadatdan değil mi?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Mezheplerin hak oluşu, umumi hükümler bakımından, İslam dininin inanç, ibadet ve muamelat ile alakalı hükümlerine her bakımdan uygun düşmesi ile anlaşılır. Batıl mezhep de bu esaslara ters düşen yolun adıdır. Mezhep kurucularının aynı tarihte yaşamaları, aynı şehir ve hatta aynı medresede yetişmiş olmalarıyla, kurdukları mezheplerin hak veya batıl olarak vasıflandırılmasında aynı sıraya konulamaz. O zatın İslam'a mutlak bağlı olması, fasit te'villere, kusurlu tefsirlere ve mantıksız tezvirlere kaçmaması ile mezhebinin hak olduğu anlaşılır. Vasıl bin Ata, Hasan Basri Hazretleri'nin rahle-i tedrisinde yetişmiş ve fakat sonunda ondan yüz çevirmiş ve Mütezile'nin önderi olmuştur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;42 - Soru: Ehl-i sünnet dışında kalan fırka-i dalaletten hangisi küfre nisbet olunur?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Bu hususta size, Milel ve Nihal Tercümesi'ni tetkik etmenizi tavsiye ederim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;43 - Soru: Ehl-i sünnet ve'l-cemaattan olan mezheplerin hak olduğunu biliyoruz ve inanıyoruz. Fakat, bize "Hak olduğunu ne ile isbat edersiniz, deliliniz nedir?" diye soruldu. Bu hususta bizi aydınlatır mısınız?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Allah'ın (cc) kitabı ve Resulü'nün (sav) sünneti, amellerin hükme bağlanmasında en sağlam ölçü ve şaşmaz bir kıstastır. Bu esaslara uyan bir şey, meşru ve hakka uygun kabul edilir. Ehl-i sünnet mezhebinin hak olduğunu, Allah'ın(cc) Kitabındaki hükümlere, Resulü'nün(sav) sünnetine ve Ashab-ı Kiramın yürüdüğü yola uygun olması ile isbat ederiz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;44 - Soru: Şafii mezhebine mensup bulunan bir kişi, vefat ettiği zaman devri nasıl yapılacak?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Aynı Hanefi mezhebinde olduğu gibi yapılacaktır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;45 - Soru: İslamiyet bir olduğuna göre mezhep ne için dört olmuştur?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: El bir tane olduğu halde, parmakların beş tane oluşu nasıl bizim iş görmemizi kolaylaştırmakta ise, mezheplerin durumu da aynen öyledir. Hepsi İslam esaslarına bağlı olup, halkın kolaylığı içindir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;46 - Soru: Vehhabilik nedir, hangi ülkede mevcuttur?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: "Selefi'lik iddiası içinde kamufle edilmiş, sarılıp sarmalanmış bir "Mücessime" sempatizanlığıdır. Suudi Arabistan'dan kaynaklanmaktadır. Orada tahsil görmüş bazı kimseler tarafından veya bu işin çığırtkanları vasıtası ile İslam aleminin birçok beldesine sıçramıştır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;47 - Soru: Bizim mezhep (Hanefi) de altın diş yasak mı?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Dişinde çürük falan yok iken keyf ve süs için yaptırılırsa hem gusle mani, hem de altınla zinetlenmek erkeğe haramdır. Fakat dişlerindeki çürük sebebiyle yaptırılacak ise, bu zaruret halidir. Zaruret halinde ve zaruret miktarını geçmemek şartı ile diş doldurtmak veya altın kaplatmak İmam Muhammed'e göre caizdir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;48 - Soru: Ramazan ve Kurban Bayramı namazları biz Hanefîlerce vacib bulunmaktadır. Diğer üç mezhepte bu namazların hükmü nedir?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Maliki ve Şafii mezheplerinde, bu namazlarla ilgili iki hüküm vardır. Birinci hüküm, bu namazlar sünnet, diğer bir kavle göre farzdır. Hanbeli mezhebinde ise farz-ı kifayedir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;49 - Soru: Sehiv secdesi, biz Hanefilere göre vacibtir. Şafii mezhebine göre bu secdenin hükmü nedir? Zira bulunduğumuz yerlerde Şafii bir imama uyduğumuz oluyor. Durumu bilmemizde fayda vardır?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Sehiv secdesi, gerek Şafii gerekse Maliki mezheplerinde "sünnet" bulunmaktadır. Ancak şu var ki, imam sehiv secdesi yapacak olursa, bu mezhepteki kimsenin imama uyarak secdeyi yapması vacib olur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;50- Abdürrahim Fetvalarından: "Hanefi olan Zeyd, Şafii mezhebine geçtiğinde tazir olunur" (H.Ec. 2/164)Açıklama: Hanefi mezhebi, Şafii mezhebinden daha kolay hükümleri içine almış bulunmaktadır. Bu itibarla, tercih ettiği Şafii mezhebinin hükümlerini yerine getirmekte kusur etmesi ihtimaline binaen şer'i hakim tarafından uyarılır ve gerekirse tazir edilir. Buradaki tazir, tazip ve tecziye mânâsında anlaşılmamalı, sadece bir uyarma olarak kabul edilmelidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Kaynak:"Mehmed Emre Fetvaları"&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-545401858691740455?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/545401858691740455/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=545401858691740455&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/545401858691740455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/545401858691740455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/10/mezheplerle-alakal-bir-ksm-sorular.html' title='Mezheplerle Alakalı Bir Kısım Sorular'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/StLVbLfe5xI/AAAAAAAADLk/QhoBrQinyF8/s72-c/picture189.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-4137138126277360122</id><published>2009-09-30T16:30:00.003+03:00</published><updated>2009-09-30T16:37:45.489+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asr-ı Saadet'/><title type='text'>İstiğfarın Ehemmiyeti</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SsNfEjFSmiI/AAAAAAAADIU/o8SocEi9qhc/s1600-h/r_gfrl6hovnzavz6s1rbsp.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387254111006792226" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 314px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SsNfEjFSmiI/AAAAAAAADIU/o8SocEi9qhc/s320/r_gfrl6hovnzavz6s1rbsp.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;• Her derdin devası vardır. Muhakkak günahların devası da istiğfardır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;• "Bütün âdemoğlu için iki sahife vardır. Sahifenin birine gündüz işlediği ameller yazılır. Diğerine de gece işlediği ameller yazılır. Sonra bu iki sahife dürülür. Eğer onlarda, -bir günah için de olsa- istiğfar varsa nur saçarlar. İstiğfar yoksa, karanlık ve simsiyah bir şekilde dürülürler." &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;• "Her gün, iki defa, yâni sabah ve akşam istiğfar getirmeyen kimse kendine zulmetmiştir." &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;• "Israrla beraber küçük günah kalmaz (büyük olur), istiğfarla da büyük günah kalmaz (af olunur)." &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İstiğfar, üzüntülerden kurtulmak için bir çıkış yoludur. Hz. Huzeyfe (r.a.) buyurdu ki: "&lt;em&gt;Aileme karşı dilimde kötü sözler olurdu. Ben bunu Resûlullâh'a sordum. Bana, 'Ey Huzeyfe, istiğfarla aran nasıl? Ben Allah'a, günde yüz defa istiğfar ederim. Ümmetimin hayırlıları, iyilik yaptıkları zaman sevinirler, kötülük yaptıkları za&amp;shy;man da istiğfar ederler.' buyurdu."&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İstiğfar; malı, hattâ evlâdı da çoğaltır buyurulmuştur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir adam, Hasan-ı Basrî'ye (r.h.) gelip kıtlıktan şikâyet etti. 'Allah'a istiğfar et.' dedi. Başka birisi gelip fakirlikten şikâyet etti, başka biri, neslinin az olmasından, bir başka&amp;shy;sı da toprağının verimsizliğinden şikâyette bulundu. Bun&amp;shy;ların hepsine Allah'a istiğfar etmelerini emretti. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bunun üzerine Rabî' bin Sabîh, 'Sana adamlar geldi. Hepsi fark&amp;shy;lı şeylerden şikâyet ettiler ve senden yardım istediler. Sen de hepsine aynı şeyi söyledin.' deyince, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hasan-ı Basrî (r.h.) cevap olarak "Gelin dedim: Rabbinizin mağfireti&amp;shy;ni isteyin, çünkü O, mağfireti çok bir Gaffardır. Bol hayır ile üzerinize semâyı (yağmuru) salsın ve size mallar ve oğullarla imdat eylesin ve sizin için cennet&amp;shy;ler yapsın, sizin için ırmaklar yapsın." mealindeki (Nuh sûresi, 10-12.) âyet-i kerîmeleri okudu. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-4137138126277360122?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/4137138126277360122/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=4137138126277360122&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4137138126277360122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4137138126277360122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/09/istigfarn-ehemmiyeti.html' title='İstiğfarın Ehemmiyeti'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SsNfEjFSmiI/AAAAAAAADIU/o8SocEi9qhc/s72-c/r_gfrl6hovnzavz6s1rbsp.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-4529397594911733707</id><published>2009-09-17T16:51:00.007+03:00</published><updated>2009-09-23T15:58:09.135+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müctehidin'/><title type='text'>Gizli Şirkin Farkında mıyız?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SrobESQXJrI/AAAAAAAADHA/t9bZR5esNJg/s1600-h/camel.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5384646064908740274" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 336px; CURSOR: hand; HEIGHT: 191px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SrobESQXJrI/AAAAAAAADHA/t9bZR5esNJg/s320/camel.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ey oğul! Sen hiçbir şey üzerinde değilsin. Senin müslümanlığın da sıhhatli değil. İslam, üzerine bina kurulan temelin ta kendisidir. Senin şehadet getirmen de tam olmamış, eksik. Zira dilinle Lâilâhe illallah: “Allah’tan başka ilâh yoktur”diyorsun, fakat kalbinle bunu yalanlıyorsun.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kalbinde, içinde birçok ilâhlar var. Senin, devlet büyüklerinden ve mahalli idarecilerden korkman,içinde birer ilâhtır. Kendi çalışmana, kendi kazancına, kendi gücüne kuvvetine, kendi kulağına,kendi gözüne, kendi zorbalığına güvenmen, içinde birer ilâhtır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zararı, faydayı, bir nimete nail olmayı,bir nimetten yoksun kalmayı insanlardan bilmen,içinde birer ilâhtır. İnsanların çoğu, kalpleriyle, iştebu saydıklarımıza güvenirler, dayanırlar. Fakat kendilerine sorarsan, Allah’a dayanıp güvendiklerini söylerler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Lâ ilâhe: “Hiçbir ilâh yoktur&lt;/em&gt;,” dediğin zaman,bununla toptan bir reddi (nefyi) onaylıyorsun.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;İllallah: “ancak Allah vardır&lt;/em&gt;,” dediğin zaman ise,yine Allah için toptan bir kabulü (ispatı) onaylamış oluyorsun. Bu durumda, her ne zaman kalbin,Hak’tan gayrı bir şeye dayanır, güvenirse; o zaman yukarıdaki külli ispatında yalancı durumuna düşmüş, yani kendi kendini yalanlamış oluyorsun. Kendisine dayanıp güvendiğin o şey de, senin ilâhın oluyor. Gerçek ve fiili durum budur. Zahire itibar yoktur.Kalbinde birçok ilâh varken, sen nasıl &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Lâ ilâheillallah: “Allah’tan başka ilâh yoktur,” diyebilirsin?Allah’tan başka güvenip dayandığın her şey, senin putundur. Kalbinde şirk, yani ortak koşma bulunduğu müddetçe, dilinle Kelime-i Tevhid’i söylemen sana fayda vermez. Kalp pis oldukça,bedenin temiz olması sana yarar sağlamaz. Tevhid ehli, şeytanını ezer. Şirk ehlini ise şeytanları ezer. İhlas, sözlerin de, amel ve fiillerinde özüdür. Zira gerek sözler, gerekse fiil ve ameller ihlastan, içtenlikten yoksun bulundukları an, özü olmayan birer kabuk, birer posa haline gelirler. Kabuk ve posa ise ancak ateşte yanmaya yarar;ateşte yandıktan sonra iş görecek hale gelir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ey ahali! Nefsleriniz uluhiyet (ilâh olma)iddiasında. Fakat sizin bundan haberiniz yok. Zira nefsleriniz, Hakk’a karşı büyükleniyorlar,kibirleniyorlar. Onlar, Allah’ın muradının gayrını istiyorlar. Onlar Allah’ı sevmiyorlar, bilakis, O’nun düşmanı lanetlik şeytanı seviyorlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Allah’ın ezelde takdir ettiği kaderleri gelmeye ve vuku bulmaya başladığı zaman, olanlara boyun eğmiyorlar, teslim olmuyorlar, sabredip tahammül göstermiyorlar.Bilakis itiraz ediyorlar, kaderle çekişiyorlar. İslam’ın hakikatinden onların haberi bile yok.Senin kendisine güvenip ümit bağladığın her şey,senin ilâhındır, mabudundur. Kendisinden korktuğun veya kendisine ümit bağladığın her şey,senin ilâhındır, mabudundur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Esas sebep olan Allah’ı tamamen unutarak, zararın da, faydanın da kendisinden geldiğini kabul ettiğin her şey, senin ilâhındır, mabudundur. Fakat kısa bir süre sonra görürsün sen. Allah, kendisini bırakıp da güvendiğin ve bağlandığın ne varsa hepsini alır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şu hususu iyi bil ki, bütün eşya, sadece Allah’ın hareket ettirmesiyle hareket eder, durdurmasıyla durur. O’nun iradesi ve kuvveti olmadan, ne duran bir şey harekete geçebilir, ne de hareket etmekte olan bir şey durabilir. Kişi bu hususu böylece bilip kabul eltiği zaman, artık insanları ve diğer varlıkları Allah’a ortak tanıma yükünden ve suçundan kurtulur. Allah’a şirk koşmaz. Melekler içinde resim, suret bulunan eve girmezlerse, içinde bir sürü suretlerle putlar bulunan senin kalbine Allah nasıl girer? Allah’tan gayrı her şey bir puttur. Öyleyse sen, putları kır.Evi temizle.Ey dünyaya kulluk edenler! Ey ahirete kulluk edenler! Siz, Allah’ı da, dünyayı da, ahireti de bilmiyorsunuz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kiminizin putu dünya. Kiminizin ki ahiret. Kiminizin ki insanlar. Kiminizinki zevkler,nefsani arzular. Kiminizin ki övülme, halktan tasvip görme, alkış toplama. Allah dışında her şey, bir puttur. Kişi Allah’tan gayrı neye bağlandı ve neye gönül verdiyse, o onun putudur. Senin bütün umudun insanlar. Her şeyi onlardan bekliyor, onlardan umuyorsun. Korkun da onlardan. Hep onlardan korkuyorsun. Bu hal, Rabbine şirk koşmaktır, ortak tanımaktır.Bu zaman, ahir zamandır. Bu zamanda çoğu insanların mabudu, paradan ibarettir. Bu zaman insanlarının çoğu, Musa Aleyhisselam’ın kavmine benzedi. Yahudilere benzedi. Onlar, altın buzağıyı kendilerine mabud edinmişlerdi. Bu zamanın insanının altın buzağısı da paradır. Parayı kendine mabud edinmişsin, Rab edinmişsin. Parayatapıyorsun... **&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-------------------------------------------------------:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;** Fethü´r Rabbani Gavs´ül Azam Abdülkadir Geylani&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-4529397594911733707?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/4529397594911733707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=4529397594911733707&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4529397594911733707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/4529397594911733707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/09/gizli-sirkin-farknda-myz.html' title='Gizli Şirkin Farkında mıyız?'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SrobESQXJrI/AAAAAAAADHA/t9bZR5esNJg/s72-c/camel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-7793667396440509861</id><published>2009-09-15T09:47:00.002+03:00</published><updated>2009-09-15T10:20:17.332+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Günler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asr-ı Saadet'/><title type='text'>Leyle-i  Kadrimiz Mübarek ola</title><content type='html'>&lt;em&gt;"Kutsal gecelerin en başında Kadir Gecesi'nin geldiğinde şüphe yoktur. Nitekim Hazreti Kur'an'ın ifadesiyle, "Kadir Gecesi, bin aydan hayırlı bir gecedir!&lt;br /&gt;Ancak kendi zatında bin aydan hayırlı olan bu geceyi, biz kendi hakkımızda nasıl bin aydan hayırlı hale getirebiliriz? Bin ay yaşamış gibi bir sevap kazanmaya nasıl vesile kılabiliriz? İşte mesele burada, geceyi kendi hakkımızda da bin aydan hayırlı hale getirebilme meselesinde.&lt;br /&gt;Şayet bu geceyi de sıradan bir gece gibi (günahları terk etme kararı almadan) geçirirsek, elbette sıradan bir gece gibi sonuç alırız, diğer gecelerden farklılık söz konusu olmaz gelecek hayatımızda.. Öyle ise sıradan bir gecelikten çıkaran bir farklılık olmalı, geçmişte yaşadığımız günahlı halleri gelecekte bir daha yaşamama kararı almalıyız Kadir Gecesi'nde..&lt;br /&gt;Böyle mühim bir kararı nasıl alabiliriz bu gecede?&lt;br /&gt;Önce alışageldiğimiz ibadet ve dualarımızı büyük bir heyecanla yapar, bunları tamamladıktan sonra bir köşeye çekilerek geçmişimizi, geleceğimizi düşünmeye başlar, hayatımızın bir muhasebesini yaparız.&lt;br /&gt;-Bugüne gelinceye kadar yaşadığım hayatım tam hedefini bulmuş, gayesine ermiş mi? Vicdanen rahat mıyım yaşadığım hayattan? Yoksa yer yer pişman olduğum yanlışlar yapmış, sürçmelere maruz kalmış mıyım? Şayet böyle yanlışlar yapmışsam bu gece öylesine kesin bir karar almalıyım ki, bin ay yaşasam dahi bu günahlı halleri gelecekte bir daha tekrar etmemeli, tertemiz bir İslami hayat yaşama niyetine bu geceden itibaren karar vermeliyim!.&lt;br /&gt;İşte geçmişteki yanlışları bir daha tekrar etmeme niyetine girmeyi biz, 'Kadir Gecesi'ni kendi hakkında bin aydan hayırlı hale getirme niyeti ve kararı olarak yorumluyoruz. Böyle bir kararla ihya etmiş olduğumuz Kadir Gecesi'nden sonra kalıcı bir İslami hassasiyet kazanmış, daha takvalı bir hayat yaşama niyetine girmiş oluyoruz.&lt;br /&gt;Şayet bu gecede geleceğimize ait daha temiz İslami hayat yaşama niyetine girmez de sadece geceye mahsus ibadetlerle kalırsak, geceden sonra eski günah ve hatalar yine sürüp gider. Geleceğe ait kalıcı bir şey kazanmamış oluruz bin aydan hayırlı bir geceden sonra da. Nitekim öyle de olmaktadır yaşanan umumi hayatta..&lt;br /&gt;Bu sebeple, Kadir Gecesi'nde günahları azaltma, sevapları da çoğaltma kararı alarak nefsimize demeliyiz ki:&lt;br /&gt;-Hayatımın bundan sonraki kısmında şimdiye kadar getirdiğim kötü alışkanlıklarımı birer ikişer terk edecek, iyi alışkanlıklarımı da birer ikişer artırarak daha temiz bir İslami hayat yaşama azim ve aşkında olacağım!.&lt;br /&gt;İşte Kadir Gecesi'nde aldığımız bu, daha günahsız bir İslami hayat yaşama kararıyla gecemizi kendimiz hakkında bin aydan hayırlı hale getirmiş oluruz. Çünkü bu kararla bin ay da yaşasak daha günahsız bir hayat yaşayacaktık. Hadis-i şerifte, müminin niyeti amelinden hayırlıdır, buyrularak, niyetini düzelten mümin, böyle bir ikrama layık görülüyor. Yeter ki, daha temiz bir İslami hayat yaşama niyetine girme kararı alalım Kadir Gecesi'nde..&lt;br /&gt;-Var mısınız günahları terk edip sevapları devam ettirme kararı alarak Kadir Gecesi'ni kendi hakkımızda bin aydan hayırlı hale getirme azim ve niyetine? Unutmayın, böyle bir niyetten sonra tek ay dahi yaşasak, bin ay yaşamış gibi ikram görebiliriz Rabb'imizin yanında. Çünkü bin ayda yaşasak tertemiz bir İslami hayat yaşayacaktık Kadir Gecesi'nde aldığımız bu karar sebebiyle.&lt;br /&gt;İşte bu niyet ve karara biz, 'zatında bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi'ni, kendi hakkımızda da bin aydan hayırlı hale getirme niyet ve kararı' diyor, böyle bilinçli bir niyetle ihya edeceğimiz Kadir Gecesi diliyoruz size, bize, hepimize!. "&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; Ahmed Şahin &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=892387"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"Zaman"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;..&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;(...Hz Rabbim bu mübarek geceden rızasına muvafık şekilde faydalanmayı nasip&lt;br /&gt;edip, ibadatı taat ve tövbeyi azam nasip eylesin.. Cümle Ümmet-i&lt;br /&gt;Muhammed'in(s.a.v) Kadir gecesi bereketli olsun..amin..)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-7793667396440509861?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/7793667396440509861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=7793667396440509861&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7793667396440509861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7793667396440509861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/09/leyle-i-kadrimiz-mubarek-ola.html' title='Leyle-i  Kadrimiz Mübarek ola'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-5840183134104973098</id><published>2009-09-09T09:11:00.003+03:00</published><updated>2009-09-11T14:26:35.965+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Günler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asr-ı Saadet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadis-i Şerif'/><title type='text'>Son 10 Gün ve Kadir Gecesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SqozyaGEMnI/AAAAAAAADGI/Aeb0F4o1Rpg/s1600-h/kuranramazanrq8.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380169645938717298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 254px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SqozyaGEMnI/AAAAAAAADGI/Aeb0F4o1Rpg/s320/kuranramazanrq8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;9-.......Âişe(R)'den (şöyle demiştir): Rasûlullah (S): "Sizler Kadir gecesini ramazânın son on günündeki tek gecelerde arayınız!*3 bu&amp;shy;yurdu .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10-....... Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) ramazânda, ayın ortasındaki on günde i'tikâf eder idi.Geçen yirmin&amp;shy;ci gecenin akşamı olup da yirmibirinci günü karşılayacağı zaman evine dönerdi. Beraberinde i'tikâf etmiş olanlar da evlerine dönerlerdi. Ra&amp;shy;sûlullah i'tikâf ettiği bir ramazân ayında, kendisinde evine dönmek âdetinde olduğu gece i'tikâf yerinde ikaamet etti ve insanlara bir hutbe yaptı da, bu hutbede, insani ara Allah'ın dilediği şeyleri emretti. Son&amp;shy;ra şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;"Ben şu ayın ortasındaki on günde i'tikâf ederdim. Sonra bana şu gelecek son on gün içinde i'tikâf etmekliğim fikri zahir oldu. Şim&amp;shy;dikim benim beraberimde i'tikâf ediyorsa i'tikâf ettiği yerde sabit olsun. Bu Kadir gecesi bana gösterilmişken sonra o bana unutturul-muştur. Artık siz onu son on içinde arayınız. Ve yine siz onu bu on içindeki her tek gecede arayınız. Ben (ru'yâda) kendimi bir su ve bir çamur içinde secde eder gördüm".&lt;br /&gt;İşte bu gece içinde gök boşandı, şiddetli yağmur yağdı. Mescid Peygamber'in secde yerine su akıttı. İşte bu yirmibirinci gecede gö&amp;shy;züm gördü. Ben Peygamber sabah namazından döndüğünde kendisi&amp;shy;ne baktım. Peygamber'in yüzü çamur ve su ile dolmuş hâldeydi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) ramazânın son on günleri içinde i'tikâf eder ve "Kadir gecesini ramazândan son on gece içinde arayınız" buyururdu .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12-.......ibn Abbâs(R)'tan: Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Siz Kadir gecesini ramazânın son onu içinde arayınız. Kadir gecesi ya ramazândan kalan dokuzuncu gecede, yâhud kalan yedinci gece--de, yâhud kalan beşinci gecededir" .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13-.......Ebû Mıclez ve İkrime'den gelen rivayette İbnu Abbâs (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S): "O Kadir gecesi ya ramazânın son on günü içinde geçecek dokuzdadır yâhud kalan yedi içindedir" bu&amp;shy;yurdu .&lt;br /&gt;Bu hadîsi Eyûb es-Sahtıyânî'den ve Hâlid el-Hazzâ'dan; onlar İkrime'den; o da İbn Abbâs'tan "Kadir gecesini ramazânın yirmi-dördüncü gecesinde arayınız1"lâfzıyle rivayet etmesinde Abdulvah-hâb da Vuheyb'e mutâbaat etmiştir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;----------------------------------------------------------------------:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Kaynak:Sahih-i Buhari &lt;em&gt;'Teravih Bahsi'&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-5840183134104973098?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/5840183134104973098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=5840183134104973098&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/5840183134104973098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/5840183134104973098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/09/son-10-gun-ve-kadir-gecesi.html' title='Son 10 Gün ve Kadir Gecesi'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SqozyaGEMnI/AAAAAAAADGI/Aeb0F4o1Rpg/s72-c/kuranramazanrq8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-7239157100123418965</id><published>2009-09-07T18:02:00.003+03:00</published><updated>2009-09-07T18:08:58.257+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayet-i Celile'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asr-ı Saadet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadis-i Şerif'/><title type='text'>Malın Şükrü Zekat ve İbretlik Hadise</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SqUh-DkiJvI/AAAAAAAADE4/4fPsg4jZh9s/s1600-h/1374914684_f320461c19.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378742679958071026" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 218px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SqUh-DkiJvI/AAAAAAAADE4/4fPsg4jZh9s/s320/1374914684_f320461c19.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte Salebe bir gün Allah Resulünün (a.s.m.) huzuruna geldi ve kendisindenmal için dua istedi.&lt;br /&gt;Peygamberimiz (S.A.V.) ona :“Ya Salabe, beni misâl almak istemezmisin? Allah’ın Rasûlu gibi olmak istemezmisin? Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederek söylüyorum ki, dağların benim için altın ve gümüş olmasını dilesem, olurlardı.” diye cevap buyurdu.Salabe bu sefer dedi ki, “Seni Hak dinle peygamber gönderen Allah’a yemin ederim ki, bana mal versin diye Allah’a dua edersen, her hak sahibine hakkını vereceğim., şöyle şöyle yapacağım.” &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bunun üzerine Peygamber’imiz (S.A.V.) “Allah’ım, Salabe’ye mal nasib eyle” diye dua etti. Salabe de koyun edindi.Salabe’nin edindiği koyunlar böcek gibi üredi. Öyle ki, sürüsüne Medine dar geldiği için vâdiye taşındı. Bu yüzden öğle ve ikindiyi cemaatle kılıp, diğer vakitler cemaatten geri kalmaya başladı. Bu arada sürü üremesine devam ettiği için Salabe başka bir yere taşınmak ihtiyacını duydu ve Cuma’dan başka hiçbir namazı cemaatle kılmamaya başladı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Derken sürü böcek gibi üremeye devam etti. Salabe de Cuma günleri kervanların yoluna çıkarak Medine’de olup bitenleri öğrenir oldu. Bir gün Peygamber’imiz (S.A.V.) “Salabe ne yapıyor?” diye sordu. O’na “Ya Rasûl, sürü edinince Medine’ye sığmaz oldu” diye başlayarak olup bitenleri anlattılar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Peygamber’imiz (S.A.V.) “Yazık Salebe’ye, yazık Salebe’ye yazık Salebe’ye” diye buyurdu.Bu sırada “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Onların mallarından belirli bir sadaka al, böylece onları temizlemiş ve nefislerini arındırmış olursun. Onlar için duâ et, senin duân onları huzura kavuşturur.”(Tevbe süresi âyet: 103) &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;meâlindeki âyet inerek zekat vermek farz kılındı. Peygamber’imiz (S.A.V.) Cuheyne kabilesi ile Beni Suleym kabilesinden iki kişiye yazılı bir emirname verip zekât toplamakla görevlendirdi., onlara “Saleb Bin Hatib ile Beni Suleym’den falan adama varıp zekâtlarını alın” diye emir verdi. Adamlar yola çıkıp Salebe’ye vardılar, Peygamber’imizin (S.A.V.) emirnamesini okuyarak kendisinden zekâtını vermesini istediler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Salebe tahsildarlara “Bu cizyeden başka birşey değil, Bu cizyeden başka birşey değil, Bu cizyenin kardeşidir, gidin işiniz bitince bana yine uğrayın” dedi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bunun üzerine tahsildarlar Suleymi’ye yöneldiler. Suleymi onların geldiğini duyunca develerin en semizini seçerek onu zekatlık olarak ayırdı ve tahsildarları onunla karşıladı. Tahsildarlar bunu görünce ” En semiz deveyi vermen gerekli değil, o yüzden bunu senden almak istemiyoruz” dediler. Suleymi “Ne münasebet alın onu, ben gönül hoşnutluğu ile veriyorum. Onu siz alasınız diye ayırdım.” dedi. Tahsildarlar görevlendirdikleri diğer zekâtları toplamayı bitirince geri dönerken Salebe’ye bir daha uğradılar, zekâtını vermesini istediler. Salebe bu sefer onlara:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Yanınızdaki yazıyı gösterin” dedi. Yazıya göz atarken yine “Bu cizyenin kardeşidir, siz gidin ben ne yapacağımı düşüneyim” dedi. Tahsildarlar Paygamber’imize (S.A.V.) döndüler. O (S.A.V.) onları görür görmez daha kendileri ile konuşmadan “Yazıklar olsun Salebe’ye” dedi. ve Suleymi’ye duâ etti. Tahsildarlar da Peygamber’imize (S.A.V.) gerek Salebe’nin ve gerekse Suleyni’nin nasıl davrandığını anlattılar. Bunun üzerine Allah (C.C.) Salebe Hakkında:“&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Onlardan bir kısmı “Eğer Allah bize mal bağışlarsa mutlaka zekat verir ve mutlaka salihlerden oluruz” diye söz verdiler. Fakat Allah onlara mal bağışlayınca onu cimrilik ettiler, arka dönüp sözlerinden caydılar.Allah da kendisine verdikleri sözden cayarak yalan söyledikleri için O’nun karşısına çıkacakları güne kadar kalblerine nifak ekmek suretiyle onları cezalandırdı.” (Tevbe Suresi, Ayet: 75-77)&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; mealindeki ayet indi. Bu sırada Peygamber’imizin (S.A.V.) yanında bulunan Salebe’nin bir akrabası, inen ayeti duyunca Salebe’ye vararak ona “Yâ Salebe, anan ölesi, ulu Allah (c.c.) senin hakkında öyle şöyle bir ayet indirdi.” dedi.Bunun üzerine yola çıkan Salebe, Peygamber’imize (S.A.V.) vararak zekatını almasını istedi. Peygamber’imiz (S.A.V.) kendisine “Allah, bana senden zekat almayı yasakladı” diye cevap verdi. Peygamber’imizin (S.A.V.) bu cevabı üzerine Salebe başına toprak serperek döğünmeye koyuldu.Peygamber’imiz (S.A.V.) ona “İşte senin amelin, verdiğim emri yerine getirmedin.” dedi.Peygamber’imiz (aleyhissalatu ve sellem) vereceği zekâtı almak istemeyince evine döndü.Peygamber’imiz (S.A.V.) Ahirete göçünce Salebe, zekât borcunu Hz. Ebû Bekr’e getirdi, fakat Ebû Bekr de onu geri çevirdi. Arkasından Hz. Ömer’e getirince o da kabul etmedi. Hz. Osman’ın halifeliğe geçişinden sonra da Salebe Öldü.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-7239157100123418965?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/7239157100123418965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=7239157100123418965&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7239157100123418965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7239157100123418965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/09/maln-sukru-zekat-ve-ibretlik-hadise.html' title='Malın Şükrü Zekat ve İbretlik Hadise'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SqUh-DkiJvI/AAAAAAAADE4/4fPsg4jZh9s/s72-c/1374914684_f320461c19.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-2844060154165669503</id><published>2009-09-04T18:30:00.004+03:00</published><updated>2009-09-04T18:41:28.682+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayet-i Celile'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadis-i Şerif'/><title type='text'>Mülk Suresi ve Fazileti</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SqE03T7tsHI/AAAAAAAADEg/8k5F9lG1X3Y/s1600-h/kuranramazanrq8.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377637554905264242" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 254px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SqE03T7tsHI/AAAAAAAADEg/8k5F9lG1X3Y/s320/kuranramazanrq8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mülk suresi otuz âyettir ve Mekke'de nazil olmuştur.&lt;br /&gt;Bu sure-i celile, kainatta mevcut olan mülk ve varlıkların Allaha ait oldu&amp;shy;ğunu beyan ederek başlıyor.&lt;br /&gt;Mekki surelerin özelîiğini taşıyan bu sure-i celilede, insanların, sağlam bir inanca sahib olmaları için kainat düzenine bakmaları, gökleri temaşa etmele&amp;shy;ri tavsiye ediliyor ve bu bakışta insanın acz ve mağlubiyete uğrayacağı beyan ediliyor.&lt;br /&gt;Rablerini inkar edenlerin cehennem azabına uğratılacakları haber verili&amp;shy;yor ve bu cehennem azabının da şiddetli olacağı ifade ediliyor.&lt;br /&gt;Rablerine iman edenler için de büyük bir mükâfaatın bulunduğu müjdele&amp;shy;niyor. Allah tealanın, cereyan eden bütün hadisattan haberdar olduğu zikredili&amp;shy;yor.&lt;br /&gt;Âhirette azabı görünce inkarcıların yüzlerinin simsiyah kesileceği ve bu dünyadayken âhireti ve hesabi yalanlayanların tabi olacakları azabın kendilerine gösterilerek "İşte hakkında ısrarla iddiada bulunduğunuz azap budur." deneceği ifade buyuruiuyor.&lt;br /&gt;Sure-i celile, Allah tealanın biz kullarına vermiş olduğu nimetlerin en bü&amp;shy;yüklerinden biri olan, hatta maddi hayatımızın devamı için çok önemli bir mad&amp;shy;de olan suyun, nimet olarak büyüklüğüne işaret eden şu âyet-i kerime ile sona eriyor:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"De ki: "Söyleyin bana, suyunuz yerin dibine çekilse size kim bir akar su getirebilir?"[1]&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="_Toc112341253"&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;Sure-İ Celilenin Fazileti&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber efendimiz (s.av.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;"Kur'anda otuz âyetten meydana gelen bir sure bir kişi için şefaatçi oldu ve onun günahları affedildi. Bu sure süresidir."[2]&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Cabir b. Abdullah diyor ki:&lt;br /&gt;"&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Resulullah (s.a.v.) Secde suresini ve Mülk suresini okumadan uyamazdı."[3]&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Abdullah b. Abbas diyor ki:&lt;br /&gt;"Resulullahın sahabilerintlen biri bir kahirin üzerine, oranın kabir oldu&amp;shy;ğunu bilmeyerek bir çadır kurmuştur. Sonra orada bir kimsenin Mülk suresini sonuna kadar okuduğunu işitmiştir. Sahabi Resulullaha gelip: "Ey Allahın Resu&amp;shy;lü, ben bir kabir üzerine bir çadır kurdum. Oranın kabir olduğunu bilmiyordum. Bir de ne göreyim, onun içinde birisi Mülk suresini okuyor. Sureyi sonuna ka&amp;shy;dar okudu." demiştir. Resulullah: "&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bu sure, engel olan ve kurtarıcı olan bir sure-dir.Bu sure okuyanı kabir azabından kurtarır."[4] buyurdu.[5]&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;[1] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/363.&lt;br /&gt;[2] Tirmizi, K. Fadail el-Kur'an, bab: 9, Hadis no: 2891&lt;br /&gt;[3] Tirmizi, K. Fadail el-Kur'an, bab: 9, Hadis no: 2892&lt;br /&gt;[4] Tirmizi, K. Fadail el-Kuraıı, bah: 9, Hadis no: 2890&lt;br /&gt;[5] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/364-365.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-2844060154165669503?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/2844060154165669503/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=2844060154165669503&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/2844060154165669503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/2844060154165669503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/09/mulk-suresi-ve-fazileti.html' title='Mülk Suresi ve Fazileti'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SqE03T7tsHI/AAAAAAAADEg/8k5F9lG1X3Y/s72-c/kuranramazanrq8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-7252999905987504704</id><published>2009-08-29T15:55:00.002+03:00</published><updated>2009-08-29T16:09:36.926+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><title type='text'>Hikmetli Sözler-1</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SpkohGIKMDI/AAAAAAAADEA/3LE3-MPRZh8/s1600-h/akil-icin-yol-birdir.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375372179289026610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 237px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SpkohGIKMDI/AAAAAAAADEA/3LE3-MPRZh8/s320/akil-icin-yol-birdir.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Dünyadaki en büyük kazanç, kişinin her vakit, kendisi için en üstün ve dirileceği günde kendisine en faydalı olanlarla uğraşmasıdır&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Mahlukattan korktuğun zaman ondan alabildiğine kaçarsın. Ancak Allahu Teâlâ'dan korktuğun zaman O'na yakınlaşır ve dost olursun.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Tehlikeli şeyleri terk et. Aksi takdirde sende fikir hâlini alır. Fikir halindeyken de onu terk et. Yoksa bu, şehvet hâline dönüşür. Öyleyse bununla savaş. Eğer bunu yapmazsan o zaman da bu, yer edinir. Şayet onu terk etmezsen bu sefer de amele dönüşür. Şayet bunun zıddı olan bir şeyi tedarik edemezsen, bu sefer de bu âdet hâlini alır. Vaziyet artık bu duruma gelirse; bu âdeti bırakman oldukça zorlaşır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Takva üç mertebedir:&lt;br /&gt;1. Kalbin ve azaların haram ve günahlardan korunması,&lt;br /&gt;2. Bunların kerih görülen şeylerden (mekruhlardan) korunması,&lt;br /&gt;3. Malayani işlerden ve gereksiz konulardan korunması.&lt;br /&gt;- İlk maddeye gelirsek, bu, kula hayatını vermektedir.&lt;br /&gt;- İkincisine gelirsek; bu da kulun sağlığını ve kuvvetini sağlamaktadır,&lt;br /&gt;- Üçüncüsü ise; kula sevinç, neşe ve ferahlık kazandırmaktadır&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Musa'nın (a.s.) peygamberliği ve Firavun'un karısı Âsiye'nin imanı ile ilim (kader) öne geçti...&lt;br /&gt;Musanın kundaktayken bedeni sandıkta Firavun'un sarayına yürütüldü. Annesi kendisini (sanduka ile suya bıraktı) ve tek başına, bebek olduğu hâlde çocuğu olmayan bir kadına geldi. Allahuekber!&lt;br /&gt;Bu kıssada gerçekten ne kadar büyük bir ibret var! Firavun ki Musa'nın gelmemesi için nice çocukları keserken, kader ona şöyle diyordu:&lt;br /&gt;"Biz Musayı senin sarayında büyüteceğiz&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Mahlukatın çoğunu helak eden şu iki düşmandan sakının:&lt;br /&gt;1. Şüphelerle ve yaldızlı bâtıl sözlerle Allah'ın yolundan alıkoyan kimse,&lt;br /&gt;2. Dünyaya ve makam sevdasına meftun olup, aşırı bağlılık gösteren kimse.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Tevekkül eden Allah'tan gayrısından istemez. Allah'tan başkasına havale etmez ve Allah'tan başkasına stoklamaz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-7252999905987504704?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/7252999905987504704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=7252999905987504704&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7252999905987504704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7252999905987504704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/08/hikmetli-sozler-1.html' title='Hikmetli Sözler-1'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SpkohGIKMDI/AAAAAAAADEA/3LE3-MPRZh8/s72-c/akil-icin-yol-birdir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-7513965290997842164</id><published>2009-08-25T10:12:00.004+03:00</published><updated>2009-08-25T10:46:45.497+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müctehidin'/><title type='text'>İslam;İtikad;İman ve Müslüman</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SpOWwCncbNI/AAAAAAAADDA/ekslVanMn-4/s1600-h/21dfxih.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373804532463332562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 239px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SpOWwCncbNI/AAAAAAAADDA/ekslVanMn-4/s320/21dfxih.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Tevhidin aslı, buna îman etmenin en doğru yolu şudur: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna, hesap, mizan, cennet ve cehenneme inandım, bunların hepsi de haktır, demek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Yüce Allah, sayı yönüyle değil, ortağı olmaması yönüyle birdir. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. O'na hiçbir şey denk değildir. O yarattıklarından hiç birine benzemez. İsimleri, zatî ve fiilî sıfatlarıyla daima var olmuş ve var olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Allah'ın zatî sıfatları; hayat, kudret, ilim, semi, basar ve irâde sıfatlarıdır. Fiilî sıfatlar ise, tahlik (yaratma), terzik (rızık verme), inşa (yapma), ibda (örneksiz yaratma) ve sun' (san'atla yaratma) ve diğer fiilî sıfatlardır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Allah, sıfatları ve isimleri ile var olmuş ve var olacaktır. O'nun isim ve sıfatlarından hiçbiri sonradan olma değildir. O ilmiyle daima bilir, ilim O'nun ezelde sıfatıdır. O kudretiyle daima kadirdir, kudret O'nun ezelde sıfatıdır. Kelâm ile konuşur, kelâm O'nun ezelde sıfatıdır. Yaratması ile daima haliktır, yaratmak O'nun ezelde sıfatıdır. Fiili ile daima faildir, fiil O'nun ezelde sıfatıdır. Fail Allah'tır, fiil ise O'nun ezelde sıfatıdır. Yapılan şey, mahlûktur. Yüce Allah'ın fiili ise mahlûk değildir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Allah'ın ezeldeki sıfatları mahlûk ve sonradan olma değildir. Allah'ın sıfatlarının yaratılmış ve sonradan olduğunu söyleyen, yahut tereddüt eden veya şüphe eden kimse Yüce Allah'ı inkâr etmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Kur'ân-ı Kerîm, Allah kelâmı olup, mushaflarda yazılı, kalplerde mahfuz, dil ile okunur ve Hz. Peygamber'e indirilmiştir. Bizim Kur'ân-ı Kerîm'i telaffuzumuz, yazmamız ve okumamız mahlûktur fakat Kur'ân mahlûk değildir. Allah'ın Kur'ân'da belirttiği Musa ve diğer peygamberlerden, firavn ve İblis'ten naklen verdiği haberlerin hepsi Allah kelâmıdır, onlardan haber vermektedir. Allah'ın kelâmı mahlûk değildir, fakat Musa'nın ve diğer yaratılmışların kelâmı mahlûktur. Kur'ân ise Allah'ın kelâmı olup, kadîm ve ezelîdir&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Allah bir şey (varlık)'dir, fakat diğer şeyler gibi değildir. O'nun varlığı cisim, cevher, araz, had, zıd, eş ve ortaktan uzaktır. O'nun Kur'ân'da zikrettiği gibi eli, yüzü ve nefsi vardır. Allah'ın Kur'ân'da zikrettiği gibi el, yüz ve nefs gibi şeyler, keyfiyetsiz sıfatlardır. O'nun eli, kudreti veya nimetidir denilemez. Zîra bu takdirde sıfat iptal edilmiş olur. Bu, Kaderiyye ve Mutezile'nin görüşüdür. O'nun elinin, keyfiyetsiz sıfat olması gibi, gazabı ve rızası da keyfiyetsiz sıfatlarından iki sıfattır.&lt;br /&gt;* Allah, eşyayı bir şeyden yaratmadı. Allah, eşyayı oluşundan önce, ezelde biliyordu. O, eşyayı takdir eden ve oluşturandır. Allah'ın dilemesi, ilmi, kazası, takdiri ve Levh-i Mahfûz'daki yazısı olmadan, dünya ve âhirette hiçbir şey vaki olmaz. Ancak onun Levh-i Mahfûz'daki yazısı, hüküm olarak değil, vasıf olarak yazılıdır. Kaza, kader ve dilemek, O'nun nasıl olduğu bilinemeyen sıfatlarındandır. Allah, yok olanı yokluğu halinde yok olarak bilir, onun yarattığı zaman nasıl olacağını bilir. Var olanı, varlığı halinde var olarak bilir, onun yokluğunun nasıl olacağını bilir. Allah ayakta duranın ayakta duruş halini, oturduğu zaman da oturuş halini bilir. Bütün bu durumlarda Allah'ın ilminde ne bir değişme, ne de sonradan olma bir şey hâsıl olmaz. Değişme ve ihtilâf, yaratılanlarda olur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Allah'ın "&lt;strong&gt;Allah Musa'ya hitap etti."(en-Nisa,164.)&lt;/strong&gt; âyetinde belirttiği gibi. Musa Allah'ın kelâmını işitti. Şüphesiz ki Allah, Musa ile konuşmasından önce de, kelâm sıfatı ile muttasıftı. Yüce Allah yaratmadan da ezelde yaratıcı idi. Allah, Musa'ya hitap ettiğinde, ezelde sıfatı olan kelâmı ile konuştu. O'nun sıfatlarının hepsi, mahlûkların sıfatlarından başkadır. O bilir, fakat bizim bildiğimiz gibi değil. O kadirdir, fakat bizim gücümüzün yettiği gibi değil. O görür, fakat bizim görmemiz gibi değil. O işitir, fakat bizim işittiğimiz gibi değil. O konuşur, fakat bizim konuşmamız gibi değil. Biz uzuvlar ve harflerle konuşuruz. Oysaki Allah, uzuvsuz ve harfsiz konuşur. Harfler mahlûktur, fakat Allah'ın kelâmı mahlûk değildir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Allah insanları küfür ve îmandan hâli olarak yaratmış, sonra onlara hitap ederek emretmiş ve nehyetmiştir. Kâfir olan; kendi fiili, hakkı inkâr ve reddetmesi ve Allah'ın yardımını kesmesiyle küfre sapmıştır. İman eden de kendi fiili, ikrarı, tasdiki ve Allah'ın muvaffakiyet ve yardımı ile îman etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Allah Âdem'in neslini, sulbünden insan şeklinde çıkarmış, onlara akıl vermiş, hitap etmiş, îmanı emredip, küfrü yasaklamıştır. Onlar da onun Rabb olduğunu ikrar etmişlerdir. Bu, onların îmanıdır. İşte onlar bu fıtrat üzerine doğarlar. Bundan sonra küfre sapan bu fıtratı değiştirip bozmuş olur. İman ve tasdik eden de fıtratında sebat ve devam göstermiş olur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Allah, kullarının hiç birini îman veya küfre zorlamamış, onları mü'min veya kâfir olarak yaratmamıştır. Fakat onları şahıslar olarak yaratmıştır. İman ve küfür kulların fiilleridir. Allah, küfre sapanı, küfrü esnasında kâfir olarak bilir. O kimse daha sonra iman ederse, imanı halinde mü'min olarak bilir, ilmi ve sıfatı değişmeksizin onu sever.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Kulların hareket ve sükûn gibi bütün fiilleri hakikaten kendi kesbleri (kazançları)'dir. Onların yaratıcısı ise Yüce Allah'tır. Onların hepsi Allah'ın dilemesi, ilmi, hükmü ve kaderi ile olur.&lt;br /&gt;Taatların hepsi, Allah'ın emri, muhabbeti, rızası, ilmi, dilemesi, kazası ve takdiri ile vacip kılınmıştır. Masiyetlerin hepsi de Allah'ın ilmi, kazası, takdiri ve dilemesi ile olmakla beraber, rızası ve emri değildir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Peygamberlerin hepsi de (salât ve selâm olsun) küçük, büyük günah, küfür ve çirkin hallerden münezzehtir. Fakat onların sürçme ve hataları vâki olmuştur. Hz. Muhammed, Allah'ın sevgili kulu, resulü, nebisi, seçilmiş tertemiz kuludur. O hiç bir zaman puta tapmamış, göz açıp kapayacak bir an bile Allah'a ortak koşmamıştır. O, küçük büyük hiç bir günah işlememiştir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Ebû Bekr es-Sıddîk, sonra Ömer el-Fârûk, sonra Osman b. Affân Zû'n-Nûreyn, daha sonra Aliyyu'l-Murtaza'dır. Allah hepsinden razı olsun. Onlar doğruluk üzere, doğruluktan ayrılmayan, ibâdet eden kimselerdir. Hepsine sevgi ve saygı duyarız. Hz. Peygamber'in ashabının hepsini sadece hayırla anarız.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Bir müslümanı, helâl saymaması şartıyla, büyük günahlardan birini işlemesi ile kâfir sayamayız. Bu durumdaki bir kimseden îman ismini kaldıramayız, ona gerçek anlamda mü'min deriz. Bir mü'minin kâfir olmamakla beraber günahkâr olması caizdir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Günahlar, mü'mine zarar vermez demeyiz. Keza günah işleyen kimse Cehennem'e girmez de demeyiz. Dünyadan mü'min olarak ayrılan kimse, fasık da olsa Cehennem'de ebedî kalacaktır, demeyiz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Mürcie'nin dediği gibi, &lt;em&gt;iyiliklerimiz makbul, kötülüklerimiz de affedilmiştir&lt;/em&gt;, &lt;strong&gt;demeyiz.&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Fakat kim bütün şartlarına uygun, müfsit ayıplardan uzak amel işler ve onu küfür ve dinden dönme gibi şeylerle boşa çıkarmaz ve dünyadan mü'min olarak ayrılırsa şüphesiz Allah onun amelini zayi etmez, bilakis kabul eder ve ondan dolayı sevap verir, deriz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Allah'a ortak koşmak ve küfür dışında, büyük ve küçük günah işleyen, fakat tevbe etmeden mü'min olarak ölen kimsenin durumu Allah'ın dilemesine bağlıdır. Dilerse ona Cehennem'de azap eder, dilerse affeder ve hiç azaba uğratmaz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Herhangi bir amele riya karıştığı zaman, o amelin ecrini yok eder. Keza ucüb (kendi amelini üstün görmek) de böyledir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Peygamberlerin mucizeleri ve velîlerin kerametleri haktır. Ancak, haberlerde belirtildiği üzere İblis, Firavun ve Deccal gibi Allah düşmanlarına ait olan, onların şimdiye kadar vukua geliş ve gelecek hallerine mucize de, keramet de demeyiz. Bu, onların hacetlerini yerine getirmedir. Zîra, Allah, düşmanlarının ihtiyaçlarını, onları derece derece cezaya çekmek ve sonunda cezalandırmak şeklinde yerine getirir. Onlar da buna aldanarak azgınlık ve küfürde haddi aşarlar. Bunların hepsi de caiz ve mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Yüce Allah, yaratmadan önce de yaratıcı, rızıklandırmadan önce de rızık verici idi. Allah, âhirette görülecektir. Mü'minler Allah'ı Cennet'te, aralarında bir mesafe olmaksızın, teşbihsiz ve keyfiyetsiz olarak baş gözleriyle göreceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*İman, dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir. Gökte ve yerde bulunanların îmanı, îman edilmesi gereken şeyler yönünden artmaz ve eksilmez, fakat yakın ve tasdik yönünden artar ve eksilir. Mü'minler, îman ve tevhid hususunda birbirlerine müsavidirler. Fakat amel itibarıyla birbirlerinden farklıdırlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İslâm, Allah'ın emirlerine teslim olmak ve itaat etmek demektir. Lügat itibariyle iman ve islâm arasında fark vardır. Fakat islâmsız îman, îmansız da islâm olmaz. Onların ikisi de bir şeyin içi ve dışı gibidirler. Din ise; iman, islâm ve şeriatlerin hepsine birden verilen isimdir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Biz, Yüce Allah'ı kendisini kitabında tavsif ettiği bütün sıfatlarıyla gerçek olarak biliriz. Hiçbir kimse Allah'a, O'nun şanına lâyık şekilde hakkıyla ibâdet etmeye kadir değildir. Fakat insan ancak Allah'ın kitabında, Resulünün bildirdiği ölçüde Allah'a ibâdet eder.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Bütün mü'minler; marifet, yakîn, tevekkül, muhabbet, rıza, korku ve ümit ve iman konusunda birbirlerine müsavidirler. Bu konuda imanın dışındaki hususlarda birbirlerinden farklıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Yüce Allah, kullarına karşı lütufkârdır, adildir, kulun hakettiği sevabı lütfuyla kat kat fazlasıyla verir. Kulunu, adaletinin icabı olarak işlediği günahtan dolayı cezalandırır. Keza kendisinden bir lütuf olarak bağışlar da.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Peygamberlerin (salât ve selâm olsun) şefaati haktır. Peygamberimizin (s.a.) şefaati, günahkâr mü'minler ve onlardan büyük günah işleyip cezayı haketmiş olanlar için hak ve sabittir.&lt;br /&gt;Kıyamet günü amellerin mizanla tartılacağı hususu haktır. Hz. Peygamberi'in havzı haktır. Kıyamet günü hasımlar arasında iyilikler alınarak kısas ve hesaplaşma olması haktır. İyilikler bulunmadığı takdirde kötülüklerin atılması hak ve caizdir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Cennet ve Cehennem hâlen yaratılmıştır, ebediyen de fâni olmayacaklardır. Huriler ebediyen ölmezler. Yüce Allah'ın cezası da, sevabı da ebedîdir.&lt;br /&gt;*Allah dilediğini kendisinin bir lütfü olarak hidâyete ulaştırır. Dilediğini de adaletinin gereği olarak sapıklığa düşürür. Allah'ın sapıklığa düşürmesi, hızlânıdır. Hızlanın mânâsı ise, Allah'ın razı olacağı şeylerde onu muvaffak kılmayıp, yardımını kesmesidir. Bu, Allah'ın adaleti gereğidir. Keza, Allah'ın günahkârları isyanları sebebiyle cezalandırması da adaleti icabıdır.&lt;br /&gt;Şeytan, mü'min kuldan imanını baskı ve cebirle alır, dememiz doğru değildir. Fakat kul îmanı terkederse, Şeytan da onun imanını alır, deriz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Kabirde Münker ve Nekir'in sualleri haktır. Kabirde ruhun cesede iade edilmesi haktır. Bütün kâfirler ve asi mü'minler için kabir sıkıntısı ve azabı haktır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Âlimlerin, Allah'ın sıfatlarını Farsça (Arapça'dan başka bir dille) söylemeleri caizdir. Fakat yed=el kelimesi, Allah'ın sıfatı olarak Farsça söylenemez. Fakat Farsça olarak Rûyi Hüdâ=Allah'ın yüzü demek caizdir. Allah'ın yakınlık ve uzaklığı, mesafenin uzunluk ve kısalığı ile değil, keramet ve zillet mânâsındadır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İtaatli olan kul, Allah'a keyfiyetsiz olarak yakın, âsi kul ise keyfiyetsiz olarak Allah'tan uzak olur. Yakınlık, uzaklık ve yönelmek, yalvaran kula racidir. Keza Cennet'te komşuluk ve Allah'ın önünde bulunmak da keyfiyetsiz şeylerdir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Kur'ân-ı Kerîm, Allah'ın Resulüne (s.a.) indirilmiş olup, mushaflarda yazılıdır. Kelâm mânâsında Kur'ân âyetlerinin hepsi de fazilet ve büyüklük bakımından birbirine müsavidir. Fakat bazısında zikir ve zikredilen fazileti bahis konusudur. Âyete'l-Kürsi buna misaldir. Burada zikredilen Allah'ın yüceliği, azameti ve sıfatlarıdır. Bu âyette hem zikir, hem de zikredilenin fazileti olarak iki fazilet bir araya gelmiştir. Bu kısmında ise sadece zikir fazileti vardır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kâfirlerin kıssalarında olduğu gibi. Bu âyetlerde zikredilenin bir fazileti yoktur, çünkü zikredilenler kâfirlerdir. Keza Allah'ın isim ve sıfatlarının hepsi de azamet ve fazilette müsavidir, aralarında farklılık yoktur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Hz. Peygamber'in anne ve babası İslâm gelmeden önce öldüler. Kasım, Tâhir ve İbrahim Allah Resulünün oğulları, Fâtıma, Rukiyye, Zeynep ve Ümmü Gülsüm de kızları idiler.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*İnsan tevhid ilminin inceliklerinden herhangi birinde güçlükle karşılaşırsa, sorup öğreneceği bir âlim buluncaya kadar, Allah katında doğru olana inanması gerekir. Böyle bir kimseyi arayıp bulmakta gecikmesi caiz değildir. Bu hususta tereddüt edilerek beklemek mazur görülmez. Eğer tereddüt ederek beklerse, kâfir olur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*Mîrac haberi haktır. Onu reddeden sapık bir bid'atçi olur. Deccal'in, Ye'cüc ve Me'cüc'ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa'nın gökten inmesi ve sahih haberlerde bildirilen kıyamet alâmetlerinin hepsi de haktır.&lt;br /&gt;Yüce Allah, dilediğini doğru yola hidâyet eder.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Fıkhu'l-Ekber- İmam-ı Azam Ebu Hanife (rahm aleyh..)"&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-7513965290997842164?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/7513965290997842164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=7513965290997842164&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7513965290997842164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7513965290997842164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/08/islamitikadiman-ve-musluman.html' title='İslam;İtikad;İman ve Müslüman'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SpOWwCncbNI/AAAAAAAADDA/ekslVanMn-4/s72-c/21dfxih.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-3258817759755982704</id><published>2009-08-20T18:43:00.004+03:00</published><updated>2009-08-20T19:01:05.064+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><title type='text'>Güzel Bir Makale; Müslüman...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/So1y1g7imiI/AAAAAAAADCw/7I3ukLWIAzg/s1600-h/yaprak6wc0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372076194221169186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/So1y1g7imiI/AAAAAAAADCw/7I3ukLWIAzg/s320/yaprak6wc0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"*1. Ehl-i Sünnet ve cemaat Müslümanıyım. İtikatta imamımİmamı Mâturidî'dir, İmamı Eş'arîyi de Ehl-i Sünnetin imamı olarak kabul ederim. İmamı AzamEbû Hanife de hem itikatta hem de fıkıhta imamımdır. Diğer üç imamı da Ehl-i Sünnetin imamları olarak kabul ederim.&lt;br /&gt;2. Ümmetim Muhammed Ümmeti'dir. Bütün insanlar Peygamberimizin Ümmetidir. İnananlar ümmet-i icâbettir, henüz imana gelmeyenler ümmet-i dâvettir.&lt;br /&gt;3. Rabbim, İlâhım, Hâliqim Allahü Teâlâ hazretleridir.&lt;br /&gt;4. Allahü Teâlâ hazretleri kemal sıfatlarla sıfatlıdır ve noksan sıfatlardan münezzehtir.&lt;br /&gt;5. Bütün Peygamberlere, hiçbirini dışlamayarak iman ederim. Bütün Peygamberler mâsumdur, yani ismet sıfatı ile sıfatlıdır. Muharref Tevrat'ta yazılı olduğu üzere, iki kızının Hz.Lût aleyhisselâmı sarhoş edip onunla yatmaları ve ondan gebe kalmaları gibi çirkin ve iğrenç iddialara asla inanmam. Hz.Lût aleyhisselâmı böyle bir ayıptan tenzih ederim.&lt;br /&gt;6. Kur'ân-ı Kerîm'i Allah'ın kitabı, Müslümanların düsturu ve imamı olarak kabul ederim.&lt;br /&gt;7. Dinim İslâm'dır. İslâm, Allah katında tek hak, geçerli, muteber dindir. Hak din olmakta İslâm'ın ortağı başka bir din yoktur.&lt;br /&gt;8. Bütün mü'minleri, salih veya fasık, iman kardeşi bilirim. Fıskı, fücuru, bid'ati imanını gidermeyen her Müslüman kardeşimdir. Mü'minin imanını severim. Onun fıskını, bid'atini sevmem.Fıskı ve bid'ati yüzünden mü'mini bütünüyle dışlamam.&lt;br /&gt;9. Mü'minlerin, Allah katında derecesi en yükseğinin en takvalı olan olduğunu bilir ve kabul ederim.&lt;br /&gt;10. Bir Müslümanı yücelten değerlerin ilim, irfan, takva, ibadet, güzel ahlâk, yüksek karakter, salâh, zühd, ihlâs, mürüvvet, fütüvvet, büyük ve küçük cihad, Allah yolunda cömertlik, hayır hasenat olduğunu bilirim.&lt;br /&gt;11. İnsanın en büyük düşmanının nefs-i emmâresi olduğunu bilirim.&lt;br /&gt;12. Kutsal Şeriat'ın hak olduğunu çok iyi bilirim.&lt;br /&gt;13. Resûl-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya Efendimizin insanlar için en güzel örnek ve model olduğunu kesinlikle bilir ve kabul ederim.&lt;br /&gt;14. En hayırlı kuşağın Peygamberin Sahabeleri, sonra Tâbiîn, ondan sonra Tebe-i Tâbiîn olduğunu bilir ve kabul ederim. Bu üç hayırlı kuşak Selef-i Sâlihîn'dir. İslâm'ı ve Kur'ân'ı en iyi anlamış, uygulamış, yaşamış olan zümre onlardır.&lt;br /&gt;15. Peygamber Efendimizin Ashabının hepsinin din konusunda âdil olduklarını, onların İslâm'a ve Muhammedî mirasa ihanet etmediklerine inanırım. Radiyallahu anhüm ecmâin...&lt;br /&gt;16. Ashab arasında zuhur eden üzücü hadiselerin ictihad meselesi olduğuna inanır, bundan 1400 yıl önce cereyan etmiş hadiseler hakkında savcılık, hakimlik, cellatlık, yapmam. Yevm-i Mahşer'de Mahkeme-i Kübra'da doğrular ortaya çıkacaktır. Her şeyin en doğrusunu Allahü Teâlâ bilir.&lt;br /&gt;17. Kur'ân'a ve Sünnete aykırı olan bütün bid'atler dalâlettir. Mevlid töreni tertiplemek, Kur'ân ve kaside okumak, davetlilere yemek vermek, dua etmek, insanların dinî duygularını kuvvetlendirmek gibi şeyler (Asr-ı Saadette ve ilk üç asırda böyle bir şey olmamasına rağmen) hayırlı bir yeniliktir diye düşünürüm. Nice takvalı ve râsih ulemânın mevlidin cevazına fetva vermiş olduklarını bilirim.&lt;br /&gt;18. Şeriat-ı Mutahhara-i Muhammediyye'ye kıl kadar aykırı tarafı olmamak şartıyla tasavvufu ve tarikatı hak bilirim. İmamı Gazalî hazretlerinin el-Munkizu min ed-dalâl kitabında beyan ettiği üzere, İslâm'ı en iyi anlayan ve en güzel yaşayan Müslümanların gerçek sûfîler olduklarını düşünürüm.&lt;br /&gt;19. Yüce Allah'a lügâvî mânâda, insanlarda olduğu gibi yüz, el, ayak izafe edilmesini kabul etmem. Böyle bir şey bozuk tecsim akidesidir. Allahü Teâlâ bundan münezzehtir.&lt;br /&gt;20.İslâm dinî ilahî olduğu için onda reform, değişiklik, yenilik, ona ilave ve ondan çıkartma yapılamaz. Böyle bir şeyi büyük bir bid'at ve sapıklık olarak görürüm.&lt;br /&gt;21. Kur'ân'ın ve Sünnetin tamamı Kıyamet'e kadar yürürlükte kalacaktır. Kur'ân'ın ve Sünnetin bir kısmı tarihseldir, bugün geçerli değildir diyenleri büyük bir sapıklık içinde görürüm.&lt;br /&gt;22. Ehl-i Tevhidi, Ehl-i Kıbleyi tekfir etmem. Ulemâ ve fukahanın tekfir ettikleri ve bu fetvanın vazifeli kadı tarafından tasdik edildiği vak'alar dışında...&lt;br /&gt;23. İslâm'ın din ve dünya işlerini ayırmadığını, ahkam-ı islâmiyenin bir bütün olduğunu çok iyi bilirim.&lt;br /&gt;24. Dinî konu ve meselelerde cumhur-i ulemâya tabiyim.&lt;br /&gt;25. İcazeti olmayan sözde fakihlerden, âlimlerden, müftülerden fetva almam, onların fetvalarını muteber kabul etmem.&lt;br /&gt;26. Kur'ân'ın, Sünnetin, icmâ-i ümmetin ve kıyas-ı fukahanın Edile-i Erbaa olduğunu kabul ederim. Kıyası reddedenleri bid'atçi bilirim.&lt;br /&gt;27. Bilmeyenlerin bilenlere tâbi olması gerektiğine, din tahsili görüp icazet almamış Müslümanların icazetli gerçek ulemâyı taklid etmelerinin çok doğru olduğuna inanırım.&lt;br /&gt;28. Vehhabîliğin bir bid'at fırkası olduğuna inanırım.&lt;br /&gt;29. Ehl-i Sünnet ile Vehhabîler arasında ne kadar ihtilâflı mesele ve uyuşmazlık varsa, bunların hepsinde Ehl-i Sünnetin haklı, Vehhabîlerin haksız olduğunu kabul ederim.&lt;br /&gt;30. Mezhepsizliğin, İslâm Şeriatini tehdit eden en büyük bid'at olduğunu bilirim.&lt;br /&gt;31. Yine, mezhepsizliğin dinsizliğe köprü olduğunu bilirim.&lt;br /&gt;32. Telfik-i mezahibin İslâm dinini ve fıkhını oyuncak etmek olduğunu bilirim.&lt;br /&gt;33. Azılı Farmason, taqiyye yaparak Müslümanları aldatan, şüpheli ve şaibeli Afganî'yi kesinlikle din önderi olarak kabul etmem. Talebeleri Muhammed Abduh'u, Reşid Rıza'yı ve benzerlerini de.&lt;br /&gt;34. Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü hareketini Müslümanlara kurulmuş yaman bir tuzak olarak kabul ederim.&lt;br /&gt;35. Müslüman kardeşlerimden gelen ezaları elden geldiği kadar sabırla karşılamaya çalışırım.&lt;br /&gt;36. Bozuk düzenlerde Kur'ân'ın, Sünnetin ve Şeriatın kesin şekilde yasaklayıp haram kılmış olduğu bozuk şeylerin yapılmayacağını iyi bilirim.&lt;br /&gt;37. Haram yemenin büyük günah olduğunu bilirim. Haram yolla kazanılmış kara, kirli ve necis servetlerin ateş olduğuna inanırım.&lt;br /&gt;38. Yüce dinimizin lüksü, israfı, aşırı tüketimi gururu, kibri, gösterişi, her türlü beyinsizlik ve sefahati kesin şekilde yasaklamış, haram kılmış olduğunu bilirim.&lt;br /&gt;39. Müfessir olmayanların, kendi re'y ve hevaları ile Kur'ân-ı Kerîm'i yorumlamaya kalkmalarını doğru bulmam.&lt;br /&gt;40. Yaşadığı çağdaki İmam-ı Kebir'e biat etmeden ölenlerin sanki cahiliyet ölümü ile ölmüş olacakları mealindeki hadîs-i şerifi bilirim ve zamanın imamına gıyaben biat etmişimdir.&lt;br /&gt;41. Mü'min misin diye sorarlarsa elbette mü'minim derim, fakat kendime pâye vermem.&lt;br /&gt;MÜSLÜMAN TERBİYELİDİR&lt;br /&gt;MÜSLÜMAN terbiyeli insandır. Terbiyeli bir Sünnî ile terbiyeli bir Şiî bir araya geldikleri zaman selâmlaşırlar, hal hatır sorarlar, güler yüzlü olurlar. Arada ihtilâflı meseleler vardır ama bunları tartışmazlar.&lt;br /&gt;Ümmet içinde çeşit çeşit meşrebler vardır. Nakşîlik meşrebi ile Mevlevîlik meşrebi arasında farklılık vardır. Lakin bir Nakşî Müslüman ile bir Mevlevî Müslüman bir mecliste beraber oldukları zaman hiçbir şekilde tartışmazlar, tam bir ülfet ve ünsiyetle sohbet ederler.&lt;br /&gt;Terbiyeli Müslümanlar kelâmdan önce selâm verirler.&lt;br /&gt;Müslüman, din ve iman kardeşlerine karşı güler yüzlüdür, tatlı dillidir.&lt;br /&gt;Son zamanlarda çok asık suratlı, çok öfkeli, çok kırıcı hareket eden, çok sert dilli, astığı astık kestiği kestik Müslümanlar türedi.&lt;br /&gt;Kendi fırkalarının inançlarını ve görüşlerini paylaşmayan mü'minleri kolayca müşrik ve kâfir ilan ediyorlar.&lt;br /&gt;Mü'minlere düşmanca muamele ediyorlar.&lt;br /&gt;Ehl-i Tevhid ve Ehl-i Kıble olan kardeşlerini sapıklıkla suçluyorlar.&lt;br /&gt;Kendileri itikad bakımından dehşetli bid'atlere batmışlar, Sünnet ehli kardeşlerini bid'at ve dalaletle itham ediyorlar. Kardeşinin gözündeki çöpü görüyor, kendi gözündeki merteği görmüyor.&lt;br /&gt;Yeterli ilimleri yok, Kur'ân'ı kendi re'y, heva ve hevesleri ile yorumluyorlar.&lt;br /&gt;İşlerine gelmeyen hadîsleri inkâr ediyorlar.&lt;br /&gt;Cumhur-i ulemâyı inkâr ediyorlar.&lt;br /&gt;Fıkhı ve mezhepleri inkâr ediyorlar.&lt;br /&gt;Yüz milyonlarca tarikatli ve tasavvuf taraftarı Müslümanı Müslüman saymıyorlar.&lt;br /&gt;Yüce Allah'ı noksan sıfatlarla sıfatlıyorlar ve bu inancı kabul etmeyenlere kâfir damgasını basıyorlar.&lt;br /&gt;Düşmanlık, sertlik, gılzet, şiddet...&lt;br /&gt;Bu hal büyük bir fitnedir.&lt;br /&gt;Müslümanlar birbirlerine karşı yumuşak, merhametli, tahammüllü, sabırlı, anlayışlı olmalıdır.&lt;br /&gt;İhtilâflı meseleler, anlaşmazlıklar, uyumsuzluklar varsa bunları âmil, rabbanî, râsih ulemâ ve fukaha halletmelidir.&lt;br /&gt;Muhammed ibn Abdilvehhab bir din âlimi midir, bir müceddid midir? Bu sorunun doğru cevabını nasıl öğreneceğiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehl-i Tevhid ve Ehl-i Kıble olan Müslümanları şirk ve küfürle suçlayan bid'atçilerde akıl da yok, vicdan da yok, iz'an da yok, terbiye de yok.&lt;br /&gt;Ayna önünde talim yapsınlar, güler yüzlü olmaya çalışsınlar.&lt;br /&gt;Tevhid, onların bid'at fırkalarının tekelinde değil!..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;a href="http://www.habervaktim.com/yazar/16796/nasil_bir_muslumanim.html"&gt;*Yazan&lt;/a&gt;: Mehmet Şevki Eygi &lt;a href="http://www.habervaktim.com/yazar/16796/nasil_bir_muslumanim.html"&gt;...&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-3258817759755982704?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/3258817759755982704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=3258817759755982704&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/3258817759755982704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/3258817759755982704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/08/guzel-bir-makale-musluman.html' title='Güzel Bir Makale; Müslüman...'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/So1y1g7imiI/AAAAAAAADCw/7I3ukLWIAzg/s72-c/yaprak6wc0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-6532585513117144123</id><published>2009-08-10T14:24:00.000+03:00</published><updated>2009-08-10T14:25:49.176+03:00</updated><title type='text'>Mühim Hatırlatma</title><content type='html'>&lt;em&gt;Ramazan-ı Şerif'in kapımızda olduğu şu günlerde, Sahur vaktinin girmesi ile alakalı sadece Ezan-ı Şerif'i dikkate alanların ihtiyatlı olup imsaktan 5-10 dakika önce yeme ve içme hallerini bırakmaları orucun sıhhati açısından dikkate değer ve önemlidir. Bununla alakalı daha geniş izahat isteyenler sayfanın en alt sağ köşesini okuyabilirler.."&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-6532585513117144123?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/6532585513117144123/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=6532585513117144123&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/6532585513117144123'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/6532585513117144123'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/08/muhim-hatrlatma.html' title='Mühim Hatırlatma'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-471244990173159644</id><published>2009-08-10T13:21:00.003+03:00</published><updated>2009-08-10T14:09:13.278+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Günler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asr-ı Saadet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müctehidin'/><title type='text'>Ramazan-Şerif Yaklaşırken *2</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sn__0MQSfcI/AAAAAAAADAo/GOPjXQrgNvA/s1600-h/930488480249b1677eood7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368290552956747202" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 216px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sn__0MQSfcI/AAAAAAAADAo/GOPjXQrgNvA/s320/930488480249b1677eood7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İmam-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed el-Farûkî es-Serhendî Kuddise Sırruh Hazretlerinden: «Ramazan-ı Şerif ayı büyük bir aydır. Bu ayda nâfile olarak kılınan namaz, zikir, sadaka ve benzerî ibâdetler, diğer aylarda edâ olunan farz ibâdetlerin sevâbı ile eşittir. Bu ayda bir farz ibâdeti edâ eden, diğer aylarda yetmiş farz ibâdeti edâ edenin ecrini alır.&lt;br /&gt;Bir kimse, Ramazan-ı Şerif ayında bir oruçluya iftar ettirirse, günahlarına keffâret olacağı gibi, kendisini de Cehennem azâbından kurtarmış olur. İftar ettirdiği kimsenin sevabından birşey eksilmeksizin, onun sevâbı kadar da kendisine sevap verilir.&lt;br /&gt;Ramazan-ı Şerif ayında, bir kimse kölesinin veya hizmetinde bulunanların vazifelerini hafifletirse, Allah Teâlâ kendisini bağışlar ve Cehennem azâbından âzâd eder. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz Ramazan-ı Şerif ayına girdiği zaman, bütün esirleri serbest bırakırdı. İstek ve ihtiyaç sahiplerine ihsanlarda bulunurdu.&lt;br /&gt;Bir kimse Ramazan-ı Şerif ayında hayırlı işler ve faydalı amellerde muvaffak olursa, bu muvaffakiyeti bütün sene boyunca devam eder. Şayet bu ay, dağınık ve perişanlık içerisinde geçerse sene boyunca, dağınıklık ve perişanlık sürer. Bu bakımdan, mümkün olduğu kadar bu ay içinde cem’iyyet elde etmeye (derlenip toparlanmaya) çalışmak lâzımdır. Bunun için de bu ayı ganîmet bilmelidir. Allah sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri, bu gecelerin her birinde, Cehennem azâbına müstehâk olmuş binlerce kimseyi âzâd eder. Bu ay içinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, Şeytanlar zincire vurulur ve rahmet kapıları açılır.&lt;br /&gt;İftarda acele etmek, sahuru te’hir etmek sünnettir. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bunun üzerinde ehemmiyetle dururdu. Bu hususa ehemmiyet vermek, âdeta kulluk makâmına münasip bir tarzda ihtiyacını arzetmektir.&lt;br /&gt;Hurma ile iftar etmek sünnettir. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), iftarda şu duâyı okurdu: “Zehebe’z-zamâü ve’b-telleti’l-urûku ve sebete’l-ecru inşâallaâhü teâlâ”. (Meâli: Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, inşâallah ecir de sâbit oldu.)&lt;br /&gt;Bu ayda, Terâvih namazı kılmak, Kur’ân-ı Kerîm’i hatmetmek sünnet-i müekkededir. Bunların neticeleri çok faydalıdır. Allah Teâlâ Habîb’i (s.a.v.) hürmetine cümlemizi muvaffak eylesin.» (Mektûbât, c.1, s. 61)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-471244990173159644?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/471244990173159644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=471244990173159644&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/471244990173159644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/471244990173159644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/08/ramazan-serif-yaklasrken-2.html' title='Ramazan-Şerif Yaklaşırken *2'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sn__0MQSfcI/AAAAAAAADAo/GOPjXQrgNvA/s72-c/930488480249b1677eood7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-5759085229978820296</id><published>2009-08-08T19:09:00.003+03:00</published><updated>2009-08-10T13:21:40.023+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayet-i Celile'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Günler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadis-i Şerif'/><title type='text'>Ramazan-ı Şerif Yaklaşırken*1</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sn_0nA_NcpI/AAAAAAAADAg/R7850XFFlb0/s1600-h/kuranwi1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368278231966118546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 215px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sn_0nA_NcpI/AAAAAAAADAg/R7850XFFlb0/s320/kuranwi1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kur'an-ı Kerim'de: "Ey iman edenler!.. Sizden evvelki (ümmet)lere yazıldığı gibi, sizin üzerinize de oruç yazıldı (farz kılındı). Tâ ki, korunasınız"(Bakara Suresi.183) hükmü beyan buyurulmuştur. Oruç'un Hicret'ten sonra "Farz" kılındığı hususunda ittifak vardır. Sahih olan rivayete göre; Bedir Savaşı'ndan kısa bir süre sonra farz kılınmıştır&lt;em&gt;.(6)&lt;/em&gt; Hz. Aişe (r.anha) validemizden rivayete göre; Resûl-i Ekrem (sav) daha önce Aşûre orucuna devam buyurmuştur. Hz. Muaz b. Cebel (ra)'den rivayet edilen bir habere göre de; Medine'de her ay üç gün oruç tutmuş ve bunu ashabına da tavsiye etmiştir. İmam-ı Merginani: "Şüphesiz ki; Ramazan ayında oruç tutmak farzdır. Çünkü Allahû Teâla (cc): "Sizin üzerinize oruç farz kılındı" buyurmuştur. Ayrıca farziyeti hususunda icmâ teşekkül etmiştir. Bundan dolayı Ramazan orucunun farziyetini inkâr eden kâfir olur&lt;em&gt;"(7)&lt;/em&gt; hükmünü zikretmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Oruç insanı cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır; tıpkı sizi harpte ölüme karşı muhafaza eden bir kalkan gibi&lt;em&gt;"(8)&lt;/em&gt; buyurduğu bilinmektedir. Malûm olduğu üzere oruç; mükellefi her türlü şehvetten alıkoyan ve ihlâsı artıran bir ibadettir. Açlığa, susuzluğa ve nefsin diğer arzularına boyun eğmemek ve direnmek açısından da oldukça önemlidir. Allahû Teâla (cc)'ya iman eden ve O'nun uğrunda cihad'a karar veren mü'min oruç ibadeti ile kuvvetli bir iradeye sahip olur. Hicrî Takvim; ayın hareketlerine göre değiştiği için, her yıl diğerine nisbetle on veya onbir gün önce gelir. Dolayısıyla insan bazen (-30) derecede, bazen de (+40) derecede oruç tutar. Bu bir anlamda mükellefin "Dondurucu bir soğukta ve kavurucu bir sıcakta dahi, Allahû Teâla (cc)'nın emirlerine uymaya hazırım" taahhüdünde bulunmasıdır. Ayrıca bir ay süre ile; nefsinin bütün şehvetlerini terketmesi oldukça önemli bir hadisedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Oruç bir kalkandır. Oruçlu kem (kötü) söz söylemesin. Oruçlu, kendisiyle itişmek ve dalaşmak isteyene iki defa "Ben oruçluyum" desin. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ruhum yed-i kudretinde olan Cenab-ı Hak'ka (cc) yemin ederim ki; oruçlu ağzın (açlık) kokusu, Allah indinde misk kokusundan daha temizdir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cenab-ı Hak (cc) buyurmuştur ki; "Oruçlu kimse benim (rızam) için yemesini, içmesini, cinsi arzusunu bırakmıştır. Oruç doğrudan doğruya bana edilen (riya karışmayan) bir ibadettir. Onun (sayısız) ecrini de doğrudan doğruya ben veririm. Halbuki başka ibadetlerin hepsi on misliyle ödenmektedir&lt;em&gt;""(9)&lt;/em&gt; buyurduğu bilinmektedir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;.............................................................................................:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(6) Mecmûat'u't Tefasir İst: 1970, Çağrı Yay. C: 1, Sh: 257, (Haazin böl.). Ayrıca İbn-i Kesir - Tefsirû'l Kur'an'il Azim - Beyrut: 1969, D. Marife C: 1, Sh: 213. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(7) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 118. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(8) Sünen-i Nesai - İst: 1401, Çağrı Yay. C: 4, Sh: 167, (K. Savm: 43) &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(9) Abdi'l Latifi'z Zebidi - Sahih-i Buhari Muhtasarı, Tecrid-i Sarih tercemesi ve şerhi - Ankara: 1974 (3 bsm) C: 6, Sh: 248, Had. No: 897. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-5759085229978820296?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/5759085229978820296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=5759085229978820296&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/5759085229978820296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/5759085229978820296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/08/ramazan-serif-yaklasrken1.html' title='Ramazan-ı Şerif Yaklaşırken*1'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sn_0nA_NcpI/AAAAAAAADAg/R7850XFFlb0/s72-c/kuranwi1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-5854283147256121042</id><published>2009-08-08T18:59:00.003+03:00</published><updated>2009-08-08T19:08:27.413+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müctehidin'/><title type='text'>Hz.Şems-i Tebrizi:</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sn2iIIFhmPI/AAAAAAAADAQ/QTHWNxdpeqc/s1600-h/tezhja8ht1.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367624591388809458" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 206px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sn2iIIFhmPI/AAAAAAAADAQ/QTHWNxdpeqc/s320/tezhja8ht1.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"«Henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı, 30-40 gün hiç bir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim,&lt;br /&gt;günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı, 'Oğlum, dedi, ben senin bu halinden birşey anlamıyorum;&lt;br /&gt;bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felâkete götürecek.' Ben ona şu cevabı verdim: Baba! Seninle benim babalık&lt;br /&gt;ve evlâtlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyle karışık bir de kaz yumurtası koymuşlar.&lt;br /&gt;Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına rastlarlar. Kaz&lt;br /&gt;yumurtasından çıkan civciv hemen kendisini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya&lt;br /&gt;başlar. Halbuki kaz yavrusu neşe içinde suda yüzmektedir. İşte seninle benim aramdaki fark da böyledir.»"&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-5854283147256121042?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/5854283147256121042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=5854283147256121042&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/5854283147256121042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/5854283147256121042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/08/hzsems-i-tebrizi.html' title='Hz.Şems-i Tebrizi:'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sn2iIIFhmPI/AAAAAAAADAQ/QTHWNxdpeqc/s72-c/tezhja8ht1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-2781142688259760430</id><published>2009-08-05T10:20:00.005+03:00</published><updated>2009-08-05T13:37:34.060+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Günler'/><title type='text'>Beraat Kandilimiz Mübarek Olsun</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SnlgwaKTueI/AAAAAAAAC_g/s_P43oM4Fas/s1600-h/image.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366426815761201634" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SnlgwaKTueI/AAAAAAAAC_g/s_P43oM4Fas/s320/image.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;...Çocuğun biri, babasının tabutu önünde ağıtlar yakıyordu.&lt;br /&gt;''Babacığım, seni nereye götürüyorlar? Seni toprağa&lt;br /&gt;gömecekler.&lt;br /&gt;Seni öyle dar, öyle gam ve kederle dolu bir eve götürüyorlar&lt;br /&gt;ki, altına ne halı serilir ne de hasır.&lt;br /&gt;Orada geceleri ne bir ışığın var ne de gündüzleri bir dilim&lt;br /&gt;ekmeğin. Ne yemek kokusu duyarsın, ne de yemek verirler.&lt;br /&gt;Evinin kapısı olmadığı gibi, çatısına çıkacak bir yolun da&lt;br /&gt;yok. Etrafında dertleşebileceğin bir komşun olmayacak.&lt;br /&gt;Güneş görmeyen bu karanlık yerde, ne olur halin babacığım?''&lt;br /&gt;O sırada cenazede bulunan bir başka çocuk, babasının elinden&lt;br /&gt;çekiştirerek,&lt;br /&gt;''Baba, bu ölüyü bizim eve mi götürecekler? diye sordu. Babası&lt;br /&gt;kızarak,&lt;br /&gt;''Aptal olma oğlum'' dedi. Çocuk,&lt;br /&gt;''Baba bu çocuğun saydığı özelliklerin hepsi bizim evde var.&lt;br /&gt;Anlattığı gibi, ne hasır var ne ışık var ne de doğru dürüst&lt;br /&gt;kapısı, avlusu, çatısı var. Yiyecek, içecek bir şeyimiz de&lt;br /&gt;yok'' dedi.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Allah'ın nurunun güneşiyle aydınlanmayan gönüller de mezar&lt;br /&gt;gibidir. Mârifet ve hakikate kapalıdır. Böyle bir gönülden,&lt;br /&gt;mezar daha iyidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel, nursuz kalmış beden kuyusunun gönül mezarından çık&lt;br /&gt;kurtul. Gökyüzünün güneşi ol. Vaktin Yusuf'u olduğunu bil&lt;em&gt;...(Mesnevi Seçme Hikayeler)&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * * * * * * * * * * * *&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dört Hintli müslüman ibadet etmek için mescide girdi. Namaza&lt;br /&gt;başladılar. Bu sırada mescidin müezzini geldi. Namaz kılan&lt;br /&gt;Hintliler'den biri, namazda olduğunu unutarak müezzine&lt;br /&gt;seslendi:&lt;br /&gt;''Müezzin, ezanı okudun mu?Yoksa, vakit daha girmedi mi?''&lt;br /&gt;Yanındaki Hintli,&lt;br /&gt;''Kardeşim namaz kılarken konuştun, namazın olmadı'' dedi.&lt;br /&gt;Diğer Hintli,&lt;br /&gt;''Amca, sen onu ikaz ederken, senin de namazın bozuldu'' dedi.&lt;br /&gt;Dördüncü Hintli,&lt;br /&gt;''Allah'a şükürler olsun, sizin düştüğünüz hataya düşmedim.&lt;br /&gt;Konuşarak namazımı bozmadım'' dedi.&lt;br /&gt;Bu şekilde, dört Hintli müslümanın da namazı bozulmuş oldu.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Nefsânî huylarını terketmeyen, kötü ahlâk sahipleri mânen&lt;br /&gt;hastadır. Hastalığını tedavi etmek için gayret göstermelidir.&lt;br /&gt;Kendi ayıbını ve kusurlarını görmek, mânevî hastalığın&lt;br /&gt;ilâcıdır.&lt;br /&gt;Başkasının ayıbını görmek, o ayıbı satın almaktır. Kendi kusur&lt;br /&gt;ve ayıplarıyla meşgul olana ne mutlu! ...&lt;em&gt;(Mesnevi Seçme Hikayeler)&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;..Açıklama: Mübârek Gün ve Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen DUÂ ve İBÂDETLER“ isimli eserlerde, tarif edilen bazı namaz, oruç ve duâlar hakkında „mutlaka kılınmalı, tutulmalı, okunmalı“ gibi ifadeler yer almış bulunmaktadır. Halbuki buralarda tarif ve tavsiye edilen ibâdetler, nâfile ibâdetler cümlesinden olup, yerine getirilmesi mecbûri değildir. Fakat, bu &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;„mutlaka“ kelimeleri ile, sadece tarif edilen nâfile ibâdetlerin ehemmiyetine ve karşılığında verilecek mükâfatın büyüklüğüne işâret edilmek istenmiştir&lt;/span&gt;.Nitekim hadîs-i kudsîde: „&lt;strong&gt;Farzlarla, kulum benim gadabımdan (azabımdan) kurtulur. Nâfilelerle bana (benim rızama) yaklaşır“,&lt;/strong&gt; buyurulmaktadır.&lt;br /&gt;Böylece; nâfile ibâdetleri yerine getirmek mecbûrî olmamakla beraber, bu ibâdetler kulu Allah'a yaklaştırmaktadır.O halde; mânevî mertebelere nâil olmak isteyen herkes, bu tarif edilen ibâdetleri imkân nisbetinde yerine getirmelidir. Yapılmadığı takdirde ise, mânevî bir mes'ûliyeti yoktur...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hayırlı Kandiller....&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-2781142688259760430?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/2781142688259760430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=2781142688259760430&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/2781142688259760430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/2781142688259760430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/08/beraat-kandilimiz-mubarek-olsun.html' title='Beraat Kandilimiz Mübarek Olsun'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SnlgwaKTueI/AAAAAAAAC_g/s_P43oM4Fas/s72-c/image.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-7497349075572325598</id><published>2009-08-03T13:42:00.004+03:00</published><updated>2009-08-03T14:12:25.969+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müctehidin'/><title type='text'>Müslüman Uyanık Olmalı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SnbFREHkUrI/AAAAAAAAC_Q/BWC4bgCEav8/s1600-h/beyazitcami.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365692903012455090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 221px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SnbFREHkUrI/AAAAAAAAC_Q/BWC4bgCEav8/s320/beyazitcami.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;... Tasavvuf ehli iki bölümde anlatılır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“&lt;em&gt;Sünniler:&lt;/em&gt; Bunlar, sözde, işte; şeriat ve onunmanası olan tarikata tamamiyle uyarlar. Bunlara:Ehl-i Sünnet vel-cemaat, tabiri kullanılır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu zümrenin bir kısmı cennete azapsız, hesapsız girer. Bir kısmı da az azap ve az hesap verir girer.Cehennemde az kalır; doğruca cennete giderler.Ateşte ebedî kalmazlar. Orada ebedî kalmak kâfirlere, münafıklara hastır.” &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Ehl-i Sünnet vel cemaat imamlarının iddiası şudur:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-“Ashab-ı Kiram, peygamber S.A. efendimizin sohbeti bereketi ile derin bir vecd ve cezbe içinde bulunuyordu. Sonradan o hal dağıldı. Bu yolun manevî varislerine intikal etti. Bu da birçok kollara bölündü.. O kadar bölündü ki, zayıfladı ve dağıldı.Birçoğu suret halinde kaldı. Manası olmayan bir şeyhlik unvanına sarıldı. Bunlar da birçok şubelere ayrıldı; bid’at ehli meydana çıktı.Bir kısmı, kalenderi yolunu bir kısmı, hayderi yolunu tuttu;bir kısmı da edhemi olarak ortaya atıldı. Ve daha niceleri.. Şerhi uzun olur.” &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Bu zamanda tam fıkıh ehli olarak, yürüyen azdan azdır.Bu yolun gerçek yolcuları iki şahitle tanınır:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Onun biri, zahir; öbürü batın.. zahir halin dinî emirlerle tahkim edilmiş olması gerekir. Batınhalde ise, kime iktida ettiğini bilecek..&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Elbet bu uyulması, iktida edilmesi gereken varlık &lt;em&gt;Peygamber S.A.efendimiz&lt;/em&gt; olmalı. O Hakla arasında bir vasıta sayılır. Bu vasıta şüphesiz,Peygamber S.A. efendimizin ruhaniyetidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte manevî sülûkün böyle devam etmesi icab eder.Onun ruhaniyeti, yerinde cismanî, icabında ruhanî olarak tam varis olan zata gelir. Çünkü şeytan Peygamber S.A. efendimizin şeklini temsil edemez.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Burada Hak yolcuları için işaret vardır. Dikkat etmelidir; tâ ki, yolcuları körü körüne olmaya..” “Hak yolcusunun zeki, basiret sahibi ve anlayışlı olması icab eder.”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Yolcu daima işin sonuna bakmalı.. Önden yapılan işleri de iyi düşünmeli zahirdeki hallerin tadına aldanmamalı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tasavvuf ehli der ki, yapılan işler onu yaratana aittir. İnsanın elinde tam yetki olmadığına göre, birbaşka şekle girmesinden korkmalıdır.” &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Velîlerin kerameti, içinde bulundukları halleri gerçektir. Ancak, ilâhî mekirden ve istidraçtan emin olamazlar. İstidraçtan salim olan, yalnız peygamberlerin gösterdiği mucizelerdir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;...Demişler ki&lt;span style="color:#660000;"&gt;:-Son nefesin kötü geçmesinden korkmak, onun rahat geçmesini sağlar.”&lt;/span&gt; “Hak yolcusuna lâzım olan, &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Allah’ın kahrından kaçmaktır&lt;/span&gt;. Yine gerekir ki, varlığını ona arz ede,neyi varsa onun önüne sere ve böylece ondan ona kaça...Salike gereken onun varlığı önünde diz çöküp maddi varlığını soya, hatalarını itiraf ede ve onunkapısı önüne serile... Bunları yaparsa onun feyzine,fazlına, lütfuna, merhametine erer ve günahları erir.. Çünkü o, çok iyidir, merhameti çoktur,cömert ve kerimdir. Ezelî padişah ve büyük sultandır.”...&lt;/em&gt; &lt;span style="font-size:78%;"&gt;Amin..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;'Kaynak:AbdülKadir Geylan-i(k.s)"Kimya-i Saadet'&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-7497349075572325598?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/7497349075572325598/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=7497349075572325598&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7497349075572325598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7497349075572325598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/08/musluman-uyank-olmal.html' title='Müslüman Uyanık Olmalı'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SnbFREHkUrI/AAAAAAAAC_Q/BWC4bgCEav8/s72-c/beyazitcami.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-90246436462398094</id><published>2009-07-31T09:43:00.004+03:00</published><updated>2009-07-31T10:07:59.573+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayet-i Celile'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asr-ı Saadet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadis-i Şerif'/><title type='text'>Hz. Resulullah'a(s.a.v) Sevgi..</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SnKX75PTG3I/AAAAAAAAC_A/a1b5j56F0Jg/s1600-h/rose.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364517161384745842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 250px; CURSOR: hand; HEIGHT: 231px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SnKX75PTG3I/AAAAAAAAC_A/a1b5j56F0Jg/s320/rose.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Anlatıldığına göre adamın biri çöl ortasinda yürürken gözünün önüne çirkin bir yüz dikilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Adam «sen kimsin» der. Çirkin yuz «ben senin çirkin amellerinim» diye cevap verir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Adam «senden kurtulmanın yolu nedir» diye sorar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;«Peygamber (S.A.V)'e selât-ü selâm getirmektir.»der..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nitekim Peygamberimiz (S.A.S.) söyle buyuruyor: "Bana getirilen selât-ü selâm, sırat köprüsü üzerinde ışıktır, cuma günü seksen kere selât-ü selâm getiren kimsenin geçmis seksen yillik günahi affedilir» der. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yine anlatildigina göre ademin biri Peygamberimize Hz. Muhammed (S.A.S.)'e selâm getirmezdi, bir geçe rüyasinda Peygamber'imizi (S.A.S.) görür, fakat Peygamber'imiz (S.A.S.) yüzünü adama çevirmez. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Adam «ey Allah (C.C)'in Resul'ü! Yoksa bana kızgın mısın» diye sorar. Peygamber'imiz «hayır» diye cevap verir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Adam «o halde niye yüzüme bakmıyorsun?» diye sorar. Peygamber'imiz (S.A.S.) «çünkü seni tanımıyorum» diye karsilik verir. Adam «beni nasıl tanımazsın, ben senin ümmetinden biriyim, cümlenin anlattigina göre sen ümmetini ananın çocugunu tanıdığından daha iyi tanırsın» der. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Peygamber'imizin (S.A.S.) cevabı söyle olur: "Alimler dogru söylemişler, yalnız sen üzerime selât-ü selâm getirerek beni hatırlamadin ki! Benim ümmetimi tanımam, üzerime getirecekleri selât-ü selâm ile ölçülüdür".. Bu arada adam uyanir, ve her gün Peygamber'imize (S.A.S.) yüz kere selât-ü selâm getirmeyi üzerine borç haline getirir ve bunu yapar. Bir müddet sonra Peygcmber'imizi (S.A.S.) yine rüyasinda görür. Peygamber'imiz (S.A.S.) ona «simdi seni taniyorum ve sana sefaat edecegim» diye müjde verir. Çünki adam Rasulullahi sever olmustur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ulu Allah (C.C.) buyurur ki: &lt;em&gt;"Ey Rasul'üm! de ki, eger Allah'i seviyorsanız, bana uyunuz da Allah´da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin. Hiç süphesiz Allah, bagışlayıcı ve esirgeyicidir&lt;/em&gt;" (Al-i imran Süresi- 31; Ayet-i kerimenin nüzul sebebi söyle nakledilir: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Peygamber'imiz (S.A.V) K'ab Ibni Esref ile adamlarını islâmı kabul etmeye davet ettigi zaman onlar da Peygamberimize (S.A.V) «biz Allah'ın ogullari yerindeyiz, o yüzden biz Allah'ı daha çok severiz» diye cevap verdiler. Adamların bu cevabına karsılık ulu Allah (C.C.) Peygamber (S.A.V)'in onlara su mahiyette bir cevap vermesini murat etmis olmalidir:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;.. Eger siz Allah (C.C.)'i seviyorsaniz, teblig ettigim dini kabul ederek bana uyunuz. Çünkü ben O'nun bildirisini size ulastiran ve sizinle ilgili hükümlerini açıklayan bir Allah (C.C.) Resulüyüm. Eger benim O'nun adina yaptigim davete uyarsaniz, o sizi sever ve günahlarinizi bagislar. Hiç süphesiz O. bagislayici ve esirgeyicidir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mü'minlerin Allah (C.C.)'i sevmesi, O'nun emrine uymakla. ibadetine kosmakla ve hosnutlugunu aramakla olur. Allah'ın (C.C.) mü'minieri sevmesi, onlara merhametle muamele etmesi, onları mükâfatlandırması, günahlarını bagışlaması, onlara rahmet, günahtan korunma ve başarı ihsan eylemesi demektir...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#990000;"&gt;Kaynak: Kalplerin Keşfi-İmam-ı Gazali(r.h)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-90246436462398094?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/90246436462398094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=90246436462398094&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/90246436462398094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/90246436462398094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/07/hz-resulullahasav-sevgi.html' title='Hz. Resulullah&apos;a(s.a.v) Sevgi..'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SnKX75PTG3I/AAAAAAAAC_A/a1b5j56F0Jg/s72-c/rose.png' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-7739034490302861896</id><published>2009-07-30T19:03:00.002+03:00</published><updated>2009-07-30T19:08:49.393+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kıssa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dersaadet'/><title type='text'>Yavuz Sultan Selim'in Hali</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SnHFcozubzI/AAAAAAAAC-w/V4w5fGsFggo/s1600-h/yavuzselimturbe1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364285726956351282" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SnHFcozubzI/AAAAAAAAC-w/V4w5fGsFggo/s320/yavuzselimturbe1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ya&amp;shy;vuz Sultan Selim Şir Pençe illeti sebebiyle Hakk'a yürür&amp;shy;ken Nedimi Hasan Çan'a sorar:&lt;br /&gt;— Hasan bu ne haldir? '&lt;br /&gt;Hasan Can:&lt;br /&gt;— Allah'la beraber olmanın zamanıdır efendimiz".der&lt;br /&gt;Cevab müthiştir:&lt;br /&gt;— Hasan, sen bizi bu ana kadar kimle bilirdin?..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Rabbim Şefaatlerinden nasiplendirsin.."&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-7739034490302861896?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/7739034490302861896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=7739034490302861896&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7739034490302861896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7739034490302861896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/07/yavuz-sultan-selimin-hali.html' title='Yavuz Sultan Selim&apos;in Hali'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SnHFcozubzI/AAAAAAAAC-w/V4w5fGsFggo/s72-c/yavuzselimturbe1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-1384309678550735805</id><published>2009-07-23T11:20:00.002+03:00</published><updated>2009-07-23T11:27:40.555+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müctehidin'/><title type='text'>"Diş kaplatmak veya doldurtmak, gusle mani teşkil eder mi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Smge2zxeVtI/AAAAAAAAC9Q/xXL4dwxXdiM/s1600-h/yagmur056_kitap.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361569283344062162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 193px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Smge2zxeVtI/AAAAAAAAC9Q/xXL4dwxXdiM/s320/yagmur056_kitap.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cevap: Diş onarımı ile ilgili üç şeklin hangisi olursa olsun, altına suyun geçemeyeceği açıktır. Bu sebeple gusle mani olmaları akla gelmekte ise de, bağlanan tellerin veya kaplanan parçaların, asıl makamına kaim olacağı ve suyun onlara isabetinin kafi geleceği ifade edilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mesela, bir kimsenin kolu veya ayağı kırılsa da alçıya alınsa, gerek gusül için gerekse abdest için sargının üzerine mesh edilmesi, yıkama yerine geçer. Bu arıza, aylarca ve hatta yıllarca devam etse, dinimizin müsaadesi de o kadar devam eder. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Usul-i fıkıhta kıyas bahsi gözden geçirildiği zaman görüleceği üzere, diş kaplatmayı vücuda yapışmış mum veya balık puluna kıyas etmek, kıyas-ı celinin "Tesiri zayıf" kısmına girer. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu kısmın illet-i müessiresi kuvvetsizdir. Bu mezvuu kıyas-ı hafi'nin "Tesiri kavi" kısmına uygun bir biçimde ele alıp, kırık bir uzvun üzerindeki sargıya veya alçıya kıyas etmek daha uygundur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zira makis ve makisün aleyh arasında bulunan şartlar ve benzerlik bu kısımda daha kuvvetlidir. Usul-i fıkıh ilmine aşinalığı bulunan ilim sahiplerinin meçhulü değildir ki, kıyas-ı hafinin "Tesiri kavi" olan kısmı, kıyas-ı celinin "Tesi-ri zayıf" olan kısmına tercih olunur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hanbeli mezhebine göre; gusülde ağzın ve burnun içini yıkamak farzdır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Hanefi mezhebine göre&lt;/em&gt;, guslün farziyetini bildiren Ayet-i Kerimedeki "Fettahherû" Emr-i İlahisine binaen, ağzın ve burnun içinin yıkanması içtihada dayalı bir farzdır. Şafii ve Maliki mezheplerinde ise mazmaza ve istinşak gusülde sünnettir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zaruret sebebiyle kaplatılan veya dolgu yaptırılan bir diş gusle mani değildir. Zira zaruret halleri dini kaidelerden müstesna tutulmuştur. Zaruret, meşakkat ve zorluk bulunduğu zaman yıkanması gereken mahalle suyu ulaştırmak şart değil.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Muteber fıkıh kitaplarının bu husustaki sarih hükmü şöyledir: "Vücuttan meşakkatsiz olarak yıkanması mümkün olan her yerin yıkanması farzdır." "Meşakkatsiz olarak yıkanması mümkün olan" ibaresi, ihtirazi bir kayıttır. Yıkanmanın farz olmasında "Meşakkatin bulunmaması" gerektiğin de fıkıh alimlerinin görüş birliği vardır. Zarar verme ihtimali bulunduğundan dolayı, gusül yapılırken gözün içini yıkamanın şart olmadığı, muteber fıkıh kitaplarında sarahatle ifade edilmektedir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Henüz sünnet olmamış bir erkeğin, tenasül uzvunu örten derinin ağız kısmının dar olması, sıyrılmasında zorluk bulunması, zorlandığı zaman acı vermesi halinde dış kısmının yıkanmasının kafi ve caiz olduğu ifade edilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Muhakkak ve şüphe götürmeyecek derecede açık olan cihet şudur:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gusülde vacip olan husus, yıkanması meşakkatsiz olarak mümkün olan yeri yıkamaktan ibarettir. Bu sebeple, diş kaplatma ve doldurtma meselesinin tetkiki, fıkıh kitaplarının gusül bahsinde değil, ya "Kitabü'l-kerahiyet-i ve'l-istihsan" ya "Kitabü'l hazr-i ve'l-ibaha" veya "Kitabü'l libasi vez-ziynet" bahislerinde ele alınmış bulunmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu hususta İslam aleminin alimleri arasında bir uyuşmazlık yoktur. Bazı fetva sahiplerinin bu husustaki duraklaması, dini hükmü değil, o şahsın seciyyesini aksettirmiş olur. Bizler, ictihad derecesine ulaşamayız. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu itibarla delilimiz müctehidlerin sözü olacaktır. Halbuki ne ictihad sahiplerinden böyle bir söz işitilmiş ne de bir kitapta müşahede edilmiştir. Bu mevzuda fıkıh bilginlerinden nakil olunan hususlar, diş doldurtma veya kaplatmayı nehye, yasaklamaya değil, isbata ve cevaza delalet etmektedir. Yediğimiz gıdaların öğütülmesi, okuyacağımız Kur'an ayetlerinde harfleri mahreclerinden çıkarıp tecvid üzere kıraat edebilmemiz, hep dişlerin eksiksiz olmasına bağlı bulunmaktadır. Dinimiz, bir kimsenin dişini kıranı diyet ödemekle cezalandırırken, dişin hayat-ı beşerde ve İslam nazanndaki ehemmiyetini ortaya koymaktadır. Hal böyle iken, tamiri kabil çürük bir dişi çıkarmak ve yerini boş bırakmak, şahsın kendisinin bileceği bir husustur. Ama bu hususta verilecek fetva da ilim erbabının bileceği bir cihet olarak kalmalıdır..**&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;**"Fetvalar;Mehmet Emre-Akit Yayınları,1989"&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-1384309678550735805?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/1384309678550735805/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=1384309678550735805&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/1384309678550735805'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/1384309678550735805'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/07/dis-kaplatmak-veya-doldurtmak-gusle.html' title='&quot;Diş kaplatmak veya doldurtmak, gusle mani teşkil eder mi?'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Smge2zxeVtI/AAAAAAAAC9Q/xXL4dwxXdiM/s72-c/yagmur056_kitap.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-3992920752697557644</id><published>2009-07-17T09:22:00.004+03:00</published><updated>2009-07-17T10:15:38.560+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müctehidin'/><title type='text'>Abdülkadir Geylani (k.s) Hazretleri Buyuruyor:</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SmAlBO2mFWI/AAAAAAAAC74/qomCauAXQ9o/s1600-h/waterdrop.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359324259668071778" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 213px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SmAlBO2mFWI/AAAAAAAAC74/qomCauAXQ9o/s320/waterdrop.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;...Duâ hakkında:&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;"&lt;/strong&gt;Allah’dan dünyâ ve âhiretin hayırlarını iste.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sakın; "Ben istiyorum. Fakat Allah vermiyor, bende bundan sonra istemeyeceğim." deme. Duâya devâm et. Eğer istediğin şey ezelde senin içintakdir edilmiş ise, Allah’dan istedikten sonra, Allah onu sana gönderir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eğer istediğin o rızık ezelde senin için takdir edilmemiş ise, Allah seni o şeye muhtaç kılmaz ve kendinden gelenlere rızâ gösterme nîmetini ihsân eder. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eğer Allah senin için fakirlik ve hastalık dilemiş ise, sen de Allah’a fakirlikten ve hastalıktan kurtulman için yalvarırsın. O zaman Allah sana râzı ve memnûn olacağın bir hâl verir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eğer, ezelde borçlu olmaktakdir edilmişse ve sen de borçtan kurtulmak içinduâ edersen, Allah alacaklıyı sana kötü muâmeleetme hâlinden vaz geçirir. Hatta borcundan azaltma veya hepsini bağışlama hâline çevirir. Eğer dünyâda borçlu halden kurtarmazsa buna karşılıksana bol sevap verir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sabır ve tahammüllerin karşılıksız kalmayacağına dâir&lt;/strong&gt;:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Halinizden şikâyette bulunmayın. Sabredin, feryadetmeyin. Doğruluk üzere devâm edin. İsteyin,istemekte bıkkınlık göstermeyin. İçindebulunduğunuz istenmeyen hâllerden dolayı ümitsizliğe düşmeyin. Dâimâ ümitli olun.Birbirinize düşman değil, kardeş olun. Birbirinize buğz etmeyin.Allah’a, rızâsı için yapılan sabırlar ve tahammüller,aslâ karşılıksız kalmaz. Onun için bir ân olsun sabrediniz, mutlaka, senelerce bu sabrın mükâfâtını görürsünüz. Ömrü boyunca kahraman lakabıyla meşhûr olan, bu lakabı, bir ânlık cesâreti netîcesinde kazanmıştır. Allah Kur'ân-ı kerîmde meâlen; &lt;em&gt;"Şüphesiz ki, Allah sabredenlerle berâberdir&lt;/em&gt;." buyuruyor (Bakara sûresi: 2:153)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Âhiret işlerini önce yapmak husûsunda&lt;/strong&gt;:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Âhireti sermâyen, dünyâyı bu sermâyenin kazancı yap. Zamânını, önce âhireti elde etmek için sarf et.Geri kalan vaktini, geçimini temin için harca. Sakın dünyânı sermâye, âhiretini onun kârı şeklindeyapma. Böyle yaparsan, dünyâdan artan zamânını,âhiretin için sarf edersin. Bu zaman zarfında namazlarını kılmaya çalışırsın. &lt;em&gt;Fakat çabucak kılayım diye&lt;/em&gt;, rükünlerine riâyet etmezsin. Sonra dünyâ işlerinden dolayı yorulur ve bitkin düşersin. Geceleri namaz kılmaya fırsat bulamazsın.Yorgunluktan ölü gibi yatar, gündüz de faydasız olursun. Nefsine, hevâ ve isteğine hattâ şeytâna tâbi olursun. Âhiretini dünyâya karşılık satarsın.Nefsinin kölesi ve onun bineği olursun. Hâlbuki sen, nefsine binmek, onu yalanlayıp tekzib etmekve selâmet yoluna sokmakla emrolunmuşsun.Bunlar âhiret yolu, Rabbine tâat yoludur. Sen,nefsinden gelen istekleri kabûl etmekle, kendine zulmettin.İsteklerinde, lezzetlerinde, hevâsında ona uydun. Sonunda dünyâ ve âhiretin hayırlısını kaçırdın. Dünyâ ve âhiretini zarara soktun. Böyle olursa, Kıyamet günü din ve dünyâ bakımından insanların en müflisi ve en zararlısı olursun.Nefsine uymakla, dünyâdan fazla bir şeye ulaşamadın. Eğer nefsini âhiret yoluna çekseydin,âhiretini esas ve sermâye kabûl etseydin, dünyâ veâhiretini kazanırdın. Nefsin kötülüklerinden korunur, iyilerden olurdun. Eğer dünyâya rağbet etmeyerek, kötülüklerden uzak kalarak Allah’a itâat edersen, Allah'ın has kullarından olursun&lt;strong&gt;.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;"Yapılan nasîhatı kabul etmek hakkında&lt;/strong&gt;:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Kardeşinin sana yaptığı nasîhatı kabul et. Ona muhâlefet etme. Çünkü o, senin kendinde göremediğin şeyleri görür. Bunun için Resûl-i ekrem; &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;"Mümin, müminin aynasıdır."&lt;/span&gt; buyurmuştur.Mümin, din kardeşine yapmış olduğu nasîhatlerde samîmîdir. Onun göremediği şeyleri bildirir. Ona,iyilikler ve kötülükler arasındaki farkı gösterir.Ona, lehinde veya aleyhinde olan şeyleri anlatır."&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Acele etmemek husûsunda&lt;/strong&gt;: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Acele etme. Acele eden, ya hatâ yapar veya hatâlı duruma yakın olur. Ağır ve temkinli hareket eden,o işte ya isâbet kaydeder veya isâbet etmeye yaklaşır. Acele şeytandandır. Ağır ve temkinli hareket etmek. Allah’dandır. Umûmiyetle aceleye sebep, dünyâlık toplama hırsıdır. Kanâat sâhibi ol.Kanâat bitmeyen bir hazînedir."Gaflet hakkında:"Allah’dan hakkıyla hayâ ediniz. Gafletteolmayınız. Zamânınız, zâyi olup gidiyor. Hâlbuki siz, yiyemeyeceğiniz şeyleri toplamak,ulaşamayacağınız şeylerin peşinde koşmak,oturamayacağınız binâları kurmakla meşgûl oluyorsunuz. Bütün bunlar size, Rabbinizin huzûrunda hesap vermek için duracağınızı unutturuyor. Hâlbuki Allah’ı anmak, âriflerin kalblerinde yerleşir. Onların kalblerini kuşatır.Onlara, Allah’ı hatırlamaya mâni olan her şeyi unutturur."&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-3992920752697557644?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/3992920752697557644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=3992920752697557644&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/3992920752697557644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/3992920752697557644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/07/abdulkadir-geylani-ks-hazretleri.html' title='Abdülkadir Geylani (k.s) Hazretleri Buyuruyor:'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SmAlBO2mFWI/AAAAAAAAC74/qomCauAXQ9o/s72-c/waterdrop.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-2679163945446839748</id><published>2009-07-15T13:06:00.005+03:00</published><updated>2009-07-15T13:22:00.963+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayet-i Celile'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadis-i Şerif'/><title type='text'>Ecel Ayı: Şaban-ıŞerif</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sl2rrciXL5I/AAAAAAAAC7Q/dp0Y1skC3iA/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358627894523801490" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 302px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sl2rrciXL5I/AAAAAAAAC7Q/dp0Y1skC3iA/s320/2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Deylemi, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :&lt;br /&gt;«Eceller Şaban ayından Şaban ayına tayin edilir. Hatta adam evlenir, çocuğu olur. Halbuki ismi ölüler içinde yazılmıştır.»&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbn-i Ebi Dünya ve İbn-i Cerir Zühri tariki ile Osman bin el-Mu-gire bin el-ahnes'ten merfû'an aynısını rivayet etmişlerdir.&lt;br /&gt;Beyhaki'de Şuab-ı İman'da Zühri tariki ile Osman bin Muğire bin el-Ahnes'den bunu rivayet etmiştir.&lt;br /&gt;İbn-i Ebî Hâtem'de îbn-i Abbâs'dan merfû'en bir benzerini rivayet etmiştir:&lt;br /&gt;Hz. Âişe (Radıyallahû anhâ) 'dan rivayet edildiğine göre Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Şaban boyunca oruç tutardı. Ben bunu ona sordum. O buyurdu:&lt;br /&gt;— Allah o sene Ölecek bütün canlıların ecelini Şabanda yazar. İstiyorum ki ben oruçlu iken ecelim gelsin.»&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;îbn-i Ebi'd Dünya, Ata bin Yesâr'dan rivayetine göre şöyie de&amp;shy;miştir :&lt;br /&gt;— Şaban'm onbeşinci günü olunca Melekü'l-mevte bir sahife verilir. Ona bu sahifedekilerin ruhunu al denilir. Kişi fidan diker evlenir, bina yapar, halbuki ismi ölüler ismi içinde yazılmıştır.&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbn-i Cerir, Gufre'nin kölesi Ömer'den rivayet ettiğine göre şöy&amp;shy;le demiştir:&lt;br /&gt;«Ölüm meleği İçin kadir gecesinden öbür kadir gecesine kadar Öleceklerin ismi yazılıp verilir. Melek, adama bakar ki evleniyor, fi&amp;shy;dan dikiyor, halbuki ismi ölülerin ismi içindedir.»&lt;br /&gt;îkrime'den (Radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre şöyle de&amp;shy;miştir :&lt;br /&gt;«Şaban'in onbeşinci gecesinde senenin bütün işleri kesinleşir. Öle&amp;shy;cek dirilerin ismi yazılır. Hacılar belli olur. Artık bir kişi ne artar, ne eksilir.»&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Deynûrî, Mucâlese'de Râşid bin Saad'dan Resûlullah (Salla Aleyhi ve Sellem) 'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:&lt;br /&gt;Şaban'in onbeşinci gecesinde Allah ölüm meleğine o sene ruhu&amp;shy;nu almak istediği herkesin ruhunu almasını vahyeder.»&lt;br /&gt;İbn-i Ebid -Dünya ve Hâkim Müstedrekinde sahabi olan Ukbe bin Amr (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:&lt;br /&gt;«Kulun ölümünü ilk önce bilen muhafaza meleğidir. Çünkü o amelim göğe çıkartır. Rızkını indirir. O abde rızık çıkmadığını gö&amp;shy;rünce bilir ki ölecektir&lt;br /&gt;Ebû Şeyh, Tefsir'inde Muhammed bin Hammad'dan şöyle [dedi&amp;shy;ğini rivayet etmiştir:&lt;br /&gt;«Arş altında Allah'ın bir ağacı vardır. Her yaratık için onda bir yaprak vardır. Kulun yaprağı düşünce ruhu cesedden çıkar. İşte &lt;em&gt;«dü&amp;shy;şen her yaprağı Allah bilir»&lt;/em&gt; &lt;span style="color:#ff9966;"&gt;[1]&lt;/span&gt; mealindeki âyetin mânâsı budur. &lt;span style="color:#ff9966;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff9966;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"[1] Enam, 59&lt;br /&gt;[2] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 107-108."&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-2679163945446839748?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/2679163945446839748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=2679163945446839748&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/2679163945446839748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/2679163945446839748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/07/ecel-ay-saban-serif.html' title='Ecel Ayı: Şaban-ıŞerif'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sl2rrciXL5I/AAAAAAAAC7Q/dp0Y1skC3iA/s72-c/2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-9157571499173159436</id><published>2009-06-27T10:25:00.003+03:00</published><updated>2009-06-27T10:52:54.851+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müctehidin'/><title type='text'>Günah'tan Kurtulmak için</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SkXPjGsNB_I/AAAAAAAAC5o/ejGGSaUOCk0/s1600-h/derinedebiyat_gunah.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351911934198089714" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SkXPjGsNB_I/AAAAAAAAC5o/ejGGSaUOCk0/s320/derinedebiyat_gunah.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bâzı âlimler demişler ki;&lt;br /&gt;«Kim bir günahı işlese o günahın cezasından&lt;em&gt; on şeyle muaf&lt;/em&gt; bilir.&lt;br /&gt;1-2-Tevbe ve istiğfar ederse... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3-o günaha bedel iyiliklerde bulunup günahin yok olmasına çalışırsa...&lt;br /&gt;4-Ve dünyada musibete düçâr olup, günahına kefaret olursa... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;5-Ve&amp;shy;ya kabirde sıkıştırılıp günahına kefaret olursa... ,&lt;br /&gt;6-Mümin kardeşleri onun için duada bulunsa... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;7-veya onun için istiğfarda bulunsalar... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;8-veya amellerinin sevabını ona hediye etse&amp;shy;ler... 9-veya kıyamette şiddetlere düçâr kalıp günahına kefaret olur&amp;shy;sa;... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;10-veya peygamberin şefaati imdadına yetişirse... Bu on şekilde kurtulabilir...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;kaynak: Kabir Alemi-&lt;em&gt;'&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a name="_Toc110773960"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:courier new;font-size:85%;"&gt;Kabir Herkese Daralır&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:courier new;font-size:85%;"&gt;'- İmam Suyuti(rahm.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-9157571499173159436?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/9157571499173159436/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=9157571499173159436&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/9157571499173159436'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/9157571499173159436'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/06/gunahtan-kurtulmak-icin.html' title='Günah&apos;tan Kurtulmak için'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SkXPjGsNB_I/AAAAAAAAC5o/ejGGSaUOCk0/s72-c/derinedebiyat_gunah.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-2622130711889840369</id><published>2009-06-22T16:08:00.004+03:00</published><updated>2009-06-22T16:31:26.825+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mübarek Günler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asr-ı Saadet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadis-i Şerif'/><title type='text'>Üç Aylar Geldi; Receb-i Şerif</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sj-HpA7adaI/AAAAAAAAC5Y/UmLER5z07a4/s1600-h/wp31lkh9.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350144021033022882" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 246px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sj-HpA7adaI/AAAAAAAAC5Y/UmLER5z07a4/s320/wp31lkh9.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"&lt;em&gt;Salıyı çarşambaya-23/6/09- bağlayan gece üç ayların ilki olan Rceb'i Şerifin başlangıcıdır; bu suretle bu mübarek ayın bazı hususiyetlerine işaret etmeye çalışacağız.. Rabbim bereketini, feyzini ve rahmetini eksik etmeyip, hakkıyla layık etmiş kulları arasına dahil eyleyiversin inşallah.." &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Receb Ayının Faziletleri:&lt;br /&gt;«Receb» kelime olarak «tercib» mastarindan türemistir ki tazim ve hürmet mânâsina gelir. Bu ayda tevbe edenlere rahmet yagdigi ve ibadet isleyenlere nûr indigi için bu aya «Asap» adi da verilir. Bu ayda savasma egilimi duyulmadigindan dolayi onun bir diger adi da «Esam» dir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ileri sürüldügüne göre, Receb, suyu sütten ak, baldan tatli ve buzdan soguk bir cennet nehrinin adidir. Bu sudan sâdece Receb Ayi'nda oruç tutanlar içebilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki: «— Receb, Allah'in, Saban benim ve Ramazan da Ümmetimin ayidir.» &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hikmet ehli der ki: «Receb kelimesi üç harften ibarettir. «Ra» «cim» «Bâ», &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;«Ra»&lt;/strong&gt; Allah'in rahmetini. «&lt;strong&gt;Cim»&lt;/strong&gt; kulun suç ve cürmünü. &lt;strong&gt;«Ba»&lt;/strong&gt; da Allâh'in iyiliginin bereketini temsil eder. Kelimenin bu harfleri vasitasi ile sanki ulu Allah «Kulunun suç ve günahini rahmet ve iyiligim arasina alirim» diye buyurur gibidir.» &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki: «—&lt;em&gt; Kim Receb ayinin yirmi yedinci gecesi oruç tutarsa, amel defterine altmis aylik orucun sevabi yazilir.»&lt;/em&gt; Receb ayinin yirmi yedinci günü. Cebrail (A.S)'in Peygamberimize ilk defa vahiy getirdigi ve Peygamberimizin Mirâç'a çiktigi gündür. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki: "&lt;em&gt;Beni dinleyin. Receb, insanlarin kavga düsüncesine kapilmadiktan bir Allah Ayi'dir. Inanarak ve önem vererek Receb Ayi'ndan bir gün oruç tutanlar ulu Allah'in Rtzasi'ni hak ederler."&lt;/em&gt; Ileri sürüldügüne göre, ulu Allah Zilka'de, "Zilhicce, Muharrem ve Receb Aylari'ni, senenin diger aylarinin süsü olarak yaratmistir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nitekim ulu Allah: &lt;em&gt;«Aylarin sayisi Allah katinda, Allah'in Kitabinda on ikidir. Onlarin dördü dokunulmazlik aylaridir&lt;/em&gt;» buyuruyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dokunulmaz dört ayin ücü arka arkayadir. Yalniz bir tanesi -ki o da Receb'dir- tek basinadir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Söylendigine göre Beyt-ül Makdis'de bir kadin Receb Ayi'in her günü on iki bin kere ihlâs Sûresi'ni okur ve bu ay boyunca kaba islemeli bir elbise giyerdi. Bir gün hastalandi, ogluna ölünce kendisini kaba elbisesi ile topraga vermesini vasiyyet etti. Ölünce oglu kadini pahali bir kefene sardi. Gece onu rüyasinda gördü. Kadin rüyada ogluna «Ben senden razi degilim. Çünki sen, vasiyyettmi uygulamadin.» dedi. Oglan korkarak uyandi Yeniden anasini icine sarmak üzere kaba islemeli elbiseyi yanina alarak mezarliga vardi. Kabri acinca anasinin cesedini bulamadi, sasirdi. Bu sirada kulagina «Bize Receb Ayi'nda ibâdet edeni bizim yapayalniz birakmayacagimizi bilmiyor musun» diye bir ses geldi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;ileri sürüldügüne göre, Receb Ayi'nın ilk Cuma Gecesi'nin üçte ikisinden sonra sabaha kadar bütün melekler tek tek Receb Ayi içinde oruç tutanlar için duâ ederler. Peygamber'imîz (S-A.S.) buyuruyor ki: &lt;em&gt;"Kim dokunulmaz oylardan (Zilka'da, Zilhicce, Muharrem ve Receb Aylari) üçer gün oruç tutarsa amel defterine dokuzyüz senelik ibadet sevabi yazilir&lt;/em&gt;."&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hadisi rivayet eden Enes Ibni Mâlik : «Bu hadisi, Peygamber´imizin kendisinden isitmedimse kulaklarim sagir olsun!» demistir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Lâtif bir degerlendirme: Haram aylari dörttür. En büyük melekler dörttür. Allâh'dan gelen baslica Kitablar dörttür. Abdest âzâlari dörttür. Tesbih cümlelerinin en faziletlileri dörttür. Onlar da "Sübhanallah, elham&amp;shy;dülillah, Lâ ilâhe illallâh. Allâhu Ekber" ,dir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sayilarin temeli dörttür. Birler, onlar, yüzler, binler. Zaman birimleri saat, gün, ay ve yil olmak üzere dörttür. Mevsimler ilkbahar, yaz, sonbahar ve kis olmak üzere dörttür. Maddelerin hali sicaklik, sogukluk, kuruluk ve yaslik olmak üzere dörttür, insan vücudunun baslica unsurlan safra, koyu sivi, kan ve balgam olmak üzere dörttür. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Rasid halifler Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Ali (R. Anhum) olmak üzere dörttür.)&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Deyleminin rivayetine göre: Hz. Ayse söyle buyurmustur: Peygamber'imizi «Allah su dört gecede rahmet yagdirir. &lt;strong&gt;Kurban Bayrami Gecesi, Ramazan Bayrami Gecesi, Saban Ayi'nin onbesinci Gecesi ve Receb Ayi'nin ilk gecesi»&lt;/strong&gt; buyururken isittim.» Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor: «— Bes gece vardir ki, Allah o geceler içinde kendisine yapilan dualari mutlaka kabul eder: Recebin ilk gecesi. Saban´in onbesinci gecesi. Cuma Gecesi. Ramazan ve Kurban Bayramlarinin Gece'leri.»..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Kaynak:Kalplerin Keşfi(Receb Ayının Fazileti)-İmam-ı Gazali(rahm.aleyh)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-2622130711889840369?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/2622130711889840369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=2622130711889840369&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/2622130711889840369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/2622130711889840369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/06/uc-aylar-geldi-receb-i-serif.html' title='Üç Aylar Geldi; Receb-i Şerif'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sj-HpA7adaI/AAAAAAAAC5Y/UmLER5z07a4/s72-c/wp31lkh9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-337776331811704439</id><published>2009-06-19T09:39:00.003+03:00</published><updated>2009-06-19T09:46:39.370+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayet-i Celile'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><title type='text'>Kürtajcılara..!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sjs0O6NmsWI/AAAAAAAAC44/e4KQMKWsYDI/s1600-h/ads%C4%B1zmmm.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348926413181727074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 187px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sjs0O6NmsWI/AAAAAAAAC44/e4KQMKWsYDI/s400/ads%C4%B1zmmm.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;151-De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, &lt;strong&gt;yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin&lt;/strong&gt;. -Sizin de, onların da rızıklarını Biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz."&lt;br /&gt;152."Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz." (En'am Suresi 151-152. Ayetler)..&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-337776331811704439?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/337776331811704439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=337776331811704439&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/337776331811704439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/337776331811704439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/06/kurtajclara.html' title='Kürtajcılara..!'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sjs0O6NmsWI/AAAAAAAAC44/e4KQMKWsYDI/s72-c/ads%C4%B1zmmm.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-3871342869630072478</id><published>2009-06-19T09:14:00.003+03:00</published><updated>2009-06-23T10:27:51.468+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asr-ı Saadet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadis-i Şerif'/><title type='text'>Çocuğa Verilen Söz!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sjsvmzu9GqI/AAAAAAAAC4w/Al634BcmC88/s1600-h/cocuk01_aDt9IuEs30.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348921326201281186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 205px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sjsvmzu9GqI/AAAAAAAAC4w/Al634BcmC88/s400/cocuk01_aDt9IuEs30.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;İnsan,bir çocuğa 'Sus sana şunu alacağım' der de sonra verdiği şeyi almazsa bu onun üzerine yalan olarak yazılır ve Kıyamet gününde yalan sebebiyle azab ile cezalandırılır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Abdullah bin Amir(r.a) dedi ki: Resulullah (s.a.v) bizim evimize geldi. Ben küçük bir çocuktum. Oynamaya gidecektim. Annem bana,"&lt;em&gt;Ey Abdullah, gel, sana bir şey vereceğim&lt;/em&gt;." dedi. Bunun üzerine Resulullah(s.a.v) &lt;em&gt;'Ona ne vermek istemiştin?&lt;/em&gt;' dedi. Annem 'Hurma verecektim.' deyince, Peygamber Efendimiz (s.a.v) '&lt;strong&gt; Şayet dediğini yapmayacak olsaydın sana bir yalan günahı yazılırdı.'&lt;/strong&gt; buyurdu..&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;kaynak:Ebu Davud, Edeb 88, (4991).&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-3871342869630072478?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/3871342869630072478/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=3871342869630072478&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/3871342869630072478'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/3871342869630072478'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/06/cocuga-verilen-soz.html' title='Çocuğa Verilen Söz!'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/Sjsvmzu9GqI/AAAAAAAAC4w/Al634BcmC88/s72-c/cocuk01_aDt9IuEs30.gif' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-7740676672110046381</id><published>2009-06-04T15:41:00.004+03:00</published><updated>2009-06-04T15:56:15.956+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayet-i Celile'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Riyazü&apos;s-salihin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadis-i Şerif'/><title type='text'>HELAL,HARAM ve Şüpheli Haller Üzerine</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SifEPhgUQNI/AAAAAAAAC14/9x2cedWfKJw/s1600-h/su_damlasi_2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343455253869379794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 243px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SifEPhgUQNI/AAAAAAAAC14/9x2cedWfKJw/s320/su_damlasi_2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nu'mân İbni Beşîr radıyallahu anhümâ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinledim, dedi:&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;Helâl olan şeyler belli, haram olan şeyler bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır.&lt;br /&gt;Şüpheli konulardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli konulardan sakınmayanlar ise gitgide harama dalar. Tıpkı sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu arâziye girme tehlikesi vardır.&lt;br /&gt;Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arâzisi vardır. Unutmayın ki, Allah'ın yasak arâzisi de haram kıldığı şeylerdir.&lt;br /&gt;Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalbdir."&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;(Buhârî, Îmân 39, Büyû' 2; Müslim, Müsâkat 107, 108. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Büyû' 3; Tirmizî, Büyû' 1; Nesâî, Büyû' 2, Kudât 11; İbni Mâce, Fiten 14)&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;* * *&lt;br /&gt;Beş hadisin İslâm dininin özünü ihtivâ ettiğini söyleyen âlimler, bu hadîs-i şerîfi o beş hadisten biri kabul etmişler, hatta bazıları bunu İslâm dininin bütün hükümlerini bünyesinde toplayacak kadar geniş mânalı bulmuşlardır.&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz bu hadiste, müslümanların karşısına çıkacak meseleleri üç gurupta toplamaktadır:&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Birincisi;&lt;/em&gt; &lt;span style="color:#990000;"&gt;yemek, içmek, yürümek, konuşmak ve evlenmek gibi helâl davranışlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;İkincisi;&lt;/em&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt; içki içmek, zina etmek, yalan söylemek, iftira etmek gibi haram davranışlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Üçüncüsü ise&lt;strong&gt; şüpheli konulardır&lt;/strong&gt;. &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343454945137920370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 242px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SifD9jZACXI/AAAAAAAAC1w/X9QB-s_-tJU/s320/dua_hands.jpg" border="0" /&gt;Şüpheli konuların helâl kısmına mı, yoksa haram kısmına mı girdiği ilk bakışta bilinemez. Çünkü din bu konuda bir hüküm getirmemiştir. Bu sebepledir ki, Peygamber Efendimiz, halkın birçoğunun bunları bilemeyeceğini söylemiştir. İslâm âlimleri bunları bilinen benzeri konulara kıyas ederek yani ictihad yaparak açıklığa kavuşturmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yanında helâller diğer yanında haramlar bulunan şüpheli konuların sınırları kesin çizgilerle ayrılmamıştır. Bu sebeple şüpheli konular bölgesinde dolaşmak tehlikelidir. Bu tehlikeyi Peygamber Efendimiz şöyle dile getirmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şüpheli konulara yaklaşmaya cesaret edenler, burasının hassas bölge olduğunu unutarak kesin çizgilerle yasaklanmış bölgelere kadar giderler ve sonunda kendilerini yasak bölgenin içinde buluverirler. İşte o zaman bu kimseler iki bakımdan perişan olurlar. Önce müslümanların arasındaki değerlerini kaybederler; halkın diline düşerek rezil olurlar; namus ve haysiyetlerini yitirirler. İkinci olarak da, Allah'ı gücendirirler ve O'nun rızâsını kaybederler&lt;strong&gt;. Peygamber Efendimiz'in "Şüpheli konulardan her kim sakınırsa, dinini ve ırzını korumuş olur&lt;/strong&gt;" sözüyle anlatmak istediği işte budur.&lt;br /&gt;Şüpheli konular bölgesinde dolaşmayı, sisli bölgede yürümeye benzetebiliriz. Sisli bölgede yürümeye devam edenler, içinde bulundukları anormal şartları zamanla normal görebilirler ve farkında olmadan daha koyu sise ve karanlığa dalabilirler. Diğer bir ifadeyle söyleyecek olursak, mekruhlara alışan ve onları önemsemeyen kimseler, çok geçmeden kendilerini haramın içinde bulabilirler.&lt;br /&gt;Şüpheli konuları, sahâbîlerin iyi bildiği bir misâlle açıklamak isteyen Peygamber Efendimiz, onlara Arap hükümdarlarının korularını hatırlattı. Arap hükümdarları kendi hayvanlarının otladığı özel koruya başkalarını yaklaştırmazlardı. Yaklaşmaya cesaret edenlere ağır cezalar verirlerdi. Bunu belirttikten sonra Efendimiz Allah'ın da bir yasak arâzisi yâni haramları olduğunu, o yasak arâziye girenlerin Allah'a karşı gelmiş sayılacaklarını söyledi.&lt;br /&gt;Bu üç farklı bölgeyi, yâni dolaşılması helâl, şüpheli ve yasak arâziyi insana kalbinin göstereceğini belirten Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, kalbin sağlığını korumanın çok önemli olduğunu anlatmaktadır. Hadisimizin baş tarafı ile son tarafında böyle bir ilgi vardır. Efendimiz demek istiyor ki, kalbin sağlığını koruyabilmek için onu &lt;em&gt;helâl lokma ile beslemek şarttır.&lt;/em&gt; Kalbin iyi ile kötüyü, şüpheli ile yasağı ayırt edebilmesi buna bağlıdır. Haram lokma ile beslenen kalb, zamanla saflığını yitirerek bulanır, hatta bir zaman sonra kararmaya başlar. Bu hal kalbin hastalandığını ve ayırıcı özelliğini yitirdiğini gösterir.&lt;br /&gt;Bir defasında Peygamber aleyhisselâm kalbin nasıl hastalandığını anlattı. Yapılan her bir günahın kalbin üzerinde siyah bir nokta meydana getirdiğini, noktalar çoğaldığı zaman kalbin siyah bir hal aldığını ve artık iyi ile kötüyü birbirinden ayırma görevini yapamadığını söyledi.&lt;br /&gt;Kalbin sağlığını korumak veya hastalanmış bir kalbi iyileştirmek için yapılması gerekeni, onu icad edip yaratan bildirmiş ve: &lt;strong&gt;"Unutmayın ki, kalbler, Allah'ı anarak huzura kavuşur&lt;/strong&gt;" buyurmuştur &lt;span style="font-size:85%;"&gt;[Ra'd sûresi (13), 28].&lt;/span&gt; Allah Teâlâ'nın yapmamızı istediği her ibadet, kalbin sağlığını korumak için emredilmiştir. Allah adıyla dirilip can bulan bir kalb, vücut ülkesinin yegâne sultanı olduğu için, emri altındaki bütün varlıklara, yani ellere, ayaklara, dillere, dudaklara, gözlere, kulaklara isabetli emirler verir; başarılı bir hükümdâr olur.&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz'in küçücük et parçası diye anlattığı kalb, acaba göğsümüzde çırpınıp duran et parçası mı, yoksa davranışlarımıza yön veren akıl mıdır? Öyle anlaşılıyor ki, davranışlarımıza yön veren şey, o çırpınan kalb sayesinde varlığını koruyan akıldır. Kalbin iyiliği sözüyle anlatılan da, sağlam bir anlayış ve mükemmel bir düşüncedir&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-7740676672110046381?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/7740676672110046381/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=7740676672110046381&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7740676672110046381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7740676672110046381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/06/helalharam-ve-supheli-haller-uzerine.html' title='HELAL,HARAM ve Şüpheli Haller Üzerine'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SifEPhgUQNI/AAAAAAAAC14/9x2cedWfKJw/s72-c/su_damlasi_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-8876725637610673489</id><published>2009-05-23T11:50:00.005+03:00</published><updated>2009-05-23T12:02:06.343+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dersaadet'/><title type='text'>Bitme(yecek)yen Bahanelerimiz! 2</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/She7PLB8T-I/AAAAAAAAC0w/E-4Qaeh73sA/s1600-h/mezar-taslari_2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338941752604381154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 246px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/She7PLB8T-I/AAAAAAAAC0w/E-4Qaeh73sA/s320/mezar-taslari_2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Benim ahiret kavramım değişik.&lt;br /&gt;- Aklıma bin türlü şey geliyor,yok olmuyacak böyle.&lt;br /&gt;- E inşallah,ileride Allah nasip ederse.&lt;br /&gt;- Bir gün bir başlıcam,tam başlıcam zaten. biliyorum&lt;br /&gt;- benim bilmediğim tek şey 5 vakit namaz,o da işime gelmiyor. ‘ha ha ha’..&lt;br /&gt;- Aha senin gibi gelip böyle konuşuyorlar,inadına kılmıyorum bende&lt;br /&gt;- namaz kılmıyorum ama kimse beni öldürmedi şimdiye kadar !&lt;br /&gt;- kılmıyorum ama kılana da bir şey diyemem (Ömür geçer…)&lt;br /&gt;- Kur’anda ‘namaza yaklaşmayın’ yazıyo. (İçkili iken namaza yaklaşmama konusunda ayeti çarptıranlara uyanlar)&lt;br /&gt;……..vs&lt;br /&gt;&lt;em&gt;birde şeytan vesveseleri var günümüzde,…&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Zina değil bu, kendi aramızda sözlendik biz.&lt;br /&gt;- Tevbe ederim sonra&lt;br /&gt;- Bir kereden bir şey olmaz be&lt;br /&gt;- Herşeyide dine yormasan olmaz&lt;br /&gt;- E bi kere başladık artık,içiyoruz&lt;br /&gt;- E günahsa niye yarattı o zaman ALLAH&lt;br /&gt;- Ya ne alakası var,keyfimizi kaçırma şimdi (Öğüt ve nasihattan sonra)&lt;br /&gt;- Herşeyin bir zamanı var&lt;br /&gt;- O yasak bu haram, ne helal o zaman? (İsyan şekli)&lt;br /&gt;- İş yok,ekmek yok, çalmadan çırpmadan olmuyor işte.&lt;br /&gt;- Eğilip kalktığımda kendimi tuhaf hissediyorum&lt;br /&gt;- Hep aynı rakamları oynuyorum,sistem kesin. Vuracak para&lt;br /&gt;- Millet orada gülüp eyleşirken,benim ne eksiğim var?&lt;br /&gt;- Kur’an da yazıyo mu böyle değil diye, ee? (Maalesef bu yaklaşım içinde olan çok var )&lt;br /&gt;- Zayıfım ben,tutamıyorum ki kendimi.&lt;br /&gt;- Vay vay, gelip bana bir şey diyecek,ben öyle duracağım ha! Keserim adamı&lt;br /&gt;- Yasaklar tatlıdır, ehi ehi..&lt;br /&gt;….vs.. gider bu.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cenab-ı Allah sonumuzu hayır eylesin,. Allah (c.c) cümle Hz.Muhammed (s.a.v)ümmetini korusun..Şeytanın şerrinden koru bizi ya rabbel alemin, gafletten,düşüklükten korubizi Hak yolunda ilet Allah’ım, koru bizi..&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;alıntı:(&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://www.muslumannesil.com/"&gt;www.muslumannesil.com&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-8876725637610673489?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/8876725637610673489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=8876725637610673489&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/8876725637610673489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/8876725637610673489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/05/bitmeyecekyen-bahanelerimiz-2.html' title='Bitme(yecek)yen Bahanelerimiz! 2'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/She7PLB8T-I/AAAAAAAAC0w/E-4Qaeh73sA/s72-c/mezar-taslari_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-7033790059286883477</id><published>2009-05-23T11:49:00.005+03:00</published><updated>2009-05-23T11:59:30.523+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dersaadet'/><title type='text'>Bitme(meyecek)yen Bahanelerimiz! 1</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/She6Rq81-gI/AAAAAAAAC0o/D9z0NxW85Sk/s1600-h/jaulas-para-pajaros.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338940696021039618" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 282px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/She6Rq81-gI/AAAAAAAAC0o/D9z0NxW85Sk/s320/jaulas-para-pajaros.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gençken yaşayamazsam başka ne zaman yaşayacağım&lt;br /&gt;- Ben onlardan daha müslümanım&lt;br /&gt;- LA İLAHE İLLALLAH diyen herkes cennete girecek nasıl olsa&lt;br /&gt;- Yaşlanınca kılarım&lt;br /&gt;- Çalışmakta ibadet (mutlaka,ama bunu farklı yorumlayanları az çok görürsünüz)&lt;br /&gt;- Allah kısmet ettiği zaman kılarım&lt;br /&gt;- Namaz kılmıyorum ama Müslümanım&lt;br /&gt;- ALLAH (c.c) kalbe bakar..&lt;br /&gt;- Zaman müsait olmuyor bir türlü,&lt;br /&gt;- Üşendim ya,o yüzden&lt;br /&gt;- Her koyun kendi bacağından asılır&lt;br /&gt;- O benimle ALLAH arasında&lt;br /&gt;- Bir şey olmaz ALLAH affeder&lt;br /&gt;- Ya o ayrı o ayrı, onunda yeri zamanı var&lt;br /&gt;- Cehennemde bir süre kaldıktan sonra cennete girmeyecekmiyiz&lt;br /&gt;- Bizim evde de kimse kılmıyorki&lt;br /&gt;- Cuma’ları hiç kaçırmıyorum ama o değilde.Bayram namazı filan kılıyorum yani.&lt;br /&gt;(İki Cuma arası günahların affı ile yol alıp,bu iki Cuma arası kılmadığı namazların günahının affolacağını düşünen bazı çevreler var)&lt;br /&gt;- Kendimi iyice disipline ediyim öyle (Sonu gelmez güne doğru kulaç atanlar)&lt;br /&gt;- La bu kadar günahla,Allah’ın karşısına nasıl çıkarım ben&lt;br /&gt;- Millet der, ‘hacı hocamı oldun’, gülerler adama&lt;br /&gt;- Dua da ibadet nasıl olsa,dua ediyorum gece yatarken ben&lt;br /&gt;- Dinden soğuttular beni, o yüzden&lt;br /&gt;- Ramazan gelsin kılarız,sorun değil&lt;br /&gt;- Bu işi kim sonuna kadar götürebilirki, sen kıldın da ne kazandın&lt;br /&gt;- Ramazanda kılarız, çünkü o zaman bir namaz yetmiş namaza bedel&lt;br /&gt;- Abdest alıcan,camiye gidicen filan, bunlar bizi aşar.&lt;br /&gt;- Kıldıkta ne oldu bugüne kadar,aynı hani?&lt;br /&gt;- Müslümanlığı tam olarak bilmiyorum ki daha.&lt;br /&gt;- İçimden geldiği zaman ve kendimi hazır hissettiğim zaman kılıyorum.&lt;br /&gt;- Kılmıyorum ama hiç günah işlemiyorum.... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985983941068766396-7033790059286883477?l=manaiklimi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manaiklimi.blogspot.com/feeds/7033790059286883477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985983941068766396&amp;postID=7033790059286883477&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7033790059286883477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985983941068766396/posts/default/7033790059286883477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manaiklimi.blogspot.com/2009/05/bitmemeyecekyen-bahanelerimiz.html' title='Bitme(meyecek)yen Bahanelerimiz! 1'/><author><name>H;M</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04768750329042382108</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/SazQzQFk-BI/AAAAAAAACdw/QUuV7z3Zbs0/S220/yavuzsultanselim0ag.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/She6Rq81-gI/AAAAAAAAC0o/D9z0NxW85Sk/s72-c/jaulas-para-pajaros.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985983941068766396.post-4625635378826244948</id><published>2009-05-20T10:18:00.011+03:00</published><updated>2009-05-21T11:07:06.044+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sırr-ı Ala'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kıssa'/><title type='text'>'VAV ile ELİF'</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/ShOvG19ruaI/AAAAAAAACzQ/x77_k1uFguM/s1600-h/image001.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337802515464042914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 154px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/ShOvG19ruaI/AAAAAAAACzQ/x77_k1uFguM/s320/image001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Aşk da tıpkı elif gibidir,isminde gizlidir,ama okunmaz.o olmadan da besmele sese gelmez.o her şeyin içindedir,ama hiç bir şeyde görünmez. "&lt;em&gt;hz.mevlana"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337804193951686434" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 231px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_6u_JS2olm8Q/ShOwoi0UnyI/AAAAAAAACzY/STEWjRw9i04/s320/image002.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır.İnsan iki büklüm yaşar, 
